Londra Mektupları - Ahmet Rıfat Ökçün - E.Büyükelçi
Köşe Yazarı
Londra Mektupları - Ahmet Rıfat Ökçün - E.Büyükelçi
 

Anadolu Piramitleri

 “Eskiye rağbet olsa bitpazarına nur yağardı” demiş büyüklerimiz. Geçen pazar günü (13 Temmuz 2025) Gazeteniz, benim başka bir platformda 5-6 yıl önce yazdığım eski bir yazıyı yayınladı. Bilmiyorum kaç kişi okudu, kaçı “delete”ledi. Başıma nurlar mı yağdı, yoksa taşlar mı düştü. Cesaretle (yahut ‘haddimi bilmemekle’’’) eski bir yazı daha gönderdim gazeteye. Bu, 3 bölüme ilaveten bir de epilogdan oluşan  bir yazı dizisi. 2019 yılında kaleme almışım. Lakin, o günden bu yana pek bir değişiklik olmadığını düşünüyorum. Dizinin başlığı “Anadolu Piramitleri”.. “Aaa, Anadolu’da piramitler mi varmış ?” diye sakın düşünmeyin, sormayın. Yasaklanmadan  önce sosyal medyada sık sık izlediğimiz ve halkımızın kültür, bilgi seviyesini ortaya koyan sokak röportajlarında  “Mısır, piramitleri bizden kaçırmış, biliyor muydunuz?” sorusuna  verilen cevapları ve gösterilen tepkileri hatırlayınız. Ama, merak etmeyiniz, bu “piramitler” başka piramitler. Bunlar öz be öz “Anadolu Piramitleri”. Eğer merakınızı uyandırabildimse buyurun, okumaya başlayın.   ***** Anadolu Piramitleri.. 1-.Bintepe - Salihli Tarihe meraklıyım, bilirsiniz. Biraz da işim icabı iyi öğrenmek durumunda kaldığım Osmanlı tarihi hakkında sizlere bir çok yazılar yazdım. Bir de antik Mısır tarihine bayılırım; firavunlar, piramitler,abideler, akıl almaz sırlar, cevabı bulunamayan, izah edilemeyen gizemler ... falan. Bazı arkadaşlarım biraz da antik Mısır hakkında anekdotlar yazmamı istiyorlar. Arkadaşlardan biri ''ne yazarsan yaz, yeter ki yaz'' diyor. 5 bin yılı aşkın bir medeniyet hakkında yazabilmek öyle kolay mı?Neresinden başlayabilirim, hangi ucundan tutabilirim ki, bilemiyorum. Tarihi kronoloji mi, hanedanlar mı, tanrılar mı, dini inançlar mı, kültür mü, devlet düzeni mi, firavun-rahipler çatışması mı, savaşlar mı, anıtlar mı, piramitler mi, Krallar Vadisi mezarları mı, matsaba mezarlar mı, yer altı mezarlar mı, firavunlar mı, hiyerogliflerdeki izah edilemeyen jet uçağı, denizaltı, kozmonot/astronot  (Uzaya giden kişilere Amerikalılar ''astronot'' derler, Ruslar ise ''kozmonot'')resimleri mi, piramitlerin sırları mı ? Bir başka arkadaşım ise ''Aykırı Firavun''u yazmamı istedi Olur, yazacağım. Ayrıca, daha önce söz verdiğim Siyahi Firavunları ve kadın Firavun Hatçepsut'u da yazacağım. İlgi duyarsanız Tutankamon'u, piramitlerin sırlarını da yazarım Ancak bugün ''Anadolu Piramitleri''ni yazmak istiyorum sizlere. Lise birinci sınıftaydım yanılmıyorsam. Eniştem Manisa'nın Alaşehir kazasına kaymakam olarak atanmıştı (Kaymakam kelimesinin bir takım edepsizlerin kelimeyi yanlış yerinden bölerek yaptıkları ahlaksız  yorumlama ile ilgisi yoktur. Arapça kökenli olan bu kelime ,yerine geçen anlamındaki ''kaim'' ile ''makam'' sözcüğünün birleşmesinden oluşmuştur ve bir işi vekaleten/bir başkası adına yapan kişi manasındadır. 19.asrın ikinci yarısının başlarında Osmanlıda yapılan idari reform ile kazalara atanan  vali vekillerine bu ad/unvan verilmiştir...Ukalalığıma da diyecek yok doğrusu. Eee o kadar da olacak yani, SBF'de boşuna mı İdare Hukuku okuduk). Ne diyorduk ? Eniştem Alaşehir'e Kaymakam atanınca yaz tatilinde ben de onun yanına gittim. O tarihlerde, komşu Salihli kazasının sınırları içinde yer alan, Lidya Krallığının başkenti Sardes/Sart harabelerinde kazılar devam ediyordu. Harabeler bitişik Alaşehir'e de uzandığından Eniştem de çalışmalardan sorumluydu. Bir gün beni de alarak kazı alanına götürdü. Parayı icad eden bu milletin başşehirine hayran kalmıştım. Saatlerce hayran hayran dolaştım durdum. Eniştem dönmeye niyetleniyor ben ise oradan ayrılmak .istemiyordum. Sonunda beni ikna etmenin yolunu buldu. ''Sen'' dedi ''Anadolu piramitleri''ni görmüş müydün?''