Prof.Dr. KEMAL DURUHAN
Köşe Yazarı
Prof.Dr. KEMAL DURUHAN
 

BOYNA ATILAN İP, NASIL KRAVATA DÖNÜŞTÜ — Bu zanaatın adı ne!

Siyasetin en eski zanaatlarından biri dönüşüm değildir; dönüşmüş gibi görünmektir. İplerin, kementlerin, idam naralarının bir sabah kravatlara, nezaket cümlelerine ve “milli birlik” söylemlerine evrilmesi de işte bu siyasal zanaatın en bilinen numarasıdır. Türkiye siyaseti de bu dönüşümün en keskin örneklerinden birini yaşadı: Bir zamanlar meydanlarda “ASACAĞIZ!” diye bağıran bir dilin, yıllar içinde o ipi boyundan çözerek siyasetin vitrininde bir kravat gibi taşıması… Bu sadece bir söylem değişikliği değildir; bir meşruiyet üretme tekniğidir. Belagatin tahrif edildiği yer: Dün idam isteyen, bugün ortaklık kuruyor. Devlet Bahçeli’nin yıllarca siyasi varlığını tanımlayan en sert imgelerden biri “kement”ti. APO’nun idamı üzerinden şekillenen bu dil, toplumun duygularına doğrudan seslenen, öfkeyi siyasal sermayeye dönüştüren bir retorikti. Ancak siyaset, prensipten çok pozisyonla çalışan bir makinedir. Zaman değişti, dengeler değişti, ittifaklar yeniden kuruldu. Ve o meşhur kement, bir gün “idam ipi” olmaktan çıkıp, sessizce kravatın altına saklandı. Bu dönüşümün adı “pragmatizm” değil; daha eski, daha tanıdık bir kelime: Mugalata. Mugalatanın siyasetteki işlevi: Meşruiyet üretmek Bir siyasetçi dün söylediğinin tam tersini bugün savunabiliyorsa, bunun için üç şeye ihtiyaç duyar: Unutkan bir toplum, Kuşatılmış bir medya, İyi işlenmiş bir retorik. Bu retoriğin özü şudur: Gerçeği değiştirmek mümkün değilse, gerçeğin etrafındaki duyguyu değiştir. Dün “idam” duygusu vardı, bugün “milli birlik” duygusu pompalanıyor. Aynı söylem değil, ama aynı zanaat. Boyuna atılan ipin kravat oluşu bir sembol: Gücün istikameti değiştiğinde söz de değişir Siyasette en tehlikeli olan şey, dünün sert ilkelerinin bugünün yumuşak pazarlıklarına dönüşmesidir. Çünkü bu dönüşüm toplumun zihninde bir şeyi çürütür: Güven duygusunu. İp, idamın sembolüyken güçlüydü. Ama kravat olduğunda daha güçlü bir şeyi ele geçirdi: Siyasetin merkezini. Asıl dikkat edilmesi gereken de budur. Bir siyasi figür “karakterini değil, söylemini” değiştiriyorsa, o değişim hakikatin değil, çıkarın izini taşır. Bu zanaatın adı ne? Bu soruyu sen başlıkta sordun. Cevabı metnin içinden kendiliğinden çıkıyor: Biraz mugalata, Biraz safsata, Biraz amnezi üretimi, Biraz duygusal yönlendirme, Ve bolca siyasal hesap. Ama hepsinin toplamı tek bir kelimede birleşiyor: Meşruiyet imalatı. Siyasetçiler bazen gerçek üretmeyi bırakır; onun yerine meşruiyet üretmeye yönelir. O meşruiyetin hammaddesi ise ne politika ne ekonomi ne de hukuk…Sadece sözdür.
Ekleme Tarihi: 18 Aralık 2025 -Perşembe

BOYNA ATILAN İP, NASIL KRAVATA DÖNÜŞTÜ — Bu zanaatın adı ne!

Siyasetin en eski zanaatlarından biri dönüşüm değildir; dönüşmüş gibi görünmektir.

İplerin, kementlerin, idam naralarının bir sabah kravatlara, nezaket cümlelerine ve “milli birlik” söylemlerine evrilmesi de işte bu siyasal zanaatın en bilinen numarasıdır.

Türkiye siyaseti de bu dönüşümün en keskin örneklerinden birini yaşadı:

Bir zamanlar meydanlarda “ASACAĞIZ!” diye bağıran bir dilin, yıllar içinde o ipi boyundan çözerek siyasetin vitrininde bir kravat gibi taşıması…

Bu sadece bir söylem değişikliği değildir; bir meşruiyet üretme tekniğidir.

Belagatin tahrif edildiği yer: Dün idam isteyen, bugün ortaklık kuruyor.

Devlet Bahçeli’nin yıllarca siyasi varlığını tanımlayan en sert imgelerden biri “kement”ti.

APO’nun idamı üzerinden şekillenen bu dil, toplumun duygularına doğrudan seslenen, öfkeyi siyasal sermayeye dönüştüren bir retorikti.

Ancak siyaset, prensipten çok pozisyonla çalışan bir makinedir. Zaman değişti, dengeler değişti, ittifaklar yeniden kuruldu.

