22 Ağustos 1964 akşamı İpsala’dan giriş yaparak İstanbul’a geldim. Alman Gümrük (Zorll) plakasının süresi 22 Ağustos gecesi sona eriyordu. İpsala’da Gümrük memuru “Birkaç
saatiniz kalmış.” diye uyarmıştı.
Arkamda 7 yılda şunlar vardı: 2 Cambridge Diploması, 1 yıl süren Cambridge Afro Asian Expedition Başkanlığı ve 1 yıl Almanya’da mühendis olarak staj. 7 yılımı boşa geçirmemiş, Türkiye dışında 50 kadar ülke görmüş, Haile Selasie, Papaz Makarios, Doktor Fazıl Küçük ile söyleşiler yapmış ve Denktaş Bey ile tanışmıştım.
Moralim çok yüksekti. Öyle bir gün, 24 Ağustos günü, babam ile Hüsamettin Bey’in Mısır Han’daki yazıhanesine gittik. Kendisi ile ilk tanışmam o gündür. Hüsamettin Bey Mısır
Han’ın tamamının sahibi olan teyzemin oğlu Ali İpar’ın vekili idi. Babam o gün Hüsamettin Bey hakkında şöyle konuşmuştu: “Çok sağlam bir genç adam. Sana güvenebileceğin bir ağabey olur.”
Oldu.
1982 yılında Tarhan Erdem şöyle konuşmuştu: “Merkez Sağ’da namuslu ve güvenilir bir lider gerek.” Derhal Hüsamettin Bey’i aramış ve ‘Bu tanıma bence en uygun sizsiniz.’ Dediğimde bir cevap verdiğini hatırlamıyorum.
23 Mayıs 1993 yılında Demokrat Parti’nin Genel İdare Kurulu üyesi olmuştum. Hayrettin Ekmen Genel Başkan idi. 24 Mayıs günü Genel Başkan ile birlikte TBMM Başkanı
Hüsamettin Bey’i ziyaret etmiştik. Hayrettin Bey, ‘Hüsamettin, lütfen meydanı boş bırakma.
Bu kadından (Tansu Çiller) Genel Başkan olmaz. Başbakan hiç olmaz.’ dediğinde Hüsamettin
Bey, ‘Türk Milleti sarışın bayan bir başvekil bekliyor.’ demişti. O günlerde Özal’ın vefatından
sonra Süleyman Bey koşa koşa Çankaya’ya çıkmıştı. DYP’ye bir Genel Başkan aranıyordu.
Bayan Çiller önce Genel Başkan ardından Başbakan, Türkiye’ye maliyeti çok yüksek olmuştu. Hüsamettin Bey, Hayrettin Bey’in önerisine olumlu yanıt vermiş olsaydı Türkiye o yüksek maliyeti ödemek zorunda kalmayabilirdi.
Hüsamettin Bey daha sonra DYP’nin başına geçmiş ve Demirel’in Yasağı kalkana kadar
partiyi dimdik ayakta tutmuştu. Yasağın kalktığı gün ise emaneti (Genel Başkanlığı) Demirel’e teslim etmişti.
***
Aşağıda Hüsamettin Bey’in 3 Önsözü var. Bunlarda görüleceği gibi kendisi hayatı boyunca hep Bayar’ın kurduğu, Menderes’in 10 yıl Genel Başkanlığını yaptığı Demokrat Partili olmuştu.
2006 yılı Demokrat Parti’nin 60. Yıldönümüydü. Peş peşe 6 kitap çıkardım. Altıncı kitap (Menderes ve Dövizler) için Hüsamettin Bey çok önemli bir Önsöz lütfetmişti:
YASSIADA AVUKATINDAN DEMOKRAT PARTİ’NİN 60. YIL KİTAPLARINA ÖNSÖZ
27 Mayıs 1960 darbesi, Cumhuriyet döneminin ilk Babıali baskınıdır. Darbe, sonuca çok kolay ulaştı. Hükümet’in ve Demokrat Parti’nin en hafif bir direnci bile hissedilmedi. Çünkü Demokrat Parti sivil bir siyaset kurumu niteliğini taşıyordu. İlk beyanlara göre, darbenin sonuçları ve sınırları yeni bir seçimi hedeflemekte idi. Bilim adamları, darbeye el uzattılar.
