Günün Yazıları - Mehmet Arif DEMİRER - TEKAR Vakfı Kurucu ve Onursal Başkanı
Köşe Yazarı
Günün Yazıları - Mehmet Arif DEMİRER - TEKAR Vakfı Kurucu ve Onursal Başkanı
 

AVRUPA PARLAMENTOSUNA AÇIK DAVET

“ERMENİ SOYKIRIMI’nı TANIMAZSAN SANA ÜYELİK YOK.” şeklinde Türkiye ilişkilerinde duruşunu açıkça ortaya koyan Avrupa Parlamentosu’nun (AP) bu yazılı beyanına rağmen Türkiye’de tüm siyasi partiler ısrarla ve inatla üyelik peşinde olmuşlardır. Böyle olunca AP de sık sık yeni talep/talimat dayatmıştır. ÖRNEĞİN, BİR “İdam cezasını kaldır. Kaldırana kadar infazları beklet, uygulama.” İKİ “Yargıladığın ve kesinleşmiş yargı kararı sonucu cezaevine gönderdiğin Leyla Zana’yı tahliye et.” Kaynak: 15 Kasım 2000 tarihli AP kararı. İdam cezasını kaldırdık böylelikle Öcalan’ı ömür-boyu misafir olarak kabullendik. 2000 yılında kim bilirdi ki, günün birinde Türkeş’in kurduğu partinin başındaki kişi katil Öcalan’ı ‘örgüt başı’ olarak tanımlayacak ve onu terörü bitirmek konusunda muhatap olarak alacaktı…  Leyla Zana da hala daha gündemde. Türkiye Futbol Federasyonu Bursaspor’a büyük Leyla Zana cezası kesmiştir: 16 bin TL! *** Biz Türkler, Osmanlı’nın son dönemlerinden itibaren hep Avrupa sevdalısı olmuşuzdur. Ben ise daha 21 yaşımdayken, Cambridge’den mezun olduğum gün (3 Haziran 1961), Varsity Gazetesinde yayımlanan baş yazıda (‘Türkiye Nerededir?’) Türkiye’nin konumunu hem coğrafi hem de sosyal olarak belirlemiştim: ‘Türkiye Asya ve Avrupa arasında bir köprüdür ve öyle kalmalıdır.’ Bu görüşümü hiç değiştirmedim. Bir örnek, 20 Eylül 2000 tarihinde Ayder’de yazdığım yazı: “…beş yıl önce gazeteci Sn Ahmet Altan’ın söylediği bir sözü hatırlıyorum: “Gümrük Birliği’ne girelim. Belki bir gün AB’ye tam üye bile olabiliriz. Bu sayede de Türkiye hukuk devleti olur ve demokratikleşir. Belki? Kim bilir?” “Bence bu zihniyet 1919 yılının mandacı zihniyetinin ta kendisidir. Bugün bazı çevreler bir başka ‘boş’u, ‘tam üyelik adaylığı’nı, aynı parantez içinde değerlendirmekteler ve AB’ye üyeliğe karşı çıkanları da ‘gericilikle’ suçlamaktalar. Oysa konunun gerici veya ilericilikle ilişkisi yoktur. Türkiye’nin AB’ye tam üye olup olmaması konusu soğukkanlılıkla irdelenmesi gereken teknik bir konudur. Burada bu “teknik analizi” yapmaya çalışacağım: “AB kriterlerine uyum. İnsan haklarına saygı. Laiklik. Demokratikleşme.Bunları tartışmayı gereksiz addediyorum. 2000 yılında laikliği, hukuk devletinin önemini, demokrasinin eksiksiz işlemesinin önemini, tartışmayı zaman kaybı olarak kabul ediyorum. Ayrıca AB kriterlerinin ötesinde Kuzey Amerika ve Japonya’nın bazı konularda daha ileri ölçüleri olduğunu biliyor ve bunlara ulaşmayı hedef alıyorum. “AB ile optimum ekonomik-ticari ilişkiler içinde olmayı kabul ediyor, ancak dış ticaretimizin yönlendirilmesini Brüksel’e bırakmayı içime sindiremiyorum. Bu nedenle Gümrük Birliği anlaşmasını onaylamıyorum. AB ile Norveç, İsviçre ve İsrail’in imzaladıkları gibi sıfır gümrüklü bir ‘özel ticaret’ anlaşmasını daha doğru buluyorum. “ AB; üye ülkelerin egemenliği paylaşmalarını, ulusal devletten uzaklaşmalarını öngörüyor. Tek para – tak bayrak. “Bu bir referandum konusudur. Üye ülkelerde de yapılan referandumlardan sonra sonuca gidilmiştir. Üstelik bazı ülkelerde ‘Red’ oyu çıkmıştır. “Türkiye’de ise her şey birkaç bürokrat-politikacı tarafından büyük bir gizlilik içinde sürdürülüyor. Sadece bu gizlilik dahi AB kriterlerine ters düşüyor. “Konunun, en kısa zamanda bir halkoylaması ile enine boyuna tartışılmasının ve tercihlerimizin