Solon’dan Platon’a, Aristoteles’ten Fârâbî’ye Türkiye’nin adalet, liyakat, üretim ve saadet arayışı
Türkiye bugün yalnızca ekonomik bir sıkıntının içinde değildir.
Türkiye bir **belirsizlik döneminden** geçmektedir.
Maaşlar hayat pahalılığı karşısında eriyor. Üretimin toplumun refahına yeterince yansımadığı düşünülüyor. Enflasyon vatandaşın günlük hayatını belirliyor. Benzin ve mazot fiyatları ulaşım maliyetlerini, ulaşım maliyetleri ise neredeyse bütün mal ve hizmetlerin fiyatını etkiliyor.
Ev kiraları ve konut fiyatları geniş toplum kesimleri için ciddi bir yük oluşturuyor.
Liyakat tartışmaları devlet kurumlarına olan güveni zedeliyor.
Servetin toplumun belirli kesimlerinde yoğunlaştığı düşüncesi, adalet duygusunu aşındırıyor.
Göç ve mülteci meselesi ekonomik, sosyal, kültürel ve güvenlik boyutlarıyla toplumun önünde duruyor.
Terörle mücadele, yeni açılım tartışmaları ve bunların Türkiye'yi hangi noktaya götüreceğine ilişkin belirsizlikler vatandaşın zihnindeki soru işaretlerini artırıyor.
Türkiye'nin çevresinde ise savaşlar, parçalanmalar, vekâlet mücadeleleri ve büyük güçlerin rekabeti devam ediyor.
Bütün bunların sonucunda ortaya yalnızca ekonomik bir kriz çıkmıyor.
Daha derin bir şey ortaya çıkıyor:
**Gelecek kaygısı.**
Ve gelecek kaygısı, bir toplumun psikolojik sınırlarına dayandığında, mesele artık yalnızca ekonomi veya siyaset olmaktan çıkar.
**Devlet-toplum ilişkisi meselesine dönüşür.**
İşte Türkiye tam da burada bir **ARAF** ile karşı karşıyadır.
ARAF NEDİR?
Araf, iki durum arasındaki bekleme ve belirsizlik hâlidir.
Ne tamamen geridedir insan, ne de önündeki yeni dünyaya ulaşabilmiştir.
Eski düzenin sorunları ortadadır.
Fakat yeni düzenin ne getireceği de belli değildir.
İnsan işte tam bu noktada kendisine sorar:
**“Nereye gidiyoruz?”**
Türkiye'nin bugün yaşadığı ruh hâlinin önemli bir bölümünü bu soruyla açıklamak mümkündür.
Vatandaş yalnızca “ekonomi ne olacak?” diye sormuyor.
Şunu da soruyor:
**Devletin geleceği ne olacak?**
**Ekonominin yönü ne olacak?**
**Hukukun sınırları nerede başlayıp nerede bitecek?**
**Liyakat yeniden kurulacak mı?**
**Toplumsal bütünlük nasıl korunacak?**
**Mülteci meselesi nasıl çözülecek?**
**Açılım süreci Türkiye'yi nereye götürecek?**
**Bölgemizdeki gelişmeler Türkiye'yi nasıl etkileyecek?**
Ve belki bütün bu soruların altında tek bir soru yatıyor:
**Türkiye Araf'tan çıkabilecek mi?**
BU SORU YENİ DEĞİL
İnsanlık bu tür dönemleri tarih boyunca yaşadı.
Toplumlar zengin ile yoksul arasındaki uçurum büyüdüğünde,
hukuka güven azaldığında,
siyasal kurumlar yıprandığında,
yönetici sınıf ile toplum arasındaki bağ zayıfladığında,
insanlar geleceklerini göremediğinde
ve devletin hangi yöne gittiği konusunda ortak bir kanaat kaybolduğunda, aynı soruyla karşı karşıya kaldılar:
**Devleti ve toplumu nasıl yeniden dengeleyeceğiz?**
Bu sorunun en eski ve en güçlü cevaplarından biri Antik Yunan'da **Solon** ile başladı.