Önce bu hareketin meşruluğuna ilişkin fetvalar ürettiler. Ardından, siyasi iktidarı ve bir kısım bürokratları yargılayacak kurumlar ve kurallar oluşturdular. Kazanılmış haklar, 1924 Anayasası’nın güvenceleri, zamanaşımı yürürlükten kaldırıldı. Tabii hukuk kuralları acımasızca Demokrat Parti iktidarına yönetildi.
Yapılmak istenen, on yıl süren Demokrat Parti dönemini tümü ile mahkûm etmek idi. Bir dönemin, daha tarafsız, daha kaliteli bir yargı denetiminden geçirilmesi bugün tarihçilere ciddi bir belge sunabilirdi. Öyle olmadı. Yüksek Soruşturma Kurulu’nun (YSK) iddianameleri ve Yüksek Adalet Divanı’nın kararları, duygusal ve peşin hükümler üzerine kuruludur.
Tam bir ‘hukuksal safsatadır.
Mahkeme, Demokrat Parti’nin faşist bir parti, Menderes’in de diktatör olduğunu ispat etme yörüngesine oturdu. Tek taraflı deliler toplandı. Olmadık davalar üretildi. Savunma avukatlarının ‘Ortak Savunması’ (“Müşterek Müdafaa”) bilimsel ve gerçekçi temellere dayanıyordu. Savunma ile karar tarihleri arasında, Mahkeme bu yazılı müdafaa kitabını, (“Ortak Savunma”) haberimiz olmadan, bazı bilim adamlarına inceletti. Böyle bir davranış, kutsal savunma haklarını hiçe sayan, klasik ceza hukuku uygulamalarında görülmemiş bir metottur.
Mahkeme, sanıkların ve avukatlarının bilgilenmediği, tartışamadığı bu raporlara dayanarak idam kararları verdi. İnanılmaz bir yargı skandalı. Bu rapordan, karara geçen bazı gerekçelerden alıntı yapmak istiyorum:
“Diktatörlüğün varlığı için belli bir ideolojiye gerek yoktur.”
“Görülmemiş kalkınma edebiyatı, milletin her şeyden önce refahı istediği yolundaki iddia, bir doktrin haline getirilmiştir.” “Kalkınma mitinin maddi ve iktisadi mahiyeti … diktatörlüğün ispatı için yeterli bulunmuştur.”
Bu gerekçeleri desteklemek için, Bayar, Menderes, Koraltan, Ağaoğlu, İleri gibi Demokrat Parti liderlerinin çeşitli konuşmaları öne çıkarılmıştır. Özellikle seçim dönemlerinde, Demokrat Parti; başardığı yatırımları, kalkınmayı öne çıkaran, övünen bir propaganda süreci ve üslubu kullanmıştı. Mahkeme, üç kez meşru seçim geçiren Demokrat Parti’yi ve liderlerini mahkum etmek için bu doğal konuşmaları, diktatörlüğün ideolojisi hatta miti kabul etmiştir.
Dosyaya eklenmemiş evrakı incelerken bir rapora rastladım. YSK’nın alt komisyonlarından birinin bu raporunda ilginç bir saptama yer alıyordu. Diyordu ki, “On yıllık Demokrat Parti döneminde hayata geçirilen yatırımlar iktisadi açıdan ve yerindelik ilkesi bakımında isabetlidir. Sadece Adana’da şeker kamışından üretim yapacak fabrika rantabl değildir.” O tarihte fotokopi makinesi yoktu. El yazımla not alıp rahmetli Polatkan’a verdim. Rapor ciddi bir incelemeye dayanıyordu. Ne var ki, göz ardı edilmiş, “görülmemiş kalkınma” söyleminin gerçekçi bir gözlem olduğu dosyadan çıkarılmıştı.
