Beni Amir kabilesine mensup Kays, Leyla’ya aşık olunca halk arasında “deli” anlamına gelen “Mecnun” lakabı takılmıştır.
Mecnun demişler, Mecnun olmasına ama deli ile aşığı ayıran iki önemli unsur vardır.
Birincisi;
Aşık o ki aklı terk etmiştir, deli o ki akıl onu terk etmiştir.
İkincisi ise:
Deli ağlamaz, aşık gülmez.
Bu nedenle Mecnun “deli” değil “aşık” olmuştur.
Her yerde nam salan bu büyük aşk hikayesi büyük yazar, şair, evliya, derviş ya da her ne derseniz Fuzuli tarafından kaleme alınmıştır.
Mecnun aşkından çöllere düşünce babası peşi sıra gidip oğlunu bulmuştur. Bulmuştur ama oğlu perperişan kan revan içindedir. Babası oğluna sarılmış, onu geri evine davet etmiştir. Ona ne isterse yapacağı sözünü vermiştir. Mecnun ise babasını tanımamış ona “Ya Leyla’dan bahset ya da sus” demiştir. Babası ise yalana başvurmak zorunda kalmış, Leyla’nın evlerine misafir geldiğini ve kendini görmek istediğini söylemiştir.
Eve gelen Mecnun Leyla’yı göremeyince tekrar derin kederine hapsolmuştur. Mecnun’un annesi ise onun şanına Arapların reisi olması yakıştığını ve istediği kabileden en güzel kızı alabileceğini söylemiştir.
Mecnun ise:
“Derd-i ezeli deva bulır mı
Mihr-i ebedi fena bulır mı
Men yek-cihetem tarikatümde
Tagyir işi yoh cibilletümde”
(Başlangıcı belirsiz dert deva bulur mu?
Sonsuzluğa uzanan aşkın sonu gelir mi?
Ben tek tarafa yönelirim yolumda
Sapma yoktur yaradılışımda) der.
Fuzuli bir kendinden bir Mecnun’dan nameler besler kitabında. Gün olur, Mecnun Fuzuli’nin kalemiyle dillere destan bir aşık olarak nam salar.
Öyle olur ki Mecnun’un ünü Fuzuli’yi bile geçmiştir.
Hal böyle olunca Fuzuli, kalemine aldığı Mecnun’u kıskanır ve şu dizleri döker:
Mende Mecnun’dan füzun aşıklık istida’dı var
Aşık-ı sadık menem Mecnun’un ancak adı var
(Bende Mecnun’dan daha çok aşıklık yeteneği var
Sevgide, sadakat gösteren benim, Mecnun’un ancak adı var)
