657 yılında Fırat kıyısında yaşanan Sıffin Savaşı, yalnızca iki ordunun çarpışması değildi. O gün aslında şu soru sorulmuştu:
“Devlet kimin? Hukukun mu, gücün mü?”
Bir tarafta seçilmiş halife Ali bin Ebu Talib, diğer tarafta Şam valisi Muaviye I.
Mesele, üçüncü halife Osman bin Affan’ın kanı üzerinden yürütülen bir adalet talebi gibi sunuldu. Ancak tarih bize şunu öğretir:
Siyasette “kan” çoğu zaman “iktidarın dili”dir.
Mızraklara Takılan Metinler
Savaşın kader anında Muaviye tarafı mızraklara Kur’an sayfaları taktı.
Bugün buna “algı yönetimi” diyoruz.
O günün diliyle:
Dini sembolü siyasetin kalkanı yapmak.
Burada sormamız gereken soru şudur:
Eğer haklıysan neden metni mızrağa takarsın?
Neden hukuku savaş meydanında pazarlık malzemesi yaparsın?
Bu hamle, savaşı kazanamayanın kutsalı araçsallaştırmasıydı.
Ve sonuç?
Seçilmiş otorite zayıfladı.
Hakem oyunu kuruldu.
Sistem kırıldı.
Hariciler Meselesi: Radikal Bir Tepki
Hakem olayından sonra ortaya çıkan Hariciler, sadece “dini bir grup” değildi. Onlar, siyasal manipülasyona karşı sert bir reaksiyondu.
“Hüküm yalnız Allah’ındır” sloganı, aslında şu çığlıktı:
“İnsanlar dini çıkar için eğip bükmesin.”
Ancak tarih yine ironiktir:
Aşırı tepki, başka bir aşırılığı doğurdu.
Radikalizm doğdu. Hariciler Ali'nin yanında iken onun düşmanı haline geldiler.
Emevi Düzeni: Merkezileşme mi, Hanedanlaşma mı?
Sıffin’den sonra gelen süreç, hilafeti seçimden çıkarıp mirasa bağladı.
Bu bir “devlet aklı” değildi; bu bir hanedan refleksiydi.
Merkezileşme çoğu zaman düzen üretir.
Ama hanedanlaşma adaleti değil, sadakati çıkarı ve sömürüyü üretir.
Emevi pratiğinde:
Muhalefet bastırıldı
İktidar aileye bağlandı
Siyasal meşruiyet güçle tahkim edildi
Bu tarihsel bir olgudur.
Bunu romantize etmek, zulmü sis perdesiyle örtmektir.
Bugüne Bakınca
Bugün de benzer yöntemler yok mu?
Kutsalın siyasete alet edilmesi
Hukukun araçsallaştırılması
“İstikrar” adı altında merkezileşmenin meşrulaştırılması
Klasik söylemdir ama tarih yine tekerrür ediyor.
Cumhuriyetin Kıymeti
Tam burada 1923’e bakmak gerekir.
Mustafa Kemal Atatürk, tarihsel olarak tam ters yönde bir hamle yaptı:
Saltanatı kaldırdı
Egemenliği hanedandan alıp millete verdi
Dini devlet mekanizmasından ayırdı
Bu, Sıffin’de kırılan dengeye verilmiş modern bir cevaptır.
Cumhuriyet şunu der:
Egemenlik kutsal bir aileye değil, millete aittir.
Hukuk mızrağa takılmaz.
Seçim mirasa dönüşmez.
Sonuç
Sıffin’i yalnızca mezhepsel bir kırılma olarak okumak eksiktir.
O, gücün kutsallaştırılmasının başlangıcıdır.
Cumhuriyet ise kutsalın siyasete karşı korunmasıdır.
Tarih bize iki yol gösterir:
Gücü kutsallaştırmak
Hukuku üstün kılmak
Tercih, her çağda yeniden yapılır.
Ve
Asil olan Asıl olan Hak ve Hukuku Üstün Kılmaktır.