Sonra **Platon** geldi.
Ardından **Aristoteles**.
Ve yüzyıllar sonra bu düşünce çizgisini İslam felsefesi içinde yeniden kuran **Fârâbî**.
Bu dört düşünürün düşüncelerini Türkiye'nin bugünkü problemleriyle birlikte düşündüğümüzde, önümüze oldukça güçlü bir siyasal felsefe haritası çıkıyor.
I. SOLON: ARAFTA KALAN TOPLUMU HUKUKLA DENGELEMEK
Solon'un Atina'sı da ciddi bir toplumsal gerilim içerisindeydi.
Borçlar büyümüş, ekonomik eşitsizlikler derinleşmiş, borçluluk ve siyasal ayrıcalıklar toplumdaki çatışmayı artırmıştı.
Bir tarafta büyük ekonomik güce sahip kesimler bulunurken diğer tarafta borç yükü altında ezilen insanlar vardı.
Bu durum yalnızca ekonomik bir sorun değildi.
**Toplumun siyasal bütünlüğünü tehdit ediyordu.**
Solon'un reformlarının önemli bir bölümü tam da bu nedenle toplumsal yükleri hafifletmeye ve siyasal düzeni yeniden dengelemeye yöneldi.
Buradaki büyük ders şudur:
**Ekonomik adaletsizlik siyasal istikrarsızlığa dönüşmeden önce hukuk tarafından yönetilmelidir.**
Bugün Türkiye'ye baktığımızda bu ders son derece günceldir.
Çünkü insanın maaşı eriyorsa, kira gelirinin büyük bölümünü götürüyorsa, ev sahibi olma ihtimali giderek uzaklaşıyorsa, emekli geçim sıkıntısı yaşıyorsa ve genç insan çalışmasına rağmen geleceğini kuramıyorsa, sorun yalnızca “fiyatlar yükseldi” cümlesiyle açıklanamaz.
Burada bir **adalet duygusu** problemi oluşur.
II. TÜRKİYE'NİN SOLON SORUSU: ADALET NEREDE?
Bir devletin vatandaşından fedakârlık istemesi mümkündür.
Fakat vatandaş fedakârlığın adil dağıtıldığına inanmalıdır.
Devlet:
“Sabret.”
diyorsa vatandaş şunu sorar:
**“Herkes sabrediyor mu?”**
Devlet:
“Ekonomik sıkıntı var.” diyorsa vatandaş:
**“Bu sıkıntının yükünü herkes aynı ölçüde mi taşıyor?”** diye sorar.
İşte adalet duygusu burada devreye girer.
Vergi adaleti,
gelir dağılımı,
kamu kaynaklarının kullanımı,
rekabet şartları,
kamu ihaleleri,
fırsat eşitliği
ve sosyal devlet uygulamaları bu nedenle yalnız ekonomik başlıklar değildir.
Bunların tamamı aynı zamanda **devletin meşruiyetini** ilgilendirir.
Solon'un bize söylediği şey tam da budur:
**Toplumun yükünü dengeleyemezseniz toplumun öfkesini de dengeleyemezsiniz.**
III. PLATON: ARAFTAN ÇIKIŞ İÇİN ERDEMLİ İNSAN
Platon ise meseleyi daha derine götürür.
Ona göre iyi devlet yalnızca iyi kanunlardan oluşmaz.
**İyi insanlara da ihtiyaç vardır.**
Bu nedenle eğitim, devletin temel meselelerinden biridir.
Bir devletin kurumlarını kim yönetecek?
Öğretmenler kim olacak?
Hâkimler kim olacak?
Mühendisler kim olacak?
Bürokratlar kim olacak?
Bakanlıkları kim yönetecek?
Bilimsel araştırmaları kim yapacak?
Ekonomiyi kim yönetecek?
Bütün bu soruların cevabı sonunda **eğitime** çıkar.