. Hayretler içinde kalmıştım. Mısır'daki piramitleri tabi ki biliyordum. Benzer yapılar olan  Mezopotamya'daki Zigguratları ve Orta Amerika'daki Aztek ve Maya tapınaklarını da ha keza. Ama Anadolu'da piramit...? Yok canım..Nayır, nolamaz... Eniştem ''Haydi gidelim, o zaman''dedi. Geniş bir ovaya bakan bir tepeciğin üzerinde durdurdu arabayı Eniştem. Önümüzde uzanan düzlükte, belki yüzden fazla tepecik uzanıyordu. ''Ama bunlar piramit değil ki'' diye geveledim. Eniştem ''Biliyorum. Bunlar tümülüs. Ama tarihin babası Heredot bunları 'Anadolu piramitleri'' diye adlandırmış. , Zaten bunlar da piramitler gibi içlerinde kralların, asillerin mezarlarını barındırıyor. Mısırlılar mezarların üstünü taşla kaplayıp bir tepecik yapmışlar (Batı Anadolu'daki) Lidyalılar ve (Orta Anadolu'daki) Frigyalılar (Frigler) ise aynı tepeciği toprakla oluşturmuşlar. Sadece malzeme farkı var'' diye izah etti (Bu arada M.Ö._(bu MÖ'yü yazmaya bayılıyorum, bana inek sesini hatırlatıyor) M.Ö. 5. asırda yaşamış olan Heredot,bilirsiniz, doğum yeri itibarıyla benim, Birol,Esen,Tayfun,Tufan,Çetin,Yaşar,Hüseyin Karaca, Sinan Özer,İsmail, Nadir,İzzet Beylerin hemşehrisi olur). (Not: Bu yazıda '' piramit ' kelimesini kullanırken Mısır'da, Kahire yakınlarındaki Giza Piramitlerini (Keops, Kefren, Mikerinos) kastediyorum. Sakkara'daki, Memfis'teki ve Sudan'dakileri değil. ABD'deki Memphis kenti adını Mısır'daki Memfis şehrinden almıştır. Bu isim araklama olgusunun daha bir çok örneği vardır ama ben yazı kapsamında olan bir örnek daha vermekle yetineceğim. Yine ABD'deki Philedelphia şehri adını bizim Alaşehir'den almıştır: Alaşehir'in antik çağlardaki adı ''sevenler diyarı'' anlamındaki Filedelfiya'dır -File/filo eski Yunancada ''sevmek/sever'' mealinde bir anlam taşır- philosophie kelimesinde kullanıldığı gibi. Öfff, ne kadar da ukalayım, bunları zaten biliyorsunuzdur). Tümülüsler bir Anadolu mezar uygulaması. Batıda Lidyalılar, Orta Anadolu'da ise Frigler (Frigyalılar) tararından yapılmış. Tarihleri M.Ö. 7.-6. asır falan olmalı. Yani Mısır'daki örneklerinden (M.Ö. 2500'lerde) oldukça yeni ama işlevi aynı. Kral (veya asiller)öldüğünde taş veya ahşaptan bir mezar yapılıyor, içine ölen  kişinin cesedi ve eşyaları konuluyor. Mısır'dan farklı olarak burada mumyalama yok. Sonra mezarın üstü toprakla örtülüyor. Yükseklikleri 60-70 metre kadar. Oysa Gize piramitlerinden ilk yapılan  Keops (Kafu) ile oğlu Kefren'in (Kafare) piramitleri 150 metre  civarında (oğlu Kefren babası Keops'a saygısından kendi piramidini bir kaç metre daha alçak yaptırmış Bizim tümülüsler torun Mikerinos'un (Minkare) piramitinin yüksekliğinde). Tümülüsün  yüksekliği, içinde yatanın sosyal yüksekliği ile paralel seviyede oluyor. En yükseği kral Krezus'ün babası için yaptırdığı tümülüs.  Hayırlı evlat dediğin böyle olur işte ! Krezüz kim demeyin Allah aşkına. O tarihlerde dünyanın en zengin adamı. Hani derler ya ''Karun gibi zengin''. Zaten adamın daha çok biline adı Karun. O deyim ondan geliyor. Tümülüslerden geldiği ileri sürülen bir deyimden daha bahsetmem gerekir burada. Kral (veya tümülüse gömülecek kişi) defnedilirken  eşi, dostu, tebaası, dost krallar vs  yanlarında getirdikleri topragı, saygı göstergesi olarak yükselen tepeciğe ilave ediyorlar. Gelenler ne kadar çok, attıkları toprak ne kadar fazla ise giden kişiye gösterilen saygının  ifadesi de o kadar büyük oluyor. Vee...bazılarının iddiasına göre ''toprağı bol olsun'' deyimi de buradan geliyor. Kabire, cenazeye katılanlar tarafından bir kürek veya bir avuç toprak atmak uygulaması bizde de var. Bu gelenek Lidyalılardan, Friglerden kalma bir Anadolu ananesi  midir bilmiyorum doğrusu. Ana ''toprağı bol olsun'' lafını biz hristiyanlar için kullanırız (Haydi yine ukalalık yapma fırsatı çıktı: biz, ölen kişi müslümansa ''Allah rahmet eylesin'' deriz, tıpkı merhum veya rahmetli dediğimiz gibi. Ölen kişi hristiyansa ''toprağı bol olsun'' deriz ve müteveffa (vefat eden