Arzu Kök - Şair ve Yazar
Köşe Yazarı
Arzu Kök - Şair ve Yazar
 

Düşünürler Türkiye Halkına Neler Söylerdi? -35-

DESMOND MORRİS Konuşuyor Desmond Morris, insan davranışlarını biyoloji ve evrim perspektifinden inceleyen İngiliz zoolog, etolog ve yazardır. Desmond Morris özellikle insan davranışlarını hayvan davranışlarıyla karşılaştırarak açıklamasıyla tanınır. Bilimsel bilgiyi popüler bir dille anlatması onu geniş kitlelere ulaştırmıştır. Pek çok değerli eser içerisinde Çıplak Maymun ile ön plana çıkar. Bakalım Desmond Morris günümüzde Türkiye’de yaşasaydı bizlere neler söylerdi: Sevgili dostlar, İnsan türü, binlerce yıl önce Afrika savanalarında hayatta kalmaya çalışırken geliştirdiği stratejileri bugün hâlâ kullanıyor. İlginç olan, modern şehir yaşamında bu stratejilerin hâlâ geçerli olmasıdır. Türkiye’ye, özellikle de büyük şehirlerine baktığımda, bu eski programların yeni teknolojiler ve kültürel ritüellerle ne kadar yaratıcı bir şekilde birleştiğini görmek olağanüstüdür. İstanbul, bu açıdan adeta yaşayan bir primat laboratuvarıdır; insanlar hâlâ grup içi statü, sosyal bağ ve hayatta kalma stratejilerini kullanıyor ama yöntemleri modernleşmiş durumda. İstanbul’da bir arabanın direksiyonuna geçmek, primat atalarımızın ormanda yiyecek peşinde koşarken yaşadığı stresle kıyaslanabilir. Boğaziçi Köprüsü’nden geçerken veya E-5 üzerinde ilerlerken, araçlar arasındaki mesafe, hızlanma, selektör ışıkları… hepsi sosyal mesajlarla doludur. Bir korna basmak, “Buradayım, dikkat et!” sinyalidir. Sinyal vermemek ise bazen “Sen buradan geçemezsin, ama ben sabırlıyım” mesajı taşır. Tramvay ve dolmuşlarda durum daha da ilginçtir. Özellikle Taksim–Kabataş hattında bir tramvay dolup taşarken, yolcular birbirleriyle küçük bir “alan mücadelesi” verir. Kapıdan geçmeye çalışan bir yolcu, hızlı hareket ederek hem kendi prestijini artırır hem de diğer yolcuların dikkatini ölçer. Bu davranış, modern primatın risk alma ve grup içi statü kazanma reflekslerinin bir yansımasıdır. Yaya geçitlerinde bekleyenler de sosyal stratejilerini gösterir. Hangi yaya önce geçecek, hangi sürücü yol verecek? Bu küçük kararlar, sabır, risk değerlendirmesi ve sosyal statü açısından eski bir evrimsel testtir. İstanbul trafiği, sabır ve güç mücadelesini bir arada sunan bir evrim laboratuvarıdır. Toplu taşımada insanlar hâlâ primat reflekslerini kullanıyor. Metrobüs, metro ve tramvaylarda, insanlar kişisel alanlarını korumak için karmaşık bir koreografi uygular: omuzlar hafifçe yana kayar, çantalar kucakta tutulur, ayaklar hafifçe açılır ve gözler çoğu zaman kaçırılır. Cep telefonu, modern insanın “güvenli alan” stratejisinin bir parçasıdır; ekran arkasına saklanarak sosyal mesafeyi korur, ama göz temasıyla hâlâ fark edilmeyi sağlar. Gençler genellikle kulaklıkla müzik dinleyerek hem kendilerini çevreden izole eder hem de sosyal sınırlarını çizer. İstanbul’un sabah saatlerinde sıkışık metrobüslerde, bir kişinin kolunu diğerine çarpmadan ayakta durabilmesi, bir primatın grup içinde sakin kalabilme stratejisine benzer. Özellikle yoğun saatlerde, insanlar diğer yolcuların nefes almasına bile izin vermeyecek kadar yakın dururken, beden dili ve küçük mimiklerle sosyal sınırlarını belirtir. Bu davranış, evrimsel olarak hem grup içi düzeni koruma hem de kendi güvenliğini sağlama stratejisinin güncellenmiş bir versiyonudur. Artık sosyal bağlarımızın bir kısmı dijital ortamda kuruluyor. Instagram, TikTok ve Twitter gibi platformlar, modern topluluk ritüellerinin yeni sahnesi oldu. İnsanlar, paylaşımlarıyla hem kendilerini ifade ediyor hem de sosyal statülerini ölçüyor. Bir fotoğrafın beğeni sayısı veya bir videonun izlenme oranı, yüzlerce yıl öncesinin sosyal hiyerarşilerini hatırlatır: “Ben değerliyim, bakın beni onaylıyorlar!” Sosyal medya akımları, modern primat ritüellerinin güncellenmiş versiyonudur. Örneğin, TikTok’ta bir “challenge” viral olduğunda, bunu yapan kişi grup içinde prestij kazanır; Instagram story’leri ise, arkadaş çevresine “ben buradayım, aktifim” mesajı verir. Beğeni ve yorumlar, eski zamanlardaki grup içinde destek kazanma ve statü elde etme işlevini yerine getirir. Türkiye’de gençler, sosyal medyada popüler akımlara katılarak dijital bir “ritüel