Başkanlık sistemi, çoğu zaman demokratik bir çerçeve olarak sunulur; ama uygulamada kültür ve toplumsal yapı ile birleştiğinde, sonuçlar tamamen değişebilir. ABD’deki seçim sistemine baktığımızda, halkın başkana doğrudan oy vermediğini, seçiciler kurulu aracılığıyla seçimlerin sonuçlandığını görürüz. Bu sistem, bireyci kültür ve hukuka olan güven üzerine kuruludur ve toplumsal normlar ile birlikte çalıştığında istikrarı sağlar. Ama bu mekanizma tek başına yeterli midir?
Sosyolog Robert Putnam, toplumsal sermayenin güçlü olduğu toplumlarda demokratik kurumların daha etkin işlediğini vurgular. ABD’de sivil toplum örgütleri, bağımsız medya ve kurumsallaşmış siyasi partiler, bireyci kültürde bile sistemin dengeyi korumasını sağlar. Tarih boyunca sürpriz seçimler olmuştur: Truman’ın 1948’deki beklenmedik zaferi, George W. Bush’un 2000’de Florida’daki dar farkla kazanması, Donald Trump’ın 2016’da halk oyunu kaybetmesine rağmen seçiciler kurulunu kazanması… Bu örnekler, sistemin esnek ama kontrollü işlediğini gösterir. Burada dikkat çeken, parti içi sadakat ve kurumsal mekanizmaların başkanın kendi partisinden topluca destek kaybetmesini önlemesidir.
ABD’deki bireyci kültür, vatandaşın devletin işleyişine olan güvenini ve hukuka saygıyı pekiştirir. Bu bağlamda, sosyal normlar ve kurumlar, sadece yasaların değil, toplumsal davranışların da seçim sonuçlarını belirlediği bir denge mekanizması oluşturur. Peki, bu sistem başka kültürel bağlamlarda aynı şekilde işlemez mi?
Türkiye örneğine baktığımızda tablo farklıdır. Tarihsel olarak lider merkezli bir toplumsal yapı, başkanlık sistemi ile birleştiğinde güç yoğunlaşmasına yol açabilir. Sosyolog Şerif Mardin, Türkiye’de devletin toplumsal hayatın merkezinde olduğunu ve toplumsal yapının otoriter geleneklerle şekillendiğini belirtir. Başkanlık sistemi, yürütme gücünü yasama ve yargı üzerindeki etkisiyle pekiştirir ve demokratik dengeyi sınırlayabilir. Özellikle dini kurumlarla ve merkezi bütçe ile kurulan ilişkiler, liderin toplumsal alandaki görünürlüğünü ve etkisini artırır. Bu bağlamda, tek bir liderin toplum üzerinde hem siyasi hem kültürel hem de sembolik gücü pekişir.
Sosyolojik olarak bakıldığında, demokrasi sadece anayasal sistemle ölçülemez; kültür, toplumsal normlar, sosyal sermaye ve kurumların işleyişi, demokratik sistemin gerçek güvencesidir. Bireyci kültürlerde sistem dengeyi sağlar; toplulukçu veya lider merkezli kültürlerde ise güç hızla tek elde toplanabilir. Buradan çıkan ders, başkanlık sistemlerinin kültürel bağlamdan bağımsız uygulanamayacağıdır.
ABD ve Türkiye karşılaştırması, başkanlık sisteminin hukuka ve kurumsal denetime dayandığında mı yoksa kültürel lider merkeziyetçilikle birleştiğinde mi demokratik dengeyi koruduğunu gözler önüne serer. Burada okuyucuya sorulacak soru: Eğer bir toplumda lider merkezli bir kültür hâkimse, başkanlık sistemi gerçekten demokratik dengeyi sağlayabilir mi?
Tarihsel örnekler de bize ipuçları verir. Latin Amerika’daki bazı başkanlık deneyimleri, lider kültürünün ve güçlü yürütmenin, yasama ve yargıyı kontrol etmesiyle otoriterleşmeye yol açabileceğini göstermiştir. Bu bağlamda sosyolog Juan Linz, başkanlık sistemlerinin kutuplaşmaya ve krizlere açık olduğunu, özellikle siyasi partilerin zayıf ve toplumsal uzlaşmanın sınırlı olduğu ülkelerde demokratik istikrarı riske atabileceğini belirtir.
Sonuç olarak, demokrasi sadece sistemle değil, toplumsal kültür, sosyal sermaye ve kurumların işleyişiyle korunur. Başkanlık sistemi tek başına demokratik denge garantisi vermez. ABD örneği, bireyci kültür ve kurumsal güvenin sistemin işleyişinde nasıl kritik rol oynadığını gösterir; Türkiye örneği ise lider merkezli kültürün güç yoğunlaşmasını kolaylaştırdığını ortaya koyar.
Ve düşündürür bir nokta: Bir ülkenin demokratik istikrarı sadece yasalarla değil, insanların birbirine ve kurumlara olan güveniyle şekillenir. Demokrasi, bir makine değil; yaşayan bir kültür ve sürekli gelişen bir toplumsal deneyimdir.
Son Sôz:
Toplumcu kültürler Başkanlık Sistemlerini demokratik çizgide tutabilmede genellikle zorlanmışlardır. Demokrasinin ôrnek alınacak ülkesi ABD de bile Başkan(Trump)'ın kafası karışmış gözüküyor, acaba padişahlığa doğru adımlar mı atsa!
Benim korkum Türkiye için şu:
Osmanlıyı osmanlıcılığı yeniden diriltelim derken başkanlık sistemi bahane, arada padişahlığı geri getirmeyelim...
