Suriye bugün devlet kurumlarını yeniden inşa etme ve savaş yıllarında ülkesinden ayrılmak zorunda kalan milyonlarca vatandaşını geri kazanma gibi büyük bir ulusal görevle karşı karşıyadır. Bu süreçte eğitimin rolü hayati öneme sahiptir. Çünkü bir ülkenin geleceği, yetişen nesillerin geleceğiyle doğrudan bağlantılıdır.
Suriye Eğitim Bakanlığı eğitim politikalarının birleştirilmesi ve kriz yıllarında farklı sistemlerde eğitim gören öğrencilerin yeniden ulusal eğitim sistemine entegre edilmesi yönünde çalışmalar yürüttüğünü açıklamaktadır. Bu hedef kuşkusuz önemlidir. Ancak bu sürecin başarılı olabilmesi için adalet ve eşitlik ilkelerinin temel alınması gerekmektedir.
Savaş yıllarında tüm Suriyeli öğrenciler devletin resmî müfredatıyla eğitim görmemiştir. Milyonlarca öğrenci, gerek Suriye içinde gerekse yurt dışında farklı eğitim sistemlerinde öğrenim görmek zorunda kalmıştır. Bu nedenle bugün bu öğrencilerin durumları ele alınırken tek bir adil ölçüt uygulanmalıdır.
Bu noktada Türkiye’de yaşayan veya Türkiye’den dönmeyi düşünen yüz binlerce Suriyeli aile şu soruyu sormaktadır: Eğer farklı eğitim sistemlerinde öğrenim gören bazı öğrenci grupları için özel düzenlemeler ve geçiş mekanizmaları oluşturuluyorsa, neden Türkçe eğitim almış ve Türk müfredatıyla öğrenim görmüş öğrenciler için de açık ve kapsamlı çözümler geliştirilmemektedir?
Bu öğrenciler kendi tercihleriyle değil, savaş ve zorunlu göç nedeniyle Türk eğitim sistemine dahil olmuşlardır. Birçoğu on yılı aşkın süre boyunca Türk okullarında eğitim görmüş, bazıları Türk üniversitelerinden mezun olmuş ve önemli bilgi, beceri ve deneyimler kazanmıştır.
Aynı şekilde binlerce Suriyeli öğretmen de Türkiye’deki eğitim kurumlarında görev yapmış veya mesleki eğitim almış, böylece Suriye’nin gelecekteki eğitim sistemine katkı sağlayabilecek önemli tecrübeler edinmiştir.
Bu gerçekliğin göz ardı edilmesi, gönüllü geri dönüş sürecine katkı sağlamayacağı gibi, birçok aile için geri dönüşün önündeki en önemli engellerden biri hâline gelebilir. Çünkü aileler yalnızca ekonomik koşulları değil, çocuklarının eğitim geleceğini de düşünmektedir.
Bu konu özellikle Suriye Türkmenleri açısından ayrı bir önem taşımaktadır. Türkmenler, yüzyıllardır Suriye’nin asli unsurlarından biri olmuş, ülkenin siyasi, kültürel ve ekonomik hayatına önemli katkılar sunmuştur.
Göç yıllarında çok sayıda Türkmen öğrenci Türkçe eğitim almış, Türkçe onların akademik ve günlük yaşamlarının ayrılmaz bir parçası hâline gelmiştir. Bu nedenle çocuklarının eğitim hayatını kesintiye uğratmayacak çözümler talep etmeleri son derece doğal ve meşrudur.
Türkmen nüfusunun yoğun olduğu bölgelerde veya Türkiye’den dönen ailelerin bulunduğu yerlerde Türkçe ve Türkmence eğitim veren okulların, sınıfların veya eğitim programlarının oluşturulmasının değerlendirilmesi, Suriye’nin ulusal birliğine aykırı değildir. Aksine bu yaklaşım, vatandaşların devlet sistemi içerisinde eğitimlerini sürdürmelerine yardımcı olabilir.
Dünyanın birçok ülkesinde çok dilli eğitim modelleri uygulanmakta ve bu durum devletlerin birliğini veya egemenliğini zedelememektedir. Tam tersine kültürel ve dilsel çeşitliliğe saygı göstermek toplumsal bütünleşmeyi güçlendirmektedir. Bu nedenle Suriye devleti, uygun bölgelerde Türkçe eğitim programlarının açılmasını değerlendirmeli; Türkiye’de alınan diplomaların, eğitimlerin ve mesleki deneyimlerin tanınmasına yönelik adil mekanizmalar geliştirmelidir.
Öte yandan Türkiye Cumhuriyeti de, eğer Suriye Türkmenlerini desteklemeyi ve Türk dünyasıyla olan kültürel bağları güçlendirmeyi amaçlıyorsa, eğitimi öncelikli destek alanlarından biri hâline getirmelidir. Bu kapsamda Suriye’nin ilgili kurumlarıyla iş birliği yapılarak öğretmen eğitimi, akademik destek, eğitim materyalleri, burs programları ve teknik yardım projeleri geliştirilebilir.
Türkçe, yalnızca Türkmenlerin kültürel dili değil; aynı zamanda milyonlarca insanın konuştuğu, güçlü bir ekonomi ve gelişmiş eğitim kurumlarıyla bağlantılı uluslararası bir iletişim dilidir. Bu nedenle Suriyeli öğrencilerin yıllar boyunca kazandıkları Türkçe yeterliliklerinin korunması, gelecekte Suriye ile Türkiye arasındaki ekonomik, kültürel ve akademik iş birliğine önemli katkılar sağlayabilir.
Buradaki amaç paralel eğitim sistemleri oluşturmak veya toplumsal ayrışmayı teşvik etmek değildir. Amaç, savaşın zorunlu kıldığı farklı eğitim deneyimlerinden geçmiş tüm Suriyeli öğrenciler için eşit ve adil çözümler üretmektir.
Gerçek eğitim rekabeti ve fırsat eşitliği, bazı öğrencilere ayrıcalık tanınırken diğerlerinin sorunlarının görmezden gelinmesiyle değil; tüm öğrencilerin eşit haklara, eşit fırsatlara ve eşit imkânlara sahip olmasıyla mümkündür.
Geleceğin Suriyesi, ister Arapça ister Türkçe ya da başka bir dilde eğitim almış olsun, tüm vatandaşlarını kapsayan bir eğitim vizyonuna ihtiyaç duymaktadır. Aynı zamanda devletin birliğini korurken kültürel ve dilsel çeşitliliği de bir zenginlik olarak gören bir anlayışa ihtiyaç vardır.
Çünkü eğitimde adalet yalnızca pedagojik bir mesele değildir. Aynı zamanda ulusal uzlaşının, toplumsal istikrarın ve milyonlarca Suriyelinin vatanına dönüşünün temel şartlarından biridir.
Eğitim politikaları ne kadar kapsayıcı, adil ve esnek olursa, Suriyelilerin devletlerine olan güveni o kadar güçlenecek; böylece tüm vatandaşlarını kucaklayan güçlü ve birleşik bir Suriye’nin inşası da o kadar mümkün olacaktır.
