Prof.Dr. KEMAL DURUHAN
Köşe Yazarı
Prof.Dr. KEMAL DURUHAN
 

GENÇLİK PARKINDA GEMİ YÜZER Mİ! -Gemi Oturdu, Kalkmeeyo!-

-Gemi Oturdu, Kalkmeeyo!-   Ulen Dünyamin, kim derdi ki yıllar yıllar önce yaptığın espri, yıllar sonra gazete manşetlerine taşınacak! Bak bu da oldu.   Sene 1976, lise son sınıf öğrencisiyiz. Her gece değişik arkadaş toplantılarında gırgır şamata hem eğleniyor hem de ders çalışıyoruz.   Ev köyden gelen öğrencilerden birinin ailesinin tuttuğu mekan. Dokuz on kişi varız. Kambersiz düğün olur mu, 6 A sınıfından Dünyamin de var. Genelde lise öğrencileriyiz ama içimizde biraz yaşı büyük safça, köyden gelen bir ortaokul son öğrencisi de var. Çocuk yarın olacak bir derste hocanın kendini ödev filan sıkıştırmasından korkuyor. O hoca bizim dersimize de giriyor. Dünyamin de biraz gıcıkmış hocaya, sazı eline aldı:   Ulen oolum korkma! Ben sana şindi bı soru söölecen, aynen hocaya sor. Sizi sıkıştırmak ne demekmiş anlasın!   -Ne aabe soru?   -Ooolum dinle, anletiyoz işte:   Akdeniz'den kalkan bir gemi, hangi tünellerden geçerek, kaç saatte Ankara Gençlik Parkı havuzuna varır?   Ulen Dünyamin! Nerden buldun oolum bu soruyu! Kitap desen kitap yazmaz, deftere yazayım desen, hangi defter kırk saat düşünürsün. Hepimiz gülmekten yerlere yatıyoz. Çocuk da kafasını kaşıyıp tavana bakıyor.   Üzerine vazife olmayan mahkemenin BUTLAN kararı mı garip, yoksa Dünyamin'in hocana sor diye çocuğa verdiği soru mu garip. Valla bence BUTLAN da bu soru kadar garip. Hatta sorumsuz mahkemenin verdiği BUTLAN kararı daha da garip. Çünkü Dünyamin'in sorusunda saf saf kafasını kaşıyıp tavana bakan çocuğu, acıyıp da oradaki bir akrabası, aman böyle bir soruyu sorma elaleme rezil olursun diye uyarmıştı ve olaya gülüp geçmiştik. Büyüklerin oynadığı BUTLAN’a kıs kıs gülen birilerinin olduğu belli. Demokrasimiz alay konusu oldu da! Hala uyanmayıp oyuna devam etmek de cabası...   Çünkü burada asıl mesele hukuk adına ortaya atılan bir iddianın, hukukun kendi düzeni içinde bir karşılığının olup olmadığıdır. Seçim olmuş, kongre yapılmış, siyasi süreç tamamlanmış, üzerinden yıllar geçmiş. Üstelik seçim hukukunda son sözü söyleyen makam belli: Supreme Election Council of Turkey. Yani YSK bakmış, değerlendirmiş ve süreç kendi hükmünü oluşturmuş.   Şimdi ise kalkıp başka bir yerden, üstelik seçim hukukunun nihai merciinin dışında kalan bir zeminden “BUTLAN” diye ortaya çıkılması, işte tam da Gençlik Parkı havuzuna gemi indirmeye benziyor.   Kağıt üstünde gemi çizersin, adına da transatlantik dersin. Hatta kaptan bile koyarsın. Ama ortada deniz yoksa, o gemi havuzun ortasında oturur kalır. Millet de kenardan bakıp “Gemi oturdu, kalkmeeyo!” der.   Meselenin ironisi de burada zaten.   Demokrasi dediğin şey, hoşuna gidince çalışan bir mekanizma değildir. Sandık, hukuk ve kurumlar bir bütün halinde işler. Eğer her siyasi tartışmada, yıllar sonra başka yollarla “oyun yeniden kurulsun” mantığı devreye sokulursa, o zaman seçim hukukunun, kurumların ve milli iradenin ne anlamı kalır?   Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyetin en temel direklerinden biri kurum ciddiyetidir. Kurumların hükmünü beğenmeyip sonradan başka kapılar zorlanırsa, mesele sadece bir parti meselesi olmaktan çıkar; devlet düzeninin ciddiyeti tartışılır hale gelir.   Republican People's Party, CHP bugün vardır, yarın başka parti olur. Ama hukuk düzeni günlük siyasi hesapların üstünde kalamazsa, işte o zaman herkes aynı havuzun kenarında birbirine gemi göstermeye başlar.   Ve millet bir süre sonra dönüp şu soruyu sorar:   “Madem sonunda havuzdaki gemiye gelecektik, o zaman bunca seçim, bunca sandık, bunca kurum ne içindi?”
Ekleme Tarihi: 02 Haziran 2026 -Salı

GENÇLİK PARKINDA GEMİ YÜZER Mİ! -Gemi Oturdu, Kalkmeeyo!-

-Gemi Oturdu, Kalkmeeyo!-
 
Ulen Dünyamin, kim derdi ki yıllar yıllar önce yaptığın espri, yıllar sonra gazete manşetlerine taşınacak! Bak bu da oldu.
 