kişi) olarak tanımlarız. Zira Allahın rahmetinin sadece müslümanlar için olduğuna inanırız). Bölgeye Bin Tepe/Tepeler adını veren  tümülüsler 100 kadar. Buralarda kaç kazı yapıldı, kaç mezar bulundu, bilmiyorum. Bu tarihi zenginlik başka ülkelerde olsa nasıl yararlanırlardı, pazarlarlardı tahmin edebilirsiniz. Bizde ise benim bildiğim kadarıyla tek bir tümülüsün içine girilebiliyor (daha sonra anlatacağım), o da Bin Tepeler'de değil. Neymiş efenim, bu anıt mezarlar önce Lidya'lıları yıkan Persler, çok daha sonra da Haçlı Seferleri zamanında soyulmuş...muş..muşmuş da muşmuş. Yahu 20 asır evvel Persler, on asır evvel Haçlılar bu mezarları buluyor içine girebiliyorsa biz neden yapamıyoruz ? Aklı alır gibi değil. Persler ve Haçlılar herşeyi alıp götürmediler ya, hani kemikler, tas, tabak gibi kıymetsiz eşyalar ?  Orta Anadoludaki Frig tümülüslerinin bir kaçında Atatürk bir kaç kazı yaptırmış,. Bulunan üç beş parça Ankara'da Anadolu Medeniyetleri Müzesinde. Bir de tümülüs açmışız ondan sonra. Eee, daha sonra ?.... Yapmayın yahu, etmeyin yahu. Tarihe sahip çıkmak sadece Osmanlıya sahip çıkmak demek değil; yaşadığımız toprakların tarihine de sahip çıkmamız gerekmez mi? Gelecek yazımda, bırakın Salihli kasabasındaki ilgi bekleyen Bin Tepe Tümülüslerini, başkentimiz Ankara'nın göbeğindeki  Beş Tepe Tümülüslerini anlatacağım, ilgi duyarsanız.  Anadolu Piramitleri... 2- Beş Tepe Ankara Ankaralılar bilirler. Konya yolundan araba ile geliyorsunuz, Bahçelievler istikametine doğru. Solda AŞTİ'yi geçtiniz  Sıra sıra büyük binalar var. Bir kaç yüz metre gittikten sonra yine solda bir tepecik görüyorsunuz. Ardından yine büyük binalar devam ediyor. Pek, üzerinde bina bulunmayan tepecik nedir ? Neden bu semte Beş Tepe demişler ?  Acaba Salihli'deki Bin Tepe ile  bir benzerliği olmasın. ? Evet, Ankaralılar , şehrin merkezi olan Kızılay'a kuş uçuşu sadece tek haneli bir rakam mesafesinde bulunun bu tepeciğin ne olduğunu ve sorularımın cevabını muhtemelen bilirler. Bilmeyenler için ben yazayım;  Ankara'nın göbeğinde öylece kaderine terkedilmiş bu tepecik bir  Frig tümülüsüdür. Semte de Beş Tepe denilmesinin sebebi burada bilindiği kadarıyla (en az) beş tümülüs bulunmasındandır. İsveç'te  Stokholm'da görevliyken bir arkadaşım beni hafta sonunda bir Viking Kalesini görmeye götürmüştü.Önce bir avuç para verip küçük bir vapura (vaporetto) bindik (İnanamayacaksınız ama İsveç gibi meşrebi geniş insanların yaşadığı ülkede, 1970'lerin başlarında, vapurlarda, istedikleri takdirde kullanabilmeleri için kadınlar ayrılmış bölüm bulunurdu. Bu bölümler pek tabii ki 1900'lü yılların başlarında oluşturulmuştu ama daha sonra kaldırılmamıştı ve kullanımı sürdürülüyordu). Yüzlerce adacığın arasından keyifli bir yolculuk yaptıktan sonra vapurcuğumuz küçük bir adaya yanaştı. İndik. Haydaaa, bir avuç para daha söküldük tarihi yerler.i ve kaleyi görmek için. Olsun dedik, sineye çektik, ne de olsa kültürümüzü arttıracaktık ya.. Adacıkta dolaş babam dolaştık. Sonunda dayanamayıp İsveçli arkadaşıma sordum ''Viking Kalesi nerede yahu?''.  ''Aaa''dedi arkadaşım ''Kale, ağaçtan/keresteden yapılmıştı ve bilmem ne savaşında yandı'.' Hani bizde bir tekerleme vardır ya ''...dağa kaçtı. Dağ ne oldu ? Yandı bitti kül oldu''.  Onun gibi işte bizim paracıklar da yandı bitti kül oldu. Yiğitliğe sürdürmedim tabii, sordum ''Peki burada bir kale olduğunu nereden biliyorsunuz?''