Geçen yazıda, doktora hocam Yalçın Küçük üzerine yazmış ve en yakın üstadı Doğan Avcıoğlu’ dan söz etmiştim.
İki değerli yazar hakkında yazılacak çok şey var.
Bu yazıda Avcıoğlu’na bir giriş yapalım…
1926’da Bursa’da doğdu, 1983’te İstanbul’da öldü.
Bir ömürde (o da kısacık 57 yıl) birçok hayatı dolduracak kadar kitap yazmış, makale, yazı, eser üretmiştir.
Çalışkanlığı-üretkenliği herkesçe bilinmektedir.
Okuduğu okulların (siyasal bilimler-hukuk-ekonomi) hakkını fazlasıyla vermiştir.
Babası Celal Bey öğretmendir. Okulda müdürlük de yapar.
1920’de Yunan işgaline karşı çıkar. Cuma tatilinde her zamanki gibi okulun bayrağını direğe çektirir.
Celal Beyi Yunan kumandanına söylemişler. Karakola götürmüşler.
Kumandan soruyor, Celal Bey yanıtlıyor:
-Bayrağı kim çektirdi?
-Ben çektirdim.
-Peki siz, işgalimiz altında olduğunuzu bilmiyor musunuz?
-Biliyorum.
-O halde ne hakla bayrak çekiyorsunuz?
-Bu sorunun cevabını verebilmem için bir hususu öğrenmeme müsaade eder misiniz?
-Evet buyurun.
-Askerlerinizin işgali altındaki bu yerler, Yunanistan’a ilhak edildi mi?
-Hayır.
-O halde sadece bir harp hali var demektir…memleket kanunlarının tatbikatına müdahale edilmediğine göre bizler de vazife olarak mecbur olduğumuz her şeyi yürütüyoruz. Bayrak çektirmek de bunlardan biriydi.
Yunan kumandanı; “haklısın” demiş ve kendisini serbest bırakmıştır. (sayfa 259, Doğan Avcıoğlu, Osmanlı’nın Düzeni, 2013)
Hem annesi hem babası edebiyat meraklısıdır.
Bursa’daki konaklarında her gece Fuzuli’den Nedim’den şiirler okunur.
1955’te yurda döner.
Kurucu Mecliste, Anayasa Komisyonunda, CHP’de önemli görevlerde çalışır.
1961’de YÖN Dergisini çıkarır.1042 kişinin imzaladığı bildiriyi kamuoyuna açıklar.
Bildiride Türkiye’nin tüm temel sorunlarına eğilinmektedir.
Ekonomik büyüme ile sosyal adaletin sentezini amaçlayan yeni politikalardan…özgürlüklerden ve eşitlikten söz edilmektedir.
Türk aydınları bu doğrultuda yaygın bir tartışmaya çağrılır.
YÖN birçok tabuyu yıkar…
141-142 ceza maddelerine karşın “sosyalizm” den söz etmiştir.
İlk kez Nazım Hikmet’in şiirlerini yayımlar.
Kürt sözcüğü yasakken, herkesin “doğu meselesi” dediği konunun adını koyarak “Kürt meselesi” demiştir.
Önceden tabu olan dış politika ve milli savunma sorunları serbestçe konuşulmaya tartışılmaya başlanır.
1967’de kitap yazma düşüncesiyle YÖN’ü kapatır.
Türkiye'nin Düzeni isimli iki ciltlik dev eserini yazar.
Bu kitaplarda Osmanlı ve Türkiye’nin tarihsel-toplumsal tarihi, evrimi, analizi derinlemesine ele alınır.
İlhan Selçuk, onun için “çalışmaya doymazdı” dermiş. Çalışma disiplini dillere destandır.
Haftanın üç günü hiç ara vermeden, uyku bile uyumadan, bir masada çalıştığına tanık olanlar bulunuyor. (sayfa 262)
Haftada bir Devrim Dergisi’ni çıkartır.
Çalışma temposu çok yüksek, iki gün uyumadan sürekli çalışan bir yazar-düşünürdür.
“Türkiye’yi ancak demokratik bir halk iktidarı kurtarabilir” diyordu.
Birkaç kez tutuklanır. Hapiste de sabah 6:30’da kalkıp günde 14 saat çalışıyormuş.
Beş cilt Milli Kurtuluş Tarihini yazar.
Türklerin Tarihi yine beş cilt olarak yazılır.
1980’de Devrim ve Demokrasi Üzerine isimli kitabını yazar.
Doğan Avcıoğlu’nu, çalışmalarını, bakış açısını, yazma ve düşünme enerjisini büyük bir saygıyla anarken, “olursa onun gibi bir araştırmacı olmak gerek” diyerek sözlerimizi bitirelim…
Neneden bebeye herkesin böyle cesur-parlak-üretken beyinleri öğrenmesi-bilmesi- örnek alması ve onlardan daha ileri işler yapma direnciyle yaşaması gerekir.
