Özcan Öztürk-Şair-Yazar
Köşe Yazarı
Özcan Öztürk-Şair-Yazar
 

Buk Tarikatı

Enver Özkardeş’in, ilk öykü kitabı Buk Tarikatı tanıtım bülteninden okuyalım. Enver Özkardeş, ilk öykü kitabı Buk Tarikatı’nda uzun yıllardır üzerinde titizlikle çalıştığı öyküleriyle okurlarla buluşuyor. Bukowski’den Çehov’a, Çehov’dan Orhan Pamuk’a uzanan metinlerarası göndermelerle edebiyatın derinliklerine dalmayı vadeden bu kitap, mizah ve yergiyle harmanlanmış yeni bir dil sunuyor. Gücü arzulayanlar ile güçten zehirlenenlerin, hayal kuranlar ile hayalleri yıkanların, kural tanımayanlar ile kurallara sarılanların ve günahkâr babalar ile kaybeden çocukların öykülerini dramatize etmeden okuru gülümseterek anlatıyor.  “O gün bütün sınıf Bukowski ile tanışmıştı. Herkes teneffüste merakla yanıma gelmiş, turun­cu kitabı incelemek için sıraya girmişti. Hakkında daha çok şey öğrenmek istiyorlardı. Cemil ile birlikte dini bir misyo­ner gibi Buk’u anlata anlata bitiremiyorduk. Birkaç kişi ciddi ciddi ilgilenmeye bile başlamıştı. Onlardan biri Hans lakaplı Hasan’dı. O da Almanya doğumlu olduğundan çabuk ısınmış­tı Bukowski’ye. Ay Yüzlü Nuri de o günden sonra yüzündeki kraterlerle dalga geçilmesine hiç aldırmıyordu artık. Bu yanı onu Bukowski’ye daha çok benzettiğinden, gurur duymaya bile başlamıştı. Kısacası herkes onda kendinden bir şeyler buluyordu.” Buk Tarikatı kitabı ailedeki bağların çözülüşünü, toplumdaki değerlerin bozuluşunu ve bürokrasideki işleyişin çürüyüşünü anlatan öykülerden oluşuyor. *** Enver Özkardeş ile 2008 yılının başlarında tanıştık. Tanışmamıza vesile olan Edebiyatçılar Derneği üyesi olduğum zamanlardı. O günlerde öykü atölyesi kurulmuştu ve öykücü Cemil Kavukçu söyleşisini dinlemek için orada bulunuyordum. Daha önce okuduğum kitaplarını yanımda getirmiş imzalatmayı düşünüyordum. Nitekim öylede oldu. Çok enteresan bir konu küçürek öykülerden konu açıldı. Sohbet sırasında beni çok etkilemiş şiirden öyküye geçiş denemesi neden olmasın diye işaret fişeği atmıştı. Enver Özkardeş yanlış hatırlamıyorsam kitap imzalatmak için yan yana gelmiştik. Selamlaşıp tanıştık. Sohbet esnasında Ankara Üniversitesi DTFC’de Tiyatro  Tarihi ve Teorisi bölümünü sınavlarına hazırlandığını söyledi. Bende yıllar önce Dramatik Yazarlık sınavına girmiş ama acemiliğime gelmiş ve hazırlıksız girmiş başarısız olmuştum. Konuşma esnasında neden tekrar denemediğimi sormuştu. Hiç düşünmediğimi söyledikten sonra sohbetimize kitaplardan, şiirden sinemadan bahsederken. Kendisininde öykü yazabileceğini söylemiştim. Çünkü konuşması yalın, abartıya kaçmadan, kısa yorumlarla dinletebiliyordu meramını.  Yanılmıyorsam o sıralar Şereflikoçhisar da devlet memuru olduğunu anlatmıştı. Arkadaşlığımız böyle başladı. Sonrası beni ikna edip sınavlara girdik başvuru formunu bile birlikte alıp doldurduk. Özel yetenek sınavı olduğu için ÖSS sınavından 200 puan ve üstü alanlar girebiliyordu. 250 puan aldığımda çok şaşırmıştım. 1988 mezunu bir adam yıllar sonra 2008 aradan geçen yirmi yıl sonra Ankara Üniversitesi DTFC’de Tiyatro  Tarihi ve Teorisi, Dramatik Yazarlık ve Oyunculuk Bölümlerine on öğrenci alınacak. Her başvuruda yüz kişi vardık.  