gerekçe ve maliyetlerinin ortaya çıkarılmasının gerektiğine inanıyorum. “Türkiye’nin jeopolitik ve etnik konum ve sorunları nedeniyle egemenliğini; AB ülkeleri gibi, ellerine her fırsat geçtiğinde Türkiye aleyhinde davranan ülkelerle, paylaşmasının ne derece akıllı olduğunun da tartışılması gerektiğine inanıyorum. Üstelik her üyenin veto hakkının bulunduğu bir kulüpte! “ AB, tam üyelik için bizden çok ciddi tavizler istemektedir: Kıbrıs, Ege, Kürt Dosyası, Ermeni Dosyası vs. “Türkiye, tartışmalı bir ‘üyelik’ için bu tavizleri vermeli mi? Bence ‘Hayır’. “Türkiye’nin jeopolitik ve etnik özelliklerinin (Orta Asya ilişkileri);  AB gibi katı, dini yanı oldukça ağır basan ve içine kapalı bir topluluğa üye olmak yerine esnek ve bağımsız bir konumda kalmasını gerektirir diye düşünüyorum. “21 inci yüzyılda Türkiye; bence, AB’ye, Kuzey Amerika’ya (Nafta) ve Japonya- Kore-Çin üçlüsüne eşit uzaklıkta durmalıdır. Rize, Ayder 20.9.2000. *** Aradan 25 yıl geçti. Ben hala daha 3 Haziran 1961 gününde ortaya koyduğum ‘Türkiye-Avrupa’ görüşümü koruyorum: Türkiye ve biz Türkler ne Avrupa’dayız ne de Avrupalı. Biz iki kıta arasında köprüyüz. Hem Avrupalı hem Asyalıyız. Bu uzun açıklamalardan sonra yazının başlığındaki Açık Davet’ e geliyorum: 28 Şubat 2002 tarihli AP kararındaki şu teklifi alalım: “Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyelik adaylığı statüsü, Birliğe bölgedeki çatışmalar konusunda —özellikle Ermenistan ile ilişkiler bağlamında— Türkiye’nin daha fazla esneklik göstermesini sağlamaya yardımcı olma açısından özel fırsatlar ve gerekçeler sunmaktadır; bu durum hem kapalı sınırlar hem de 1915 olaylarına ilişkin tutum bakımından geçerlidir. Avrupa Parlamentosu ile bazı Üye Devletler tarafından Ermeni Soykırımı’nın tanınmış olması ve Birinci Dünya Savaşı sonrasında Türk yönetiminin soykırımdan sorumlu olanlardan bazılarını ağır biçimde cezalandırmış olması, Avrupa Birliği’nin bu meselenin ele alınmasına ilişkin olarak Türkiye’ye yapıcı öneriler sunabilmesi için bir zemin oluşturmalıdır; örneğin 1915 Ermeni Soykırımı konusunda çok taraflı uluslararası bir tarihçiler komitesinin kurulması gibi.” Bu öneriye karşı 30 Ekim 2025 tarihinde yaptığım şu teklife bakalım: “Sayın Hazretleri ve Parlamento Başkanları, Dün gönderdiğim e-postaya ek olarak,somut bir öneri içeren ikinci bir e-postayı bilgilerinize sunuyorum: Lütfen, Ermeni, Türk ve ABD (Amerikalılar, 1927 doğumlu Cardashian ve günümüzdeki Ermeni Ulusal Komitesi – ANCA’nın etkisi altında olduklarından) kökenli olmayan, yetkin tarihçilerden oluşan uluslararası bir kurul oluşturunuz. Bu kurulun, ekte gönderdiğim “FacingAlltheFacts” adlı kitabımda ayrıntılı olarak yer alan ve ayrıca ekli “Null&Void” sayfasında özetlenen belgeleri incelemesi ve doğrulaması amaçlanmaktadır…” AÇIK DAVET AP’nin üyeliği peşinde koşmayan, altmış küsur yıldır görüşü değişmemiş bir kıdemli TC vatandaşı olarak AP’ye açık bir davet öneriyorum: VAR OLMAYAN ÖLÜLERİ DEĞİL VAR OLAN HAYATTA KALAN SURVIVORLARI SAYALIM. Hem çok daha kolay hem de çok daha çabuk sonuca ulaşırız. Eğer gerçekten Ermeni Soykırımının gerçeğine ulaşmak istiyorsak.  *** 20 Eylül 2000 ila 16 Kasım 2000 tarihleri arasındaki 5 olay: 20.09.2000: Rize Ayder’de yazdığım yazı 06.11.2000: Fransa Parlamentosunun Ermeni Soykırımı Kararı 10.11.2000: Papa Francis’in Ermeni Soykırımını tanıyan Kararı 15.11.2000: Avrupa Parlamentosunun Ermeni Soykırımı Kararı 16.11.2000: İtalya Parlamentosunun Ermeni Soykırım Kararı  
Ekleme Tarihi: 04 Ocak 2026 -Pazar

