“Topraklarımızda madene izin vermeyiz”.
“Emperyalist şirketlere geçit yok.”
“Toprak-su-doğa-çevre halkındır, kimseye satılamaz.”
Böyle konuşuyordu Kılıçlı Köyü insanları.
21 Mart 2026’da, Kılıçlı Köyü Cemevi’nde toplantıda.
Fatsa Maden Ruhsatı Bilgilendirme Toplantısı için doldurmuşlardı Cemevi’ni, yaşlı-genç kadınlar-erkekler, çocuklar.
CHP Fatsa ilçe örgütü, Çamaş Belediye Başkanı, Atatürkçü Düşünce Derneği Başkanı ve üyeleri, Sol Parti yetkilileri, Tüm Emeklilerin Sendikası, Köy Muhtarları, Fatsa Doğa ve Çevre Derneği, Avukatlar, teknik uzmanlar ve önceki maden faaliyetlerinden mağdur olan köylüler hep birlikteydik.
Ormanı-fındığı- meyveleri-temiz suları yok eden bu maden faaliyetlerine hemen herkes karşı çıktı.
Toplumsal zararlar orta ve uzun dönemde inanılmaz boyutlardaydı.
Buna niçin izin veriliyor, sorusu ortaya atıldı.
Tek yanıtta birleşildi; çok uluslu sömürücü şirketlerin karlılıklarını arttırmak için, denildi.
Tüm söz alanlar halkı yok sayan bu uygulamaya şiddetle karşı çıktı.
Ankara’dan katılan bir yazar, direnişi kuvayı milliyeye benzetti.
Evet benzetme doğruydu, çünkü halkın gücü vatanın bütünlüğünü korumaya yönelikti.
Artık şu köy, bu yöre, şu ırmak bu dağ değil, tüm ülke topraklarında maden arama ruhsatları veriliyor, tüm milli varlıklar özelleştirilip satılıyordu.
İşte buna izin verilemezdi.
Halkın kurtuluşu, yine halkın azim ve kararlılığı ile olacaktı.
Örgütlü bir mücadele çağrısı öne çıktı.
Belirli bir plan ve yürütme içinde “üretici meclisler” önerildi.
Tüm yurtsever güçlerin birlikteliği şarttır.
Fatsa’da madencilik işi yeni değil, yüz yıl öncesinden geliyordu.
Değerli Hikmet Pala yazmış. Fatsa ve Yöresi Tarihi I isimli bildiriler kitabında...
Gizemli bir madencinin öyküsünü... Sayfa 683'te.
Jean Paul Carminati.
Adam; Fransız mı, İtalyan mı, İsviçreli mi, Türk kimliğine de girmiş, madenci mi, eski eser kaçakçısı mı, bir tuhaf insan.
1913'te çekilmiş bir fotoğrafı var.
Fötr şapkalı. Takım elbiseli.
Emperyal şirketlere Fatsa ve çevresinden maden raporları yazıp gönderiyor.
1850'lerden beri sanayileşen Avrupa'ya maden hammaddesi gerekiyordu.
Adamlarını Osmanlı topraklarına
bunun için gönderdiler.
2.Abdülhamit döneminde yabancılara maden arama imtiyazları verildi.
Zavu köyü bunlardan biri.
Değerli insanların köyü...
Azer Yaran, Nayim Gül, Mehmet Başbuğ, Mustafa Ocak, Tahsin Serdar...
Bu yörelerde simli kurşun, bakır ve çinko Bolaman bölgesinde bulunurmuş.
Carminati 1910 öncesinde maden aramaya bölgeye gelir.
Raporlarını yazıp gönderir.
Ortakları da var.
Zavi'yi inceler.
1916'da Fatsa Kaymakamı bu kişiyi Fatsa'dan çıkarır.
Olay Sadrazama kadar gider.
Geri gelir.
1928'de Türk vatandaşı olmuş.
1948'e kadar faaliyetleri bilinen bu zatın sonrası bilinmiyor.
Olaylarda -farklı koşullar ve zaman dilimlerinde de olsa- sanki bir benzeşme varmış gibi geliyor.
Efendim, zaman değişir ama emperyalizmin, sömürgeciliğin artı değer sömürüsü devam eder.
Değişen sadece tekniklerdir.
Ama mücadele bitmez, insan tükenmez…
Yaylalar, dereler, ormanlar, sular, tüm tabiat, tüm canlılar bir bütündür.
Anlaşılan bu bahar, doğaya sahip çıkma eylemleri yükselecek.
Tüm yazarlar, sesimizi yükseltelim, sözcüklerimizi doğa için sıralayalım, insanların hak- hukuk mücadelesini destekleyelim…
Yazımızı, bu yörenin altın çocuklarından şair Azer Yaran’ın “Şiirler Okudum Bugün” başlıklı dizelerinden bir bölümle tamamlayalım…
“…Şair bu, kimi zaman kalabalık bir köşede
Yapayalnız ve gözü pek dizeler çiziktirir,
Ne de olsa şair bir kuyumcu değilse de,
Yüreğinin tellerinde som altın biriktirir.”
Esas altın halkın yüreğidir.
Altın yürekler toprak kazıcılarına geçit vermeyecektir.