Üç aşamalı sınav sistemi vardı. Genel kültür, yetenek ve son olarak mülakat. Formu doldurduğumda ‘danışma memuru bana siz burayı elinizi kolunuzu sallayarak girersiniz hocam’* deyince bir şaşkınlık daha yaşadım. Enver Özkardeş gülümseyerek söylemedim mi ağabey demesin mi? Neyse uzatmayayım o dönem Kurtlar Vadisi televizyonda fırtınalar estiriyor. Çok kıymetli ağabeyim ve yakın dostum tiyatro, sinema ve dublaj sanatçısı Yaşar KARAKULAK bana senaryoyu vermişti. Bende ki emeği sonsuz. Benimde bu alanda üretken olmamı istiyordu. Sınav sırasında elimde bu senaryonun bir bölümü vardı. Sınav esnasında hocanın masasına bıraktım. Hocada eline alıp senaryoyu inceledi. Bana sende mi senaristlerin içinde yardımcı mısın? Dedi. Bende belki ileride deyip gülümsedim. Şimdi buraya kadar okuyanlar biz senin değil Enver Özkardeş’in, ilk öykü kitabı Buk Tarikatı kitabının içeriğini öğrenmek istiyorduk. Bize ne senin hayat öykünden diye bilirsiniz. Evet haklısınız ama bir sorun niye anlattım. Çünkü Enver Özkardeş’in, ilk öykü kitabı Buk Tarikatı kitabının kapağı** beni anlattığım günlere götürdü. Çünkü yetenek sınavı sorularından birisi bir birinden farklı nesne ve canlı objelerden örneğin defter, ay, silahşor, okyanus, denizkızı, kestane, erkek çocuğu öykü yazmamız istenmişti. Enver Özkardeş’in, ilk öykü kitabı Buk Tarikatı kitabının kapağı bana çağrıştırması bu yüzden. Öykü kitabı için aceleci olmayacağından bahsetmişti. Nitekim öylede oldu. İyi ki öyle olmuş emek verdiği öyküleri okudukça hem hüzün hem de gülümsemeler yaşatıyor. Kendi hayatından ve yaşamından kesintilerine yer verdiği öyküleri onu yakından tanıyanlar şahit olacaktır. Zaman zaman Ankara Kızılay- Sincan metro tren hattında karşılaşıyoruz. Sizin de karşılaşacağınıza eminim. Enver Özkardeş’in, ilk öykü kitabı Buk Tarikatı hakkında kendisi ile yapılan bir söyleşide şu soru sorulmuş ve cevabı merak uyandırıcı.*** Buk Tarikatı ismi oldukça dikkat çekici. Kitabın ismini seçerken neyi amaçladınız? Kitabın içeriğiyle nasıl bir bağ kuruyorsunuz? Bir öykünün adının kitaba verilmesinin o öyküyü öne çıkarma ya da ona diğerlerinden daha fazla değer ve anlam atfetme gibi bir manaya geleceği riskinin elbette farkındaydım. Ama bu riski göze alarak diğer taraftan bu ismi cazip kılan anlamları değerlendirmek istedim. Her şeyden önce Buk Tarikatı ismi edebiyatı, kitapları ve bir yazarı sembolize ediyordu. Bir yazar (Her ne kadar Bukowski’ye atıfta bulunsa da yazarın kim olduğundan bağımsız olarak yalnızca yazar kimliğidir burada vurgulanan) etrafında onu seven gençler ya da okurlar tarafından kurulmuş bir örgütlenmenin hikâyesiydi sonuçta. Ben de bir edebiyat kitabı yazmıştım. Dolayısıyla bu anlamlar üzerinden kitap kendine bir gönderme yapıyordu. Ayrıca okur “Buk Tarikatı” kitabını alarak bir nevi üyelik ilişkisini başlatıyor ve kitabı okuyarak o dünyanın içine giriyordu. Diğer yandan “tarikat” kavramının modern yaşamda bireysel arayışlar ve kimlik oluşumu bağlamında yeniden bir yorumlama olabileceğini düşündüm. Bu kavramın edebiyat ve sanat üzerinden nasıl bir direniş kavramına dönüşebileceği fikri hoşuma gitti. Bunlara son olarak şunu da ilave edebilirim: “Buk” kelimesinin aynı zamanda İngilizcedeki “book” yani kitap anlamını çağrıştırması ise sembolik anlamı zenginleştiren