Prof.Dr. KEMAL DURUHAN
Köşe Yazarı
Prof.Dr. KEMAL DURUHAN
 

BOP’un İçi Böyle Dolar: “Türk milletindenim, İslam ümmetindenim, Garp medeniyetindenim.”

TÜRKİYE BÖLGENİN LİDER ÜLKESİDİR   Bir dönem haritalar açıldı. Cetveller çekildi. Renkli kalemlerle sınırlar boyandı.   Masaların üzerinde halklar vardı; ama masalarda halkların kendisi yoktu.   Birileri Ortadoğu’yu satranç tahtası sandı. Kimi petrol kuyularını demokrasi diye paketledi, kimi etnik fay hatlarını “özgürlük projesi” diye pazarladı. Sonra adına da büyük laflar koydular: stratejik dönüşüm, yeni düzen, açılım, koordinasyon, geçiş süreci…   İroniye bakın ki; yüz yıl önce Sevr’le yapamadıklarını, bu kez “barış”, “kimlik”, “çok kültürlülük” ambalajıyla yapmaya kalktılar.   Önce Irak parçalandı. Sonra Suriye haritaları cetvelle kesildi. Kantonlar üretildi. Terör örgütleri bazen “kara gücü”, bazen “yerel ortak” ilan edildi.   Ve aynı merkezler dönüp Türkiye’ye şunu fısıldadı:   “Üniter devlet biraz eski moda değil mi?”   Hayır efendiler. Eski moda olan şey emperyalizmdir. Haritayı dışarıda çizip millete içeride kader dayatmaktır.   Türkiye’nin meselesi etnik fay hatlarından devlet üretmek değildir. Türkiye’nin meselesi, farklı köklerden gelen insanları ortak bir vatandaşlıkta yaşatmaktır. Cumhuriyetin büyük iddiası budur.   Ziya Gökalp tam da bu yüzden: “Türk milletindenim, İslam ümmetindenim, Garp medeniyetindenim” derken üç ayrı parçalanmayı değil; üç damarı aynı bedende toplamayı anlatıyordu.   Millet vardı; çünkü ortak kader vardı. Ümmet vardı; çünkü tarih ve vicdan vardı. Medeniyet vardı; çünkü bilim, hukuk ve ilerleme vardı.   Ama bugün bazı akıllar Gökalp’i tersinden okumaya çalışıyor:   Milleti etnik kavgalara ayır, ümmeti mezhep çatışmasına sürükle, medeniyeti de Batı’ya taşeronluk san.   Sonra adına demokrasi de.   Ne güzel iş.   Türkiye’ye yıllardır aynı reçete öneriliyor: “Biraz federasyon deneyin.” “Biraz yerel özerklik düşünün.” “Biraz kimlik siyaseti yapın.” “Biraz merkezi yapıyı gevşetin.”   Biraz biraz derken, sonunda ortaya Lübnanlaşmış, Iraklaşmış, parçalanmış bir yapı çıksın isteniyor.   Oysa Türkiye’nin gücü tam tersindedir. Bu ülke Malazgirt’ten Çanakkale’ye, Sakarya’dan 15 Temmuz’a kadar ortak savunma refleksiyle ayakta kaldı. Türk’ü, Kürt’ü, Laz’ı, Çerkez’i ayrı devlet kurarak değil; aynı bayrak altında yaşayarak tarih yaptı.   Çünkü Cumhuriyet bir kabile sözleşmesi değil, bir millet projesidir.   19 Mayıs yaklaşırken yeniden hatırlamak gerekir:   Mustafa Kemal Atatürk Samsun’a bir “BOP eş başkanı” olarak çıkmadı. Bir manda valisi olarak da çıkmadı. Tam bağımsızlık fikriyle çıktı.   Bugün Türkiye’ye düşen de budur:   Ne Doğu’nun mezhep savaşlarına yedeklenmek, ne Batı’nın jeopolitik taşeronu olmak, ne de etnik mühendislik projelerine teslim olmaktır.   Türkiye bölgenin lider ülkesidir; çünkü masada cetvelle sınır bekleyen değil, masayı devirip istiklal kuran millettir.   Kimseye kuyruk olmaya niyetimiz yoktur.   Üniter devleti savunmak gericilik değil; Ortadoğu’nun Yugoslavya laboratuvarına dönmesini reddetmektir.   Cumhuriyeti savunmak bir nostalji değil; yüzyıllık bağımsızlık iradesini korumaktır.   Demokrasiyi savunmak ise emperyal projelere teslim olmak değil; millet iradesinin parçalanmasına direnç göstermektir.   BOP’un içini boşaltmanın ve kendimizle doldurmanın tek yolu budur:   Türk milletinden olmak, İslam ümmetinin vicdanını taşımak, çağdaş medeniyetin aklını savunmak ve Türkiye Cumhuriyeti’ni pazarlık masasına koymamaktır.
Ekleme Tarihi: 10 Mayıs 2026 -Pazar

BOP’un İçi Böyle Dolar: “Türk milletindenim, İslam ümmetindenim, Garp medeniyetindenim.”

