Arzu Kök - Şair ve Yazar
Köşe Yazarı
Arzu Kök - Şair ve Yazar
 

Düşünürler Türkiye Halkına Neler Söylerdi? -38-

GEORGE BERKELEY Konuşuyor 1685–1753 yılları arasında yaşamış olan Berkeley, özellikle felsefede idealizm (daha özelde “öznel idealizm”) görüşüyle tanınır.  Dünyada yalnızca ruhların ve bu ruhların idelerinin var olduğunu, buna karşılık maddenin var olmadığını öne süren düşünür, Hristiyan din adamı ve Anglikan episkopostur.  Bakalım George Berkeley günümüzde Türkiye’de yaşasaydı bizlere neler söylerdi: Sevgili dostlarım, Bugün sizlere hitap ederken, yalnızca varlığın doğası üzerine düşünen bir filozof olarak değil, aynı zamanda hızla değişen bir dünyada anlam arayan bir insan olarak konuşuyorum. İçinde bulunduğunuz çağ, benim yaşadığım dönemden çok farklı. Sizler artık yalnızca doğayı değil, aynı zamanda ekranları, verileri, görüntüleri ve sürekli akan bilgiyi deneyimliyorsunuz. Bu nedenle “gerçeklik” meselesi, belki de hiç olmadığı kadar karmaşık ve önemli bir hâl almış durumda. Benim zamanımda insanlar, bir ağacın, bir taşın ya da bir nehrin gerçekten “orada” olup olmadığını sorguluyordu. Bugün ise sizler, bir görüntünün, bir haberin, bir sosyal medya paylaşımının ne kadar gerçek olduğunu sorguluyorsunuz. Bu durum, aslında benim savunduğum düşüncelerin yeni bir bağlamda yeniden ortaya çıktığını gösterir. Ben derim ki: Varlık, algılanmaktır. Ancak bugün bu ifadeyi yeniden düşünmemiz gerekir. Çünkü artık algı dediğimiz şey yalnızca gözlerimizle gördüğümüz ya da kulaklarımızla duyduğumuz şeylerden ibaret değildir. Algılarınız, algoritmalar tarafından şekillendiriliyor. Karşınıza çıkan içerikler, sizin tercihlerinize göre seçiliyor. Böyle bir dünyada, “neyi algıladığınız” kadar, “neden onu algıladığınız” da önemli hâle gelir. Şimdi sizlere şunu sormak isterim: Gördüğünüz şey gerçekten sizin mi? Yoksa size gösterilen mi? Günümüz Türkiye’sinde —ve aslında dünyanın birçok yerinde— insanlar aynı olaylara bakıp tamamen farklı gerçeklikler deneyimleyebiliyor. Aynı haberi okuyan iki kişi, birbirine zıt sonuçlara ulaşabiliyor. Bu durum, yalnızca fikir ayrılığı değil; algı ayrılığıdır. Ve algı ayrılığı, gerçekliğin parçalanmasına yol açar. Benim felsefem, algının merkezde olduğunu söyler. Ancak bu, algının kontrolsüz bırakılması gerektiği anlamına gelmez. Aksine, algının farkında olmak, onu sorgulamak ve nasıl oluştuğunu anlamak gerekir. Eğer bunu yapmazsanız, gerçekliği siz kurmazsınız; başkaları sizin yerinize kurar. Bugün sizler, sürekli bir bilgi akışı içindesiniz. Haberler, yorumlar, görüntüler… Hepsi zihninize ulaşıyor ve orada bir dünya inşa ediyor. Ancak unutmayın: Bu dünya, doğrudan gerçekliğin kendisi değil; onun zihninizdeki temsilidir. Eğer bu temsilleri sorgulamazsanız, onları gerçekliğin kendisi sanabilirsiniz. Benim yaşadığım dönemde insanlar, maddenin varlığını sorgularken zorlanıyordu. Bugün ise belki de tam tersi bir sorunla karşı karşıyasınız: Görüntülerin ve bilgilerin fazlalığı, onların gerçekliğini sorgulamayı zorlaştırıyor. Her şey o kadar hızlı ve yoğun ki, düşünmeye zaman kalmıyor. Oysa düşünmek, özgürlüğün temelidir. Sevgili dostlarım, Sizler köklü bir tarihe, derin bir kültüre ve güçlü bir toplumsal yapıya sahipsiniz. Ancak