bir başka unsurdu. Kitabın içeriği ile bağ kurmak sorusuna gelince, kitaba ismini verdiğim bu öykünün kitabın diğer öykülerinin büyük çoğunluğu ile paylaştığı tematik ilişkiydi. Özellikle otorite, kimlik, bireysel özgürlük arayışı, toplumsal normlar, varoluş mücadelesi gibi temalar özelde öykünün içeriğini oluşturduğu gibi aynı zamanda kitabın genel olarak içerdiği ortak temaları da oluşturuyordu… Bende bu söyleşiden yola çıkarak hazırladığım metin tasarımı sunmak istiyorum.  Enver Özkardeş’in, ilk öykü kitabı Buk Tarikatı bize neyi, kimleri anlatıyor inceleyelim. Öykülerinde sert, bazen rahatsız edici bir dil ve atmosfer var. Hayatın sertliği karşısında öyküleriyle cevap arayışına girişmesidir. Yani sokakta, okulda, iş yerinde, devlet dairesinde, nutuk kürsülerinde, hatta özgürlük ve adalet aranan meydanlarda kısacası hayatın her yerinde o sertliği göstermesi. Dolayısıyla bu durum dile yansıyor. Öykülerinde kurduğu dil bağı her şeyden önce samimi ve gerçekçi. Öykülerimdeki karakterleri içinde yer aldıkları toplumsal yaşam alanları ve psikolojik durumu gözeterek mevcut gerçekliklerine bağlı kalarak vermeye çalışıyor. Örneğin, otoriteye ve kendisine dayatılan sisteme, toplumsal normlara karşı isyan ederek kendi özgürlüğünün peşindeki liseli bir gençliğin özgürlük ve kimlik arayışını anlatırken sokak dilini, küfür ve argo dilini kullanmak, sert bir atmosfer kurmak o gerçekliği yaratmak adına. Öyküleri de hayatın acı, acımasız, çirkin ve dramatik yönlerini de anlatmaktan geri kalmıyor. Bunu da o gerçekliği sansürsüz ve tüm çıplaklığı ile okuru rahatsız ederek o duygudaşlığı başarılı bir şekilde okuru buluşturuyor. Ayrıca okura gül bahçesi vadetmiyor. Gülmeyi, düşünmeyi ve yorumlamasını yani öykünün bir kahramanı olmasını bekliyor. Tabii bir de şu var, oluşturduğunuz ve kullandığınız dil sizin bir yazar olarak estetik, felsefi ve politik duruşunuzun da bir göstergesidir. Dolayısıyla yazarın anlatım tarzı hem bir tercih hem de kendini dayatan bir gerçeklik olarak sunuyor. Kitaba ismini verdiği öykü özel olarak Bukowski adıyla kurup ve yazılmış. Bunu yapmasının temel sebebi anlattığı meseleyle onun ismi ve edebiyat anlayışı çakıştığı için onu bir sembol olarak kullanıp hikâyeyi biraz daha güçlendirmek ve daha katmanlı kılarak derinlik oluşturmak.  Bukowski edebiyatından beslenmesi kitabıma bir dip akıntısı hissedilse de, ancak bu akıntı beni sürüklemek yerine, kendi rotasını çizme derdinde. Öykücü Enver Özkardeş’in, kendi sesini bulma ve kendi hikâyemi anlatma yolculuğunda ona rehberlik eden Bukowski ustalardan birisi olduğu gibi ayrıca onun ironi ve mizahı, acımasız gerçekliği yumuşatırken bu anlamda rehber olmuş. Buk Tarikatı okurla güçlü bir bağ kurmanın yolunu seçmiş. Bukowski’nin yanı sıra hatta ondan daha fazla beslendiği başka yazarlar da var. Çehov’un insan ruhunun derinliklerine inen hassasiyetinden, Kafka’nın absürt ve düşündürücü dünyasından, Camus’nün varoluşsal sorgulamalarından ve Oğuz Atay’ın postmodern anlatımından da beslenmiş. Dolayısıyla her yazarın kendine özgü bir sesi ve bakış açısı var ve ben bu zenginlikten faydalanarak kendi edebi evrenimi inşa etmeye çalışıyor. Öykülerindeki karakterler, toplumun dışına itilmiş, görmezden