AVRUPA PARLAMENTOSUNA AÇIK DAVET

“ERMENİ SOYKIRIMI’nı TANIMAZSAN SANA ÜYELİK YOK.” şeklinde Türkiye ilişkilerinde duruşunu açıkça ortaya koyan Avrupa Parlamentosu’nun (AP) bu yazılı beyanına rağmen Türkiye’de tüm siyasi partiler ısrarla ve inatla üyelik peşinde olmuşlardır. Böyle olunca AP de sık sık yeni talep/talimat dayatmıştır. ÖRNEĞİN,

BİR “İdam cezasını kaldır. Kaldırana kadar infazları beklet, uygulama.”

İKİ “Yargıladığın ve kesinleşmiş yargı kararı sonucu cezaevine gönderdiğin Leyla Zana’yı tahliye et.”

Kaynak: 15 Kasım 2000 tarihli AP kararı.

İdam cezasını kaldırdık böylelikle Öcalan’ı ömür-boyu misafir olarak kabullendik. 2000 yılında kim bilirdi ki, günün birinde Türkeş’in kurduğu partinin başındaki kişi katil Öcalan’ı ‘örgüt başı’ olarak tanımlayacak ve onu terörü bitirmek konusunda muhatap olarak alacaktı… 

Leyla Zana da hala daha gündemde. Türkiye Futbol Federasyonu Bursaspor’a büyük Leyla Zana cezası kesmiştir: 16 bin TL!

***

Biz Türkler, Osmanlı’nın son dönemlerinden itibaren hep Avrupa sevdalısı olmuşuzdur. Ben ise daha 21 yaşımdayken, Cambridge’den mezun olduğum gün (3 Haziran 1961), Varsity Gazetesinde yayımlanan baş yazıda (‘Türkiye Nerededir?’) Türkiye’nin konumunu hem coğrafi hem de sosyal olarak belirlemiştim: ‘Türkiye Asya ve Avrupa arasında bir köprüdür ve öyle kalmalıdır.’