Dolayısıyla eğitim sisteminin niteliği, aslında devletin gelecekteki niteliğidir
IV. LİYAKAT: PLATON'UN MODERN TÜRKİYE'DEKİ KARŞILIĞI
Bugün Türkiye'de en fazla tartışılan kavramlardan biri liyakattir.
Liyakat yalnızca “işinin ehli olmak” değildir.
Liyakat:
**bilgi,**
**yetenek,**
**tecrübe,**
**ahlâk,**
**sorumluluk**
ve **kamu yararı** bilincinin birleşimidir.
Bir insanın siyasi görüşü olabilir.
Bir partiye yakınlığı olabilir.
Fakat kamu görevine geldiğinde artık yalnızca kendisini veya siyasi grubunu temsil etmez.
**Devleti temsil eder.**
Bu nedenle kamu makamları siyasi sadakat ödülü hâline gelirse devletin kurumsal yapısı zayıflar.
Platon'un “erdemli yönetici” fikrini modern dünyaya tercüme edersek karşımıza şu çıkar:
**Devleti yöneten insan, makamından önce kamu ahlâkını taşımalıdır.**
V. ARİSTOTELES: İDEALİ DEĞİL, GERÇEĞİ DE İNCELEMEK
Aristoteles burada Platon'dan ayrılan önemli bir yöntem ortaya koyar.
Devletleri gözlemler.
Anayasaları inceler.
Farklı yönetim biçimlerini karşılaştırır.
Siyasetin gerçek hayattaki işleyişini araştırır.
Bize şunu öğretir:
**İyi niyet yetmez; sistemin gerçekten çalışması gerekir.**
Türkiye açısından bu son derece önemlidir.
Bir yasa çıkarabilirsiniz.
Ama uygulanmıyorsa hukuk oluşmaz.
Bir ekonomik program açıklayabilirsiniz.
Ama üretim artmıyorsa refah oluşmaz.
Bir eğitim reformu yapabilirsiniz.
Ama öğretmenin niteliği ve öğrencinin başarısı yükselmiyorsa eğitim reformu gerçekleşmiş sayılmaz.
Bir siyasal hedef belirleyebilirsiniz.
Ama toplumda güven oluşmuyorsa hedefe ulaşamazsınız.
**Aristoteles bize uygulanabilir devlet aklını öğretir.**
VI. ORTA SINIF: DEVLETİN TOPLUMSAL DENGESİ
Aristoteles'in siyasal düşüncesinin Türkiye açısından en önemli derslerinden biri de orta sınıf meselesidir.
Toplumda aşırı zenginlik ile aşırı yoksulluk arasındaki uçurum büyüdükçe siyasal gerilim artabilir.
Buna karşılık güçlü bir orta sınıf toplumun istikrarına katkı sağlar.
Bu nedenle Türkiye'nin ekonomik hedefi yalnızca “büyümek” olmamalıdır.
**Orta sınıfı yeniden güçlendirmek** de ekonomik politikanın temel hedeflerinden biri olmalıdır.
Orta sınıf:
Ev alabilmeli.
Çocuğunu okutabilmeli.
Tasarruf yapabilmeli.
Tatile çıkabilmeli.
Emekliliğini planlayabilmeli.
Bir kriz çıktığında birkaç ay içinde yoksulluk sınırının altına düşmemelidir.
Çünkü orta sınıf küçüldüğünde yalnızca ekonomi küçülmez.
**Toplumun ortak zemini küçülür.**
VII. FÂRÂBÎ: BÜTÜN BU SİSTEM İNSAN İÇİN
Ve sonra Fârâbî gelir.
Fârâbî, Platon ve Aristoteles'in siyaset düşüncesini bilir.
Fakat onları olduğu gibi tekrar etmez.
Onların siyaset felsefesini insanın **kemali ve saadeti** kavramı etrafında yeniden kurar.
Fârâbî'nin **Erdemli Şehir** anlayışında şehir yalnızca insanların birlikte yaşadığı bir mekân değildir.
