Merve KABAKUŞ FİLİZCAN - Yazar-Şair
Köşe Yazarı
Merve KABAKUŞ FİLİZCAN - Yazar-Şair
 

“Bilgi Çağı mı, Endişe Çağı mı?”

Bir zamanlar bilgiye ulaşmak zordu. İnsanlar merak ettikleri bir konuyu öğrenmek için kitap karıştırır, araştırır, uzmanlara danışırdı. Bugün ise cebimizde taşıdığımız küçük ekranlarla dünyanın bilgisine birkaç saniyede ulaşabiliyoruz. Peki öyleyse neden hiç olmadığımız kadar kaygılıyız? Sabah gözümüzü açar açmaz uyarılar başlıyor. Bunu yemeyin. Bunu içmeyin. Şunu yapmayın. Buraya gitmeyin. Buna dikkat edin. Her gün yeni bir tehlike, her gün yeni bir korku... Elbette bilgi değerlidir. İnsan hayatını kolaylaştırır, bilinç kazandırır, ufuk açar. Ancak son yıllarda bilgi ile korku arasındaki çizgi giderek silikleşmeye başladı. Bilgilendirmek adına yapılan birçok paylaşım, farkında olmadan insanları sürekli tetikte yaşamaya itiyor. Sosyal medyada herkes konuşuyor. Herkes bir şey anlatıyor. Herkes bir konuda uzman gibi görünüyor. Kimi sağlığımız için uyarıyor, kimi ilişkilerimiz için, kimi çocuk yetiştirmek için, kimi ekonomik felaketleri anlatıyor. Bir süre sonra insan neye inanacağını, kimi dinleyeceğini şaşırıyor. Daha da kötüsü, hayatın kendisini yaşamayı unutuyor. Çünkü sürekli uyarılan zihin, bir süre sonra tehlike olmasa bile tehlike aramaya başlıyor. Her ağrıyı hastalık, her sessizliği problem, her aksiliği felaket gibi yorumluyor. Belki de bugün yaşadığımız şey paranoya değil; zihinsel yorgunluk. Sürekli alarm halinde yaşamanın yorgunluğu... Her an kötü bir şey olacakmış hissinin yorgunluğu... Her konuda kusursuz olmak zorundaymışız gibi hissetmenin yorgunluğu... Fakat meselenin bir başka boyutu daha var. Artık sadece korkularımızı değil, düşünme sorumluluğumuzu da başkalarına devretmeye başladık. Bir zamanlar insanlar bir konu üzerinde günlerce düşünürdü. Fikir üretir, tartışır, yanılır, yeniden düşünürdü. Şimdi ise aklımıza gelen ilk soruyu telefonlara soruyoruz. Ne yemeliyim? Ne yapmalıyım? Nasıl davranmalıyım? Bu konuda ne düşünmeliyim? Yapay zekâlar, arama motorları ve algoritmalar hayatımızı kolaylaştırıyor. Buna itiraz etmek mümkün değil. Ancak kolaylık ile bağımlılık arasındaki çizgi bazen sessizce aşılabiliyor. Çünkü düşünmek de bir kas gibidir. Kullanıldıkça güçlenir. Kullanılmadıkça zayıflar. Bugün bilgiye ulaşmak hiç olmadığı kadar kolay. Fakat düşünmek hiç olmadığı kadar zorlaşıyor. Çünkü cevaplar önümüze hazır geliyor. Oysa insanı geliştiren şey sadece cevaplar değildir; sorularla mücadele etmektir. Belki de gelecekte karşılaşacağımız en büyük tehlikelerden biri budur. Yapay zekânın düşünmesi değil... İnsanın düşünmekten vazgeçmesi. Teknolojiden korkmamıza gerek yok. Ama kendi aklımızı kullanmayı bırakmaktan korkmamız gerekebilir. Çünkü insanı insan yapan şey yalnızca bilgiye ulaşması değil, o bilgi üzerine düşünebilmesidir. Belki de bugün kendimize sormamız gereken soru şudur: Gerçekten bilgi çağında mı yaşıyoruz? Yoksa sürekli korkutulan, sürekli yönlendirilen ve giderek daha az düşünen insanların yaşadığı bir endişe çağında mı?  
Ekleme Tarihi: 05 Haziran 2026 -Cuma

“Bilgi Çağı mı, Endişe Çağı mı?”

