Itır Ekici, Türk bir yazar ve araştırmacıdır. Özellikle tarih ve kültür alanında yazdığı kitaplarla bilinir. Türkiye’de yayımlanan bazı akademik ve tarihî çalışmaların yazarıdır. Tarih, özellikle Orta Çağ ve İslam tarihi üzerine çalışmalar yapar. Bilinen eserlerinden bazıları: Akıl Çarpıntısı, “Bezm-i Elest”, “Ötekiler”, “Aslında”, “Bir Devrin Sarnıcı: Ahmet Mithat Efendi” Biz bugün “Bir Devrin Sarnıcı: Ahmet Mithat Efendi” isimli kitabı hakkında yazacağız.
Bazı yazarlar yalnızca eser vermez; bir dönemin zihnini, dilini ve tartışmalarını da içinde taşırlar. Onların metinleri yalnızca hikâyeler anlatmaz, aynı zamanda bir çağın düşünce dolaşımını da kayda geçirir. Ahmet Mithat Efendi, Türk edebiyatında tam da böyle bir figürdür. Itır Ekici’nin “Bir Devrin Sarnıcı: Ahmet Mithat Efendi” adlı çalışması, bu çok yönlü yazarı yeniden düşünmeye çağıran, onun metinlerini yalnızca edebiyat tarihi içinde değil, aynı zamanda kültürel ve düşünsel dönüşümlerin merkezinde konumlandıran önemli bir kitap.
Ekici’nin kitabının başlığındaki “sarnıç” metaforu ilk bakışta şaşırtıcı görünür; fakat Ahmet Mithat’ın yazarlık serüveni düşünüldüğünde bu benzetme giderek yerini bulur. Bir sarnıç, farklı kaynaklardan gelen suyu bir araya getirir, saklar ve gerektiğinde yeniden dolaşıma sokar. Ahmet Mithat Efendi de 19. yüzyıl Osmanlı dünyasında benzer bir işlev üstlenmiştir. Batı’dan gelen yeni fikirler, bilimsel bilgiler, gündelik hayat pratikleri ve geleneksel kültür unsurları onun metinlerinde yan yana gelir. O, yalnızca yazan bir yazar değil; aynı zamanda bir aktarım noktasıdır. Bir dönemin düşünsel akışını toplayan ve yeniden dağıtan bir merkez.
Ahmet Mithat’ın romanlarına bugün yeniden bakıldığında ilk dikkat çeken şey anlatıcının alışılmadık derecede görünür oluşudur. Modern roman çoğu zaman anlatıcının geri çekildiği, hikâyenin kendi akışı içinde ilerlediği bir yapı kurar. Ahmet Mithat’ta ise tam tersi bir durum vardır. Anlatıcı sahnenin içindedir; okura seslenir, açıklamalar yapar, bazen hikâyeyi durdurur ve uzun uzun konuşur. Bu durum, uzun süre boyunca eleştirmenlerin Ahmet Mithat’ı “fazla öğretici” ya da “fazla müdahaleci” bir yazar olarak görmesine yol açmıştır. Oysa bu özellik, onun roman anlayışının merkezinde yer alan pedagojik kaygıyla doğrudan ilişkilidir.
Ahmet Mithat için roman yalnızca estetik bir form değildir. Roman, aynı zamanda bir eğitim aracıdır. Okura hikâye anlatırken onu bilgilendirmek, yönlendirmek ve hatta eğitmek ister. Onun romanlarında anlatıcı çoğu zaman görünmez değildir; tam tersine metnin içinde aktif bir figür olarak yer alır. Okura doğrudan seslenen, olay örgüsünü keserek açıklamalar yapan ve kimi zaman tartışmalara giren bir anlatıcı vardır. Bu anlatı stratejisi, Ahmet Mithat’ın roman anlayışının pedagojik karakteriyle yakından ilişkilidir. Bu yönüyle Ahmet Mithat’ın romanları, edebiyat ile pedagojinin iç içe geçtiği metinler olarak okunabilir.
Bu pedagojik roman anlayışının en bilinen örneklerinden biri Felatun Bey ile Rakım Efendi’dir. Romanın merkezinde iki karakter vardır: Felatun Bey ve Rakım Efendi. Felatun Bey, Batılılaşmayı bir tür gösteriş biçimi olarak benimseyen, tüketim ve eğlence içinde savrulan bir tiptir. Rakım Efendi ise çalışkan, ölçülü ve öğrenmeye açık bir karakter olarak çizilir. Roman boyunca bu iki figürün hayatı karşılaştırmalı biçimde ilerler.
Ahmet Mithat burada yalnızca iki bireyin hikâyesini anlatmaz; aynı zamanda bir modernleşme tartışması yürütür. Felatun Bey’in yüzeysel Batılılaşması, Osmanlı toplumunda sıkça eleştirilen bir tutumu temsil eder. Rakım Efendi ise Batı’nın bilgisini ve disiplinini benimseyen, fakat kültürel kökleriyle bağını koparmayan bir model olarak sunulur. Romanın didaktik tonu, işte bu karşıtlığın etrafında şekillenir. Ahmet Mithat, okura hangi yolun tercih edilmesi gerektiğini neredeyse açıkça gösterir.