İnsanların birbirlerine yardım ederek **gerçek mutluluğa ve kemale ulaşmaya çalıştıkları** bir toplumsal yapıdır.
İşte burada dört düşünürün zinciri tamamlanır:
**Solon → adalet**
**Platon → erdem ve eğitim**
**Aristoteles → kurumlar ve denge**
**Fârâbî → saadet**
Bunları tek cümlede toplarsak:
**Adaletli kurumlarla, erdemli ve liyakatli insanları yetiştirerek, ekonomik ve siyasal dengeyi kurup insanın saadetine ulaşmasını sağlayan toplum.**
Türkiye'nin bugün aradığı şey aslında bundan çok farklı değildir.
VIII. TÜRKİYE NEDEN MUTSUZ?
Çünkü insan yalnızca para kazanarak mutlu olmaz.
İnsan:
**adalet ister.**
**güven ister.**
**saygınlık ister.**
**gelecek ister.**
**aidiyet ister.**
**emeğinin karşılığını ister.**
**çocuğunun geleceğini bilmek ister.**
Bir genç insan:
“Çalışacağım ama ev alamayacağım.” diyorsa;
“Okuyacağım ama liyakatten emin değilim.” diyorsa;
“Ülkemin yarınını bilmiyorum.” diyorsa;
orada ekonomik sorunun ötesinde bir **saadet sorunu** vardır.
Fârâbî'nin bize hatırlattığı nokta budur.
Devletin nihai amacı yalnızca vatandaşın hayatta kalmasını sağlamak değildir.
**İnsanın iyi yaşayabileceği şartları oluşturmaktır.**
IX. MÜLTECİ MESELESİ: İNSANİYET VE DEVLET AKLI
Türkiye'nin Araf'ını ağırlaştıran meselelerden biri de göç ve mülteci sorunudur.
Bu konuda duyguların iki uç arasında sıkışmasına izin verilmemelidir.
Ne: **“Hiçbir sorun yok.”** denilebilir, ne de: **“Bütün sorunların nedeni budur.”**
Göç meselesi;
ekonomik,
demografik,
sosyal,
kültürel,
hukuki
ve güvenlik boyutları olan çok katmanlı bir meseledir.
Türkiye'nin ihtiyacı:
**kontrollü sınır politikası,**
**kayıt ve denetim,**
**uluslararası hukukla uyum,**
**geri dönüş şartlarının oluşturulması,**
**toplumsal uyumun sınırlarının belirlenmesi**
ve bütün bunların Türkiye'nin ekonomik ve sosyal kapasitesi dikkate alınarak yürütülmesidir.
İnsan onuru korunmalıdır.
Ama devletin güvenliği ve vatandaşın refahı da korunmalıdır.
**İnsaniyet ile devlet aklı birbirinin düşmanı değildir.**
X. AÇILIM: BARIŞ MI, BELİRSİZLİK Mİ?
Türkiye'nin Araf'ını büyüten bir başka başlık da açılım ve toplumsal bütünleşme tartışmasıdır.
Burada temel ilke çok açık olmalıdır:
**Terörün sona ermesi Türkiye'nin çıkarınadır.**
Silahların susması Türkiye'nin çıkarınadır.
İnsanların ölmemesi Türkiye'nin çıkarınadır.
Toplumsal barış Türkiye'nin çıkarınadır.
Fakat barışın kalıcı olabilmesi için hukuk devleti zayıflatılmamalıdır.
Örgütsel yapıların sona ermesi,
silahların bırakılması,
hukuka bağlılık,
anayasal düzene sadakat
ve eşit vatandaşlık temelinde bir toplumsal bütünleşme hedeflenmelidir.
Hiçbir silahlı yapı, silahla elde edemediği bir sonucu hukukun ve siyasetin boşluklarından yararlanarak elde etmemelidir.
Demokrasi size bölünme hakkını vermez; hangi etnik gruba mensup olursanız olun. Ve demokratik haklar üniter bir yapı içerisinde tüm toplum bireylerini özgür ve sorumlu birer vatandaş kılar.