gelinmiş ya da varlıkları yok sayılmış bireylerden oluşuyor. Enver Özkardeş’in öykücülüğünü en çok etkileyen şey, bu insanların içlerindeki inanılmaz direnç ve hayatta kalma arzusu. Öykülerinde insan ruhunun ne kadar güçlü ve dayanıklı olabileceği, yaşadığımız zorlukların biz insanları ya kırılgan ve çaresiz ya da daha güçlü ve dirençli hale getirmesi bakımından ortaya çıkan bu ikilemin karakterlere nasıl yansıyacağına yönelik merak uyandırıyor. Ayrıca öykülerinde sadece karakterlerinin acılarını değil, aynı zamanda umutlarını, hayallerini ve sevinçlerini de yansıtmaya çalışmış. Kahramanları ete, kemiğe ve ruhsal kimliğe dönüştürmüş. Kahramanların hayata dair umutları ve hayalleri canlı tutmayı başarmış. Kısa öyküde başarıyı yakalaması şiir gömleğini giydiğini gösteriyor. Az sözcükle çok şey anlatma arzusu ve anlayışı şiir uğraşısının kazandırdığı bir özellik olsa gerek... Hayatı az ve öz konuşmaya çalışan ve çok susarak yaşayan biri olarak galiba karakteristik bir ortak bağ da kurmuş öyküyle... Öykülerin geçtiği mekânlar ve atmosferler oldukça canlı. Bunları oluştururken birebir yaşadığı, gözlemlediği yerlerde yola çıktığı hissini veriyor. Hayatımızı yaşarken biriktirdiğimiz deneyimlerimiz ve gözlemlerimiz en önemli kaynağımız. Tabii işin bir de hayal ya da kurgu boyutu var. Dolayısıyla yarattığı mekânlar ve atmosfer kurgu ve gerçeğin bir sentezinden meydana getiriyor. Ayrıca birebir yaşanmışlık ve gözlemlerden ilham alarak kimi zamanda tamamen kurgusal dünyalardan ilham almış. Ancak her iki durumda da mekânların ve atmosferlerin canlı ve inandırıcı olması için özen göstermiş. Yazar Enver Özkardeş kitabında mesaj verme kaygısı gütmeden yazma eyleminde bulunmuş. Yazar Enver Özkardeş esas olarak gözettiği anlatmak istediğim hikâyeleri okura aktarmak. Okurun bu hikâyelerden hangi anlamları üreteceği ya da ne gibi yorumlar çıkaracağı onun özgürlüğüne bırakmış. Mesaj vermek okurun özgürlüğüne ambargo koymak anlamına gelir. Ayrıca okuru küçümseyen ve ona ne yapacağını söyleyip duran kibirli bir irade ortaya koyar. Bunu etik olarak da ahlaki olarak da doğru olmaz. Dolayısıyla tıpkı yazar gibi okur da özgür olmalıdır. Kitaptan ne almak istiyorsa kendi birikimi ve bakış açısı oranında alır. Espri konusudur hani denir ya yazar ya da şair burada ne anlatmak istemiştir? Enver Özkardeş 1978 yılında Adana’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi Ankara Meslek Yüksekokulu ile Ankara Üniversitesi DTFC’de Tiyatro Tarihi ve Teorisi bölümünü bitirdi. İlk öyküsü 2013 yılında Sözcükler dergisinde yayımlandı. Öyküleri Sözcükler, Ecinniler, Lacivert Öykü, Kitapçı, Patika, Hece Öykü, Parşömen Fanzin gibi çeşitli edebiyat dergilerinin yanı sıra Edebiyat Haber, İshak Edebiyat, Oggito gibi web ortamındaki edebiyat portallarında yer aldı. İlk ve şimdilik tek öykü kitabı olan Buk Tarikatı, Mahal Yayınları etiketiyle 2024 yılında okur ile buluştu. Yaşamını Ankara’da sürdüren yazar; yazmaya, üretmeye ve dünyaya öykünün penceresinden bakmaya ısrar ediyor. *    ** ***https://mahaledebiyat.com/enver-ozkardes-ile-buk-tarikati-kitabi-uzerine-soylesi/ Yayıncı ‏ : ‎ Mahal Edebiyat. Yayınlanma Tarihi ‏ : ‎ 4 Eylül 2024. 102 sayfa
Ekleme Tarihi: 04 Mart 2026 -Çarşamba