Sayın Mehmet Arif Demirer’e çok teşekkür ederim. Demokrat Parti gerçeğini gün ışığına çıkardı. Bu çalışma, (DEMOKRAT PARTİ 60. Yıl Kitapları) denebilir ki, “Yassıada savunmasını tamamlamıştır.” Demokrat Parti’ye milletçe var olan borcumuzun bir taksitini daha ödediğimizi söyleyebilirim.
***
2010 yılında Hüsamettin Bey ile Demokrat Parti’de birlikte idik. Kendisinden bir Önsöz rica etmiştim:
Sayın Hüsamettin CİNDORUK
DEMOKRAT PARTİ Genel Başkanı
ANKARA 29 Nisan 2010
60. Yıl Kitapları’nın sonuncusu için bir önsöz lütfetmiştiniz.
O tarihte siz İstanbul’da, ben Bodrum’da idik. DP yoktu. DYP Genel Başkanı Sn. Ağar da Ankara Palas’ta düzenlediğimiz 60. Yıl Programı’na sadece bir açış konuşması yaparak katılmış, programda konuşacak Sn. Demirel’i dahi dinlemeden toplantıdan ayrılmıştı. Bkz. fotoğraf.
Bugün Demokrat Parti çatısı altında birlikteyiz. Ben kendi hesabıma bu durumdan çok
memnunum ve bütün gücüm ile Belgesel Demokrat Parti Ansiklopedisini bitirmeye çalışıyorum. 19 Mart 1960 Yeşilhisar (Kayseri) Olayları hakkında çok ilginç bilgilere ulaştım. Tahkikat Komisyonu konusuna bakış açım tamamen değişti. İlk görüştüğümüzde arz edeceğim.
Sizden yine bir ÖNSÖZ istirham ediyorum. 200 sayfalı bir kitap hazırladım. ELLİ YIL ÖNCE DE ANAYASA PAZARLIKLARI VE DARBE TARIŞMALARI YAPILMIŞTI.
İki bölümden oluşan bu kitabın birinci bölümü Kurucu Meclis pazarlıkları ve Kurucu
Meclis’te olup bitenler. İnönü - CHP ve Gürsel - MBK arasında kapalı kapılar ardında bugünküne çok benzeyen, ancak daha çirkin, pazarlıklar yapılmış. Bugün nasıl bir AKP-RTE
Anayasa Dayatması ile karşı karşıya isek o tarihte de CHP Anayasa dayatması varmış. Kitapta Metin Toker ve Muş Temsilcisi Abdülhadi Toplu’dan önemli alıntılar, bu alıntılarda da çok önemli itiraflar var. Yan yana gelince çok enteresan bir tablo çıkıyor ortaya.
İkinci bölümün adı: Baba ve Kızı’nın 27 Mayıs Yorumları
Baba: Ord. Prof. Dr. Enver Ziya Karal – Kurucu Meclis’te Anayasa Komisyonu Başkanı
Kızı: Prof. Dr Seçil Karal Akgün. Babası gibi tarih profesörü. Atatürkçü. Ama İNÖNÜCÜ !
Baba, 27 Mayıs’tan hemen sonra DP hakkında zehir zemberek bir kitap yazmış. Yerden yere vuruyor. Çok ağır suçlamalar. Tek bir örnek göstermiyor. Kitabı Milli Eğitim Bakanlığı
Eylül 1960 tarihinde aldığı bir karar ile yıl sonuna kadar 60 bin adet basmış ve okullara dağıtmış… Baba, 1960 yılında yazdıklarını 1976 yılında unutmuş ve ‘Sayın Celal Bayar ve Sayın Tevfik İleri’ tarafından 1953 yılında Selanik’teki boş ve bakımsız Ev’i, eşi ile birlikte ATATÜRK Müzesi’ne dönüştürdüğünün öyküsünü yazmış.