. ''Aaa''dedi ''Burada yapılan kazılarda bir balta başı, bir kaç mızrak ucu bulundu da ondan''. ''Bari onları görseydik, buraya kadar gelmişken''. ''Aaa'' dedi ''Onlar Stokholm'de müzede. İstersen dönüşte müzeye de gideriz''.... Ne güzel demişler ''Onlar Aya, biz yaya''.... Yarın öbür gün o tümülüse bir Alışveriş Merkezi dikiverirsek hiç şaşmam. Peki Beş Tepe'nin diğer tepeleri/tümülüsleri nerede? Bunlardan biri Rasat Tepe'deymiş. Yani Anıtkabir'in bulunduğu  tepecikte/yükseltide.. Anıtkabir inşası sırasında buradan çıkarılan bir kaç parça heykel, çanak vs. Anadolu Medeniyetleri Müzesinde sergileniyor. Ben bu Müzeyi pek severim ve her fırsatta ziyaret ederim. Bence dünyanın en önemli arkeoloji müzeleri arasında en ön saflarda gelir. Ziyaretçi sayısını ise ne siz sorun, ne ben söyleyeyim, malesef. Üçüncü tümülüs Atatürk Orman Çiftliği ile Demetevler Kavşağındaki Yumurta Tepe'de. Gidip bakın acıklı haline. Üstünde koyun otlatırlar, piknik yaparlar .Koyunlar boklarını, piknikçiler pisliklerini bırakırlar. Dördüncüsü ise Şenyuva tümülüsü. Sayın Asrın Liderimizin ''Külliye'' olarak adlandırdığı Cumhurbaşkanlığı Sarayının karşısında. Ben bu yapının neden ''Külliye'' olarak adlandırıldığını anlamış değilim. Bilen varsa bana da öğretsin. Benim bildiğim ''külliye '' kelimesi,, ''bütün'' anlamındaki arapça ''külli'' kökünden gelir (külliyen kelimesinde olduğu gibi ''tamamen/hepsi birden'' anlamını taşır). ''Külliye'' ise genellikle bir cami etrafın da toplanmış aşevi, imarethane, şifahane, medrese, sebil, kütüphane, yetimhane gibi sosyal hizmet amaçlı veee burası önemli kamuya açık tesislerin tümüne birden verilen isimdir. Ben Sayın Asrın liderimizin ''Külliyesini'' görmediğim için burasının bir cami etrafında toplanmış toplumsal hizmet tesislerinden mi oluştuğunu bilemiyorum. Bir bilemediğim de buraya isteyen herkesin elini kolunu sallayarak  girip giremeyeceği konusu. Ankara'ya bir daha gittiğimde mutlaka gidip görmek, gezmek isterim bu ''Külliye''yi (Ben İstanbulluyum ve oradaki külliyelerden önemlilerini gidip görmüşümdür. Sultan Ahmed Camii Külliyesi, Fatih Camii Külliyesi, Süleymaniye Camii Külliyesi, Yavuz Sultan Selim Camii Külliyesi, Eyüp Sultan Camii Külliyesi gibi). Beş Tepe'ye adını veren beşinci tümülüsün nerede olduğunu bilmiyorum .Kimilerine göre Anıtkabir'in bulunuduğu Rasattepe'de bir değil iki tümülüs varmış. Kimilerine göre beşinci tümülüs Gençlerbirliği klüp binasının yapımı sırasında tahrip edilmiş falan. Beştepe tümülüslerinde ilk kazıyı Atatürk yaptırmış Cumhuriyetin kuruluşunun hemen akabinde. Adamdaki vizyona, tarihe sahip çıkma, kültür düzeyine bakın. Sonra 15-20  yıl kadar hiç bir faaliyet yok. Yani Anıtkabir yapılana kadar. O faaliyet de pek tabii, doğrudan tümülüslerle ilgili olmayan  inşaat vesilesiyle. Sonra uzun bir süre yine hiç hareket yok. Ben Üniversiteye başladığımda (1966) ODTÜ Beştepe tümülüslerinde kazılar yaptı.  Bazı  kap kacak buldu (Anadolu Medeniyetleri Müzesinde sergileniyor). Aman efendim aman, , sanki arkeoloji tarihinin en büyük keşfi yapılmış gibi yaygara koptu, zafer çığlıkları atıldı. Alt tarafı  2500 yıldır herkesin gözü önünde duran iki-üç tepeciğe bir kaç kazma sallanmıştı. Hani buranın yapılacak tesislerle halk açılması, fotograf, film, yurt içi-yurt dışı tanıtım çalışmaları Dostlar alışverişte görsün. Sadece ODTÜ'ye değil sizlere de sesleniyorum Eyy Kültür Baji,kanlığı, Eyy Turizm Bakanlığı, Eyy Tanıtım Müdürlükleri, Eyy Arkeoloji okutan üniversiteler, Eyy TASK (Tarih, Arkeoloji, Sanat v e Kültür Varlıklarını Koruma Vakfı), Eyy Arkeoloji Derneği, Eyy Ankara Valiliği, Eyy Ankara  Büyükşehir Belediyesi, Eyy TOBB, Eyy Türk Tarih Kurumu, Eyy TRT, Eyy Ticaret Odaları,Eyy ilgisi olan ve olmayan vakıflar, kuruluşlar, bankalar, zenginler,Müzeler...Ankara'da  gözünüzün önünde ilgi bekleyen 20 tümülüs var. Bunlar giderek kayboluyor, üstlerine binalar inşa ediliyor. Bunları, tarihi mirası korumak için ayırabileceğiniz üç para beş kuruş imkanınız mı yok ? Yoksa  ,her zaman yaptığımız gibi gidip Alman arkeologlara mı yalvarmamız gerekiyor ? Veya UNESCO'ya ? Yahut ''yerli ve milli'' olmayan diğer yabancı kuruluşlara, vakıflara? Asabımı daha fazla bozmadan bu yazıyı burada kesiyorum Sinirlerim biraz yatıştığında size Anadolu Piramitleri yazı dizisinin üçüncü bölümünü, Polatlı Tümülüslerini yazacağım.  
Ekleme Tarihi: 20 Temmuz 2025 -Pazar