Buk Tarikatı

Enver Özkardeş’in, ilk öykü kitabı Buk Tarikatı tanıtım bülteninden okuyalım. Enver Özkardeş, ilk öykü kitabı Buk Tarikatı’nda uzun yıllardır üzerinde titizlikle çalıştığı öyküleriyle okurlarla buluşuyor. Bukowski’den Çehov’a, Çehov’dan Orhan Pamuk’a uzanan metinlerarası göndermelerle edebiyatın derinliklerine dalmayı vadeden bu kitap, mizah ve yergiyle harmanlanmış yeni bir dil sunuyor. Gücü arzulayanlar ile güçten zehirlenenlerin, hayal kuranlar ile hayalleri yıkanların, kural tanımayanlar ile kurallara sarılanların ve günahkâr babalar ile kaybeden çocukların öykülerini dramatize etmeden okuru gülümseterek anlatıyor. 

“O gün bütün sınıf Bukowski ile tanışmıştı. Herkes teneffüste merakla yanıma gelmiş, turun­cu kitabı incelemek için sıraya girmişti. Hakkında daha çok şey öğrenmek istiyorlardı. Cemil ile birlikte dini bir misyo­ner gibi Buk’u anlata anlata bitiremiyorduk. Birkaç kişi ciddi ciddi ilgilenmeye bile başlamıştı. Onlardan biri Hans lakaplı Hasan’dı. O da Almanya doğumlu olduğundan çabuk ısınmış­tı Bukowski’ye. Ay Yüzlü Nuri de o günden sonra yüzündeki kraterlerle dalga geçilmesine hiç aldırmıyordu artık. Bu yanı onu Bukowski’ye daha çok benzettiğinden, gurur duymaya bile başlamıştı. Kısacası herkes onda kendinden bir şeyler buluyordu.”

Buk Tarikatı kitabı ailedeki bağların çözülüşünü, toplumdaki değerlerin bozuluşunu ve bürokrasideki işleyişin çürüyüşünü anlatan öykülerden oluşuyor.

***

Enver Özkardeş ile 2008 yılının başlarında tanıştık. Tanışmamıza vesile olan Edebiyatçılar Derneği üyesi olduğum zamanlardı. O günlerde öykü atölyesi kurulmuştu ve öykücü Cemil Kavukçu söyleşisini dinlemek için orada bulunuyordum. Daha önce okuduğum kitaplarını yanımda getirmiş imzalatmayı düşünüyordum. Nitekim öylede oldu. Çok enteresan bir konu küçürek öykülerden konu açıldı. Sohbet sırasında beni çok etkilemiş şiirden öyküye geçiş denemesi neden olmasın diye işaret fişeği atmıştı.

