Ankara sokaklarında, modern binaların gölgesinde bir zaman yolculuğuna çıkmayı ister misiniz?
Ankara başkent olduğu yıllarda Arnavut kaldırımları, çamurlu sokaklar, asfaltın olmadığı dönemlerde atlı arabaların gelirken çıkardığı sesleri duyar gibi olurdum. Faytonlar Ankara Tren Garından yolcuların birini alır birini getirdiği dönemleri düşünün. Nakliye aracının olmadığı dönemler atlı arabalar gurbetten gelen insanların eşyalarını, sebzeleri, kömürleri, cam damacanalar ile su hatta süt taşıdıklarını anlatırdı. Ben beş altı yaşlarında iken Varlık Mahallesinde oturan dedem ve anneannemi ziyarete gittiğimizde hafta sonları şahit olduğum atlı arabaları hiç unutamam. Atatürk Orman Çiftliğinden orta yaşlarda bir amca süt ve yoğurt getirip satardı. Adından başka tek atlı arabayla su satanlardan su alınır büyük küplere doldurulur her zaman soğuk su olarak içerdik. O suyun lezzeti inanın hâlâ dilim damağımda.
Biz Mamak Tuzluçayır mahallesinde gecekonduda otururduk. Yedi yüz bilemediniz dokuz yüz metrelik bir arsanın içinde yüz metre kareyi geçmeyen küçük bir gecekondumuz vardı. Bahçemizde sebze ve meyve yetişirdi. Derelerin içine kurulmuş bir mahalleydi. Bu atlı arabalar geldiğinde çok heyecanlanırdık. Çoğunlukla ardiyeden kömür, odun, kum taşırlardı. Hatta tuz bile satıldığını bilirim. Bizi heyecanlandıran atlı arabanın yokuş aşağı inerken nalın ve araba tekerleğinin kayarak çıkardığı sesi atın kişneme sesi karışır yaşanan korkulu dakikalar. Çocuktuk mahallemizin büyükleri bize kızardı. Yol kenarında durmayın araba çarpar diye. Araba dediğimiz (cemse) askeri kamyon, askeri jip, polis otosu(Beyaz Toros).
Bahçe duvarına sıralanır seyirlik oyun başlardı; yokuş aşağı inerken asfaltlı öbek, öbek çukurlar oluşmuş ve çamurlu yoldan atın nal sesleri, atın şiddetli kişnemesi, atın sahibi yulara asılması, yem torbasının gelişi güzel sallanması…
Western filmi izlermişçesine bakardık. Büyüklerden güngörmüş geçirmiş birisi bağırırdı. Kızılderililer geliyor arkadan kaçın! Çil yavrusu gibi dağılırdık. İçimizde çok cesur olanlar vardı. Tahta tabanca ve plastik tüfeklerle mevziiye çekileri bile görürdük.
Ankara’da iken Ankara’ya sıla özlemi çekmek ayrı bir duygu. Atın çektiği, ağır ahşap tekerlekli arabasıyla büyük cam damacanaları müşterilerine ulaştıran o dönemin seyyar satıcısı... Kışın çıplak ağaçları ve gri apartman dokusu arasında, gecekondular arasında taşınan insanların kırık dökük anılarını yüklenerek dolaşan şehrin ruhunu taşıması…
Motor seslerinin az, insan emeğinin ve komşuluk ilişkilerinin daha güçlü olduğu o güzel zamanlar.
Atlı arabalar çoğunlukla arka arkaya dizilmiş taş ocağından Altındağ ve çevresinden yükledikleri gibi gidip dönerlermiş. Bu atlı arabalar gelişi güzel döşenmiş taşlı yollardan geçerken yüreklerde iz bırakırmış. Atlı arabaların taşıdıkları taşları, ustalar bir ucu kazma görevi diğer ucu çekiç olarak kullanırken Ankara bu yolları kullanıyormuş.
Bu işçiler sıcak soğuk demeden, bir işten diğer işe koşturup duruyorlarmış. Şakulü, terazisi kaymadan iş bitiriyorlarmış.
*
Geçenlerde internette Ankara haberlerini incelerken bir görselle karşılaştım. 10 Kasım 1949 tarihli Atlı Araba tarifesini okuyunca trajedi yaşadıklarımız. Neden mi?
Yaklaşık 15 yıl önceydi çalıştığım bankacılık sektöründe bir müşterimizle sohbete ederken bir anısını anlattı. Ankara Güven Parkı bilirsiniz. Saraçoğlu Mahallesinin içinde yer alan askeri lojmanlar vardı. Kumrular Caddesinin üstünde bulunan bu lojmanlar maliye bakanlığına bağlıymış. Müşterimizin burada bulunan dükkânının kirasını ödemek için verdi dairesine gidiyor. Çay, kahve ikramından sonra bir mükellef daha geliyor ve memura şu soruyu soruyor. Atlı araba kaldı mı? Varsa acil gerekli? Memur bilgisayardan baktı ve şunu söylemiş. Açık artırmayla satılmamış olan bir Atlı araba olduğunu bunun içinde form doldurup ödemeyi yaparsa alabileceğini anlatmış.
Müşterimizde memura nasıl Atlı araba kaldı mı? Nasıl satıyorsunuz? Kim alır anlamadım? Demiş. Memur gülmüş. Bize vergi borcu olduğu için parka çekildi. Atı orada bulunan arkadaşlar arpayla besliyorlar. Tımar atamıyorlar.
Bir süre gülüştükten sonra tekrar sormuş.
- Şaka bir yana atlı arabanın nasıl borcu olur trafik cezası mı var o yüzden mi parka çektiniz.
- Ona benzer eskiden Atlı arabaların plakası olurdu üzerlerinde. İşte o plakalar yönetmelikte ticari geçtiği için ticari taksi plakası olarak güncellenmiş. Bu az kişi biliyor. Hemen aklına şu gelebilir siz niye almıyorsunuz diye? O işler öyle kolay değil üzerinde mal beyanı bulunurken eşin, akraban ve yakın çevrene dolaylı yollarla kazanç kapısı oluşturamazsın diye hüküm var. Mal beyanında gelirin dışında artış varsa işten atılma sebebi.
- Bana söyleseydin ben alırdım sana da sakal parası atardım.
- İşte şimdi yanıldın. Ticari hayatın biter. Yaptığın işin dışında farklı alanlarda yatırım amaçlı aldığın bu bile sıkıntı.
- Hadi anladım diyelim adam atlı arabayı aldıktan sonra atı ve arabayı ne yapıyor? Atı kasaba, arabayı da adliyeciye satsa nerden haberin olacak.
- Yapamaz. Çünkü atı ya hayvanat bahçesine ya da jokey kulübüne verme zorunlu. İsterse arabayı sobasında yakabilir.
Evet, önceden ahlaklı insanlar vardı. Şimdi herkes kendince bir düzen yaratmış yuvarlanıp gidiyorlar.
Atın ölümü arpadan mı olur bilinmez ama ola ki bir atlı arabaya denk gelirseniz plakasına var mı yok mu bakar olun?
