Damla Kumul / Astrolog-Araştırmacı-Yazar- Sanatçı
Köşe Yazarı
Damla Kumul / Astrolog-Araştırmacı-Yazar- Sanatçı
 

Rapsodi: Boğaziçi Güzel Sanatlar Kulübü

Bu haftaki yazımda astrolojik, sembolik, mitolojik temalardan bahsetmeyeceğim. Ülkemizin biricik değerlerinden biri olan Boğaziçi Üniversitesi kulüplerini ve onlara karşı yapılan uygulamaları, kendi hayatımın ve vizyonumun büyük kısmını Güzel Sanatlar Kulübü'ne borçlu olan bir insan olarak anlatmak isterim. Boğaziçi Üniversitesi'nde ilk oryantasyon günümde gözlerim direkt Güzel Sanatlar Kulübü'nü aramıştı. Standta heykeller, çizimler ve heyecanlı yüzler vardı. Üniversite hayatının benim için kariyer planlama, networking ve ileri yetişkinliğe hazırlanmaktan çok daha fazlası olduğunu biliyordum. Ve bu bilince sahip, gözleri sanat tutkusuyla alev alev yanan, kendini gerçekleştirmenin ve özgünlükten ödün vermemenin saadeti ile dingin bir hissiyat yayan sanatçılar görmek kalbime dokunmuştu. Çocukluğundan beri çizen biri olarak "Sadece atölye almak değil, vermek de isterim" demiştim. Yeni biri olmama rağmen bu içten dileğim apaçık kollarla karşılanmıştı. Üniversiteye başladığım dönemde ne yazık ki bir şiddet olayının mağduru olmuştum. Üstümde camlar parçalanmış, ellerimle boyadığım mobilyalarımın üstü kendi kanımla kırmızıya boyanmıştı. Şiddete uğradığım o evden eşyalarımı taşımaya çalışırken dikişlerim yırtılıp kanım tüm çizimlerimin üstüne akmıştı. Bu manzara, benim asla unutamayacağım ve sanatı belki de ölüm ve acı ile özdeştirmeme sebep olacak kadar büyük bir kırılma noktasıydı. Bu olaydan sonra okula nasıl gidip insanların yüzüne bakarım bilemiyordum, "şiddete uğramış kişi" olarak damgalanmaktan ve artık kendime ait özgün kimliğimin travma ile özdeştirilmesinden korkuyordum. Fakat kampüse tekrar döndüğüm ilk gün, Güzel Sanatlar Kulübü'ndeki dostlarım bana şunu demişti: "Damla, biz de senin aileniz. Ve senin burada her zaman bir evin var." Ve gerçekten de GSK benim evim olmuştu. Sanatı acıyla değil yaşamla, dostlukla, güvenle özdeştirdiğim yegâne evim. Atölyem bittikten sonra öğrencilerimin "Bize güvenli bir alan açtığın için teşekkür ederiz" demesinin ruhumdaki tüm yaraları sarışını hissetmek. Boynuzun her zaman kulağı aşarak öğrettiğim insanların benden çok daha başarılı olduğunu görmek ve gurur duymak. Ve bunun sadece binlerce büyülü hikâyeden bir kişiye ait olanın olması... Sevgililer Günü'nde bile kulübü temizleme etkinliği yapmıştık. Çünkü sevgi ile en çok özdeştirdiğimiz, sevdiklerimizle bir arada olmak istediğimiz yer orasıydı belki. Kulüp, oraya emek veren herkesin ortak fakat kendi kalplerinde biricik sevgilisiydi. Doğum günlerimi orada kutlamıştım, her yaşımda benimle gelmesini istediğim bir yerdi orası. Oryantasyon günü, dövme atölyesi veren arkadaşım Leyla'ya dikkat çekelim ve kulübe daha çok üye gelsin diye dövme bile yaptırmıştım. Çünkü GSK ruhu sonsuza dek taşımaktan pişman olmayacağım bir hatıraydı. Bir odadan, Bir atölyeden, Bir kulüpten çok daha fazlasıydı. O gerçekten Boğaziçi'nin ruhuydu. Bu ruhu kaybetmenin yası kelimeler ile tarif edilemez. Fakat biliyorum ki benim gibi oradan geçen binlerce insanın ruhu, kilitli kapılardan geçen ve zincir vurulamayacak kolektif bir hatıranın, sönmeyecek ve her zaman o kampüste var olacak cevheri.
Ekleme Tarihi: 28 Şubat 2026 -Cumartesi

Rapsodi: Boğaziçi Güzel Sanatlar Kulübü

Bu haftaki yazımda astrolojik, sembolik, mitolojik temalardan bahsetmeyeceğim.