Enver Özkardeş yanlış hatırlamıyorsam kitap imzalatmak için yan yana gelmiştik. Selamlaşıp tanıştık. Sohbet esnasında Ankara Üniversitesi DTFC’de Tiyatro  Tarihi ve Teorisi bölümünü sınavlarına hazırlandığını söyledi. Bende yıllar önce Dramatik Yazarlık sınavına girmiş ama acemiliğime gelmiş ve hazırlıksız girmiş başarısız olmuştum. Konuşma esnasında neden tekrar denemediğimi sormuştu. Hiç düşünmediğimi söyledikten sonra sohbetimize kitaplardan, şiirden sinemadan bahsederken. Kendisininde öykü yazabileceğini söylemiştim. Çünkü konuşması yalın, abartıya kaçmadan, kısa yorumlarla dinletebiliyordu meramını.  Yanılmıyorsam o sıralar Şereflikoçhisar da devlet memuru olduğunu anlatmıştı. Arkadaşlığımız böyle başladı. Sonrası beni ikna edip sınavlara girdik başvuru formunu bile birlikte alıp doldurduk. Özel yetenek sınavı olduğu için ÖSS sınavından 200 puan ve üstü alanlar girebiliyordu. 250 puan aldığımda çok şaşırmıştım. 1988 mezunu bir adam yıllar sonra 2008 aradan geçen yirmi yıl sonra Ankara Üniversitesi DTFC’de Tiyatro  Tarihi ve Teorisi, Dramatik Yazarlık ve Oyunculuk Bölümlerine on öğrenci alınacak. Her başvuruda yüz kişi vardık.  Üç aşamalı sınav sistemi vardı. Genel kültür, yetenek ve son olarak mülakat. Formu doldurduğumda ‘danışma memuru bana siz burayı elinizi kolunuzu sallayarak girersiniz hocam’* deyince bir şaşkınlık daha yaşadım. Enver Özkardeş gülümseyerek söylemedim mi ağabey demesin mi? Neyse uzatmayayım o dönem Kurtlar Vadisi televizyonda fırtınalar estiriyor. Çok kıymetli ağabeyim ve yakın dostum tiyatro, sinema ve dublaj sanatçısı Yaşar KARAKULAK bana senaryoyu vermişti. Bende ki emeği sonsuz. Benimde bu alanda üretken olmamı istiyordu. Sınav sırasında elimde bu senaryonun bir bölümü vardı. Sınav esnasında hocanın masasına bıraktım. Hocada eline alıp senaryoyu inceledi. Bana sende mi senaristlerin içinde yardımcı mısın? Dedi. Bende belki ileride deyip gülümsedim. Şimdi buraya kadar okuyanlar biz senin değil Enver Özkardeş’in, ilk öykü kitabı Buk Tarikatı kitabının içeriğini öğrenmek istiyorduk. Bize ne senin hayat öykünden diye bilirsiniz. Evet haklısınız ama bir sorun niye anlattım. Çünkü Enver Özkardeş’in, ilk öykü kitabı Buk Tarikatı kitabının kapağı** beni anlattığım günlere götürdü. Çünkü yetenek sınavı sorularından birisi bir birinden farklı nesne ve canlı objelerden örneğin defter, ay, silahşor, okyanus, denizkızı, kestane, erkek çocuğu öykü yazmamız istenmişti. Enver Özkardeş’in, ilk öykü kitabı Buk Tarikatı kitabının kapağı bana çağrıştırması bu yüzden. Öykü kitabı için aceleci olmayacağından bahsetmişti. Nitekim öylede oldu. İyi ki öyle olmuş emek verdiği öyküleri okudukça hem hüzün hem de gülümsemeler yaşatıyor. Kendi hayatından ve yaşamından kesintilerine yer verdiği öyküleri onu yakından tanıyanlar şahit olacaktır. Zaman zaman Ankara Kızılay- Sincan metro tren hattında karşılaşıyoruz. Sizin de karşılaşacağınıza eminim.

Enver Özkardeş’in, ilk öykü kitabı Buk Tarikatı hakkında kendisi ile yapılan bir söyleşide şu soru sorulmuş ve cevabı merak uyandırıcı.*** Buk Tarikatı ismi oldukça dikkat çekici. Kitabın ismini seçerken neyi amaçladınız? Kitabın içeriğiyle nasıl bir bağ kuruyorsunuz?

Bir öykünün adının kitaba verilmesinin o öyküyü öne çıkarma ya da ona diğerlerinden daha fazla değer ve anlam atfetme gibi bir manaya geleceği riskinin elbette farkındaydım. Ama bu riski göze alarak diğer taraftan bu ismi cazip kılan anlamları değerlendirmek istedim. Her şeyden önce Buk Tarikatı ismi edebiyatı, kitapları ve bir yazarı sembolize ediyordu. Bir yazar (Her ne kadar Bukowski’ye atıfta bulunsa da yazarın kim olduğundan bağımsız olarak yalnızca yazar kimliğidir burada vurgulanan) etrafında onu seven gençler ya da okurlar tarafından kurulmuş bir örgütlenmenin hikâyesiydi sonuçta. Ben de bir edebiyat kitabı yazmıştım. Dolayısıyla bu anlamlar üzerinden kitap kendine bir gönderme yapıyordu. Ayrıca okur “Buk Tarikatı” kitabını alarak bir nevi üyelik ilişkisini başlatıyor ve kitabı okuyarak o dünyanın içine giriyordu. Diğer yandan “tarikat” kavramının modern yaşamda bireysel arayışlar ve kimlik oluşumu bağlamında yeniden bir yorumlama olabileceğini düşündüm. Bu kavramın edebiyat ve sanat üzerinden nasıl bir direniş kavramına dönüşebileceği fikri hoşuma gitti. Bunlara son olarak şunu da ilave edebilirim: “Buk” kelimesinin aynı zamanda İngilizcedeki “book” yani kitap anlamını çağrıştırması ise sembolik anlamı zenginleştiren bir başka unsurdu. Kitabın içeriği ile bağ kurmak sorusuna gelince, kitaba ismini verdiğim bu öykünün kitabın diğer öykülerinin büyük çoğunluğu ile paylaştığı tematik ilişkiydi. Özellikle otorite, kimlik, bireysel özgürlük arayışı, toplumsal normlar, varoluş mücadelesi gibi temalar özelde öykünün içeriğini oluşturduğu gibi aynı zamanda kitabın genel olarak içerdiği ortak temaları da oluşturuyordu…

