Zor zamanlar, insanların, milletlerin ve devletlerin gerçek karakterlerini ortaya çıkarır. Suriye halkı modern tarihin en büyük insani felaketlerinden biriyle karşı karşıya kaldığında Türkiye sadece sınırlarının gerisinden olayları izleyen bir komşu ülke olmadı; siyasi, ekonomik ve insani imkânlarıyla sahada yer aldı, Suriyeli insanın hayatını, onurunu ve geleceğini korumak için büyük fedakârlıklar üstlendi.
Türkiye, savaştan, katliamlardan, baskıdan ve yerinden edilmekten kaçan milyonlarca Suriyeliye kapılarını açtı. Onlara eğitim, sağlık hizmetleri, çalışma imkânları ve güvenli bir yaşam sundu. Birçok ülkenin üstlenmeye cesaret edemediği sorumlulukları taşıdı. Aynı zamanda Suriye’nin kuzeyindeki geniş bölgelerin tamamen çökmesini önlemeye katkı sağladı, temel hizmetlerin devam etmesine yardımcı oldu ve yeni insani felaketlerin önüne geçilmesinde önemli rol oynadı.
Türkiye’nin yıllar boyunca gösterdiği çabalar olmasaydı, Suriye’deki trajedinin çok daha ağır sonuçlar doğuracağı açıktır. Milyonlarca insan için umut kapısı açık kalmış, hayata tutunma imkânı korunmuştur.
Buna rağmen bugün bazı kışkırtıcılar, yapılan iyilikleri görmezden gelenler ve çeşitli siyasi ajandalara hizmet eden çevreler Türkiye’yi ve Türk halkını hedef almaya devam etmektedir. Bu çevreler gerçekleri konuşmak yerine onları gölgelemeye çalışmakta, adaleti ve hakkaniyeti savunmak yerine nefret ve ayrışmayı körüklemektedir.
Bu kampanyaların en tehlikeli yönü, yalnızca Türkiye’yi değil aynı zamanda Suriyelilerin geleceğini ve çıkarlarını da hedef almasıdır. Türkiye karşıtı her kışkırtma, Suriye-Türkiye ilişkilerini zayıflatmak isteyen çevrelere hizmet etmekte; Türk halkını karalamaya yönelik her girişim ise bölgede istikrarsızlıktan çıkar sağlayan odakların işine yaramaktadır.
Öte yandan, Suriyelilere yönelik her türlü genelleme ve nefret söylemini de reddediyoruz. Nasıl ki Türkiye’nin yaptığı fedakârlıkları inkâr etmek haksızlıksa, birkaç kişinin davranışlarını milyonlarca Suriyeliye mal etmek de aynı derecede haksızlıktır. Bölgedeki istikrar karşıtları, iki halk arasına fitne sokmaya çalışmaktadır; çünkü Türk ve Suriye halklarının dayanışmasının büyük bir güç olduğunu bilmektedirler.
Tarih bize dış güçlerin vaatlerine aldanan siyasi çevrelerin halklarına ağır bedeller ödettiğini göstermiştir. Bugün de aynı anlayışın farklı biçimlerde yeniden ortaya çıktığı görülmektedir. Gerçek dostları karalayan, bölge halklarını birbirine düşürmeye çalışan ve dış projelerin peşine takılan bu zihniyet geçmişte olduğu gibi bugün de tehlikelidir.
Vefa göstermek zayıflık değildir. Yapılan iyilikleri teslim etmek bağımlılık anlamına gelmez. Tam tersine, bu tutum onurlu toplumların ve karakter sahibi insanların göstergesidir. Suriyelilerin Türkiye’nin üstlendiği büyük yükleri ve yaptığı fedakârlıkları takdir etmesi ne kadar doğal ise, Türk halkının da milyonlarca Suriyelinin bu yardımları minnetle hatırladığını bilmesi o kadar önemlidir.
Bugün asıl mücadele Türklerle Suriyeliler arasında değil; iş birliği, istikrar ve kardeşlik isteyenlerle, nefret, fitne ve düşmanlık üretmeye çalışanlar arasındadır. Kışkırtıcılar ve nankörler ne kadar yüksek sesle konuşurlarsa konuşsunlar, gerçekleri değiştiremezler. Çünkü sahadaki gerçekler, insani fedakârlıklar ve tarihî tanıklıklar bütün propaganda kampanyalarından daha güçlüdür.
Türk ve Suriye halkları arasındaki bağlar, nefret söylemlerinden daha güçlüdür. Vefa nankörlükten, hakikat propagandadan, kardeşlik ise fitneden daha güçlü olmaya devam edecektir. Çünkü zor zamanlarda birbirinin yanında duran halkları, geçici kampanyalar ve dar siyasi hesaplar birbirinden ayıramaz.
Anasayfa
Yazarlar
Abdülkerim Ağa/ Araştırmacı, Yazar
Yazı Detayı
Bu yazı 13 kez okundu.