aynı zamanda büyük bir değişimin içindesiniz. Bu değişim, yalnızca ekonomik ya da teknolojik değil; aynı zamanda zihinsel bir dönüşümdür. İnsanlar artık dünyayı doğrudan deneyimlemek yerine, çoğu zaman ekranlar aracılığıyla deneyimliyor. Bu durum, benim “algı” kavramımı daha da önemli hâle getirir. Çünkü artık algılarınızın kaynağı daha karmaşık. Bir şeyi görmeniz, onun doğrudan gerçek olduğu anlamına gelmez. Bir şeyi çok sık görmeniz de onun doğru olduğu anlamına gelmez. Bu noktada şunu hatırlatmak isterim: Gerçeklik, yalnızca size sunulanlardan ibaret değildir. Onu anlamak için aktif bir çaba gerekir. Benim felsefemde, tüm algıların kaynağında daha yüksek bir bilinç olduğunu savunurum. Bugün bu fikri şöyle düşünebilirsiniz: Evrenin bir düzeni vardır. Bu düzen, yalnızca bireysel zihinlerin ürünü değildir. Ancak bu, sizin sorumluluğunuzu ortadan kaldırmaz. Çünkü siz, bu düzeni nasıl algıladığınızla kendi dünyanızı şekillendirirsiniz. Eğer algılarınızı sorgulamazsanız, başkalarının oluşturduğu bir dünyanın içinde yaşarsınız. Eğer sorgularsanız, kendi gerçekliğinizi daha bilinçli bir şekilde kurabilirsiniz. Bugün Türkiye’de —ve dünyada— en büyük sorunlardan biri, insanların birbirini anlamakta zorlanmasıdır. Bunun nedeni yalnızca fikir ayrılıkları değil; farklı gerçeklikler içinde yaşamalarıdır. Aynı kelimeleri kullanıp farklı şeyler kastediyorlar. Aynı olaylara bakıp farklı dünyalar görüyorlar. Bu durumdan çıkışın yolu, algının doğasını anlamaktan geçer. Eğer şunu kabul ederseniz: “Benim gördüğüm dünya, mutlak gerçekliğin kendisi değil; onun benim zihnimdeki bir yorumu,” o zaman başkalarının da farklı yorumlara sahip olabileceğini anlarsınız. Bu anlayış, sizi daha açık fikirli, daha sabırlı ve daha adil yapar. Bu, yalnızca felsefi bir kazanım değil; toplumsal bir ihtiyaçtır. Sevgili dostlarım, Benim sizlere çağrım şudur: Algılarınızın farkına varın. Size sunulanı hemen kabul etmeyin. Gördüğünüzü, duyduğunuzu, okuduğunuzu sorgulayın. Çünkü gerçeklik, pasif bir şekilde alınacak bir şey değildir; aktif bir şekilde anlaşılması gereken bir süreçtir. Unutmayın: Zihniniz, dünyanızı kurar. Eğer zihninizi geliştirir, sorgular ve açık tutarsanız, daha derin bir gerçeklik anlayışına ulaşabilirsiniz. Eğer bunu yapmazsanız, yüzeyde kalırsınız ve size sunulan dünyayla yetinmek zorunda kalırsınız. Benim felsefem, bazılarına göre gerçekliği “zihne indirger.” Oysa ben tam tersini savunuyorum: Gerçekliği daha doğrudan, daha erişilebilir ve daha anlamlı hâle getiriyorum. Çünkü artık onu ulaşılmaz bir maddenin arkasında değil, doğrudan deneyiminizde arıyorsunuz. Bugün sizler için en büyük tehlike, gerçekliğin yok olması değil; onun bulanıklaşmasıdır. Bu bulanıklık, ancak bilinçli bir zihinle aşılabilir. Son olarak şunu söylemek isterim: Gerçeklik, size sunulan bir şey değil; sizinle birlikte ortaya çıkan bir şeydir. Onu anlamak için yalnızca bakmak yetmez; sorgulamak gerekir. Yalnızca görmek yetmez; anlamak gerekir. Ve en önemlisi: Kendi zihninize sahip çıkmanız gerekir. Çünkü eğer siz sahip çıkmazsanız, başkaları sizin yerinize düşünür, sizin yerinize algılar ve sizin yerinize bir dünya kurar. Hepinize teşekkür ederim.
Ekleme Tarihi: 02 Mayıs 2026 -Cumartesi