Anadolu Piramitleri

 “Eskiye rağbet olsa bitpazarına nur yağardı” demiş büyüklerimiz.

Geçen pazar günü (13 Temmuz 2025) Gazeteniz, benim başka bir platformda 5-6 yıl önce yazdığım eski bir yazıyı yayınladı.

Bilmiyorum kaç kişi okudu, kaçı “delete”ledi. Başıma nurlar mı yağdı, yoksa taşlar mı düştü.

Cesaretle (yahut ‘haddimi bilmemekle’’’) eski bir yazı daha gönderdim gazeteye. Bu, 3 bölüme ilaveten bir de epilogdan oluşan  bir yazı dizisi. 2019 yılında kaleme almışım. Lakin, o günden bu yana pek bir değişiklik olmadığını düşünüyorum.

Dizinin başlığı “Anadolu Piramitleri”..

“Aaa, Anadolu’da piramitler mi varmış ?” diye sakın düşünmeyin, sormayın. Yasaklanmadan  önce sosyal medyada sık sık izlediğimiz ve halkımızın kültür, bilgi seviyesini ortaya koyan sokak röportajlarında  “Mısır, piramitleri bizden kaçırmış, biliyor muydunuz?” sorusuna  verilen cevapları ve gösterilen tepkileri hatırlayınız.

Ama, merak etmeyiniz, bu “piramitler” başka piramitler. Bunlar öz be öz “Anadolu Piramitleri”.

Eğer merakınızı uyandırabildimse buyurun, okumaya başlayın.

 

*****

Anadolu Piramitleri.. 1-.Bintepe - Salihli

Tarihe meraklıyım, bilirsiniz. Biraz da işim icabı iyi öğrenmek durumunda kaldığım Osmanlı tarihi hakkında sizlere bir çok yazılar yazdım. Bir de antik Mısır tarihine bayılırım; firavunlar, piramitler,abideler, akıl almaz sırlar, cevabı bulunamayan, izah edilemeyen gizemler ... falan.

Bazı arkadaşlarım biraz da antik Mısır hakkında anekdotlar yazmamı istiyorlar. Arkadaşlardan biri ''ne yazarsan yaz, yeter ki yaz'' diyor. 5 bin yılı aşkın bir medeniyet hakkında yazabilmek öyle kolay mı?Neresinden başlayabilirim, hangi ucundan tutabilirim ki, bilemiyorum. Tarihi kronoloji mi, hanedanlar mı, tanrılar mı, dini inançlar mı, kültür mü, devlet düzeni mi, firavun-rahipler çatışması mı, savaşlar mı, anıtlar mı, piramitler mi, Krallar Vadisi mezarları mı, matsaba mezarlar mı, yer altı mezarlar mı, firavunlar mı, hiyerogliflerdeki izah edilemeyen jet uçağı, denizaltı, kozmonot/astronot  (Uzaya giden kişilere Amerikalılar ''astronot'' derler, Ruslar ise ''kozmonot'')resimleri mi, piramitlerin sırları mı ?

Bir başka arkadaşım ise ''Aykırı Firavun''u yazmamı istedi Olur, yazacağım. Ayrıca, daha önce söz verdiğim Siyahi Firavunları ve kadın Firavun Hatçepsut'u da yazacağım. İlgi duyarsanız Tutankamon'u, piramitlerin sırlarını da yazarım

Ancak bugün ''Anadolu Piramitleri''ni yazmak istiyorum sizlere.

Lise birinci sınıftaydım yanılmıyorsam. Eniştem Manisa'nın Alaşehir kazasına kaymakam olarak atanmıştı (Kaymakam kelimesinin bir takım edepsizlerin kelimeyi yanlış yerinden bölerek yaptıkları ahlaksız  yorumlama ile ilgisi yoktur. Arapça kökenli olan bu kelime ,yerine geçen anlamındaki ''kaim'' ile ''makam'' sözcüğünün birleşmesinden oluşmuştur ve bir işi vekaleten/bir başkası adına yapan kişi manasındadır. 19.asrın ikinci yarısının başlarında Osmanlıda yapılan idari reform ile kazalara atanan  vali vekillerine bu ad/unvan verilmiştir...Ukalalığıma da diyecek yok doğrusu. Eee o kadar da olacak yani, SBF'de boşuna mı İdare Hukuku okuduk).

Ne diyorduk ?

Eniştem Alaşehir'e Kaymakam atanınca yaz tatilinde ben de onun yanına gittim. O tarihlerde, komşu Salihli kazasının sınırları içinde yer alan, Lidya Krallığının başkenti Sardes/Sart harabelerinde kazılar devam ediyordu. Harabeler bitişik Alaşehir'e de uzandığından Eniştem de çalışmalardan sorumluydu. Bir gün beni de alarak kazı alanına götürdü. Parayı icad eden bu milletin başşehirine hayran kalmıştım. Saatlerce hayran hayran dolaştım durdum. Eniştem dönmeye niyetleniyor ben ise oradan ayrılmak .istemiyordum. Sonunda beni ikna etmenin yolunu buldu. ''Sen'' dedi ''Anadolu piramitleri''ni görmüş müydün?''. Hayretler içinde kalmıştım. Mısır'daki piramitleri tabi ki biliyordum. Benzer yapılar olan  Mezopotamya'daki Zigguratları ve Orta Amerika'daki Aztek ve Maya tapınaklarını da ha keza. Ama Anadolu'da piramit...? Yok canım..Nayır, nolamaz...