TÜRKİYE BÖLGENİN LİDER ÜLKESİDİR
 
Bir dönem haritalar açıldı.
Cetveller çekildi.
Renkli kalemlerle sınırlar boyandı.
 
Masaların üzerinde halklar vardı; ama masalarda halkların kendisi yoktu.
 
Birileri Ortadoğu’yu satranç tahtası sandı.
Kimi petrol kuyularını demokrasi diye paketledi, kimi etnik fay hatlarını “özgürlük projesi” diye pazarladı.
Sonra adına da büyük laflar koydular: stratejik dönüşüm, yeni düzen, açılım, koordinasyon, geçiş süreci…
 
İroniye bakın ki; yüz yıl önce Sevr’le yapamadıklarını, bu kez “barış”, “kimlik”, “çok kültürlülük” ambalajıyla yapmaya kalktılar.
 
Önce Irak parçalandı.
Sonra Suriye haritaları cetvelle kesildi.
Kantonlar üretildi.
Terör örgütleri bazen “kara gücü”, bazen “yerel ortak” ilan edildi.
 
Ve aynı merkezler dönüp Türkiye’ye şunu fısıldadı:
 
“Üniter devlet biraz eski moda değil mi?”
 
Hayır efendiler.
Eski moda olan şey emperyalizmdir.
Haritayı dışarıda çizip millete içeride kader dayatmaktır.
 
Türkiye’nin meselesi etnik fay hatlarından devlet üretmek değildir.
Türkiye’nin meselesi, farklı köklerden gelen insanları ortak bir vatandaşlıkta yaşatmaktır.
Cumhuriyetin büyük iddiası budur.
 
Ziya Gökalp tam da bu yüzden:
“Türk milletindenim, İslam ümmetindenim, Garp medeniyetindenim” derken üç ayrı parçalanmayı değil; üç damarı aynı bedende toplamayı anlatıyordu.
 
Millet vardı; çünkü ortak kader vardı.
Ümmet vardı; çünkü tarih ve vicdan vardı.
Medeniyet vardı; çünkü bilim, hukuk ve ilerleme vardı.
 
Ama bugün bazı akıllar Gökalp’i tersinden okumaya çalışıyor:
 
Milleti etnik kavgalara ayır,
ümmeti mezhep çatışmasına sürükle,
medeniyeti de Batı’ya taşeronluk san.
 
Sonra adına demokrasi de.
 
Ne güzel iş.
 
Türkiye’ye yıllardır aynı reçete öneriliyor:
“Biraz federasyon deneyin.”
“Biraz yerel özerklik düşünün.”
“Biraz kimlik siyaseti yapın.”
“Biraz merkezi yapıyı gevşetin.”
 
Biraz biraz derken, sonunda ortaya Lübnanlaşmış, Iraklaşmış, parçalanmış bir yapı çıksın isteniyor.
 
Oysa Türkiye’nin gücü tam tersindedir.
Bu ülke Malazgirt’ten Çanakkale’ye, Sakarya’dan 15 Temmuz’a kadar ortak savunma refleksiyle ayakta kaldı.
Türk’ü, Kürt’ü, Laz’ı, Çerkez’i ayrı devlet kurarak değil; aynı bayrak altında yaşayarak tarih yaptı.
 
Çünkü Cumhuriyet bir kabile sözleşmesi değil, bir millet projesidir.
 
19 Mayıs yaklaşırken yeniden hatırlamak gerekir:
 
Mustafa Kemal Atatürk Samsun’a bir “BOP eş başkanı” olarak çıkmadı.
Bir manda valisi olarak da çıkmadı.
Tam bağımsızlık fikriyle çıktı.
 
Bugün Türkiye’ye düşen de budur:
 
Ne Doğu’nun mezhep savaşlarına yedeklenmek,
ne Batı’nın jeopolitik taşeronu olmak,
ne de etnik mühendislik projelerine teslim olmaktır.
 
Türkiye bölgenin lider ülkesidir;
çünkü masada cetvelle sınır bekleyen değil, masayı devirip istiklal kuran millettir.
 
Kimseye kuyruk olmaya niyetimiz yoktur.
 
Üniter devleti savunmak gericilik değil;
Ortadoğu’nun Yugoslavya laboratuvarına dönmesini reddetmektir.
 
Cumhuriyeti savunmak bir nostalji değil;
yüzyıllık bağımsızlık iradesini korumaktır.
 
Demokrasiyi savunmak ise emperyal projelere teslim olmak değil;
millet iradesinin parçalanmasına direnç göstermektir.
 
BOP’un içini boşaltmanın ve kendimizle doldurmanın tek yolu budur:
 
Türk milletinden olmak,
İslam ümmetinin vicdanını taşımak,
çağdaş medeniyetin aklını savunmak
ve Türkiye Cumhuriyeti’ni pazarlık masasına koymamaktır.
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.