Özcan Öztürk-Şair-Yazar
Köşe Yazarı
Özcan Öztürk-Şair-Yazar
 

Bugün Arife, Yarın Bayram

Ya da deliye her gün bayram. Evet, delirmemek mümkün değil. Dünyanın baş belası bir dikta terörist ülkelerden olan ABD ve İsrail’in gözü dönmüş komşularımıza saldırmakta. Her şey petrol uğruna.  Dünya ülkelerini dize getirmek için her türlü eylemi savaşla sonuçlandırmayı amaç edinmişler. Bizlerin tek düşüncesi barış ve özgürlük içinde yaşamak. Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün veciz sözü, sözün bittiği yerdir. ‘‘Yurtta Barış, Dünya’da Barış’’ Yüzölçümü* I. Şimdi bakıyorum da, rüyamda ki uzak yarınlara ve düşlerimde ki sürgün göçebeye, vaat edilen toprakta ki ikiyüzlü hayata. Kaybolan sesleri dinledim; Batı Şeria’da... Her saat başı ağıt yakar; Doğu Şeria’da yaşayanlar. Yüreğinizde ki çölde bir vaha aradım yoktunuz. Önce gözlerimi bağlandınız Gazze Şeridiyle, sonra dilim, kördüğüm; ya sonra ellerim… Elleriniz… Ellerin… Eller… El… II. Yoktunuz ve şimdi çekiliyorum sahnenizden. Savaş çığırtkanlığının gölge oyunu bu, sarmaş dolaş Mezopotamya’da. Akdeniz’in renkleri solgun, terk edilmişliğin bedeli, neyi beklemekte? Basra Körfezinde, yine sular ısındı. Yıldızları takip ettim yıllarca, ömrüm yetmez aktarların şifasına… Yeşil zeytin dalıyla dolaşan derviş der; gülüşür çocuklar, omzumda ki beyaz güvercine. Varsın olmasın elimde bir asa. Ömrümce taşırım yük değil; kalbimde ki aşk ve özgürlük şarkısı. Bakarkör olan insanlıksa, kan gölü olmuş, Ortadoğu haritasında… Parmakları özürlü okuyamadı, kabartma harfleri yüzümde ki çizgilerde saklı. Adak bayramlarında hatırlandınız, adamadılar kendilerini barışın davasına… III. Savaş mevsimlerinde yazlar sıcak ve kanlı, kışlar bomba sağanaklı ve yalnızca kanlı geçer; bunu herkes bilirdi de ya gerisi… Yüzölçümleri neydi? Kalbi kırık göçebe şairlerin… Ve neden ateş kes etmiyor? Sözde devlet adamı, cebindeki çekler… Kısa yol kalmadı, belleğimde çığlık çığlığa, mermi çekirdeği, barut kokusu. Devşirmişiz zamanla mekânı, Kervansarayları ucuz otellere, hanları motele, dostlukları paraya… Büyüklerin kirlettiği yüz ölçümlerinden olsa, olsa simsiyah bir masal olur küçüklere, yalanlarla uyutulsun diye yarınlara. - Şairler vatansızdır, gönül savaşında. Kaybetmeyi de bilirler, sevilmediklerinde… IV. Yitiklerin yol haritasıdır, avuç içi çizgilerim. İsimsiz sıra dağlardır nasırlı avuçlarım, Güneşi hiç görmedi. Nehir yatakları kurumuştur dudaklarımda, aynı şarkıyı söylerken özgürlüğüm bir yara. Şimdi bakıyorum da yakımdaki kalbi uzaklara savaş rüzgârlarının dinmediği Ortadoğu’da, ne zaman kesilir Nablus’ta akan kanlar? - Tekrar, tekrar soruyorum kendime… Zamansız bir sorundur, sorular belleğimde. Utanmayan var mı insanlığından? Suçluyum bir tek bunu biliyorum; yetimlere ve dullara sırtımı döndüm acımasızca. Dolar yağmuruyla yıkanırken kirli geçmişim; ruhumda paslanmaya yüz tutmuş, çatal dilli hançerdi yakılan ağıtlar, geri dönemedim. V. Ortadoğu’ya her bakışımda, İki çatal arasına gerildi bedenim. Öfkeye yenik düştü; gözbebeğim yarınlar. Yüreğimdeki yüz ölçüm, paramparça sahipsiz. Musul’da yoksul bir Türkmen’in Ocağında dinledim; ‘‘ Kerkük Divanı’’ Dengbêj' ler dinledim; Erbil’li baba, oğul, Kürt ozanıydı İstanbul’da şaşkın bakışlar altında; ‘‘ Lê lê lê wayê Delê lê lê wayê lê lê lê wayê ’’ Her yürek acı kendi dilinde yanar. Nevrozlarda yanmadık mı yan yana. Bağdat sokaklarında açlık, çöplükte kol gezerken; çadır kentte yaşar onurlu bir halk... Hangi yüzyılın sonuydu da, başlangıcımız oldu; yarınlarımızı yıkanlar… VI. Yanı