Kızı da, herhalde kalıtımsal bir özellik (?) sonucu, 2006 yılında Selanik’teki Ev diye bir kitap yazmış. Bu kitapta Bayar göklerde. 2009 yılında ise bir 27 Mayıs kitabı yazmış. Bu kitapta: DP ve Bayar mürteci; Çok Yüksek Enflasyon; DP Ticanilerle İşbirliği yapmış vs. Hazırladığım kitabın ekleri de çok ilginç: Kurucu Meclis Üye listeleri -Tedbirler Kanunu ve Anayasa Mahkemesi’nin bu kanunun Anayasa’ya aykırı olmadığına ilişkin kararı- Halkevlerinin Öyküsü – İsmet İnönü’nün 16 Şubat 1939 Perşembe günü el yazısı ile Defterler’e tam on sayfa yazdıkları. İçindeki ATATÜRK karşıtlığını yazıya dökmüş.
Bu yeni kitabıma sizden bir Önsöz istirham ediyor, kısa bir özetini ekte takdim ediyorum. Saygılarımla,
Mehmet Arif Demirer
İki hafta sonra gelen Önsöz:
14 Mayıs 1950 tarihimizin altın harflerle yazılmış dönüşüm sayfalarından biridir. Türk
demokrasisinin mutlu bir günüdür. Demokrat Parti’nin, yüzde 90 gibi rekor bir katılımla gerçekleşen, siyasi tarihimizin tek dereceli ve meşru ilk genel seçimleri sonucunda, toplam oyların yüzde 55’ini elde ederek, parlak bir seçim zaferiyle, 27 yıllık tek parti iktidarını sona erdirdiği, milletimizin özgür iradesini iktidara taşıdığı gündür.
14 Mayıs 2010 günü, 14 Mayıs heyecanını,
60 yıl önceki coşku ve kıvançla bir kez daha yaşadık.
Ne mutlu bizlere ki, bugün de aynı Demokrat Partililik inanç ve bilinciyle dopdoluyuz…
‘Kırat’ ruhuyla, dimdik ayaktayız.
Hedefimiz aynı…
Misyonumuz aynı…
Aynı mücadele ve şeref bizleri bekliyor.
Bugün de, 60 yıl önceki gibi, büyük sıkıntılar içindeki halkımızın toplumsal muhalefetini örgütlemek, beklenti ve taleplerini ‘Yeter, Söz Milletindir!’ kararlılığı ile iktidara taşımak zorundayız.
Millet bugün de, hilesiz, hurdasız, yalansız, dolansız, tuzaksız, korkusuz, istismarsız, ayıpsız bir yaşam ve demokrasi istiyor.
Millet, özgür iradesinin baskı altında tutulmamasını, yoksulluğunun ve çaresizliğinin sömürülmemesini istiyor. Millet; birlik, bütünlük, dayanışma, adalet ve eşitlik istiyor. Millet; kardeşlik, güven, kalkınma, huzur, iş, aş ve özgürlük istiyor. Milletimiz, 60 yıl önce, aynı toplumsal talepler için iktidar olan ve bunu başaran Demokrat Parti’yi unutmadı… O özgürlükçü ve kalkınmacı geleneğin partisinden, bugün de milletimizin beklentisi aynı.
Bu nedenle halkımız, bugün bir kez daha Demokrat Parti çatısı altında buluşuyor.
60 yıl önce ve daha sonraki dönemlerde de hep olduğu gibi, ‘Kırat’ yine yollarda… Çünkü millet yine ‘Kırat’ı çağırıyor! Demokrat Parti var, ‘Kırat’ var; güven Türkiye! Demokrat Parti iktidarı 5 milyon kentli ve 16 milyon köylüyü devraldı. 16 milyon köylü şekerin, yemeklik yağın tadını bilmezdi. Elektrik ile tanışmamıştı. Kağnı, at arabası ve at dışında ilçeye gidecek bir taşıt aracı ya da yolu yoktu. Hastalandığı zaman ilçeye dahi gitse, ilçede de ne eczane vardı ne de doktor. Eczanesi olmayan il merkezinin sayısı 7 idi. Salgın hastalıklar çok yaygındı. Yalnız veremden yılda 50 bin kişi ölüyordu. 1949 yılının buğday üretimi, 1938 yılından % 40 daha düşüktü.
