Bugün 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı.
Bir milletin “egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” diyerek ayağa kalktığı gün.
Ve tam da bugünlerde, Tom Barrack gibi isimler çıkıp Türkiye’ye yönetim modeli “önermeye” kalkıyor. Meşrutiyetmiş… yeniden yapılandırmaymış…
Ne kadar tanıdık bir senaryo.
Çünkü biz bu filmi gördük.
Adı açık açık şudur:
Mondros Mütarekesi ile kapıyı açtılar.
Sevr Antlaşması ile ülkeyi parçaladılar.
Wilson Prensipleri ile “süslediler”.
Ve adına “medeniyet” dediler.
Biz ne yaptık?
Cevabı nettir:
9 Eylül 1922’de denize döktük.
23 Nisan 1920 ile iradeyi millete verdik.
Bu işin mimarı kim?
Mustafa Kemal Atatürk.
O, “manda ve himaye kabul edilemez” dediğinde;
bugünün diplomatik nezaket cümleleri yoktu.
Çünkü mesele nettir:
Ya bağımsızlık, ya vesayet.
Şimdi çıkıp Türkiye’ye “model önerenler” var.
Adı değişmiş olabilir: danışmanlık, öneri, platform…
Ama özü aynı:
Siz yönetemezsiniz, biz size tarif edelim.
İroni tam burada başlıyor.
Biz, güçler ayrılığına dayanan bir cumhuriyeti kurmuş bir milletiz.
Siz hâlâ bize sistem anlatmaya çalışıyorsunuz.
Gerçekten mi?
Şunu açık söyleyelim:
Bu ülke ne Ortadoğu’nun yeniden dizayn edilecek bir parçasıdır,
ne de küresel planların deneme tahtası.
Bu ülke, kendi kaderini yazmış bir millettir.
Ve o kaderin adı: Cumhuriyet.
Son söz mü?
Kibarca söyleyelim diye uğraşıyoruz ama bazen tarih daha net konuşur:
Yankee…
Go home.
Çünkü bu topraklar,
siparişle değil, mücadeleyle kuruldu.