başımızda canlı bombalar halk pazarını, cuma’yı dolaşırken; acıların mirası Kudüs’te saklı… Daha dün öğrendim, uzun yolculukların sırrını; taş tabletteki recmi en masumunuz gözü dönünce atmıştı. Evet; sana sesleniyorum. İşte o sensin, gözlerini kaçırma. Sandın ki; doğru bildiğin önyargılar, bizleri bu hale getirdi. Sonrası malum, vazgeçmedik yanılgıdan yanılgıya vardık. Her sese kulak verdim de, hiç dinletemedim kendimi… Kaç asır ödüller kondu, ‘‘sağ ya da ölü ’’ başımıza… VII. Yolum uzun, kahveyle hurmanın aşkı Dimeşk olacak şahidiyim. Nar yüzlü çocuklar gördüm efsanelerde; kıskançlığın dili vurmuştu Habil ile Kabil’i, Kaysun Dağında. Nemrut’tun kalbi taştan, Ağlama Duvarı olmuş Kudüs’ten Beyrut’ta. Bir Yezidi yüzünü aldı benden. Süryani çocuklarının neşe dolu çığlığını, nasıl anlatırım size… Siz duydunuz mu? Arka bahçeye sinmiş ölümle hayatın nikâhını kıyan keskin nişancıyı… VIII. Aşkın şarabından bahsediyor yetmişine merdiven dayamış Suriyeli kadim dostum Hatay’da… Mardin duvarlarından bir garip rüzgâr uğuldayıp geçerken, nağmeler düşürdü yüreğimize: “Zemherî Van gecesinde Akhtamar’ı seyrederken…” “Ganaç vitkhar ınguzenu dag         “Vakit geçti, onlar da geçti İrents hasagi garkov dzalbadag       Neşeli şarkılarım hüzüne dönüştü Miasin pazmadz’’                            Ve ben o günü anarak ağladım.’’ Diyor gözü yaşlı kan kardeşim Pakrat Estukyan. Ve İranlı bir genç kadın, kızının saçlarını örerken, gizli saklı dilek ağacının altında, aşk türküsünden Hint kınası yakıyordu gökyüzüne, kendilerinden habersiz Azerbaycanlı bir gence… IX. Kimi zaman Lazca ağıtlar dinlerdim, kapı komşumuz Rum bir babaanneden bizim oraların ezgisi diyor… ‘‘Nana                              Anne kidas Lazuri tkvala         Yaşasın lazca deyişler Mo gaşkurinen nana        Korkma anne Var ğuras nani nana’’      Ölmeyecek ninniler anne Ah neşemizi yarım bırakıp gitmesin anneler; kalpler ötekiyle etle tırnak. Dilim naçar, kalbim kemençe, çal beni yaylada çala bildiğince çal… İki yakanın arasında özgürlük suç sayılsa da kimse yapışmaz yakamıza… X. Evet, sözüm çok, sevda düşkünüyüm yol gerek, şimdi gidiyorum rüyamdaki uzak yarınlara; gördüklerimi kime yorayım… Ve uyansam ansızın Ortadoğu’da yeniden devrimcilerin şarkılarını haykırsak, ikiyüzlü dünyaya… Soyağacımızda umut’lar yeşerse, adımız Özgür; soyadımız Barış olsa… ( 09. 07. 2010 – 09.01.2011 ) * Edebiyatçılar Derneği, T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Suriye Yazarlar Birliği iş birliği ile “Komşu Edebiyatlar Buluşuyor; Türkiye-Suriye” adıyla, 21 Ocak 2011 Cuma günü Ankara’da düzenlenen “Savaşa Karşı Barış İçin Şiirler” etkinlikte sunuldu. Ve aynı yıl içinde Suriye’nin başkenti Şam’da Arapça olarak yayımlandı. Şiirimi çevirisini yapan gazeteci ve yazar Bereket KAR’ı anmadan geçemeyeceğim. Yakalandığı akciğer iltihaplanması sonucu solunum sistemini bloke etmesi neticesinde 24 Ocak 2025 gecesi hayatını kaybetmişti. Kendisini saygı ve özlemle anmak isterim.  
Ekleme Tarihi: 19 Mart 2026 -Perşembe

Bugün Arife, Yarın Bayram

Ya da deliye her gün bayram. Evet, delirmemek mümkün değil. Dünyanın baş belası bir dikta terörist ülkelerden olan ABD ve İsrail’in gözü dönmüş komşularımıza saldırmakta. Her şey petrol uğruna.  Dünya ülkelerini dize getirmek için her türlü eylemi savaşla sonuçlandırmayı amaç edinmişler. Bizlerin tek düşüncesi barış ve özgürlük içinde yaşamak. Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün veciz sözü, sözün bittiği yerdir. ‘‘Yurtta Barış, Dünya’da Barış’’

Yüzölçümü*

I.