Demokrat Parti her şeyden önce durmuş bulunan Anıtkabir inşaatını hızlandırdı ve ilgililere Anıtkabir’in 10 Kasım 1953 tarihine yetiştirilmesi kesin talimatını verdi (6 Haziran 1950).
Ardından yasada ezanın zorunlu olarak Türkçe okunmasına ilişkin maddeyi değiştirdi,
oturuma katılan tüm CHP’li milletvekillerinin olumlu oyları ile (16 Haziran 1950). Menderes hükümetleri on yıl içinde Türkiye’yi bambaşka bir ülke konumuna getirdi. Ülkenin yetersiz altyapısını tamamladı, enerji yatırımlarını gerçekleştirdi, sanayileşmeyi başlattı,
NATO güvenlik sistemine girmemizi sağladı, Orta Doğu güvenlik sistemi CENTO’yu (Bağdat Paktı) ve Balkan ittifakını kurdu. Kıbrıs’ta barışı sağladı, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin garantör ülkesi oldu. Türk bayrak ve askerinin Ada’ya geri dönmesini başardı. AET’ye başvuruyu yaptı ve başvuru 42 gün içinde kabul olundu.
Cumhurbaşkanı Bayar ve Başbakan Menderes çok sayıda yabancı ülkeyi ziyaret ettiler ve çok sayıda yabancı devlet ve hükümet başkanları Türkiye’ye geldiler. Bu ziyaretlerin en önemlisi Cumhurbaşkanı Bayar’ın 1954 ABD seyahatidir. Bayar ve eşi bu seyahatin ilke günü (ve gecesi) Başkan Eisenhower ve eşi tarafından Beyaz Saray’da ağırlandılar. Bu ziyaretin ve iki devlet başkanları arasındaki yakınlığın bir sonucu olarak Başkan Eisenhower 3 Mayıs 1955 tarihinde bir ilke imza attı: ABD’nin bir yabancı ülke ile imzaladığı ilk ‘Barış için Atom Antlaşması’. Antlaşmayı Türkiye adına Washington Büyükelçisi Feridun Cemal Erkin imzaladı. Demokrat Parti ‘Her Köye Yol’ dedi ve bunu % 80 oranında gerçekleştirdi. Böylelikle köylü kentlere geldi, tüketime katıldı ve Milletin Efendisi oldu.
Bunu hazmedemeyenler de bir ilke imza attılar: 27 Mayıs 1960. İsmet İnönü’nün 4 Eylül 1961 günü TBMM binasından çıkarken açıkladı: “Asil İhtilalciler verdikleri sözü tuttular”. 33 subay ve aralarına aldıkları 5 general ile 27 Mayıs Darbesi’ni yapmışlardı. Daha sonra aralarından bir vefat etti, on üçü yurtdışına sürgüne gönderildi ve Devlet Başkanı Gürsel dışında yirmi iki kişi kaldılar, Asil İhtilalciler.
Bir yanda Devlet Başkanı Gürsel öte yanda Asil İhtilalciler; CHP Genel Başkanı ile pazarlıklar yaptılar. Kurucu Meclis kuruldu, 1961 Anayasası hazırlandı. Referandumda katılanların % 60’ı EVET dedi ama katılmayanlar da hesaplandığında EVET demeyenlerin % 50.15 idi.
