Yazar olmak isteyen Teğmen Metin’in dramatik öyküsü…
Askerlik mesleğinin katı disiplin ve kurallarından, edebiyatın engin denizlerine açılmak isteyen özgür bir ruh.
Roman İzan Yayıncılık’tan 2020’ de basılmıştır.
140 sayfadır.
Teğmen Metin Sezgin İzmir’de Havacı bir levazım subayı olarak görev yapmaktadır. Pilotluğa uygun görülmemiştir.
Durmadan kitap okur, edebiyata ve yazmaya tutkundur.
Hep bu askerlik mesleğinden ayrılmak (kendini attırmak) ister.
Arkadaşı Cemal Teğmen de subaylıktan ayrılıp tiyatrocu-sinemacı-senarist olmak ister.
Hayatlarını yanlış, sert gerçeklerle örselenen bir yaşam olarak görmektedirler.
Cemal yaşamı daha çok bir oyun dünyası olarak algılamakta, Metin ise, yaşamını bir amaçla sınırlamayacak kadar engin düşünmekteydi.
Ankara’ya geldiklerinde okudukları kitaplar sadece sinema tarihi, senaryo tekniği değil, Türkiye’nin Düzeni gibi kalıcı eserlerdi.
Metin babasının eski dostu Hamdi Bey’in kitaplığında; Değirmenimden Mektuplar, Refik Halit Karay romanları, Balzac kitapları görünce heyecanlanmıştı. (s.11)
Metin arkadaşı Cemal’in nerede ne zaman rol yaptığını anlamıyordu.
Bir sürgün, sanki yanlış yerde, yanlış çağda dünyaya gelmiş…
Demir Ökçe, Felsefenin Temel İlkeleri, Kiralık Konak…
Bunlar Metin’in okuduğu değerli kitaplardan birkaçı…
Metin üniformasıyla devrimci mitinglere, eylemlere katılır.
Bu o zamanın yasalarına göre elbette suçtur.
Henüz askerken devrimcilerin köy çalışmalarına katılır.
Ve devamında kendini askeri görevden attırır.
Sonrasında ise devrimci gençlik içinde mücadele eder, kitapçılık, dernek başkanlığı yapar.
Halkın içine doğrudan girer.
Kahvehanelerde onlarla söyleşir. (s.95)
Konuşma ve söylemlerinde asırlık kültürün izlerini görür.
Kendini en rahat onların arasında hisseder ve onları yazmayı düşünür.
Görevden alındıktan sonra Ankara’ya taşınır.
Cebeci’de Mülkiye’de (siyasal bilgiler fakültesi) bazı siyasal toplantılara-çalışmalara katılır.
1970’li yıllar.
O yıllardaki devrim anlayışlarına da değinir.
Kimi daha barışçıl, seçimle iktidarı almak, kimileri de politik mücadeleden çok, silahlı yöntemleri kullanma eğilimindedir.
Mülkiye Okulunu (Siyasal Bilgiler Fakültesini) “…Türkiye’nin bütün sinir uçlarının bağlandığı devrimci bir Karargâha…” benzetiyor, anlatıcı… (s.102)
Devrimci gençler arasında görülen küçük burjuva zaaflara da yer verir romanda.
Metin, yazacağı romanda ailesini, mahallesini, akrabalarını anlatacaktı, en önemli kaynaklarından biri olarak ninesini, onun güçlü hafızasını, alacağı notları görmekteydi.
Romanın sonunda Sülo’nun adamları Metin’i takip ederler.
Dövmek amacıyla yaklaşırlar, gelen darbe ağır gelmiş olacak ki Metin yere düşüp ölür.
Bundan sonraki soru belki de yazarın (Metin) neden öldüğüdür.
Ya da Sülo niçin Metin’e bir ceza vermek istemiştir?
Bu soruların araştırılması belki de okura bırakılmıştır.
Otopsi kavramını sadece bedensel yok oluşun nedeninin araştırılması değil de, buna ruhsal yitiklikleri de eklersek; Roman kahramanları Metin ve arkadaşı Cemal’in düşsel ve ideal meslekleri için hangi bedelleri göze aldıklarını da sorgulamamız gerekir.
Dil ve anlatım; canlı, açık, sürükleyici ve imgeseldir.
Üslup, felsefi söyleme yakın, derinlikli ve etkileşimlidir.
Etik ve estetik bağlantılar iyi kurulmuş ve kurgulanmıştır.
Yani, kitapta neyin-niçin ve nasıl anlatıldığının izleri belirgindir.
Olaylardan düşüncelere, kişilerin iç potansiyellerindeki sevgi ve yeteneklerden eylem ve emeklere doğru bir akış söz konusudur.
İnsanın içindeki yetenek kendini yollara döker.
Kiminde yazmaktır, kiminde nota, kiminde, renk ve resimler, harika çizgiler…
Kimilerinde bilim, sanat, zanaat, felsefe ve spordur.
Bu romandaki baş kişilerden Metin’de yazmak, Cemal’de oyunculuk en büyük idealleridir.
Büyük bedeller ödediler bu sevdalı tutkuları için.
On yedi ayrı bölümden, parçadan oluşan romanın tek ana damarı, elbette Teğmen Metin ve arkadaşı Teğmen Cemal’in, ölümsüz tutkuları; yazmak(edebiyat) ve sinema-tiyatrodur.
Bunun için sevmedikleri geçimlik meslekleri havacılık subaylığından ayrılma serüvenleridir.
Cemal Teğmen’in hapislikler de içeren çok maceralı bir yaşamı olmuştur.
Teğmen Levent’in bir dönem kızlarla yoğun arkadaşlıkları olmuştur.
1970’lere doğru devrimcilerle yakınlaşıp eylemlere katıldığında siyasal bilinci de gelişip güçlenmiştir.
Temel sol klasikleri; romanlar-felsefe ve ekonomi politik olarak okumaya başlamış, kendi ailesi ve yoksul mahallesinin de romanlarını yazma özlemi giderek artmıştır.
Bir –iki eleştirimizi de not edelim:
Sayfa 48’de; “…Nuran’ın telaşla gelmekte olduğunu gördü…”
Bu cümlede “gelmekte olduğu” yerine “geldiğini” desek daha mı iyi olur?
Sayfa 81’de: “…öykü ve roman yazmakta olduğu” yerine, yazdığını” desek daha iyi olmaz mı?
Değerli yazar Sedat Erden’i kutlarız.