performansı” sergiler. Her paylaşılan fotoğraf veya video, modern primatın prestijini dijital bir sahneye taşır. Modern alışveriş hâlâ primat stratejilerini yansıtır ama teknolojiyle birleştiğinde daha da ilginç olur. İstanbul’daki AVM’lerde, marketlerde veya pazarlarda gözlemlenen yüz yüze pazarlık, beden dili, bakışlar ve hafif sarkastik ifadelerle sosyal güç dengelerini test eder. Online alışverişte de durum benzer: Trendyol, Hepsiburada veya Yemeksepeti’nde fiyat karşılaştırması yapmak, eski pazarlık stratejilerinin dijitalleşmiş halidir. Algoritmalar, ürünün ne kadar popüler olduğunu gösterirken, kullanıcı beyni hâlâ evrimsel olarak “prestij kazanma ve kaybetme” hesaplamasını yapar: “Bu ürünü alırsam değerim artar mı? Kaç kişi daha aldı? İndirim fırsatını kaçırırsam kayıp yaşar mıyım?” Modern primat hem fiziksel hem de dijital pazarlık alanında aynı hesaplama ve stratejiyi uygular. İnsan, hâlâ sosyal hiyerarşisini ve kaynak kontrolünü sürdürür, sadece araçlar değişmiştir. İstanbul’daki kafeler ve restoranlar, modern primatlar için bir gözlem laboratuvarıdır. Masaların yerleşimi, oturma biçimi, telefon kullanımı ve menüye bakışlar… hepsi sosyal mesaj taşır. İnsanlar kahve içerken sadece içmiyor, aynı zamanda birbirlerini gözlemliyor ve sosyal etkileşimlerde bulunuyor. Özellikle gençlerin oturma düzeni, grup içi hiyerarşiyi ve sosyal çekim güçlerini açıkça gösterir. Merkezi oturan kişi genellikle “lider” konumundadır, yanındaki kişiler ise destekleyici rol oynar. Arkadaş gruplarında, telefon kullanımının yoğunluğu bile sosyal bir stratejiyi yansıtır: ekranın arkasına saklanmak hem güvenli bir alan sağlar hem de grup içi gözlemleri mümkün kılar. Kahve ve yemek siparişi sırasında yapılan küçük etkileşimler, modern primatın hem grup içi statü mücadelesini hem de çevre gözlemini sürdürdüğünü gösterir. Online yemek siparişlerinde de bu stratejiler sürer: hızlı sipariş veren, popüler restoranları seçen veya yorum bırakan kişi, dijital ortamda prestijini artırır. Bayramlar, düğünler ve özel günler hâlâ toplumsal bağları güçlendiren evrimsel ritüellerdir. Fakat modern teknoloji ile birlikte, WhatsApp mesajları, Instagram story’leri ve online tebrikler bu ritüellerin yeni biçimlerini oluşturur. Bir bayram mesajının hızı, seçilen emoji ve paylaşıma yapılan yorumlar, modern primatın “ben buradayım, değerliyim” mesajlarıdır. Geleneksel sarılmalar ve öpücükler hâlâ geçerlidir ama dijital versiyonları da sosyal bağ kurma işlevini taşır. Örneğin, İstanbul’da bir aile, bayram sabahı hem yüz yüze bayramlaşırken hem de WhatsApp üzerinden geniş bir akraba ağına selam gönderebilir; bu, evrimsel olarak hem fiziksel hem de dijital “grup içi prestij” stratejisinin birleşimidir. Günümüz Türkiye’sinde insan davranışı, gözle görülebilir mizah ve dramatik unsurlarla doludur. Bir kafede Wi-Fi için kavga eden öğrenciler, otobüste yüksek sesle müzik dinleyen gençler veya AVM’de sıra kavgası yapan müşteriler… Bunların hepsi modern sosyal stratejilerin evrimsel yansımasıdır. İnsan hâlâ dikkat çekmek, grup içinde yerini belirlemek ve sosyal bağ kurmak için davranır. Farklı olan tek şey, artık bu davranışların bir kısmının dijital ortamda gerçekleşmesidir: sosyal medyada yapılan tartışmalar, paylaşımlar veya yorumlar da aynı evrimsel işlevi görür. Modern şehir yaşamı, mizah ve dramatik unsurlarla dolu bir primat laboratuvarıdır. Sevgili arkadaşlar, günümüz Türkiye’sinde insan davranışlarını gözlemlemek, binlerce yıllık evrimsel kodlarımızın modern teknoloji ve şehir yaşamı ile nasıl evrildiğini anlamak için eşsiz bir fırsattır. İnsan hâlâ primat; hâlâ sosyal bağ kuruyor, hâlâ statü mücadelesi veriyor, hâlâ grup içinde hayatta kalma stratejileri uyguluyor. Ancak artık bu stratejiler dijitalleşmiş ve modern yaşamın gereklilikleriyle birleşmiş durumda. Her beğeni, her emoji, her tokalaşma ve her selamlaşma, sadece kültürel bir ritüel değil; insan doğasının binlerce yıllık evrimsel hikayesinin güncellenmiş bir versiyonudur. İstanbul ve Türkiye, eski ve yeni kodların iç içe geçtiği bir aynadır; burada yaşamak, modern primatın hem biyolojik hem de kültürel davranışlarını gözlemlemek için eşsiz bir fırsattır. Teşekkür ederim.
Ekleme Tarihi: 11 Nisan 2026 -Cumartesi