Bende bu söyleşiden yola çıkarak hazırladığım metin tasarımı sunmak istiyorum.  Enver Özkardeş’in, ilk öykü kitabı Buk Tarikatı bize neyi, kimleri anlatıyor inceleyelim.

Öykülerinde sert, bazen rahatsız edici bir dil ve atmosfer var. Hayatın sertliği karşısında öyküleriyle cevap arayışına girişmesidir. Yani sokakta, okulda, iş yerinde, devlet dairesinde, nutuk kürsülerinde, hatta özgürlük ve adalet aranan meydanlarda kısacası hayatın her yerinde o sertliği göstermesi. Dolayısıyla bu durum dile yansıyor. Öykülerinde kurduğu dil bağı her şeyden önce samimi ve gerçekçi. Öykülerimdeki karakterleri içinde yer aldıkları toplumsal yaşam alanları ve psikolojik durumu gözeterek mevcut gerçekliklerine bağlı kalarak vermeye çalışıyor. Örneğin, otoriteye ve kendisine dayatılan sisteme, toplumsal normlara karşı isyan ederek kendi özgürlüğünün peşindeki liseli bir gençliğin özgürlük ve kimlik arayışını anlatırken sokak dilini, küfür ve argo dilini kullanmak, sert bir atmosfer kurmak o gerçekliği yaratmak adına. Öyküleri de hayatın acı, acımasız, çirkin ve dramatik yönlerini de anlatmaktan geri kalmıyor. Bunu da o gerçekliği sansürsüz ve tüm çıplaklığı ile okuru rahatsız ederek o duygudaşlığı başarılı bir şekilde okuru buluşturuyor.

Ayrıca okura gül bahçesi vadetmiyor. Gülmeyi, düşünmeyi ve yorumlamasını yani öykünün bir kahramanı olmasını bekliyor. Tabii bir de şu var, oluşturduğunuz ve kullandığınız dil sizin bir yazar olarak estetik, felsefi ve politik duruşunuzun da bir göstergesidir. Dolayısıyla yazarın anlatım tarzı hem bir tercih hem de kendini dayatan bir gerçeklik olarak sunuyor. Kitaba ismini verdiği öykü özel olarak Bukowski adıyla kurup ve yazılmış. Bunu yapmasının temel sebebi anlattığı meseleyle onun ismi ve edebiyat anlayışı çakıştığı için onu bir sembol olarak kullanıp hikâyeyi biraz daha güçlendirmek ve daha katmanlı kılarak derinlik oluşturmak.  Bukowski edebiyatından beslenmesi kitabıma bir dip akıntısı hissedilse de, ancak bu akıntı beni sürüklemek yerine, kendi rotasını çizme derdinde.

Öykücü Enver Özkardeş’in, kendi sesini bulma ve kendi hikâyemi anlatma yolculuğunda ona rehberlik eden Bukowski ustalardan birisi olduğu gibi ayrıca onun ironi ve mizahı, acımasız gerçekliği yumuşatırken bu anlamda rehber olmuş. Buk Tarikatı okurla güçlü bir bağ kurmanın yolunu seçmiş. Bukowski’nin yanı sıra hatta ondan daha fazla beslendiği başka yazarlar da var. Çehov’un insan ruhunun derinliklerine inen hassasiyetinden, Kafka’nın absürt ve düşündürücü dünyasından, Camus’nün varoluşsal sorgulamalarından ve Oğuz Atay’ın postmodern anlatımından da beslenmiş. Dolayısıyla her yazarın kendine özgü bir sesi ve bakış açısı var ve ben bu zenginlikten faydalanarak kendi edebi evrenimi inşa etmeye çalışıyor.