Sene 1976, lise son sınıf öğrencisiyiz. Her gece değişik arkadaş toplantılarında gırgır şamata hem eğleniyor hem de ders çalışıyoruz.
 
Ev köyden gelen öğrencilerden birinin ailesinin tuttuğu mekan. Dokuz on kişi varız. Kambersiz düğün olur mu, 6 A sınıfından Dünyamin de var. Genelde lise öğrencileriyiz ama içimizde biraz yaşı büyük safça, köyden gelen bir ortaokul son öğrencisi de var. Çocuk yarın olacak bir derste hocanın kendini ödev filan sıkıştırmasından korkuyor. O hoca bizim dersimize de giriyor. Dünyamin de biraz gıcıkmış hocaya, sazı eline aldı:
 
Ulen oolum korkma! Ben sana şindi bı soru söölecen, aynen hocaya sor. Sizi sıkıştırmak ne demekmiş anlasın!
 
-Ne aabe soru?
 
-Ooolum dinle, anletiyoz işte:
 
Akdeniz'den kalkan bir gemi, hangi tünellerden geçerek, kaç saatte Ankara Gençlik Parkı havuzuna varır?
 
Ulen Dünyamin! Nerden buldun oolum bu soruyu! Kitap desen kitap yazmaz, deftere yazayım desen, hangi defter kırk saat düşünürsün. Hepimiz gülmekten yerlere yatıyoz. Çocuk da kafasını kaşıyıp tavana bakıyor.
 
Üzerine vazife olmayan mahkemenin BUTLAN kararı mı garip, yoksa Dünyamin'in hocana sor diye çocuğa verdiği soru mu garip. Valla bence BUTLAN da bu soru kadar garip. Hatta sorumsuz mahkemenin verdiği BUTLAN kararı daha da garip. Çünkü Dünyamin'in sorusunda saf saf kafasını kaşıyıp tavana bakan çocuğu, acıyıp da oradaki bir akrabası, aman böyle bir soruyu sorma elaleme rezil olursun diye uyarmıştı ve olaya gülüp geçmiştik. Büyüklerin oynadığı BUTLAN’a kıs kıs gülen birilerinin olduğu belli. Demokrasimiz alay konusu oldu da! Hala uyanmayıp oyuna devam etmek de cabası...
 
Çünkü burada asıl mesele hukuk adına ortaya atılan bir iddianın, hukukun kendi düzeni içinde bir karşılığının olup olmadığıdır. Seçim olmuş, kongre yapılmış, siyasi süreç tamamlanmış, üzerinden yıllar geçmiş. Üstelik seçim hukukunda son sözü söyleyen makam belli: Supreme Election Council of Turkey. Yani YSK bakmış, değerlendirmiş ve süreç kendi hükmünü oluşturmuş.
 
Şimdi ise kalkıp başka bir yerden, üstelik seçim hukukunun nihai merciinin dışında kalan bir zeminden “BUTLAN” diye ortaya çıkılması, işte tam da Gençlik Parkı havuzuna gemi indirmeye benziyor.
 
Kağıt üstünde gemi çizersin, adına da transatlantik dersin. Hatta kaptan bile koyarsın. Ama ortada deniz yoksa, o gemi havuzun ortasında oturur kalır. Millet de kenardan bakıp “Gemi oturdu, kalkmeeyo!” der.
 
Meselenin ironisi de burada zaten.
 
Demokrasi dediğin şey, hoşuna gidince çalışan bir mekanizma değildir. Sandık, hukuk ve kurumlar bir bütün halinde işler. Eğer her siyasi tartışmada, yıllar sonra başka yollarla “oyun yeniden kurulsun” mantığı devreye sokulursa, o zaman seçim hukukunun, kurumların ve milli iradenin ne anlamı kalır?
 
Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyetin en temel direklerinden biri kurum ciddiyetidir. Kurumların hükmünü beğenmeyip sonradan başka kapılar zorlanırsa, mesele sadece bir parti meselesi olmaktan çıkar; devlet düzeninin ciddiyeti tartışılır hale gelir.
 
Republican People's Party, CHP bugün vardır, yarın başka parti olur. Ama hukuk düzeni günlük siyasi hesapların üstünde kalamazsa, işte o zaman herkes aynı havuzun kenarında birbirine gemi göstermeye başlar.
 
Ve millet bir süre sonra dönüp şu soruyu sorar:
 
“Madem sonunda havuzdaki gemiye gelecektik, o zaman bunca seçim, bunca sandık, bunca kurum ne içindi?”
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.