Şeriatçı takımından uygar insan çıkar mı? Ya da çağdaş insan?
Hayır, çıkmaz… Bu tür ülkelerde yeni, teknik, topluma hizmet eden buluşlar, üretimler de yapılmaz.
Çünkü o, 21. Yüzyılda Ortaçağı yaşamaktadır. Yüzyılların ötesinde kalmıştır. Uygarlaşamamıştır…
Peki, kimdir uygar insan? “Uygar insan” kime denir? Ne gibi niteliklere sahiptir?
Uygar insan, her şeyden önce özgürce düşünen insandır… “Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hürdür onun…”
Olaylara hurafelerin, çağ dışı inançların penceresinden değil, bilimin penceresinden bakar…
Ne diyor yüce Atatürk: “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir.”
Hareket noktası akıldır, mantıktır… Bilimi, fenni gerçek yol gösterici olarak seçmiştir…
İnsan haklarına, kadın – erkek eşitliğine, kadın özgürlüğüne değer verir…
Kadını asla aşağılamaz… Hor görmez. Kadına asla şiddet uygulamaz.
Kendisi dilediği gibi yaşayan, dilediği gibi hareket eden, ama karısını, kızını eve hapsedip, ona köle hayatı yaşatan erkek, uygar insan değildir…
Eşini, yakınlarını sosyal yaşamdan ve çalışma hayatından koparan insan, uygar insan değildir…
Hele hele karısını bir kuluçka makinesi, bir çocuk yapma aracı gibi, bir mutfak hizmetçisi gibi gören, hiç mi hiç değildir…
Uygar insan DEĞİŞİME, GELİŞİME ayak uydurandır, çözüm üretendir. Yeniliklere açık olandır…
Uygar insan, yüzyılların ötesinden gelen şeriat yasaları ile toplumu yönetmeye kalkmaz…
Ne yazık ki, Siyasal İslamcı iktidar ile Atatürk’ün “AYDINLANMA DÖNEMİ” sona erdi, “şeriat yasaları ile toplumu yönetme” dönemi başladı… Türkiye Cumhuriyetini Arap ülkelerinden ayıran 1923 Devrimi ortadan kaldırıldı…
Ne yazık ki, bilim, teknik, kadın, insanlık düşmanı yaratıklar giderek, ülkemizde ve bölgede gün geçtikçe çoğalmakta, artmaktadır…
Bir zamanlar, “Evlilik yaşı 14'e insin, karıları öldükten sonraki ilk altı saatte kocalar, ölü karılarıyla seks yapma hakkına sahip olsun!” diye Mısır parlamentosuna yasa teklifi sunulmuştu…
Bu konu, Daily Mail gazetesi, The Huffington Post gazetesi, Russia Today televizyonu gibi yayın çizgileri birbirine hayli uzak basın organlarında da yer almıştı...
Atatürk’ün kapıdan kovduğu ilkel, çağdışı düşünceler, görüşler, son 23 yılda, bacadan ülkemize yeniden girdi… Hızla yayılmaya başladı.
Cumhuriyetin, laikliğin, Atatürk devrimlerinin ortadan kaldırılması, yargının yeniden düzenlenmesi, toplumda adalet duygusunun yok edilmesi, insanlarımızı, kendi adaletini kendilerinin bulmasına yöneltti.
Hırsızlıkların, yolsuzlukların tavan yapması toplumun yozlaşmasına neden oldu…
Küçücük kız çocuklarına saldıran sapıkların tutuksuz olarak yargılanması. 12-13 yaşında kızların erkekleri tahrik ettiği gerekçesiyle suçluların cezasında indirimlere gidilmesi, sapıkların tecavüz cüretlerini iki katına çıkarmış, ortalık caniden geçilmez olmuştur.
Kadın düşmanlığı, kadını hor görme, aşağılama toplumumuzda bir veba gibi yayılmaktadır. Son yıllarda çocuk gelinlerin sayısında hızlı bir artış gözlenmektedir.
Fuhuş iki katına çıkmıştır.
Siyasal İslamcı iktidarda “Dinine ve kinine sahip çıkan gençliğin” eylemleri de sonunda uç vermeye başlamıştır. Kindar bir nesil yetişmiştir… 15 – 16 yaşında gençler birbirini bıçaklamaya başlamıştır.
Gün geçmiyor ki bir tecavüz haberi ile güne başlamayalım, gün geçmiyor ki bir kadın, çocuk cinayeti ya da şiddet haberi ile sarsılmayalım…
Tecavüzler, cinayetler, tacizler gerekli cezayı almadığı sürece, caniler hak ettikleri cezaya çarptırılmadıkları sürece ülkemiz bir SUÇ ve SUÇLULAR CENNETİ olmaktan asla kurtulamayacaktır…
Anaların, babaların gözyaşı da asla dinmeyecektir…