Düşünürler Türkiye Halkına Neler Söylerdi? -35-

DESMOND MORRİS Konuşuyor

Desmond Morris, insan davranışlarını biyoloji ve evrim perspektifinden inceleyen İngiliz zoolog, etolog ve yazardır. Desmond Morris özellikle insan davranışlarını hayvan davranışlarıyla karşılaştırarak açıklamasıyla tanınır. Bilimsel bilgiyi popüler bir dille anlatması onu geniş kitlelere ulaştırmıştır. Pek çok değerli eser içerisinde Çıplak Maymun ile ön plana çıkar. Bakalım Desmond Morris günümüzde Türkiye’de yaşasaydı bizlere neler söylerdi:

Sevgili dostlar,

İnsan türü, binlerce yıl önce Afrika savanalarında hayatta kalmaya çalışırken geliştirdiği stratejileri bugün hâlâ kullanıyor. İlginç olan, modern şehir yaşamında bu stratejilerin hâlâ geçerli olmasıdır. Türkiye’ye, özellikle de büyük şehirlerine baktığımda, bu eski programların yeni teknolojiler ve kültürel ritüellerle ne kadar yaratıcı bir şekilde birleştiğini görmek olağanüstüdür. İstanbul, bu açıdan adeta yaşayan bir primat laboratuvarıdır; insanlar hâlâ grup içi statü, sosyal bağ ve hayatta kalma stratejilerini kullanıyor ama yöntemleri modernleşmiş durumda.

İstanbul’da bir arabanın direksiyonuna geçmek, primat atalarımızın ormanda yiyecek peşinde koşarken yaşadığı stresle kıyaslanabilir. Boğaziçi Köprüsü’nden geçerken veya E-5 üzerinde ilerlerken, araçlar arasındaki mesafe, hızlanma, selektör ışıkları… hepsi sosyal mesajlarla doludur. Bir korna basmak, “Buradayım, dikkat et!” sinyalidir. Sinyal vermemek ise bazen “Sen buradan geçemezsin, ama ben sabırlıyım” mesajı taşır.