Bu görüşümü hiç değiştirmedim. Bir örnek, 20 Eylül 2000 tarihinde Ayder’de yazdığım yazı:

“…beş yıl önce gazeteci Sn Ahmet Altan’ın söylediği bir sözü hatırlıyorum:

“Gümrük Birliği’ne girelim. Belki bir gün AB’ye tam üye bile olabiliriz. Bu sayede de Türkiye hukuk devleti olur ve demokratikleşir. Belki? Kim bilir?”

“Bence bu zihniyet 1919 yılının mandacı zihniyetinin ta kendisidir. Bugün bazı çevreler bir başka ‘boş’u, ‘tam üyelik adaylığı’nı, aynı parantez içinde değerlendirmekteler ve AB’ye üyeliğe karşı çıkanları da ‘gericilikle’ suçlamaktalar. Oysa konunun gerici veya ilericilikle ilişkisi yoktur. Türkiye’nin AB’ye tam üye olup olmaması konusu soğukkanlılıkla irdelenmesi gereken teknik bir konudur. Burada bu “teknik analizi” yapmaya çalışacağım:

“AB kriterlerine uyum. İnsan haklarına saygı. Laiklik. Demokratikleşme.Bunları tartışmayı gereksiz addediyorum. 2000 yılında laikliği, hukuk devletinin önemini, demokrasinin eksiksiz işlemesinin önemini, tartışmayı zaman kaybı olarak kabul ediyorum. Ayrıca AB kriterlerinin ötesinde Kuzey Amerika ve Japonya’nın bazı konularda daha ileri ölçüleri olduğunu biliyor ve bunlara ulaşmayı hedef alıyorum.

“AB ile optimum ekonomik-ticari ilişkiler içinde olmayı kabul ediyor, ancak dış ticaretimizin yönlendirilmesini Brüksel’e bırakmayı içime sindiremiyorum. Bu nedenle Gümrük Birliği anlaşmasını onaylamıyorum. AB ile Norveç, İsviçre ve İsrail’in imzaladıkları gibi sıfır gümrüklü bir ‘özel ticaret’ anlaşmasını daha doğru buluyorum.

“ AB; üye ülkelerin egemenliği paylaşmalarını, ulusal devletten uzaklaşmalarını öngörüyor. Tek para – tak bayrak.

“Bu bir referandum konusudur. Üye ülkelerde de yapılan referandumlardan sonra sonuca gidilmiştir. Üstelik bazı ülkelerde ‘Red’ oyu çıkmıştır.

“Türkiye’de ise her şey birkaç bürokrat-politikacı tarafından büyük bir gizlilik içinde sürdürülüyor. Sadece bu gizlilik dahi AB kriterlerine ters düşüyor.

“Konunun, en kısa zamanda bir halkoylaması ile enine boyuna tartışılmasının ve tercihlerimizin gerekçe ve maliyetlerinin ortaya çıkarılmasının gerektiğine inanıyorum.

“Türkiye’nin jeopolitik ve etnik konum ve sorunları nedeniyle egemenliğini; AB ülkeleri gibi, ellerine her fırsat geçtiğinde Türkiye aleyhinde davranan ülkelerle, paylaşmasının ne derece akıllı olduğunun da tartışılması gerektiğine inanıyorum. Üstelik her üyenin veto hakkının bulunduğu bir kulüpte!

“ AB, tam üyelik için bizden çok ciddi tavizler istemektedir: Kıbrıs, Ege, Kürt Dosyası, Ermeni Dosyası vs.

“Türkiye, tartışmalı bir ‘üyelik’ için bu tavizleri vermeli mi? Bence ‘Hayır’. “Türkiye’nin jeopolitik ve etnik özelliklerinin (Orta Asya ilişkileri);  AB gibi katı, dini yanı oldukça ağır basan ve içine kapalı bir topluluğa üye olmak yerine esnek ve bağımsız bir konumda kalmasını gerektirir diye düşünüyorum.