Düşünürler Türkiye Halkına Neler Söylerdi? -38-

GEORGE BERKELEY Konuşuyor

1685–1753 yılları arasında yaşamış olan Berkeley, özellikle felsefede idealizm (daha özelde “öznel idealizm”) görüşüyle tanınır.  Dünyada yalnızca ruhların ve bu ruhların idelerinin var olduğunu, buna karşılık maddenin var olmadığını öne süren düşünür, Hristiyan din adamı ve Anglikan episkopostur.  Bakalım George Berkeley günümüzde Türkiye’de yaşasaydı bizlere neler söylerdi:

Sevgili dostlarım,

Bugün sizlere hitap ederken, yalnızca varlığın doğası üzerine düşünen bir filozof olarak değil, aynı zamanda hızla değişen bir dünyada anlam arayan bir insan olarak konuşuyorum. İçinde bulunduğunuz çağ, benim yaşadığım dönemden çok farklı. Sizler artık yalnızca doğayı değil, aynı zamanda ekranları, verileri, görüntüleri ve sürekli akan bilgiyi deneyimliyorsunuz. Bu nedenle “gerçeklik” meselesi, belki de hiç olmadığı kadar karmaşık ve önemli bir hâl almış durumda.

Benim zamanımda insanlar, bir ağacın, bir taşın ya da bir nehrin gerçekten “orada” olup olmadığını sorguluyordu. Bugün ise sizler, bir görüntünün, bir haberin, bir sosyal medya paylaşımının ne kadar gerçek olduğunu sorguluyorsunuz. Bu durum, aslında benim savunduğum düşüncelerin yeni bir bağlamda yeniden ortaya çıktığını gösterir.

Ben derim ki: Varlık, algılanmaktır. Ancak bugün bu ifadeyi yeniden düşünmemiz gerekir. Çünkü artık algı dediğimiz şey yalnızca gözlerimizle gördüğümüz ya da kulaklarımızla duyduğumuz şeylerden ibaret değildir. Algılarınız, algoritmalar tarafından şekillendiriliyor. Karşınıza çıkan içerikler, sizin tercihlerinize göre seçiliyor. Böyle bir dünyada, “neyi algıladığınız” kadar, “neden onu algıladığınız” da önemli hâle gelir.

Şimdi sizlere şunu sormak isterim: Gördüğünüz şey gerçekten sizin mi? Yoksa size gösterilen mi?

Günümüz Türkiye’sinde —ve aslında dünyanın birçok yerinde— insanlar aynı olaylara bakıp tamamen farklı gerçeklikler deneyimleyebiliyor. Aynı haberi okuyan iki kişi, birbirine zıt sonuçlara ulaşabiliyor. Bu durum, yalnızca fikir ayrılığı değil; algı ayrılığıdır. Ve algı ayrılığı, gerçekliğin parçalanmasına yol açar.

Benim felsefem, algının merkezde olduğunu söyler. Ancak bu, algının kontrolsüz bırakılması gerektiği anlamına gelmez. Aksine, algının farkında olmak, onu sorgulamak ve nasıl oluştuğunu anlamak gerekir. Eğer bunu yapmazsanız, gerçekliği siz kurmazsınız; başkaları sizin yerinize kurar.

Bugün sizler, sürekli bir bilgi akışı içindesiniz. Haberler, yorumlar, görüntüler… Hepsi zihninize ulaşıyor ve orada bir dünya inşa ediyor. Ancak unutmayın: Bu dünya, doğrudan gerçekliğin kendisi değil; onun zihninizdeki temsilidir. Eğer bu temsilleri sorgulamazsanız, onları gerçekliğin kendisi sanabilirsiniz.

Benim yaşadığım dönemde insanlar, maddenin varlığını sorgularken zorlanıyordu. Bugün ise belki de tam tersi bir sorunla karşı karşıyasınız: Görüntülerin ve bilgilerin fazlalığı, onların gerçekliğini sorgulamayı zorlaştırıyor. Her şey o kadar hızlı ve yoğun ki, düşünmeye zaman kalmıyor.

Oysa düşünmek, özgürlüğün temelidir.

Sevgili dostlarım,

Sizler köklü bir tarihe, derin bir kültüre ve güçlü bir toplumsal yapıya sahipsiniz. Ancak aynı zamanda büyük bir değişimin içindesiniz. Bu değişim, yalnızca ekonomik ya da teknolojik değil; aynı zamanda zihinsel bir dönüşümdür. İnsanlar artık dünyayı doğrudan deneyimlemek yerine, çoğu zaman ekranlar aracılığıyla deneyimliyor.