İşte idamlara 12 gün kala bir ay sonra yapılacak seçimlerden de CHP’ye % 60 oy çıkacağı hesabını yapan İsmet İnönü Asil İhtilalcilere Türk Milleti’nin minnetini ifade etti. Arkadaşım Mehmet Arif Demirer’in DP ile ilgili yayımlanmış 21 kitabı var. 2006 yılında bana 60. Yıl Kitaplarını göndermiş ve sonuncusu (6.) için Önsöz istemişti. Önsöz’ün sonunda şöyle yazdığımı hatırlıyorum:
“Sayın Mehmet Arif Demirer’e çok teşekkür ederim. Demokrat Parti gerçeğini gün ışığına çıkardı. Bu çalışma, (DEMOKRAT PARTİ 60. Yıl Kitapları) denebilir ki, “Yassıada savunmasını tamamlamıştır.” Demokrat Parti’ye milletçe var olan borcumuzun bir taksitini daha ödediğimizi söyleyebilirim.” Mehmet Arif Bey, ağırlıklı olarak Kurucu Meclis’in öyküsünü ve Demokrat Parti’yen bir baba ve kızının haksız iftiralarına cevaplar veren bu yeni kitabı ile, 27 Mayıs’ın 50 inci yıldönümünde Bayar-Menderes ve arkadaşlarının Demokrat Parti’sine borcumuzun bir taksitini daha ödemiş oluyor. Demokrat Parti Genel Başkanı kendisine teşekkür ediyorum.
Bu vesile ile, Demokrat Parti’yi 60 yıl önce iktidara taşıyan 3.Cumhurbaşkanımız merhum Celâl Bayar ve demokrasi şehidimiz Başbakan Adnan Menderes başta olmak üzere, ülkemiz insanını hem birinci sınıf vatandaş yapan, hem de Türkiye kalkınmasını başlatan Demokrat Parti’nin unutulmaz 1946-1960 yönetim kadrosunu saygıyla selamlıyor, ebediyete intikal etmiş değerli büyüklerimize Allah’tan rahmet dilerken, hayatta bulunanlara da sağlıklar ve mutluluklar temenni ediyorum.
Hüsamettin Cindoruk, 14 Mayıs 2010
Hüsamettin Bey, aşağıda iki Önsözü özetleyen bir yazı daha lütfetmişti:
DP iktidarı, 14 Mayıs 1950’de, 5 milyon kentli ve 16 milyon köylünün yaşadığı Türkiye yönetimini devraldı. O 16 milyon köylü; şekerin, yemeklik yağın tadını bilmezdi. Elektrik ile tanışmamıştı. Kağnı ve at arabası dışında ilçeye gidecek bir taşıtı yoktu. Hastalandığı zaman ilçeye dahi gitse, orada ne eczane vardı, ne de doktor... Bu arada, bırakınız ilçeleri, 7 il merkezinde dahi eczane yoktu. Salgın hastalıklar kol geziyordu. Sadece veremden yılda 50 bin insanımız canını kaybediyordu. 1949 yılına geldiğimizde, buğday üretiminin, 1938 yılından % 40 daha düşük olduğu görülüyordu.
14 Mayıs 1950’de halkın oylarıyla iktidara gelen Demokrat Parti yönetimi, 20 gün sonra, 6 Haziran 1950 tarihinde, yarım kalmış Anıtkabir inşaatını yeniden başlattı. Bu arada, yeni iktidarın yöneticileri, Anıtkabir’in 10 Kasım 1953 tarihine yetiştirilmesi için kesin talimat verdi. 16 Haziran 1950 tarihinde ise, ezanın zorunlu olarak Türkçe okunmasına ilişkin yasa maddesi değiştirildi. Bu yasa değişikliği, TBMM oturumuna katılan CHP’li tüm milletvekillerinin olumlu oyları ile gerçekleşti.
Menderes hükümetleri on yıl içinde Türkiye’yi bir uçtan uca imar ve inşa etmeye başladı. Ülkenin yetersiz altyapısı tamamlandı, enerji yatırımları gerçekleştirildi ve sanayileşme başlatıldı.