Şimdi bakıyorum da, rüyamda ki uzak yarınlara ve düşlerimde ki sürgün göçebeye, vaat edilen toprakta ki ikiyüzlü hayata. Kaybolan sesleri dinledim; Batı Şeria’da... Her saat başı ağıt yakar; Doğu Şeria’da yaşayanlar. Yüreğinizde ki çölde bir vaha aradım yoktunuz. Önce gözlerimi bağlandınız Gazze Şeridiyle, sonra dilim, kördüğüm; ya sonra ellerim…

Elleriniz…

Ellerin…

Eller…

El…

II.

Yoktunuz ve şimdi çekiliyorum sahnenizden. Savaş çığırtkanlığının gölge oyunu bu, sarmaş dolaş Mezopotamya’da. Akdeniz’in renkleri solgun, terk edilmişliğin bedeli, neyi beklemekte?

Basra Körfezinde, yine sular ısındı. Yıldızları takip ettim yıllarca, ömrüm yetmez aktarların şifasına… Yeşil zeytin dalıyla dolaşan derviş der; gülüşür çocuklar, omzumda ki beyaz güvercine.

Varsın olmasın elimde bir asa. Ömrümce taşırım yük değil; kalbimde ki aşk ve özgürlük şarkısı. Bakarkör olan insanlıksa, kan gölü olmuş, Ortadoğu haritasında… Parmakları özürlü okuyamadı, kabartma harfleri yüzümde ki çizgilerde saklı. Adak bayramlarında hatırlandınız, adamadılar kendilerini barışın davasına…

III.

Savaş mevsimlerinde yazlar sıcak ve kanlı, kışlar bomba sağanaklı ve yalnızca kanlı geçer; bunu herkes bilirdi de ya gerisi…

Yüzölçümleri neydi? Kalbi kırık göçebe şairlerin… Ve neden ateş kes etmiyor? Sözde devlet adamı, cebindeki çekler…

Kısa yol kalmadı, belleğimde çığlık çığlığa, mermi çekirdeği, barut kokusu. Devşirmişiz zamanla mekânı, Kervansarayları ucuz otellere, hanları motele, dostlukları paraya…

Büyüklerin kirlettiği yüz ölçümlerinden olsa, olsa simsiyah bir masal olur küçüklere, yalanlarla uyutulsun diye yarınlara.

- Şairler vatansızdır, gönül savaşında. Kaybetmeyi de bilirler, sevilmediklerinde…

IV.

Yitiklerin yol haritasıdır, avuç içi çizgilerim. İsimsiz sıra dağlardır nasırlı avuçlarım, Güneşi hiç görmedi. Nehir yatakları kurumuştur dudaklarımda, aynı şarkıyı söylerken özgürlüğüm bir yara. Şimdi bakıyorum da yakımdaki kalbi uzaklara savaş rüzgârlarının dinmediği Ortadoğu’da, ne zaman kesilir Nablus’ta akan kanlar?

- Tekrar, tekrar soruyorum kendime…

Zamansız bir sorundur, sorular belleğimde.

Utanmayan var mı insanlığından?

Suçluyum bir tek bunu biliyorum; yetimlere ve dullara sırtımı döndüm acımasızca. Dolar yağmuruyla yıkanırken kirli geçmişim; ruhumda paslanmaya yüz tutmuş, çatal dilli hançerdi yakılan ağıtlar, geri dönemedim.

V.

Ortadoğu’ya her bakışımda, İki çatal arasına gerildi bedenim. Öfkeye yenik düştü; gözbebeğim yarınlar. Yüreğimdeki yüz ölçüm, paramparça sahipsiz. Musul’da yoksul bir Türkmen’in Ocağında dinledim; ‘‘ Kerkük Divanı’’ Dengbêj' ler dinledim; Erbil’li baba, oğul, Kürt ozanıydı İstanbul’da şaşkın bakışlar altında;

‘‘ Lê lê lê wayê Delê lê lê wayê lê lê lê wayê ’’

Her yürek acı kendi dilinde yanar. Nevrozlarda yanmadık mı yan yana. Bağdat sokaklarında açlık, çöplükte kol gezerken; çadır kentte yaşar onurlu bir halk... Hangi yüzyılın sonuydu da, başlangıcımız oldu; yarınlarımızı yıkanlar…

VI.

