Anıtkabir, Anadolu Medeniyetleri Müzesi, Roma Hamamı
Ankara’yı bazen gri derler.
Oysa mesele renksizlik değil; mesele katmanlılık.
Bir şehir düşünün…
Aynı gün içinde hem milattan önceye, hem Cumhuriyet’in kurucu aklına yürüyebiliyorsunuz. Üstelik metro kartıyla.
Anıtkabir
Anıtkabir
Bir mozole değil yalnızca.
Bir matematik problemi gibi tasarlanmış bir kararlılık ifadesi.
Orada merdivenler simetri öğretir.
Aslanlı Yol sabır öğretir.
Sessizlik ise şunu fısıldar:
Devlet, kişi kültü değil; ilke düzenidir.
Demokratik, laik cumhuriyet dediğimiz şey;
bir inanç sistemi değil, bir akıl düzenidir.
Ve ironik olan şu:
En sade mimari, en yüksek sesi çıkarır.
Anadolu Medeniyetleri Müzesi
Anadolu Medeniyetleri Müzesi
İçeri girersiniz ve insanlık size bakar.
Hitit bakar. Frig bakar. Urartu bakar.
Siz “modernim” dersiniz,
MÖ 2000’den bir mühür size hafifçe gülümser.
Cumhuriyet’in laikliği burada anlam kazanır:
Toprak kimsenin tekelinde değildir.
Geçmiş tek bir inancın, tek bir kavmin, tek bir anlatının malı değildir.
Anadolu, çoğul bir arşivdir.
Laiklik de bu arşivin siyasi tercümesidir.
Roma Hamamı
Roma Hamamı
Ve sonra Roma.
Taşlar kalmış. Duvarlar gitmiş.
İmparatorluk ihtişamı toprak olmuş.
Ama altyapı hâlâ konuşuyor.
İroni şurada:
En güçlü sandıklarımız çöker.
En sağlam olan şey ise akıldır, mühendisliktir, hukuk fikridir.
Roma gider.
Selçuklu gelir.
Osmanlı gelir.
Cumhuriyet gelir.
Taş değişir.
Ama şehir kalır.
Üç Sembol, Bir Duruş
Anıtkabir → Kurucu irade
Anadolu Medeniyetleri → Tarihsel çoğulluk
Roma Hamamı → Medeniyetlerin geçiciliği
Demokratik laik cumhuriyet dediğimiz şey;
işte bu üç katmanı aynı anda kabul etmektir.
Ne geçmişe tapmak,
ne geçmişi inkâr etmek.
Ne gücü kutsamak,
ne gücü şeytanlaştırmak.
Akılla ayakta durmak.
Ve Ankara…
Gri değil aslında.
Taşın içindeki hafıza kadar derin.
Akılda yer edecek kadar çok renkli.