DP iktidarı, dış politikada da önemli atılımlar yaptı. Önce NATO Güvenlik Sistemi’ne girmemiz sağlandı. Ardından da Orta Doğu Güvenlik Sistemi CENTO (Bağdat Paktı) ve Balkan İttifakı kuruldu. Kıbrıs’ta barış sağlandı. Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin garantör ülkesi oldu. Türk bayrağı ve Türk askeri seksen yıl sonra Ada’ya geri döndü. Yine o dönemde, Avrupa Ortak Pazarı’na (AET) girmek için başvuru yapıldı, başvuru 42 gün sonra kabul edildi.
Cumhurbaşkanı Celâl Bayar ve Başbakan Adnan Menderes, çok sayıda yabancı ülkeyi ziyaret etti. Bu arada pek çok dünya lideri Türkiye’de ağırlandı. Bu ziyaretlerin en önemlisi, Cumhurbaşkanı Bayar’ın 1954 yılında ABD’ne gerçekleştirdiği seyahattir. Bayar ve eşi, bu seyahatin ilk günü (ve gecesi) ABD Başkanı Eisenhower ve eşi tarafından Beyaz Saray’da ağırlandılar. Bu ziyaretin ve iki devlet başkanları arasındaki yakınlığın bir sonucu olarak 3 Mayıs 1955 tarihinde ‘Barış için Atom Antlaşması’ imzalandı. Bu, ABD tarihinde bu alanda ilk imza idi. Söz konusu anlaşmayı, Türkiye adına Washington Büyükelçimiz Feridun Cemal Erkin imzaladı.
DP Gerçeğini Günışığına Çıkaran Çalışma Demokrat Parti, Türk halkını on yılda ‘Milletin Efendisi’ yaptı. Bu gayretlerinin ödülünü ise, 27 Mayıs 1960 darbesiyle trajik bir şekilde aldı. Silahlı Kuvvetler bünyesinden bir grup subay, ülke yönetimine el koydu. Milli irade, katledildi. Ülkenin meşru yöneticileri ise, hapsedildi.
DP kadroları, Yassıada’da kurulan bir mahkemede 11 ay boyunca yargılandı. Duruşmalar, 15 Eylül 1961’de tamamlandı. Başta 3. Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar olmak üzere, TBMM Başkanı Refik Koraltan ve Başbakan Adnan Menderes’le birlikte 11 DP yöneticisi ve Genelkurmay Başkanı hakkında idam kararı çıktı. Bu kararlardan, 3’ü, 15-17 Eylül 1961 tarihleri arasında infaz edildi. Maalesef, Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan, darbecilerin kurduğu bir mahkemenin vermiş olduğu kararla hayata veda ettiler. Bu, iktidara değil, genç demokrasimize indirilen bir büyük darbe idi. Halkın oylarıyla gelen yöneticilerin, darbecilerin silahlı baskınıyla iktidardan indirilmeleri, Türkiye için telafisi mümkün olmayacak bir büyük ayıptı. İşte o gün bugün, bunun büyük ıstırabını yaşıyoruz.
Demokrat Parti tarihi, siyasi tarihimizde bir destandır. Arkadaşımız Mehmet Arif Demirer, o destanı, yıllardan beri cilt cilt kitap sayfalarına aktarma gayreti içerisindedir. Bugüne kadar 21 kitabı yayınlanmıştır. Bu kitap (Anayasa Oyunları) 22. kitabıdır. Demokrat Parti gerçeğini günışığına çıkardığı için Sayın Demirer’e teşekkürlerimi sunuyorum. Mehmet Arif Demirer’in bu fikrî çalışması ile, Demokrat Parti’ye, milletçe var olan borcumuzun bir taksitini ödediğimizi söyleyebilirim.
Bu vesile ile, Demokrat Parti’yi 60 yıl önce iktidara taşıyan 3.Cumhurbaşkanımız merhum Celâl Bayar ve demokrasi şehidimiz Başbakan Adnan Menderes başta olmak üzere, ülkemiz insanını hem birinci sınıf vatandaş yapan, hem de Türkiye kalkınmasını başlatan Demokrat Parti’nin unutulmaz 1946-1960 yönetim kadrosunu saygıyla selamlıyor, ebediyete intikal etmiş değerli büyüklerimize Allah’tan rahmet dilerken, hayatta bulunanlara da sağlıklar ve mutluluklar temenni ediyorum.