Bir zamanlar bilgiye ulaşmak zordu. İnsanlar merak ettikleri bir konuyu öğrenmek için kitap karıştırır, araştırır, uzmanlara danışırdı. Bugün ise cebimizde taşıdığımız küçük ekranlarla dünyanın bilgisine birkaç saniyede ulaşabiliyoruz.

Peki öyleyse neden hiç olmadığımız kadar kaygılıyız?

Sabah gözümüzü açar açmaz uyarılar başlıyor.

Bunu yemeyin.

Bunu içmeyin.

Şunu yapmayın.

Buraya gitmeyin.

Buna dikkat edin.

Her gün yeni bir tehlike, her gün yeni bir korku...

Elbette bilgi değerlidir. İnsan hayatını kolaylaştırır, bilinç kazandırır, ufuk açar. Ancak son yıllarda bilgi ile korku arasındaki çizgi giderek silikleşmeye başladı. Bilgilendirmek adına yapılan birçok paylaşım, farkında olmadan insanları sürekli tetikte yaşamaya itiyor.

Sosyal medyada herkes konuşuyor. Herkes bir şey anlatıyor. Herkes bir konuda uzman gibi görünüyor. Kimi sağlığımız için uyarıyor, kimi ilişkilerimiz için, kimi çocuk yetiştirmek için, kimi ekonomik felaketleri anlatıyor. Bir süre sonra insan neye inanacağını, kimi dinleyeceğini şaşırıyor.

Daha da kötüsü, hayatın kendisini yaşamayı unutuyor.

Çünkü sürekli uyarılan zihin, bir süre sonra tehlike olmasa bile tehlike aramaya başlıyor. Her ağrıyı hastalık, her sessizliği problem, her aksiliği felaket gibi yorumluyor.

Belki de bugün yaşadığımız şey paranoya değil; zihinsel yorgunluk.

Sürekli alarm halinde yaşamanın yorgunluğu...

Her an kötü bir şey olacakmış hissinin yorgunluğu...

Her konuda kusursuz olmak zorundaymışız gibi hissetmenin yorgunluğu...

Fakat meselenin bir başka boyutu daha var.

Artık sadece korkularımızı değil, düşünme sorumluluğumuzu da başkalarına devretmeye başladık.

Bir zamanlar insanlar bir konu üzerinde günlerce düşünürdü. Fikir üretir, tartışır, yanılır, yeniden düşünürdü. Şimdi ise aklımıza gelen ilk soruyu telefonlara soruyoruz.

Ne yemeliyim?

Ne yapmalıyım?

Nasıl davranmalıyım?

Bu konuda ne düşünmeliyim?

Yapay zekâlar, arama motorları ve algoritmalar hayatımızı kolaylaştırıyor. Buna itiraz etmek mümkün değil. Ancak kolaylık ile bağımlılık arasındaki çizgi bazen sessizce aşılabiliyor.

Çünkü düşünmek de bir kas gibidir.

Kullanıldıkça güçlenir.

Kullanılmadıkça zayıflar.

Bugün bilgiye ulaşmak hiç olmadığı kadar kolay. Fakat düşünmek hiç olmadığı kadar zorlaşıyor. Çünkü cevaplar önümüze hazır geliyor. Oysa insanı geliştiren şey sadece cevaplar değildir; sorularla mücadele etmektir.

Belki de gelecekte karşılaşacağımız en büyük tehlikelerden biri budur.

Yapay zekânın düşünmesi değil...

İnsanın düşünmekten vazgeçmesi.

Teknolojiden korkmamıza gerek yok. Ama kendi aklımızı kullanmayı bırakmaktan korkmamız gerekebilir.

Çünkü insanı insan yapan şey yalnızca bilgiye ulaşması değil, o bilgi üzerine düşünebilmesidir.

Belki de bugün kendimize sormamız gereken soru şudur:

Gerçekten bilgi çağında mı yaşıyoruz?

Yoksa sürekli korkutulan, sürekli yönlendirilen ve giderek daha az düşünen insanların yaşadığı bir endişe çağında mı?

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.