Eniştem ''Haydi gidelim, o zaman''dedi.

Geniş bir ovaya bakan bir tepeciğin üzerinde durdurdu arabayı Eniştem. Önümüzde uzanan düzlükte, belki yüzden fazla tepecik uzanıyordu. ''Ama bunlar piramit değil ki'' diye geveledim. Eniştem ''Biliyorum. Bunlar tümülüs. Ama tarihin babası Heredot bunları 'Anadolu piramitleri''

diye adlandırmış. , Zaten bunlar da piramitler gibi içlerinde kralların, asillerin mezarlarını barındırıyor. Mısırlılar mezarların üstünü taşla kaplayıp bir tepecik yapmışlar (Batı Anadolu'daki) Lidyalılar ve (Orta Anadolu'daki) Frigyalılar (Frigler) ise aynı tepeciği toprakla oluşturmuşlar. Sadece malzeme farkı var'' diye izah etti (Bu arada M.Ö._(bu MÖ'yü yazmaya bayılıyorum, bana inek sesini hatırlatıyor) M.Ö. 5. asırda yaşamış olan Heredot,bilirsiniz, doğum yeri itibarıyla benim, Birol,Esen,Tayfun,Tufan,Çetin,Yaşar,Hüseyin Karaca, Sinan Özer,İsmail, Nadir,İzzet Beylerin hemşehrisi olur).

(Not: Bu yazıda '' piramit ' kelimesini kullanırken Mısır'da, Kahire yakınlarındaki Giza Piramitlerini (Keops, Kefren, Mikerinos) kastediyorum. Sakkara'daki, Memfis'teki ve Sudan'dakileri değil. ABD'deki Memphis kenti adını Mısır'daki Memfis şehrinden almıştır. Bu isim araklama olgusunun daha bir çok örneği vardır ama ben yazı kapsamında olan bir örnek daha vermekle yetineceğim. Yine ABD'deki Philedelphia şehri adını bizim Alaşehir'den almıştır: Alaşehir'in antik çağlardaki adı ''sevenler diyarı'' anlamındaki Filedelfiya'dır -File/filo

eski Yunancada ''sevmek/sever'' mealinde bir anlam taşır- philosophie kelimesinde kullanıldığı gibi. Öfff, ne kadar da ukalayım, bunları zaten biliyorsunuzdur).

Tümülüsler bir Anadolu mezar uygulaması. Batıda Lidyalılar, Orta Anadolu'da ise Frigler (Frigyalılar) tararından yapılmış. Tarihleri M.Ö. 7.-6. asır falan olmalı. Yani Mısır'daki örneklerinden (M.Ö. 2500'lerde) oldukça yeni ama işlevi aynı. Kral (veya asiller)öldüğünde taş veya ahşaptan bir mezar yapılıyor, içine ölen  kişinin cesedi ve eşyaları konuluyor. Mısır'dan farklı olarak burada mumyalama yok. Sonra mezarın üstü toprakla örtülüyor. Yükseklikleri 60-70 metre kadar. Oysa Gize piramitlerinden ilk yapılan  Keops (Kafu) ile oğlu Kefren'in (Kafare) piramitleri 150 metre  civarında (oğlu Kefren babası Keops'a saygısından kendi piramidini bir kaç metre daha alçak yaptırmış Bizim tümülüsler torun Mikerinos'un (Minkare) piramitinin yüksekliğinde).

Tümülüsün  yüksekliği, içinde yatanın sosyal yüksekliği ile paralel seviyede oluyor. En yükseği

kral Krezus'ün babası için yaptırdığı tümülüs.  Hayırlı evlat dediğin böyle olur işte ! Krezüz kim demeyin Allah aşkına. O tarihlerde dünyanın en zengin adamı. Hani derler ya ''Karun gibi zengin''. Zaten adamın daha çok biline adı Karun. O deyim ondan geliyor.

Tümülüslerden geldiği ileri sürülen bir deyimden daha bahsetmem gerekir burada. Kral (veya tümülüse gömülecek kişi) defnedilirken  eşi, dostu, tebaası, dost krallar vs  yanlarında getirdikleri topragı, saygı göstergesi olarak yükselen tepeciğe ilave ediyorlar. Gelenler ne kadar çok, attıkları toprak ne kadar fazla ise giden kişiye gösterilen saygının  ifadesi de o kadar büyük oluyor. Vee...bazılarının iddiasına göre ''toprağı bol olsun'' deyimi de buradan geliyor.

Kabire, cenazeye katılanlar tarafından bir kürek veya bir avuç toprak atmak uygulaması bizde de var. Bu gelenek Lidyalılardan, Friglerden kalma bir Anadolu ananesi  midir bilmiyorum doğrusu. Ana ''toprağı bol olsun'' lafını biz hristiyanlar için kullanırız (Haydi yine ukalalık yapma fırsatı çıktı: biz, ölen kişi müslümansa ''Allah rahmet eylesin'' deriz, tıpkı merhum veya rahmetli dediğimiz gibi. Ölen kişi hristiyansa ''toprağı bol olsun'' deriz ve müteveffa (vefat eden kişi) olarak tanımlarız. Zira Allahın rahmetinin sadece müslümanlar için olduğuna inanırız).