Öykülerindeki karakterler, toplumun dışına itilmiş, görmezden gelinmiş ya da varlıkları yok sayılmış bireylerden oluşuyor. Enver Özkardeş’in öykücülüğünü en çok etkileyen şey, bu insanların içlerindeki inanılmaz direnç ve hayatta kalma arzusu. Öykülerinde insan ruhunun ne kadar güçlü ve dayanıklı olabileceği, yaşadığımız zorlukların biz insanları ya kırılgan ve çaresiz ya da daha güçlü ve dirençli hale getirmesi bakımından ortaya çıkan bu ikilemin karakterlere nasıl yansıyacağına yönelik merak uyandırıyor. Ayrıca öykülerinde sadece karakterlerinin acılarını değil, aynı zamanda umutlarını, hayallerini ve sevinçlerini de yansıtmaya çalışmış. Kahramanları ete, kemiğe ve ruhsal kimliğe dönüştürmüş. Kahramanların hayata dair umutları ve hayalleri canlı tutmayı başarmış.

Kısa öyküde başarıyı yakalaması şiir gömleğini giydiğini gösteriyor. Az sözcükle çok şey anlatma arzusu ve anlayışı şiir uğraşısının kazandırdığı bir özellik olsa gerek... Hayatı az ve öz konuşmaya çalışan ve çok susarak yaşayan biri olarak galiba karakteristik bir ortak bağ da kurmuş öyküyle...

Öykülerin geçtiği mekânlar ve atmosferler oldukça canlı. Bunları oluştururken birebir yaşadığı, gözlemlediği yerlerde yola çıktığı hissini veriyor. Hayatımızı yaşarken biriktirdiğimiz deneyimlerimiz ve gözlemlerimiz en önemli kaynağımız. Tabii işin bir de hayal ya da kurgu boyutu var. Dolayısıyla yarattığı mekânlar ve atmosfer kurgu ve gerçeğin bir sentezinden meydana getiriyor. Ayrıca birebir yaşanmışlık ve gözlemlerden ilham alarak kimi zamanda tamamen kurgusal dünyalardan ilham almış. Ancak her iki durumda da mekânların ve atmosferlerin canlı ve inandırıcı olması için özen göstermiş.

Yazar Enver Özkardeş kitabında mesaj verme kaygısı gütmeden yazma eyleminde bulunmuş. Yazar Enver Özkardeş esas olarak gözettiği anlatmak istediğim hikâyeleri okura aktarmak. Okurun bu hikâyelerden hangi anlamları üreteceği ya da ne gibi yorumlar çıkaracağı onun özgürlüğüne bırakmış. Mesaj vermek okurun özgürlüğüne ambargo koymak anlamına gelir. Ayrıca okuru küçümseyen ve ona ne yapacağını söyleyip duran kibirli bir irade ortaya koyar. Bunu etik olarak da ahlaki olarak da doğru olmaz. Dolayısıyla tıpkı yazar gibi okur da özgür olmalıdır. Kitaptan ne almak istiyorsa kendi birikimi ve bakış açısı oranında alır. Espri konusudur hani denir ya yazar ya da şair burada ne anlatmak istemiştir?

Enver Özkardeş 1978 yılında Adana’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi Ankara Meslek Yüksekokulu ile Ankara Üniversitesi DTFC’de Tiyatro Tarihi ve Teorisi bölümünü bitirdi. İlk öyküsü 2013 yılında Sözcükler dergisinde yayımlandı. Öyküleri Sözcükler, Ecinniler, Lacivert Öykü, Kitapçı, Patika, Hece Öykü, Parşömen Fanzin gibi çeşitli edebiyat dergilerinin yanı sıra Edebiyat Haber, İshak Edebiyat, Oggito gibi web ortamındaki edebiyat portallarında yer aldı. İlk ve şimdilik tek öykü kitabı olan Buk Tarikatı, Mahal Yayınları etiketiyle 2024 yılında okur ile buluştu. Yaşamını Ankara’da sürdüren yazar; yazmaya, üretmeye ve dünyaya öykünün penceresinden bakmaya ısrar ediyor.

*    **

***https://mahaledebiyat.com/enver-ozkardes-ile-buk-tarikati-kitabi-uzerine-soylesi/

Yayıncı ‏ : ‎ Mahal Edebiyat. Yayınlanma Tarihi ‏ : ‎ 4 Eylül 2024. 102 sayfa

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (1)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
akadirbilgin
(04.03.2026 16:28 - #5159)
Bilgi edindim kitap ve yazar hakkında. Teşekkürler.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.