**Gerçek bütünleşmenin formülü şudur:**
**Farklılıklarımız olabilir; fakat vatandaşlığımız ve hukukumuz ortaktır.**
XI. DIŞARIDAKİ ATEŞ VE İÇERİDEKİ ARAF
Türkiye'nin çevresindeki coğrafya da huzurlu değildir.
Savaşlar, devlet krizleri, bölgesel rekabetler ve büyük güçlerin nüfuz mücadeleleri Türkiye'nin güvenlik ortamını doğrudan etkiliyor.
Bu nedenle Türkiye içeride zayıflayamaz.
Ekonomik olarak zayıf,
kurumsal olarak güvensiz,
toplumsal olarak parçalı,
hukuken öngörülemez bir Türkiye'nin dış baskılara karşı direnci de azalır.
Bu nedenle milli güvenlik yalnızca askerî güç değildir.
**Ekonomi milli güvenliktir.**
**Enerji milli güvenliktir.**
**Gıda milli güvenliktir.**
**Eğitim milli güvenliktir.**
**Bilim ve teknoloji milli güvenliktir.**
**Hukuk milli güvenliktir.**
Ve en önemlisi:
**Toplumsal birlik milli güvenliktir.**
XII. TÜRKİYE ARAFTAN NASIL ÇIKAR?
Artık sorunun cevabına gelebiliriz.
Türkiye'nin Araf'tan çıkması için bir kişinin gelip her şeyi düzeltmesini beklemek yanlış olur.
Çünkü **kurtarıcı arayan toplum, sonunda kurtarıcının iradesine bağımlı hâle gelir.**
Türkiye'nin ihtiyacı kurtarıcı değil:
**kurumsal bir yeniden yapılanmadır.**
Bunun beş temel ayağı vardır.
1. ADALET
Hukuk herkes için öngörülebilir ve eşit uygulanmalıdır.
2. LİYAKAT
Devlet makamları ehliyet ve kamu sorumluluğu esasına göre dağıtılmalıdır.
3. ÜRETİM
Türkiye tüketim ve borçlanma ağırlıklı bir yapıdan yüksek katma değerli üretim ekonomisine geçmelidir.
4. ORTA SINIF
Ekonomik politikalar toplumun geniş kesimlerinin refahını ve geleceğe güvenini güçlendirmelidir.
5. EĞİTİM VE BİLİM
Türkiye'nin uzun vadeli kurtuluşu nitelikli insan yetiştirmekten geçmektedir.
Bunların üzerine bir altıncı ilke eklemek gerekir:
6. EŞİT VATANDAŞLIK
Hiç kimse kökeni, dili, inancı veya siyasi görüşü nedeniyle hukuk karşısında ayrıcalıklı ya da dezavantajlı hâle getirilmemelidir.
**Ortak vatanın ortak hukuku olmalıdır.**
XIII. CUMHURİYET: ARAFTAN ÇIKIŞIN ORTAK ZEMİNİ
Burada Cumhuriyet'in anlamı yeniden önem kazanıyor.
Cumhuriyet yalnızca bir yönetim biçimi değildir.
Cumhuriyet:
**millet egemenliğidir.**
**vatandaşlıktır.**
**hukuk devletidir.**
**eğitimdir.**
**bilimdir.**
**laikliktir.**
**kamu sorumluluğudur.**
**ortak gelecek iradesidir.**
Cumhuriyetin temel gücü, farklı insanları aynı vatandaşlık çatısı altında buluşturabilmesidir.
Bu nedenle Türkiye'nin Araf'tan çıkışı yeni ayrışmalar üretmekten değil, **ortak vatandaşlığı yeniden güçlendirmekten** geçmelidir.
XIV. TÜRKİYE'Yİ KİM KURTARACAK?
Şimdi baştaki soruya dönelim.
**Türkiye'yi kim kurtaracak?**
Bir lider mi?
Bir parti mi?