Ve o meşhur kement, bir gün “idam ipi” olmaktan çıkıp, sessizce kravatın altına saklandı.

Bu dönüşümün adı “pragmatizm” değil; daha eski, daha tanıdık bir kelime: Mugalata.

Mugalatanın siyasetteki işlevi: Meşruiyet üretmek

Bir siyasetçi dün söylediğinin tam tersini bugün savunabiliyorsa, bunun için üç şeye ihtiyaç duyar:

Unutkan bir toplum,

Kuşatılmış bir medya,

İyi işlenmiş bir retorik.

Bu retoriğin özü şudur:

Gerçeği değiştirmek mümkün değilse, gerçeğin etrafındaki duyguyu değiştir.

Dün “idam” duygusu vardı, bugün “milli birlik” duygusu pompalanıyor.

Aynı söylem değil, ama aynı zanaat.

Boyuna atılan ipin kravat oluşu bir sembol: Gücün istikameti değiştiğinde söz de değişir

Siyasette en tehlikeli olan şey, dünün sert ilkelerinin bugünün yumuşak pazarlıklarına dönüşmesidir.

Çünkü bu dönüşüm toplumun zihninde bir şeyi çürütür: Güven duygusunu.

İp, idamın sembolüyken güçlüydü.

Ama kravat olduğunda daha güçlü bir şeyi ele geçirdi: Siyasetin merkezini.

Asıl dikkat edilmesi gereken de budur.

Bir siyasi figür “karakterini değil, söylemini” değiştiriyorsa, o değişim hakikatin değil, çıkarın izini taşır.

Bu zanaatın adı ne?

Bu soruyu sen başlıkta sordun.

Cevabı metnin içinden kendiliğinden çıkıyor:

Biraz mugalata,

Biraz safsata,

Biraz amnezi üretimi,

Biraz duygusal yönlendirme,

Ve bolca siyasal hesap.

Ama hepsinin toplamı tek bir kelimede birleşiyor: Meşruiyet imalatı.

Siyasetçiler bazen gerçek üretmeyi bırakır; onun yerine meşruiyet üretmeye yönelir.

O meşruiyetin hammaddesi ise ne politika ne ekonomi ne de hukuk…Sadece sözdür.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (2)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Prof. Dr. Kemal Duruhan
(18.12.2025 23:41 - #4332)
Eski Yunan Demokrasisinden Bu Yana Retorik: Belagattan Mugalataya, Mugalattan Safsataya Eski Yunan demokrasisinden bugüne sözün kaderi hiç değişmedi: Belagat → Mugalata → Safsata. Yani hakikati anlatmak için kullanılan sözün, zamanla hakikati eğip büken bir araca dönüşme ihtimali… Bu gerilim, insanlık tarihi kadar eskidir. Atina meydanlarında alkışlanan retorik ustalarıyla, bugünün politik ekran figürleri arasında aslında hiçbir fark yoktur. Devirler değişti ama yöntem aynı kaldı: Güzel konuşmanın büyüsü, çoğu zaman gerçeğin gölgesinde işlemeye devam ediyor. Platon’un Korkusu: “İçinde Yalan Barındıran Belagat” Platon’a göre halkın geleceği için en büyük tehlike, kötü niyetle kullanılan hitabettir. Onun gözünde retorik, hakikatin değil duyguların efendisidir. Ve duygular yönlendirildiğinde, akıl körleşir. Platon’un endişesi çok temeldi: Güzel konuşan ama doğruyu bilmeyen, Bilse bile söylemeyen, Halkın zaaflarına seslenerek onu yönlendiren kişiler… Devleti içeriden çökertir. Bu yüzden Filozof-Kral idealini ileri sürdü: “Güzel konuşan değil, doğruyu bilen yönetmeli.” Platon için retorik, hakikati söylemediği sürece bir san’at değil, bir illüzyondur. Aristoteles’in İtirazı: “Retorik Doğru Kullanılırsa Bilgeliğin Hizmetkârıdır” Aristoteles ise hocasından ayrılır. Ona göre retorik başlı başına kötü değildir; kötüye kullanılabilir, ama özü itibarıyla toplum yaşamının doğal bir aracıdır. Aristoteles’in üç temeli bugün bile geçerli: Ethos: Konuşmacının güvenilirliği Pathos: Duygulara hitap Logos: Mantıklı gerekçeler Aristoteles şöyle der: Hakikatin gücü zayıfsa, bir iki mugalata onu devirebiliyorsa, suç retorikte değil, hakikatin savunulma biçimindedir. O yüzden retoriği yasaklamak değil, onu eğitmek gerekir. Platon retoriği tehlike, Aristoteles ise zorunlu bir toplumsal beceri olarak görür. Bugüne Düşen Pay: Retoriğin Karanlık ve Aydınlık Yüzleri Şimdi kabul edelim: Dünyanın neresine bakarsak bakalım, siyaset hâlâ Atina agorasını hatırlatıyor. Bir yanda ha
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Nevzat
(19.12.2025 10:20 - #4334)
Değerli Hocam, içerik dolu, bilgi dolu yazın için teşekkürler
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.