Bölgeye Bin Tepe/Tepeler adını veren  tümülüsler 100 kadar. Buralarda kaç kazı yapıldı, kaç mezar bulundu, bilmiyorum. Bu tarihi zenginlik başka ülkelerde olsa nasıl yararlanırlardı, pazarlarlardı tahmin edebilirsiniz. Bizde ise benim bildiğim kadarıyla tek bir tümülüsün içine girilebiliyor (daha sonra anlatacağım), o da Bin Tepeler'de değil. Neymiş efenim, bu anıt mezarlar önce Lidya'lıları yıkan Persler, çok daha sonra da Haçlı Seferleri zamanında soyulmuş...muş..muşmuş da muşmuş. Yahu 20 asır evvel Persler, on asır evvel Haçlılar bu mezarları buluyor içine girebiliyorsa biz neden yapamıyoruz ? Aklı alır gibi değil. Persler ve Haçlılar herşeyi alıp götürmediler ya, hani kemikler, tas, tabak gibi kıymetsiz eşyalar ? 

Orta Anadoludaki Frig tümülüslerinin bir kaçında Atatürk bir kaç kazı yaptırmış,. Bulunan üç beş parça Ankara'da Anadolu Medeniyetleri Müzesinde. Bir de tümülüs açmışız ondan sonra. Eee, daha sonra ?.... Yapmayın yahu, etmeyin yahu. Tarihe sahip çıkmak sadece Osmanlıya sahip çıkmak demek değil; yaşadığımız toprakların tarihine de sahip çıkmamız gerekmez mi?

Gelecek yazımda, bırakın Salihli kasabasındaki ilgi bekleyen Bin Tepe Tümülüslerini, başkentimiz Ankara'nın göbeğindeki  Beş Tepe Tümülüslerini anlatacağım, ilgi duyarsanız. 

Anadolu Piramitleri... 2- Beş Tepe Ankara

Ankaralılar bilirler. Konya yolundan araba ile geliyorsunuz, Bahçelievler istikametine doğru. Solda AŞTİ'yi geçtiniz  Sıra sıra büyük binalar var. Bir kaç yüz metre gittikten sonra yine solda bir tepecik görüyorsunuz. Ardından yine büyük binalar devam ediyor. Pek, üzerinde bina bulunmayan tepecik nedir ? Neden bu semte Beş Tepe demişler ?  Acaba Salihli'deki Bin Tepe ile  bir benzerliği olmasın. ?

Evet, Ankaralılar , şehrin merkezi olan Kızılay'a kuş uçuşu sadece tek haneli bir rakam mesafesinde bulunun bu tepeciğin ne olduğunu ve sorularımın cevabını muhtemelen bilirler.

Bilmeyenler için ben yazayım;  Ankara'nın göbeğinde öylece kaderine terkedilmiş bu tepecik bir 

Frig tümülüsüdür. Semte de Beş Tepe denilmesinin sebebi burada bilindiği kadarıyla (en az) beş tümülüs bulunmasındandır.

İsveç'te  Stokholm'da görevliyken bir arkadaşım beni hafta sonunda bir Viking Kalesini görmeye götürmüştü.Önce bir avuç para verip küçük bir vapura (vaporetto) bindik (İnanamayacaksınız ama İsveç gibi meşrebi geniş insanların yaşadığı ülkede, 1970'lerin başlarında, vapurlarda, istedikleri takdirde kullanabilmeleri için kadınlar ayrılmış bölüm bulunurdu. Bu bölümler pek tabii ki 1900'lü yılların başlarında oluşturulmuştu ama daha sonra kaldırılmamıştı ve kullanımı sürdürülüyordu). Yüzlerce adacığın arasından keyifli bir yolculuk yaptıktan sonra vapurcuğumuz küçük bir adaya yanaştı. İndik. Haydaaa, bir avuç para daha söküldük tarihi yerler.i ve kaleyi görmek için. Olsun dedik, sineye çektik, ne de olsa kültürümüzü arttıracaktık ya.. Adacıkta dolaş babam dolaştık. Sonunda dayanamayıp İsveçli arkadaşıma sordum ''Viking Kalesi nerede yahu?''.  ''Aaa''dedi arkadaşım ''Kale, ağaçtan/keresteden yapılmıştı ve bilmem ne savaşında yandı'.' Hani bizde bir tekerleme vardır ya ''...dağa kaçtı. Dağ ne oldu ? Yandı bitti kül oldu''.  Onun gibi işte bizim paracıklar da yandı bitti kül oldu. Yiğitliğe sürdürmedim tabii, sordum ''Peki burada bir kale olduğunu nereden biliyorsunuz?''. ''Aaa''dedi ''Burada yapılan kazılarda bir balta başı, bir kaç mızrak ucu bulundu da ondan''. ''Bari onları görseydik, buraya kadar gelmişken''. ''Aaa'' dedi ''Onlar Stokholm'de müzede. İstersen dönüşte müzeye de gideriz''....

Ne güzel demişler ''Onlar Aya, biz yaya''.... Yarın öbür gün o tümülüse bir Alışveriş Merkezi dikiverirsek hiç şaşmam.

Peki Beş Tepe'nin diğer tepeleri/tümülüsleri nerede?