Bu durum, benim “algı” kavramımı daha da önemli hâle getirir. Çünkü artık algılarınızın kaynağı daha karmaşık. Bir şeyi görmeniz, onun doğrudan gerçek olduğu anlamına gelmez. Bir şeyi çok sık görmeniz de onun doğru olduğu anlamına gelmez.

Bu noktada şunu hatırlatmak isterim: Gerçeklik, yalnızca size sunulanlardan ibaret değildir. Onu anlamak için aktif bir çaba gerekir.

Benim felsefemde, tüm algıların kaynağında daha yüksek bir bilinç olduğunu savunurum. Bugün bu fikri şöyle düşünebilirsiniz: Evrenin bir düzeni vardır. Bu düzen, yalnızca bireysel zihinlerin ürünü değildir. Ancak bu, sizin sorumluluğunuzu ortadan kaldırmaz. Çünkü siz, bu düzeni nasıl algıladığınızla kendi dünyanızı şekillendirirsiniz.

Eğer algılarınızı sorgulamazsanız, başkalarının oluşturduğu bir dünyanın içinde yaşarsınız. Eğer sorgularsanız, kendi gerçekliğinizi daha bilinçli bir şekilde kurabilirsiniz.

Bugün Türkiye’de —ve dünyada— en büyük sorunlardan biri, insanların birbirini anlamakta zorlanmasıdır. Bunun nedeni yalnızca fikir ayrılıkları değil; farklı gerçeklikler içinde yaşamalarıdır. Aynı kelimeleri kullanıp farklı şeyler kastediyorlar. Aynı olaylara bakıp farklı dünyalar görüyorlar.

Bu durumdan çıkışın yolu, algının doğasını anlamaktan geçer.

Eğer şunu kabul ederseniz: “Benim gördüğüm dünya, mutlak gerçekliğin kendisi değil; onun benim zihnimdeki bir yorumu,” o zaman başkalarının da farklı yorumlara sahip olabileceğini anlarsınız. Bu anlayış, sizi daha açık fikirli, daha sabırlı ve daha adil yapar.

Bu, yalnızca felsefi bir kazanım değil; toplumsal bir ihtiyaçtır.

Sevgili dostlarım,

Benim sizlere çağrım şudur: Algılarınızın farkına varın. Size sunulanı hemen kabul etmeyin. Gördüğünüzü, duyduğunuzu, okuduğunuzu sorgulayın. Çünkü gerçeklik, pasif bir şekilde alınacak bir şey değildir; aktif bir şekilde anlaşılması gereken bir süreçtir.

Unutmayın: Zihniniz, dünyanızı kurar.

Eğer zihninizi geliştirir, sorgular ve açık tutarsanız, daha derin bir gerçeklik anlayışına ulaşabilirsiniz. Eğer bunu yapmazsanız, yüzeyde kalırsınız ve size sunulan dünyayla yetinmek zorunda kalırsınız.

Benim felsefem, bazılarına göre gerçekliği “zihne indirger.” Oysa ben tam tersini savunuyorum: Gerçekliği daha doğrudan, daha erişilebilir ve daha anlamlı hâle getiriyorum. Çünkü artık onu ulaşılmaz bir maddenin arkasında değil, doğrudan deneyiminizde arıyorsunuz.

Bugün sizler için en büyük tehlike, gerçekliğin yok olması değil; onun bulanıklaşmasıdır. Bu bulanıklık, ancak bilinçli bir zihinle aşılabilir.

Son olarak şunu söylemek isterim:

Gerçeklik, size sunulan bir şey değil; sizinle birlikte ortaya çıkan bir şeydir. Onu anlamak için yalnızca bakmak yetmez; sorgulamak gerekir. Yalnızca görmek yetmez; anlamak gerekir.

Ve en önemlisi: Kendi zihninize sahip çıkmanız gerekir.

Çünkü eğer siz sahip çıkmazsanız, başkaları sizin yerinize düşünür, sizin yerinize algılar ve sizin yerinize bir dünya kurar.

Hepinize teşekkür ederim.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (1)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Umut Yaşar Abat
(02.05.2026 09:52 - #5531)
Berkeley solupsizm yani tekbencilik anlayışı icersinde bir yanlışın peşinde koştu... şimdi Sanay dünya herkesi yanlışın peşinden kosturuyor, ne yazık ki... teşekkürler hocam... varlik ve gerçeklik konusunda konuşuruz... elinize emeğinize sağlık...
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.