İkiz alevi ve ruh eşi, çağlardan beri romantize edilen, tıpkı masallarda olduğu gibi zorlu süreçler ve sonunda kavuşma ile birbirini katalize ettiği düşünülen, "kutsal" sayılan ilişki bağlarına verilen isimlerdir.
Günümüzde modern psikolojinin gelişmesi, cinsiyet eşitliği ve eğitim seviyesinin artması ile birlikte geçmişe nazaran toxic (zararlı) ilişki dinamiklerine daha çok hakimiz. Fakat spiritüelizmin en büyük sorunlarından biri toxic ilişki dinamiklerini "ikiz alev", "karmik partner", "ruh eşi" olarak sunup acının içinden alınması gereken bir ders olduğunu insanlara hissettirmesidir. Bu yazım, aşk ve acı, inanç ve aldanma, kutsallık ve manipülasyon arasındaki farka ışık tutacak.
Öncelikle ruh eşi/ikiz alevlerinin tarihine bakarak başlayalım. Antik Yunan mitlerinden birinde, eskiden insanların dört kollu ve dört bacaklı, iki kafalı olduğundan bahsedilir. Bu varlığın yaratıcısı olan Zeus, kendi yaratımının bir gün tanrılara rakip olabilecek güçte olduğunu düşünerek ve insanları ortadan ikiye böler. Böylece iki kollu, iki bacaklı ve tek kafalı insan formu oluşur. Ancak diğer kayıp yarımızı bularak uyanışa geçebileceğimiz ve tanrısal bilince ulaşabileceğimizi söyler bize bu hikâye ve böylece "ruh eşi" kavramı ve romantizasyonu ortaya çıkmış olur. (Kaynak: Platon - Sempozyum)
Aristotales ise "Aşk bir ruhta bestelenmiş, iki bedende çalınan bir sanat eseridir" diyerek bu önermeye katkıda bulunmuştur. Helenistik Çağ ile birlikte bu eserlerin ve düşüncelerin Avrupa'da Romantik döneme ilham vermesi, günümüzde okuduğumuz bu konuyla ilgili eserlerin yaratımına öncül olmuştur.
İkiz alevlerine dair tek mitler Yunan kültürüne has değildir. Hinduizm'de "Ardhanarishvara" miti, Lord Şiva ve Tanrıça Parvati'nin maskülen ve feminen enerji dengesine ulaşarak kusursuz ruhani birleşmeyi uyandırdığını anlatır. İkiz alev / ruh eşi ruhlar birleştiğinde mükemmel forma ulaşılacağı söylenir.
İkiz Alevi gibi ruha hitap eden kavramlar üzerine düşünür ve gündelik ilişkilerimize etiketlerken, bunun nereden geldiğini, hangi tarihte, hangi şartlarda ortaya çıktığını düşünmek oldukça önemli.
Teknolojinin, iletişimin, bakış açımızın evrildiği gibi bağlanma çeşitleri de evrildiler. Heraklitos'un dediği gibi "aynı derede iki kere yıkanılmaz" ve bu zamanın değiştirdiği duygu dinamikleri için de geçerlidir.
İkiz alev ve ruh eşi hikayelerine inanan ve destekleyen kişiler bu ilişki türlerinin "kaçma - kovalama dinamiği", "ayrı kalma süreci", "acıyla olgunlaşma", "mutlak beraberlik" gibi süreçleri olduğunu savunmaktadır. Fakat bunlar modern bilimin bize öğrettiği terimler olan ihmalkarlık, suistimal ve psikolojik kontrol ile de açıklanabilir. Acı insan ruhunu geliştirse de acının sevilebilirlik gibi basit bir ihtiyaç için ödeme olarak verilmesi gerektiği fikri insanın gelişimini engelleyebilir. Öz sevgi ve öz saygıyı ikili ilişkilere bağlayan kişi gelişemez.
Tıpkı dünyevi insan ilişkilerinde olduğu gibi, evrende de her şey zıtlıklardan meydana gelmez. Kurtaran ve kurtarılan, iyi ve kötü, yaralı ve şifacı, empat ve narsist, aşık ve kalpsiz...bu arketipler günün sonunda sadece "tetikleyici"lerden ibarettir. Bu tetiklenmelerle nasıl başa çıkacağımız bilinç ve vicdanımıza kalmış. Bize zıt arketipleri anlamayıp tanımak için bir çabaya girebiliriz. Fakat anlamadığımız şeyleri romantize etmek, anlam yüklemek ve bu uğurda maddi ve manevi kayıplar vermek kişinin kendini sabote etmesine sebebiyet verebilir.
Hayatı romantize etmenin popüler kültürün bir aracı olması, şiddetin normalize edilmesi ve gerçek aşkı birbirine karıştırma.