Benzer bir anlatı stratejisini Hasan Mellah’ta da görmek mümkündür. Bu roman, ilk bakışta bir macera hikâyesi gibi ilerler. Deniz yolculukları, uzak ülkeler, entrikalar ve sürükleyici olaylar romanın temel dinamiğini oluşturur. Fakat Ahmet Mithat’ın metni yalnızca bir macera anlatısı değildir. Hikâyenin içinde coğrafi bilgiler, kültürel gözlemler ve toplumsal yorumlar yer alır. Okur, maceranın akışı içinde yeni bir dünya hakkında da bilgi edinir. Bu durum, Ahmet Mithat’ın romanı bir tür popüler eğitim alanı olarak gördüğünü bir kez daha gösterir.
Ahmet Mithat Efendi’nin romanları bu yönüyle yalnızca edebi metinler değil; aynı zamanda modernleşmenin gündelik hayat içindeki tartışmalarını taşıyan metinlerdir. 19. yüzyıl Osmanlı dünyası, bir yandan Batı’dan gelen yeni bilgi ve kurumlarla karşılaşırken, diğer yandan geleneksel yapının sınırları içinde yaşamaya devam ediyordu. Bu iki dünya arasındaki gerilim, Ahmet Mithat’ın romanlarında açıkça hissedilir.
Itır Ekici’nin çalışması tam da bu noktada önem kazanır. Kitap, Ahmet Mithat’ın metinlerini yalnızca edebi birer ürün olarak değil, aynı zamanda bir düşünce dolaşımının parçaları olarak ele alır. Onun romanlarında yer alan tartışmalar, açıklamalar ve anlatıcı müdahaleleri, aslında bir çağın kendini anlamaya çalışma biçimleridir. Eserde batılılaşma yalnızca dış görünüş ve yaşam tarzı düzeyinde taklit eden karakterler eleştirilirken, bilgiye açık fakat kültürel değerleriyle bağını koparmayan karakterler olumlu bir model olarak sunulur.
Bu anlatı stratejisi, Osmanlı toplumunun modernleşme sürecinde yaşadığı kültürel gerilimleri görünür kılar. Bir yanda Batı’dan gelen yeni bilgi ve kurumlar, diğer yanda geleneksel toplumsal yapı ve değerler vardır. Ahmet Mithat Efendi’nin romanları, bu iki dünya arasında bir denge kurma çabasını yansıtır. Itır Ekici’nin kitabı, bu gerilimi modernleşme ideolojisinin önemli bir boyutu olarak yorumlar.
Belki de bu yüzden Ahmet Mithat Efendi’yi yalnızca bir romancı olarak görmek eksik kalır. O aynı zamanda bir gazeteci, bir yayıncı, bir öğretmen ve bir kamusal entelektüeldir. Yazarlık faaliyetini toplumsal bir görev olarak görür. Okuru yalnızca eğlendirmek değil, aynı zamanda ona yeni bir dünya ufku açmak ister. Bu özellik, modern roman estetiği açısından bakıldığında anlatının akışını kesen bir unsur gibi görülebilir. Ancak Ahmet Mithat’ın edebi amacı göz önüne alındığında bu anlatı stratejisinin bilinçli bir tercih olduğu anlaşılır. Roman, onun için yalnızca estetik bir metin değil; aynı zamanda toplumun zihinsel dönüşümüne katkı sağlayan bir araçtır.
Bugün Ahmet Mithat’ın romanlarını yeniden okumak, yalnızca edebiyat tarihine dönmek anlamına gelmez. Bu metinler aynı zamanda modernleşme deneyiminin ilk tartışmalarını, umutlarını ve tereddütlerini de içinde taşır. Bir Devrin Sarnıcı: Ahmet Mithat Efendi, işte bu yüzden yalnızca bir yazar hakkında yazılmış bir kitap değil; bir dönemin zihinsel haritasını yeniden düşünmeye çağıran bir çalışma olarak okunabilir.
Ahmet Mithat Efendi’nin metinleri, aradan geçen onca zamana rağmen hâlâ konuşmayı sürdürüyor. Belki de çünkü o, yalnızca hikâyeler anlatmadı. Bir çağın sesini, sorularını ve merakını da metinlerine bıraktı. Itır Ekici’nin çalışması, bu metinleri disiplinlerarası bir perspektifle ele alarak Ahmet Mithat’ın romanlarını bir çağın düşünsel sarnıcı olarak yorumlar. Böylece yazarın edebi üretimi, yalnızca edebiyat tarihi içinde değil, aynı zamanda modern Türk düşüncesinin oluşum süreci içinde de anlam kazanır. Bu anlamda okunmadan geçilmemesi gereken bir kitap olarak çıkıyor karşımıza.