Ülkemizin biricik değerlerinden biri olan Boğaziçi Üniversitesi kulüplerini ve onlara karşı yapılan uygulamaları, kendi hayatımın ve vizyonumun büyük kısmını Güzel Sanatlar Kulübü'ne borçlu olan bir insan olarak anlatmak isterim.

Boğaziçi Üniversitesi'nde ilk oryantasyon günümde gözlerim direkt Güzel Sanatlar Kulübü'nü aramıştı. Standta heykeller, çizimler ve heyecanlı yüzler vardı. Üniversite hayatının benim için kariyer planlama, networking ve ileri yetişkinliğe hazırlanmaktan çok daha fazlası olduğunu biliyordum. Ve bu bilince sahip, gözleri sanat tutkusuyla alev alev yanan, kendini gerçekleştirmenin ve özgünlükten ödün vermemenin saadeti ile dingin bir hissiyat yayan sanatçılar görmek kalbime dokunmuştu. Çocukluğundan beri çizen biri olarak "Sadece atölye almak değil, vermek de isterim" demiştim. Yeni biri olmama rağmen bu içten dileğim apaçık kollarla karşılanmıştı.

Üniversiteye başladığım dönemde ne yazık ki bir şiddet olayının mağduru olmuştum. Üstümde camlar parçalanmış, ellerimle boyadığım mobilyalarımın üstü kendi kanımla kırmızıya boyanmıştı. Şiddete uğradığım o evden eşyalarımı taşımaya çalışırken dikişlerim yırtılıp kanım tüm çizimlerimin üstüne akmıştı. Bu manzara, benim asla unutamayacağım ve sanatı belki de ölüm ve acı ile özdeştirmeme sebep olacak kadar büyük bir kırılma noktasıydı. Bu olaydan sonra okula nasıl gidip insanların yüzüne bakarım bilemiyordum, "şiddete uğramış kişi" olarak damgalanmaktan ve artık kendime ait özgün kimliğimin travma ile özdeştirilmesinden korkuyordum. Fakat kampüse tekrar döndüğüm ilk gün, Güzel Sanatlar Kulübü'ndeki dostlarım bana şunu demişti: "Damla, biz de senin aileniz. Ve senin burada her zaman bir evin var."

Ve gerçekten de GSK benim evim olmuştu. Sanatı acıyla değil yaşamla, dostlukla, güvenle özdeştirdiğim yegâne evim. Atölyem bittikten sonra öğrencilerimin "Bize güvenli bir alan açtığın için teşekkür ederiz" demesinin ruhumdaki tüm yaraları sarışını hissetmek. Boynuzun her zaman kulağı aşarak öğrettiğim insanların benden çok daha başarılı olduğunu görmek ve gurur duymak. Ve bunun sadece binlerce büyülü hikâyeden bir kişiye ait olanın olması...

Sevgililer Günü'nde bile kulübü temizleme etkinliği yapmıştık. Çünkü sevgi ile en çok özdeştirdiğimiz, sevdiklerimizle bir arada olmak istediğimiz yer orasıydı belki. Kulüp, oraya emek veren herkesin ortak fakat kendi kalplerinde biricik sevgilisiydi.

Doğum günlerimi orada kutlamıştım, her yaşımda benimle gelmesini istediğim bir yerdi orası.

Oryantasyon günü, dövme atölyesi veren arkadaşım Leyla'ya dikkat çekelim ve kulübe daha çok üye gelsin diye dövme bile yaptırmıştım. Çünkü GSK ruhu sonsuza dek taşımaktan pişman olmayacağım bir hatıraydı.

Bir odadan,

Bir atölyeden,

Bir kulüpten çok daha fazlasıydı.

O gerçekten Boğaziçi'nin ruhuydu.

Bu ruhu kaybetmenin yası kelimeler ile tarif edilemez. Fakat biliyorum ki benim gibi oradan geçen binlerce insanın ruhu, kilitli kapılardan geçen ve zincir vurulamayacak kolektif bir hatıranın, sönmeyecek ve her zaman o kampüste var olacak cevheri.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.