Bunlardan biri Rasat Tepe'deymiş. Yani Anıtkabir'in bulunduğu  tepecikte/yükseltide.. Anıtkabir inşası sırasında buradan çıkarılan bir kaç parça heykel, çanak vs. Anadolu Medeniyetleri Müzesinde sergileniyor. Ben bu Müzeyi pek severim ve her fırsatta ziyaret ederim. Bence dünyanın en önemli arkeoloji müzeleri arasında en ön saflarda gelir. Ziyaretçi sayısını ise ne siz sorun, ne ben söyleyeyim, malesef.

Üçüncü tümülüs Atatürk Orman Çiftliği ile Demetevler Kavşağındaki Yumurta Tepe'de. Gidip bakın acıklı haline. Üstünde koyun otlatırlar, piknik yaparlar .Koyunlar boklarını, piknikçiler pisliklerini bırakırlar.

Dördüncüsü ise Şenyuva tümülüsü. Sayın Asrın Liderimizin ''Külliye'' olarak adlandırdığı Cumhurbaşkanlığı Sarayının karşısında. Ben bu yapının neden ''Külliye'' olarak adlandırıldığını anlamış değilim. Bilen varsa bana da öğretsin. Benim bildiğim ''külliye '' kelimesi,, ''bütün'' anlamındaki arapça ''külli'' kökünden gelir (külliyen kelimesinde olduğu gibi ''tamamen/hepsi birden'' anlamını taşır). ''Külliye'' ise genellikle bir cami etrafın da toplanmış aşevi, imarethane, şifahane, medrese, sebil, kütüphane, yetimhane gibi sosyal hizmet amaçlı veee burası önemli kamuya açık tesislerin tümüne birden verilen isimdir. Ben Sayın Asrın liderimizin ''Külliyesini'' görmediğim için burasının bir cami etrafında toplanmış toplumsal hizmet tesislerinden mi oluştuğunu bilemiyorum. Bir bilemediğim de buraya isteyen herkesin elini kolunu sallayarak  girip giremeyeceği konusu. Ankara'ya bir daha gittiğimde mutlaka gidip görmek, gezmek isterim bu ''Külliye''yi (Ben İstanbulluyum ve oradaki külliyelerden önemlilerini gidip görmüşümdür. Sultan Ahmed Camii Külliyesi, Fatih Camii Külliyesi, Süleymaniye Camii Külliyesi, Yavuz Sultan Selim Camii Külliyesi, Eyüp Sultan Camii Külliyesi gibi).

Beş Tepe'ye adını veren beşinci tümülüsün nerede olduğunu bilmiyorum .Kimilerine göre Anıtkabir'in bulunuduğu Rasattepe'de bir değil iki tümülüs varmış. Kimilerine göre beşinci tümülüs Gençlerbirliği klüp binasının yapımı sırasında tahrip edilmiş falan.

Beştepe tümülüslerinde ilk kazıyı Atatürk yaptırmış Cumhuriyetin kuruluşunun hemen akabinde. Adamdaki vizyona, tarihe sahip çıkma, kültür düzeyine bakın. Sonra 15-20  yıl kadar hiç bir faaliyet yok. Yani Anıtkabir yapılana kadar. O faaliyet de pek tabii, doğrudan tümülüslerle ilgili olmayan  inşaat vesilesiyle. Sonra uzun bir süre yine hiç hareket yok. Ben Üniversiteye başladığımda (1966) ODTÜ Beştepe tümülüslerinde kazılar yaptı.  Bazı  kap kacak buldu (Anadolu Medeniyetleri Müzesinde sergileniyor). Aman efendim aman, , sanki arkeoloji tarihinin en büyük keşfi yapılmış gibi yaygara koptu, zafer çığlıkları atıldı. Alt tarafı 

2500 yıldır herkesin gözü önünde duran iki-üç tepeciğe bir kaç kazma sallanmıştı. Hani buranın yapılacak tesislerle halk açılması, fotograf, film, yurt içi-yurt dışı tanıtım çalışmaları

Dostlar alışverişte görsün. Sadece ODTÜ'ye değil sizlere de sesleniyorum Eyy Kültür Baji,kanlığı, Eyy Turizm Bakanlığı, Eyy Tanıtım Müdürlükleri, Eyy Arkeoloji okutan üniversiteler, Eyy TASK (Tarih, Arkeoloji, Sanat v e Kültür Varlıklarını Koruma Vakfı), Eyy Arkeoloji Derneği,

Eyy Ankara Valiliği, Eyy Ankara  Büyükşehir Belediyesi, Eyy TOBB, Eyy Türk Tarih Kurumu, Eyy TRT, Eyy Ticaret Odaları,Eyy ilgisi olan ve olmayan vakıflar, kuruluşlar, bankalar, zenginler,Müzeler...Ankara'da  gözünüzün önünde ilgi bekleyen 20 tümülüs var. Bunlar giderek kayboluyor, üstlerine binalar inşa ediliyor. Bunları, tarihi mirası korumak için ayırabileceğiniz üç para beş kuruş imkanınız mı yok ? Yoksa  ,her zaman yaptığımız gibi gidip Alman arkeologlara mı yalvarmamız gerekiyor ? Veya UNESCO'ya ? Yahut ''yerli ve milli'' olmayan diğer yabancı kuruluşlara, vakıflara?

Asabımı daha fazla bozmadan bu yazıyı burada kesiyorum

Sinirlerim biraz yatıştığında size Anadolu Piramitleri yazı dizisinin üçüncü bölümünü, Polatlı Tümülüslerini yazacağım.

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.