Bir seçim mi?
Bir ekonomik program mı?
Hayır.
Türkiye'yi tek başına bunların hiçbiri kurtaramaz.
Türkiye'yi:
**adalet,**
**liyakat,**
**üretim,**
**eğitim,**
**bilim,**
**güçlü kurumlar,**
**eşit vatandaşlık**
ve **milletin ortak iradesi** kurtarabilir.
Ama bütün bunları taşıyacak bir siyasal ve toplumsal zemin gerekir.
O zemin:
**Cumhuriyet'tir.**
XV. ARAFTA KALMAK MI, ARAFTAN ÇIKMAK MI?
Türkiye'nin önünde iki yol var.
Birinci yol:
Sorunları ertelemek.
Belirsizlikleri büyütmek.
Toplumsal kutuplaşmayı artırmak.
Liyakat sorununu görmezden gelmek.
Ekonomik yükü toplumun üzerine bırakmak.
Hukuka olan güveni zayıflatmak.
Ve Araf'ta beklemeye devam etmek.
İkinci yol ise:
**Sorunlarla açıkça yüzleşmek.**
Hukuku güçlendirmek.
Liyakati yeniden kurmak.
Üretimi artırmak.
Orta sınıfı güçlendirmek.
Eğitimi bilimsel temelde yeniden yapılandırmak.
Göç meselesini devlet kapasitesi içinde çözmek.
Terör sorununu hukuk ve güvenlik çerçevesinde sona erdirmek.
Toplumsal bütünleşmeyi eşit vatandaşlık temelinde gerçekleştirmek.
Ve Türkiye'nin dışarıdaki fırtınalara karşı içeride güçlü bir birlik oluşturmasını sağlamak.
İşte bu ikinci yol:
**Araftan çıkış yoludur.**
SON SÖZ
Solon bize **adaleti** öğretti.
Platon bize **erdemli insanı ve eğitimi** gösterdi.
Aristoteles bize **kurumları, dengeyi ve gerçekçi siyaseti** öğretti.
Fârâbî ise bütün bunların nihai amacını gösterdi:
**İnsanın kemali ve saadeti.**
Bugün Türkiye'nin de ihtiyacı tam olarak budur.
Adalet olmadan devlet güçlü olamaz.
Liyakat olmadan kurumlar yaşayamaz.
Üretim olmadan ekonomi güçlenemez.
Eğitim olmadan liyakat oluşamaz.
Orta sınıf olmadan toplumsal denge zayıflar.
Eşit vatandaşlık olmadan milli bütünlük kalıcı hâle gelemez.
Hukuk olmadan barış sürdürülemez.
Bilim olmadan gelecek kurulamaz.
Ve güven olmadan hiçbir toplum huzura kavuşamaz.
Bu nedenle Türkiye'nin meselesi yalnızca bugünkü ekonomik sıkıntıları aşmak değildir.
**Türkiye'nin meselesi Araf'tan çıkıp yeniden bir istikamet bulmaktır.**
Bunun yolu da ne körü körüne geçmişe dönmekten ne de nereye gittiği belli olmayan bir geleceğe teslim olmaktan geçer.
Türkiye'nin ihtiyacı:
**akıl,**
**bilim,**
**hukuk,**
**liyakat,**
**üretim,**
**adalet**
ve **ortak vatandaşlık** temelinde yeni bir güven dönemidir.
Türkiye'yi bir kişi kurtarmayacak.
Türkiye'yi bir parti de kurtarmayacak.
Türkiye'yi ancak **milletin ortak aklı ve doğru kurumlar** kurtarabilir.
Ve belki bugün Türkiye'nin kendisine sorması gereken en önemli soru şudur:
**“Biz Araf'ta daha ne kadar bekleyeceğiz?”**
Çünkü Araf bir kader değildir.
**Araf, iki istikamet arasındaki kararsızlıktır.**
İstikametimizi belirlediğimiz gün,
**Araf'tan çıkış da başlamış olacaktır.**