Vefa ile Nankörlük Arasında: Kışkırtıcılara ve Yapılan İyilikleri Görmezden Gelenlere Bir Cevap
Zor zamanlar, insanların, milletlerin ve devletlerin gerçek karakterlerini ortaya çıkarır. Suriye halkı modern tarihin en büyük insani felaketlerinden biriyle karşı karşıya kaldığında Türkiye sadece sınırlarının gerisinden olayları izleyen bir komşu ülke olmadı; siyasi, ekonomik ve insani imkânlarıyla sahada yer aldı, Suriyeli insanın hayatını, onurunu ve geleceğini korumak için büyük fedakârlıklar üstlendi.
Türkiye, savaştan, katliamlardan, baskıdan ve yerinden edilmekten kaçan milyonlarca Suriyeliye kapılarını açtı. Onlara eğitim, sağlık hizmetleri, çalışma imkânları ve güvenli bir yaşam sundu. Birçok ülkenin üstlenmeye cesaret edemediği sorumlulukları taşıdı. Aynı zamanda Suriye’nin kuzeyindeki geniş bölgelerin tamamen çökmesini önlemeye katkı sağladı, temel hizmetlerin devam etmesine yardımcı oldu ve yeni insani felaketlerin önüne geçilmesinde önemli rol oynadı.
Türkiye’nin yıllar boyunca gösterdiği çabalar olmasaydı, Suriye’deki trajedinin çok daha ağır sonuçlar doğuracağı açıktır. Milyonlarca insan için umut kapısı açık kalmış, hayata tutunma imkânı korunmuştur.
Buna rağmen bugün bazı kışkırtıcılar, yapılan iyilikleri görmezden gelenler ve çeşitli siyasi ajandalara hizmet eden çevreler Türkiye’yi ve Türk halkını hedef almaya devam etmektedir. Bu çevreler gerçekleri konuşmak yerine onları gölgelemeye çalışmakta, adaleti ve hakkaniyeti savunmak yerine nefret ve ayrışmayı körüklemektedir.
Bu kampanyaların en tehlikeli yönü, yalnızca Türkiye’yi değil aynı zamanda Suriyelilerin geleceğini ve çıkarlarını da hedef almasıdır. Türkiye karşıtı her kışkırtma, Suriye-Türkiye ilişkilerini zayıflatmak isteyen çevrelere hizmet etmekte; Türk halkını karalamaya yönelik her girişim ise bölgede istikrarsızlıktan çıkar sağlayan odakların işine yaramaktadır.
Öte yandan, Suriyelilere yönelik her türlü genelleme ve nefret söylemini de reddediyoruz. Nasıl ki Türkiye’nin yaptığı fedakârlıkları inkâr etmek haksızlıksa, birkaç kişinin davranışlarını milyonlarca Suriyeliye mal etmek de aynı derecede haksızlıktır. Bölgedeki istikrar karşıtları, iki halk arasına fitne sokmaya çalışmaktadır; çünkü Türk ve Suriye halklarının dayanışmasının büyük bir güç olduğunu bilmektedirler.
Tarih bize dış güçlerin vaatlerine aldanan siyasi çevrelerin halklarına ağır bedeller ödettiğini göstermiştir. Bugün de aynı anlayışın farklı biçimlerde yeniden ortaya çıktığı görülmektedir. Gerçek dostları karalayan, bölge halklarını birbirine düşürmeye çalışan ve dış projelerin peşine takılan bu zihniyet geçmişte olduğu gibi bugün de tehlikelidir.
Vefa göstermek zayıflık değildir. Yapılan iyilikleri teslim etmek bağımlılık anlamına gelmez. Tam tersine, bu tutum onurlu toplumların ve karakter sahibi insanların göstergesidir. Suriyelilerin Türkiye’nin üstlendiği büyük yükleri ve yaptığı fedakârlıkları takdir etmesi ne kadar doğal ise, Türk halkının da milyonlarca Suriyelinin bu yardımları minnetle hatırladığını bilmesi o kadar önemlidir.
Bugün asıl mücadele Türklerle Suriyeliler arasında değil; iş birliği, istikrar ve kardeşlik isteyenlerle, nefret, fitne ve düşmanlık üretmeye çalışanlar arasındadır. Kışkırtıcılar ve nankörler ne kadar yüksek sesle konuşurlarsa konuşsunlar, gerçekleri değiştiremezler. Çünkü sahadaki gerçekler, insani fedakârlıklar ve tarihî tanıklıklar bütün propaganda kampanyalarından daha güçlüdür.
Türk ve Suriye halkları arasındaki bağlar, nefret söylemlerinden daha güçlüdür. Vefa nankörlükten, hakikat propagandadan, kardeşlik ise fitneden daha güçlü olmaya devam edecektir. Çünkü zor zamanlarda birbirinin yanında duran halkları, geçici kampanyalar ve dar siyasi hesaplar birbirinden ayıramaz.
Ekleme
Tarihi: 28 Haziran 2026 -Pazar
Vefa ile Nankörlük Arasında: Kışkırtıcılara ve Yapılan İyilikleri Görmezden Gelenlere Bir Cevap
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