Hüsamettin CINDORUK - DP Genel Başkanı, 14 Mayıs – 27 Mayıs 2010
2010 yılında Eylül ayında Hüsamettin Bey benden bir şey istedi: DP ile AKP arasındaki
farkları belirten bir broşür. “Beyefendi’den bir Önsöz alabilirsen iyi olur.”. Aldım. Süleyman Bey’in bir günde yazıp şık ve sade bir karton dosya içinde gönderdiği Önsöz:
ÖNSÖZ
Çok partili siyasi hayata geçildiğinden bu yana 4 sene olmuştur. 64 sene içerisinde çeşitli çalkantılarla karşılaşılmıştır.
Devlet kuran parti, Cumhuriyet Halk Partisi, karşısında 23 sene sonra Demokrat Parti kurulmuştur. Demokrat parti 1950’de yapılan seçimlerde halkın hür iradesi ile tek başına iktidar olmuştur. Demokrat Parti’yi iktidar yapan halk; doğulusu, batılısı, güneylisi, kuzeylisi ile köylüsü, şehirlisi, işçisi, memuru, emeklisi, çiftçisi, tüccarı, sanayicisi, velhasıl bir kütledir.
Ondan sonraki senelerde çeşitli bunalımlar, inişler çıkışlar, askeri müdahaleler, parlamentonun kapatılması, anayasanın ortadan kaldırılması gibi büyük hadiseler olmuş, bu kütle; Demokrat Parti’nin devamı saydığı Adalet Partisi’ni, Anavatan Parti’sini, Doğru Yol Partisi’nin iktidara getirmiştir.
Bu kütlenin siyasi partiler 60 senenin 25 senesinde tek başına iktidar, 7 senesinde de
koalisyon lideri olarak hükümetler kurmuş, ülkeye hizmet etmiştir. Türkiye’nin birlik ve beraberliğini, kardeşliğini, millet iradesi üstünlüğünü, hukuk üstünlüğünü, sosyal devleti, kalkınmışlığı, imar ve inşayı, hürriyeti, adaleti, eşitliği Demokratik Cumhuriyeti, çağdaşlığı, laikliği, din ve vicdan hürriyetini, Büyük ATATÜRK’ün kurduğu Cumhuriyet’e ve demokrasiye sahip çıkarak savunan siyasi iktidarları olmuştur.
Halkın hür iradesi ile yapılan seçimler sonucunda iktidarlar gelmiş ve gitmiştir.
Bu geçmişi yaratan milyonlar bugün eserlerine sahip çıkma hevesi içindedirler.
Bu geçmişin benzeri yoktur veya böyle geçmişi olan başka bir siyasi parti yoktur.
Huzuru, sükûnu, rahatı, adaleti, eşitliği, kalkınmışlığı, zenginleşmeyi arayan milyonlar;
geçmişte olduğu gibi yeniden Demokrat Büyük Türkiye’yi yapacaklara sahip çıkınız.
Daha büyük, daha hür, daha demokrat, daha zengin, daha güçlü, daha mamur bir Türkiye hedefine sizi onlar taşıyacaktır. 24 Eylül 2010
SONSÖZ
Hüsamettin Bey namuslu, sözüne güvenilir, Bayar-Menderes’in Demokrat Partisi’ni 2010 yılına taşıyan bir politikacı idi. 24 Ağustos 1964 gününden itibaren benim için her zaman güvenebileceğim bir ağabey oldu.
1994 yılında Aydın Yalçın’ı, bir yıl sonra babamı kaybettikten sonra kendimi çok yalnız hissetmiştim. Ama hala daha Hüsamettin Bey vardı, sıkıştığımda yaslanabileceğim.
Artık yok… 87 YAŞIMDA YETİM KALDIM.
