2007-2008 dünya mali krizinden sonra iyice belli oldu.
Neoliberal sistemin gerçeklerden uzak olduğu ve artık işlemediği.
Çünkü insana, topluma ve sosyal gelişmeye engel bir düzendir.
Yaşamını insan haklarına ve emek mücadelelerine adayan kişiler, örgütler, kurumlar, partiler…ve daha yüzlerce devrimci kuruluşlar…
Hepsi de bu kapitalist düzenin sermaye yanlısı ve toplum zararına iç yüzünü ortaya koymaktadır.
Herkes eşitsizlikten acı çekmektedir.
Uluslararası Çalışma Örgütü’nden (ILO) yazar derneklerine, işçi sendikalarından çiftçilere, bilim-sanat-felsefe topluluklarından üniversitelere kadar her kesimin esas isteği artık sosyal devlettir.
Hem küresel adalet hem de ülkelerde hukukun üstünlüğü ve sağlıklı bir toplumsal gelişme için…
Emek meta değildir.
Adalet olmadan barış olmaz.
Yoksulluk bitmeden kimse mutlu olamaz.
Neoliberalizm sürekli yoksulluk üretiyor, adaletsizlik üretiyor.
Çünkü her şeyi alınıp satılan bir meta haline getiriyor.
Çalışmak sadece karın doyurmak değildir, insanın yaptığı işin saygın olması, işe yabancılaşmaması, onurlu bir hayatı yaşamasıdır.
Aslında klasik iktisatçılar da sosyal ahlaktan yoksun değillerdi.
Smith “yoksulluk sürdükçe mutluluk olamaz” diyordu, J.S. Mill, “parasal ilişkilere dayanan toplumu iğrenç” görüyordu.
1980’lerden sonra gelişen “yeni liberal vahşi kapitalizm” toplumsal yapıya yeni bir darbe indirdi.
Devleti küçülten, vergileri indiren, piyasacı, özelleştirmeci halk düşmanı bir sistem…
İnsanların, halkların ihtiyaçları öyle çok değil, sağlık, eğitim, iş ve özgürlüktür.
Dünya nüfusunun çok azı bunlara ulaşabiliyor.
Dünyayı piyasanın güdümünden çıkarmak gerekiyor.
Piyasayı toplumun içinde, olması gereken bir yere doğru itmek şarttır.
Tam tersi yapılıyor.
Toplum, piyasanın emrine sokulmaya çalışılıyor.
Kuzeyli ülkelerin liberal önerileri çöktü, finansal sistemleri kriz içinde.
Avrupa ve Amerika’nın gelişmiş ülkelerinde gelir dağılımı çok bozuldu, işsizlik artmaktadır.
Küresel Güney ve üçüncü dünya kendine daha çok güvenli artık.
Çin ve Hindistan neoliberal yöntemlerin dışında kalmaya devam ediyor.
Brezilya sosyal devlet yönünde hamleler yapıyor.
Eskiden maliyet olarak görülen insani harcamalar şimdi bir yatırım kalemi olmuştur.
Sosyal devlet harcamaları ekonomiyi canlandırır, genel talebi arttırır.
Bizim de ülke olarak insancıl ekonomiye dönmemiz, zaten kuruluş ilkelerimizde var olan sosyal hukuk devletine ağırlık vermemiz zorunludur.
İnsancıl ekonomi; rant ve tüketici ilişkilerinden kurtulmuş, üretkenliği artmış, artan zenginliği adil bölüşen, sosyal yönü güçlü toplumsal bir ekonomidir.