Tramvay ve dolmuşlarda durum daha da ilginçtir. Özellikle Taksim–Kabataş hattında bir tramvay dolup taşarken, yolcular birbirleriyle küçük bir “alan mücadelesi” verir. Kapıdan geçmeye çalışan bir yolcu, hızlı hareket ederek hem kendi prestijini artırır hem de diğer yolcuların dikkatini ölçer. Bu davranış, modern primatın risk alma ve grup içi statü kazanma reflekslerinin bir yansımasıdır.

Yaya geçitlerinde bekleyenler de sosyal stratejilerini gösterir. Hangi yaya önce geçecek, hangi sürücü yol verecek? Bu küçük kararlar, sabır, risk değerlendirmesi ve sosyal statü açısından eski bir evrimsel testtir. İstanbul trafiği, sabır ve güç mücadelesini bir arada sunan bir evrim laboratuvarıdır.

Toplu taşımada insanlar hâlâ primat reflekslerini kullanıyor. Metrobüs, metro ve tramvaylarda, insanlar kişisel alanlarını korumak için karmaşık bir koreografi uygular: omuzlar hafifçe yana kayar, çantalar kucakta tutulur, ayaklar hafifçe açılır ve gözler çoğu zaman kaçırılır.

Cep telefonu, modern insanın “güvenli alan” stratejisinin bir parçasıdır; ekran arkasına saklanarak sosyal mesafeyi korur, ama göz temasıyla hâlâ fark edilmeyi sağlar. Gençler genellikle kulaklıkla müzik dinleyerek hem kendilerini çevreden izole eder hem de sosyal sınırlarını çizer. İstanbul’un sabah saatlerinde sıkışık metrobüslerde, bir kişinin kolunu diğerine çarpmadan ayakta durabilmesi, bir primatın grup içinde sakin kalabilme stratejisine benzer.

Özellikle yoğun saatlerde, insanlar diğer yolcuların nefes almasına bile izin vermeyecek kadar yakın dururken, beden dili ve küçük mimiklerle sosyal sınırlarını belirtir. Bu davranış, evrimsel olarak hem grup içi düzeni koruma hem de kendi güvenliğini sağlama stratejisinin güncellenmiş bir versiyonudur.

Artık sosyal bağlarımızın bir kısmı dijital ortamda kuruluyor. Instagram, TikTok ve Twitter gibi platformlar, modern topluluk ritüellerinin yeni sahnesi oldu. İnsanlar, paylaşımlarıyla hem kendilerini ifade ediyor hem de sosyal statülerini ölçüyor. Bir fotoğrafın beğeni sayısı veya bir videonun izlenme oranı, yüzlerce yıl öncesinin sosyal hiyerarşilerini hatırlatır: “Ben değerliyim, bakın beni onaylıyorlar!”

Sosyal medya akımları, modern primat ritüellerinin güncellenmiş versiyonudur. Örneğin, TikTok’ta bir “challenge” viral olduğunda, bunu yapan kişi grup içinde prestij kazanır; Instagram story’leri ise, arkadaş çevresine “ben buradayım, aktifim” mesajı verir. Beğeni ve yorumlar, eski zamanlardaki grup içinde destek kazanma ve statü elde etme işlevini yerine getirir.

Türkiye’de gençler, sosyal medyada popüler akımlara katılarak dijital bir “ritüel performansı” sergiler. Her paylaşılan fotoğraf veya video, modern primatın prestijini dijital bir sahneye taşır.

Modern alışveriş hâlâ primat stratejilerini yansıtır ama teknolojiyle birleştiğinde daha da ilginç olur. İstanbul’daki AVM’lerde, marketlerde veya pazarlarda gözlemlenen yüz yüze pazarlık, beden dili, bakışlar ve hafif sarkastik ifadelerle sosyal güç dengelerini test eder.

Online alışverişte de durum benzer: Trendyol, Hepsiburada veya Yemeksepeti’nde fiyat karşılaştırması yapmak, eski pazarlık stratejilerinin dijitalleşmiş halidir. Algoritmalar, ürünün ne kadar popüler olduğunu gösterirken, kullanıcı beyni hâlâ evrimsel olarak “prestij kazanma ve kaybetme” hesaplamasını yapar: “Bu ürünü alırsam değerim artar mı? Kaç kişi daha aldı? İndirim fırsatını kaçırırsam kayıp yaşar mıyım?”

