İnsanoğlu ezelden bu yana bilinmeyene çekilmiş, yaşam koşullarının verdiği mücadelede ilahi kaynaklardan umut, destek, ilham ve güç bulmuştur.
Bu kaynağın aktarım ve kullanımı ise çağlar boyunca ihtiyaçlara göre şekillenmiş ve bazen de elit kesimin şahsi ihtiyaçlarına göre "şekillendirilmiş"tir.
Günümüzde Epstein dosyalarının yayınlanması, doğru ve yanlış sonsuz kaynağın internette olması, sosyal çürüme ve dezenformasyonun ön plana çıkması, yıllardır süregelen hastalıklar ve savaşlar... ve hepsine aynı anda erişim... henüz evrimsel olarak insan beyninin kaldırabileceği bir yük değildir.
İnsan zihninin günlük duygusal yoğunluğu kaldırma kapasitesi aşıldıkça amigdala zorlanmaktadır. Amigdala, beynin limbik sisteminde bulunan badem şeklindeki yapı olup, temel işlevi korku, öfke, endişe gibi duygusal tepkileri yönetmek ve tehdit algılayarak "savaş ya da kaç" tepkisini başlatmaktır. Duygusal hafıza oluşturma, anıları duygularla ilişkilendirme ve sosyal davranışları düzenlemede kritik rol oynayarak hayatta kalmayı sağlar. Amigdala, beynin duygusal işleme ve tehdit algılama merkezi olarak, sürekli başkalarının acılarına maruz kalma durumunda (empati yorgunluğu) aşırı aktif hale gelerek "amigdala kaçırması" (amygdala hijack) denilen, kontrolsüz korku, öfke ve tükenme tepkilerine yol açar. Bu durum, mantıklı düşünmeyi sağlayan ön korteksi devre dışı bırakıp duygusal yorgunluğu derinleştirir.
Empatik yorgunluk yaşayan birinde amigdala, başkalarının duygusal yükünü fiziksel bir tehdit gibi algılayarak vücudu sürekli savaş ya da kaç moduna sokar.
Modern insanın normalize olmuş yeni travmatik hali ise son yıllarda spesifik spiritüel pratiklere ilgiyi artırmıştır. İnsanlık, kolektif pratiklerden ziyade neo spiritüelizmin son dönemlerde oldukça popülerleşen manifest etme (manifestation) ve kendi alanını koruma gibi alanlara yönelmiştir. Bu alanlar oldukça bireysel, şahsi gelişimi ön plana koyan ve kolektif bilinç ile gelen farkındalık ve vicdan mekanizmalarını uzun vadede devre dışı bırakan yapılar olma tehlikesi arz etmektedir.
Neospiritüelizm, kişinin hayat ve dünyasının iç dünyasının yansıması olan karmik süreçler olduğunu ifade eder. Bu, bireyin kendi gözlemcisi olması ve sorumluluk alması için olumlu bir inanç biçimi olsa da gölgesinde kitlesel ve ulusal suçlar için de bireyleri suçlayabilecek bir zihin gizlemektedir. Emperyalizm ise sürekli bireyselliği ve yalnızlığı pazarlamaktadır. Bu, spiritüelizmle birleştirilerek sunulduğunda ise ne yazık ki ruhanilik bir özgürlük değil, vurdumduymazlık kültü haline gelmektedir.
Kurban suçlayıcılığa yol açabilmektedir.
İnanç ve pratiklerimizin kime ve neye nasıl hizmet ettiğini sorgulamakta fayda var.
