DESİDERİUS ERASMUS Konuşuyor
Desiderius Erasmus (1466–1536), Rönesans döneminin en önemli düşünürlerinden biri olan Hollandalı bir hümanist, ilahiyatçı, filozof ve yazardır. Avrupa’da Rönesans hümanizminin yayılmasında büyük rol oynamıştır. Bakalım Desiderius Erasmus günümüzde Türkiye’de yaşasaydı bizlere neler söylerdi:
Sevgili dostlarım,
Ben Desiderius Erasmus. Yüzyıllar önce yaşamış bir düşünür olarak bugün aranızda olsaydım, kendimi bir yabancı gibi hissetmezdim. Çünkü çağlar değişse de insan doğası pek az değişir. İnsan hâlâ öğrenmek ister, hâlâ hata yapar, hâlâ gururuna yenilir ve hâlâ hakikati arar.
Bugün içinde yaşadığınız çağda bilgi her zamankinden daha hızlı yayılıyor. Bir zamanlar kitapların ulaşamadığı düşünceler, şimdi bir anda milyonlara ulaşabiliyor. Fakat burada size şu soruyu sormak isterim: Bilginin bu kadar hızlı yayıldığı bir dünyada, bilgelik de aynı hızla yayılıyor mu?
Çünkü bilgelik, yalnızca bilgi sahibi olmak değildir. Bilgelik, duyduğumuz her şeyi hemen doğru kabul etmemek; düşünmek, tartmak ve sorgulamaktır.
Sevgili dostlar,
Benim yaşadığım çağda insanlar çoğu zaman din adına, siyaset adına ya da onur adına birbirleriyle kavga ediyordu. Bugün görüyorum ki bu alışkanlık insanlıktan tamamen kaybolmuş değildir.
İnsanlar hâlâ farklı düşünceler yüzünden birbirine öfke duyuyor.
Farklı görüşler bazen tartışmanın değil, düşmanlığın sebebi oluyor.
Oysa ben her zaman şunu savundum: Bir toplumun gücü, herkesin aynı düşünmesinde değil; farklı düşüncelerin konuşulabilmesinde yatar.
Bir insanın düşüncesi sizin düşüncenize ters olabilir. Fakat onu susturmak, gerçeği savunmak değildir. Gerçeği savunmak, düşüncelerin özgürce tartışılabileceği bir ortam yaratmaktır.
Bugün dünyada birçok toplum büyük bir hızla değişiyor. Teknoloji gelişiyor, şehirler büyüyor, ekonomiler dönüşüyor. Fakat bu değişimlerin ortasında en önemli soruyu sormayı unutmayın:
İnsan daha iyi bir insan hâline geliyor mu?
Eğer bir toplumda insanlar birbirine daha az güveniyorsa, daha çok öfke duyuyorsa ve daha az dinliyorsa; o toplum yalnızca büyüyor olabilir ama olgunlaşmıyor olabilir.
Sevgili Türk halkı,
Sizin ülkeniz tarih boyunca büyük medeniyetlerin kesiştiği bir yerdir. Bu topraklar farklı kültürlerin, farklı dillerin ve farklı düşüncelerin buluştuğu bir köprü olmuştur.
Böyle bir yerde yaşayan insanların önünde iki seçenek vardır: Ya farklılıkları bir tehdit olarak görürler, ya da onları bir zenginlik olarak kabul ederler.
Benim inancım her zaman ikinci yol olmuştur.
Çünkü insanlık tarihindeki en büyük ilerlemeler, insanların birbirini yok etmeye çalıştığı zamanlarda değil; birbirinden öğrendiği zamanlarda gerçekleşmiştir.
Dostlarım,
Bir toplumun geleceği yalnızca yöneticilerin kararlarıyla değil; aynı zamanda öğretmenlerin, öğrencilerin, yazarların ve düşünürlerin çabasıyla şekillenir.
Eğer gençler soru sormaktan korkuyorsa, toplum yavaş yavaş düşünme gücünü kaybeder.
Eğer insanlar yalnızca kendi düşüncelerini duymak istiyorsa, toplum gerçeği arama cesaretini kaybeder.
Bu yüzden size şunu söylemek isterim: Gençlerinizi yalnızca ezberlemeye değil, düşünmeye teşvik edin. Onlara yalnızca cevapları değil, soruları öğretin. Çünkü doğru sorular sorabilen bir toplum, er ya da geç doğru cevaplara ulaşır.
Ben hayatım boyunca fanatizme karşı çıktım. Fanatizm, insanın kendi düşüncesini mutlak doğru kabul edip diğerlerini küçümsemesidir.
Fanatik insan bağırır.
Bilge insan tartışır.
Fanatik insan düşman arar.
Bilge insan gerçeği arar.
Sevgili dostlar,
Dünyayı değiştiren şey çoğu zaman büyük ordular değildir. Dünyayı değiştiren şey, yeni fikirlerdir.
Ben hayatım boyunca kitapların ve düşüncenin gücüne inandım. İnsanlar bazen kılıçların dünyayı değiştirdiğini zanneder. Oysa tarih bize gösterir ki, kalıcı değişimleri yapan şey çoğu zaman bir kitap, bir fikir veya bir öğretmendir.
Bir çocuk okuduğunda yalnızca kelimeleri öğrenmez; aynı zamanda başka insanların düşüncelerini anlamayı öğrenir. İşte bu yüzden eğitim, sadece bilgi değil aynı zamanda merhamet öğretir.
Bir insan yalnızca kendi düşüncesini duyarak büyürse, başka düşüncelerle karşılaştığında korkar. Fakat farklı fikirleri okuyarak büyüyen bir insan, onları düşman değil zihnini genişleten fırsatlar olarak görür.
Bu yüzden size söylemek isterim: Okuyan bir toplum, kolay kolay zalim olmaz.
Düşünen bir toplum, kolay kolay aldatılmaz.
Bir öğretmenin öğrencisine öğrettiği bir düşünce, bazen bir ordudan daha güçlüdür.
Bu yüzden kitaplara değer verin.
Bilime değer verin.
Sanata değer verin.
Çünkü bir toplum yalnızca zengin olduğunda değil; düşünce üretebildiğinde gerçekten güçlü olur.
Eğer bir toplumda insanlar düşüncelerini dürüstçe ifade edebiliyorsa, birbirini dinleyebiliyorsa ve hatalarını kabul edebiliyorsa; o toplum umut taşıyor demektir.
Benim bütün hayatım boyunca savunduğum şey şuydu:
İnsanlık daha nazik olabilir.
İnsanlık daha bilge olabilir.
İnsanlık daha adil olabilir.
Fakat bunun yolu zorbalıktan değil; eğitimden, diyalogdan ve düşünceden geçer.
Son olarak size şu öğüdü bırakmak isterim:
Öfke kolaydır.
Hakaret kolaydır.
Bağırmak kolaydır.
Zor olan şey ise şudur: Dinlemek, düşünmek ve anlamaya çalışmak.
Fakat gerçek bilgelik tam da bu zorlukta doğar.
Eğer bir gün bu topraklarda insanlar farklı düşüncelere rağmen birbirini dinleyebiliyorsa; gençler korkmadan soru sorabiliyorsa ve insanlar gerçeği aramaktan vazgeçmiyorsa, o zaman umut vardır.
Ve ben insanlık için her zaman umudun var olduğuna inandım.
Hepinize barış, bilgelik ve aklın rehberliğini diliyorum.