Modern primat hem fiziksel hem de dijital pazarlık alanında aynı hesaplama ve stratejiyi uygular. İnsan, hâlâ sosyal hiyerarşisini ve kaynak kontrolünü sürdürür, sadece araçlar değişmiştir.

İstanbul’daki kafeler ve restoranlar, modern primatlar için bir gözlem laboratuvarıdır. Masaların yerleşimi, oturma biçimi, telefon kullanımı ve menüye bakışlar… hepsi sosyal mesaj taşır. İnsanlar kahve içerken sadece içmiyor, aynı zamanda birbirlerini gözlemliyor ve sosyal etkileşimlerde bulunuyor.

Özellikle gençlerin oturma düzeni, grup içi hiyerarşiyi ve sosyal çekim güçlerini açıkça gösterir. Merkezi oturan kişi genellikle “lider” konumundadır, yanındaki kişiler ise destekleyici rol oynar. Arkadaş gruplarında, telefon kullanımının yoğunluğu bile sosyal bir stratejiyi yansıtır: ekranın arkasına saklanmak hem güvenli bir alan sağlar hem de grup içi gözlemleri mümkün kılar.

Kahve ve yemek siparişi sırasında yapılan küçük etkileşimler, modern primatın hem grup içi statü mücadelesini hem de çevre gözlemini sürdürdüğünü gösterir. Online yemek siparişlerinde de bu stratejiler sürer: hızlı sipariş veren, popüler restoranları seçen veya yorum bırakan kişi, dijital ortamda prestijini artırır.

Bayramlar, düğünler ve özel günler hâlâ toplumsal bağları güçlendiren evrimsel ritüellerdir. Fakat modern teknoloji ile birlikte, WhatsApp mesajları, Instagram story’leri ve online tebrikler bu ritüellerin yeni biçimlerini oluşturur.

Bir bayram mesajının hızı, seçilen emoji ve paylaşıma yapılan yorumlar, modern primatın “ben buradayım, değerliyim” mesajlarıdır. Geleneksel sarılmalar ve öpücükler hâlâ geçerlidir ama dijital versiyonları da sosyal bağ kurma işlevini taşır. Örneğin, İstanbul’da bir aile, bayram sabahı hem yüz yüze bayramlaşırken hem de WhatsApp üzerinden geniş bir akraba ağına selam gönderebilir; bu, evrimsel olarak hem fiziksel hem de dijital “grup içi prestij” stratejisinin birleşimidir.

Günümüz Türkiye’sinde insan davranışı, gözle görülebilir mizah ve dramatik unsurlarla doludur. Bir kafede Wi-Fi için kavga eden öğrenciler, otobüste yüksek sesle müzik dinleyen gençler veya AVM’de sıra kavgası yapan müşteriler… Bunların hepsi modern sosyal stratejilerin evrimsel yansımasıdır.

İnsan hâlâ dikkat çekmek, grup içinde yerini belirlemek ve sosyal bağ kurmak için davranır. Farklı olan tek şey, artık bu davranışların bir kısmının dijital ortamda gerçekleşmesidir: sosyal medyada yapılan tartışmalar, paylaşımlar veya yorumlar da aynı evrimsel işlevi görür. Modern şehir yaşamı, mizah ve dramatik unsurlarla dolu bir primat laboratuvarıdır.

Sevgili arkadaşlar, günümüz Türkiye’sinde insan davranışlarını gözlemlemek, binlerce yıllık evrimsel kodlarımızın modern teknoloji ve şehir yaşamı ile nasıl evrildiğini anlamak için eşsiz bir fırsattır. İnsan hâlâ primat; hâlâ sosyal bağ kuruyor, hâlâ statü mücadelesi veriyor, hâlâ grup içinde hayatta kalma stratejileri uyguluyor.

Ancak artık bu stratejiler dijitalleşmiş ve modern yaşamın gereklilikleriyle birleşmiş durumda. Her beğeni, her emoji, her tokalaşma ve her selamlaşma, sadece kültürel bir ritüel değil; insan doğasının binlerce yıllık evrimsel hikayesinin güncellenmiş bir versiyonudur. İstanbul ve Türkiye, eski ve yeni kodların iç içe geçtiği bir aynadır; burada yaşamak, modern primatın hem biyolojik hem de kültürel davranışlarını gözlemlemek için eşsiz bir fırsattır.

Teşekkür ederim.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.