Yanı başımızda canlı bombalar halk pazarını, cuma’yı dolaşırken; acıların mirası Kudüs’te saklı… Daha dün öğrendim, uzun yolculukların sırrını; taş tabletteki recmi en masumunuz gözü dönünce atmıştı.

Evet; sana sesleniyorum. İşte o sensin, gözlerini kaçırma. Sandın ki; doğru bildiğin önyargılar, bizleri bu hale getirdi. Sonrası malum, vazgeçmedik yanılgıdan yanılgıya vardık. Her sese kulak verdim de, hiç dinletemedim kendimi…

Kaç asır ödüller kondu, ‘‘sağ ya da ölü ’’ başımıza…

VII.

Yolum uzun, kahveyle hurmanın aşkı Dimeşk olacak şahidiyim. Nar yüzlü çocuklar gördüm efsanelerde; kıskançlığın dili vurmuştu Habil ile Kabil’i, Kaysun Dağında.

Nemrut’tun kalbi taştan, Ağlama Duvarı olmuş Kudüs’ten Beyrut’ta. Bir Yezidi yüzünü aldı benden. Süryani çocuklarının neşe dolu çığlığını, nasıl anlatırım size…

Siz duydunuz mu? Arka bahçeye sinmiş ölümle hayatın nikâhını kıyan keskin nişancıyı…

VIII.

Aşkın şarabından bahsediyor yetmişine merdiven dayamış Suriyeli kadim dostum Hatay’da… Mardin duvarlarından bir garip rüzgâr uğuldayıp geçerken, nağmeler düşürdü yüreğimize:

“Zemherî Van gecesinde Akhtamar’ı seyrederken…”

“Ganaç vitkhar ınguzenu dag         “Vakit geçti, onlar da geçti

İrents hasagi garkov dzalbadag       Neşeli şarkılarım hüzüne dönüştü

Miasin pazmadz’’                            Ve ben o günü anarak ağladım.’’

Diyor gözü yaşlı kan kardeşim Pakrat Estukyan.

Ve İranlı bir genç kadın, kızının saçlarını örerken, gizli saklı dilek ağacının altında, aşk türküsünden Hint kınası yakıyordu gökyüzüne, kendilerinden habersiz Azerbaycanlı bir gence…

IX.

Kimi zaman Lazca ağıtlar dinlerdim, kapı komşumuz Rum bir babaanneden bizim oraların ezgisi diyor…

‘‘Nana                              Anne

kidas Lazuri tkvala         Yaşasın lazca deyişler

Mo gaşkurinen nana        Korkma anne

Var ğuras nani nana’’      Ölmeyecek ninniler anne

Ah neşemizi yarım bırakıp gitmesin anneler; kalpler ötekiyle etle tırnak.

Dilim naçar, kalbim kemençe, çal beni yaylada çala bildiğince çal… İki yakanın arasında özgürlük suç sayılsa da kimse yapışmaz yakamıza…

X.

Evet, sözüm çok, sevda düşkünüyüm yol gerek, şimdi gidiyorum rüyamdaki uzak yarınlara; gördüklerimi kime yorayım…

Ve uyansam ansızın Ortadoğu’da yeniden devrimcilerin şarkılarını haykırsak, ikiyüzlü dünyaya…

Soyağacımızda umut’lar yeşerse, adımız Özgür; soyadımız Barış olsa…

( 09. 07. 2010 – 09.01.2011 )

* Edebiyatçılar Derneği, T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Suriye Yazarlar Birliği iş birliği ile “Komşu Edebiyatlar Buluşuyor; Türkiye-Suriye” adıyla, 21 Ocak 2011 Cuma günü Ankara’da düzenlenen “Savaşa Karşı Barış İçin Şiirler” etkinlikte sunuldu. Ve aynı yıl içinde Suriye’nin başkenti Şam’da Arapça olarak yayımlandı.

Şiirimi çevirisini yapan gazeteci ve yazar Bereket KAR’ı anmadan geçemeyeceğim. Yakalandığı akciğer iltihaplanması sonucu solunum sistemini bloke etmesi neticesinde 24 Ocak 2025 gecesi hayatını kaybetmişti. Kendisini saygı ve özlemle anmak isterim.

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.