“21 inci yüzyılda Türkiye; bence, AB’ye, Kuzey Amerika’ya (Nafta) ve Japonya- Kore-Çin üçlüsüne eşit uzaklıkta durmalıdır.

Rize, Ayder 20.9.2000.

***

Aradan 25 yıl geçti. Ben hala daha 3 Haziran 1961 gününde ortaya koyduğum ‘Türkiye-Avrupa’ görüşümü koruyorum: Türkiye ve biz Türkler ne Avrupa’dayız ne de Avrupalı. Biz iki kıta arasında köprüyüz. Hem Avrupalı hem Asyalıyız. Bu uzun açıklamalardan sonra yazının başlığındaki Açık Davet’ e geliyorum:

28 Şubat 2002 tarihli AP kararındaki şu teklifi alalım:

Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyelik adaylığı statüsü, Birliğe bölgedeki çatışmalar konusunda —özellikle Ermenistan ile ilişkiler bağlamında— Türkiye’nin daha fazla esneklik göstermesini sağlamaya yardımcı olma açısından özel fırsatlar ve gerekçeler sunmaktadır; bu durum hem kapalı sınırlar hem de 1915 olaylarına ilişkin tutum bakımından geçerlidir. Avrupa Parlamentosu ile bazı Üye Devletler tarafından Ermeni Soykırımı’nın tanınmış olması ve Birinci Dünya Savaşı sonrasında Türk yönetiminin soykırımdan sorumlu olanlardan bazılarını ağır biçimde cezalandırmış olması, Avrupa Birliği’nin bu meselenin ele alınmasına ilişkin olarak Türkiye’ye yapıcı öneriler sunabilmesi için bir zemin oluşturmalıdır; örneğin 1915 Ermeni Soykırımı konusunda çok taraflı uluslararası bir tarihçiler komitesinin kurulması gibi.”

Bu öneriye karşı 30 Ekim 2025 tarihinde yaptığım şu teklife bakalım:

“Sayın Hazretleri ve Parlamento Başkanları,

Dün gönderdiğim e-postaya ek olarak,somut bir öneri içeren ikinci bir e-postayı bilgilerinize sunuyorum:

Lütfen, Ermeni, Türk ve ABD (Amerikalılar, 1927 doğumlu Cardashian ve günümüzdeki Ermeni Ulusal Komitesi – ANCA’nın etkisi altında olduklarından) kökenli olmayan, yetkin tarihçilerden oluşan uluslararası bir kurul oluşturunuz. Bu kurulun, ekte gönderdiğim “FacingAlltheFacts” adlı kitabımda ayrıntılı olarak yer alan ve ayrıca ekli “Null&Void” sayfasında özetlenen belgeleri incelemesi ve doğrulaması amaçlanmaktadır…”

AÇIK DAVET

AP’nin üyeliği peşinde koşmayan, altmış küsur yıldır görüşü değişmemiş bir kıdemli TC vatandaşı olarak AP’ye açık bir davet öneriyorum:

VAR OLMAYAN ÖLÜLERİ DEĞİL VAR OLAN HAYATTA KALAN SURVIVORLARI SAYALIM. Hem çok daha kolay hem de çok daha çabuk sonuca ulaşırız. Eğer gerçekten Ermeni Soykırımının gerçeğine ulaşmak istiyorsak. 

***

20 Eylül 2000 ila 16 Kasım 2000 tarihleri arasındaki 5 olay:

20.09.2000: Rize Ayder’de yazdığım yazı

06.11.2000: Fransa Parlamentosunun Ermeni Soykırımı Kararı

10.11.2000: Papa Francis’in Ermeni Soykırımını tanıyan Kararı

15.11.2000: Avrupa Parlamentosunun Ermeni Soykırımı Kararı

16.11.2000: İtalya Parlamentosunun Ermeni Soykırım Kararı

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.