Damla Kumul / Astrolog-Araştırmacı-Yazar- Sanatçı
Köşe Yazarı
Damla Kumul / Astrolog-Araştırmacı-Yazar- Sanatçı
 

Bir Çocuk Katilin Anatomisi

Bu yazı tetikleyici içerikler içermektedir. Psikolojik olarak çocuk şiddeti, ölümü ve istismarı gibi konuların ele alınmasına hazır olmayan değerli okuyucularım yazıyı es geçebilirler. İsa Aras Mersinli isimli 13 yaşındaki fail çocuğun, henüz 5.sınıftaki okul arkadaşlarını canice katlettiği andan beri, sosyal medyada sağ ve sol kutup fikirler bu vakayı politize etmek ile meşguller. Toplumsal fanatikliğin sebep olduğu felç; kaybolan, kaçırılan, yaralanan, cinsel istismara maruz kalan, öldürülen çocuklarımızı anmamıza ve yaslarını tutmamıza bile fırsat veremez hale geldi. Failin ailesinin ihmali yerine "kimden", "nereden" diye konuşuldu. İdeolojik kaygılarımız yüzünden çocuklara sahip çıkamaz olduk. Bu durum halen vicdanına kulak verebilen sayılı insanımızı tedirgin eden ve kalbini mühürleyen bir vukuat. Ben, Atatürk'ün gençlere miras bıraktığı 'hür vicdan ve fikir' ilkesini benimsemiş genç bir yazar olarak, bugün 'Bu çocuğun arkasında kim vardı?' değil; 'Bu çocuğun arkasında kim yoktu ve neden bu kaos ortaya çıktı?' konularında bir yazı hazırladım. Keza bu vakalar, failler analiz edilip anlaşılmadıkça toplumsal önyargı olarak şekillenmeye ve ideoloji fark etmeksizin faşist düşüncelerin maşası olarak kullanılmaya mahkûm olacaktır. Fail İsa Aras, arkasında bir İngilizce bir manifesto bırakmış. Bu manifestoda şiddetin sinyallerini önceden veriyor. Manifestonun yayınlanmasına izin verilen kısımları çevirdiğimizde karşımıza şöyle bir tablo çıkmakta (Aşırı şiddet içeren kısımları sansürleyerek paylaştım): "Motivasyon: NEFRET NEFRET NEFRET SİZDEN NEFRET EDİYORUM. MÜSLÜMANLARDAN TERÖRİZM İÇİN, ZENCİLERDEN SUÇLAR İÇİN, YAHUDİLERDEN TERÖRİZM VE SUÇLARI ORGANİZE ETTİKLERİ İÇİN, BEYAZLARDAN HAREKETSİZLİKLERİ İÇİN. Siz oturup hiçbir şey yapmadığınız sürece hayatınız anlamsızdır. Fikirleriniz için öldürmeye ve ölmeye hazır değilseniz değersizsiniz. Siz sadece bir grup ikiyüzlü pisliksiniz. Hayır mı? O zaman kanıtlayın, evet, TAM OLARAK SEN, git ve birini katlet... Beyazların mevcut durumda hiçbir şeye hakkı yok, hiçbir şeye layık değilsiniz. Avrupa’ya ne Dünya’ya, ne de hayata..." Bundan önce ise manifestonun ilk sayfasında kendi psikolojik iç dünyasını yansıttığını görebiliriz. Bu metni de sizler için çevirdim: “Konata benim (Konata Izumi, bir anime karakteri. Zeki ama tembel bir kız. Lucky Star animesinden, burada ondan bahsediyor.) Onu çok seviyorum. Bunu yazarken tarih 11 Nisan 2026. Sen bunu okuduğunda ya bir şey planlıyor olacağım, yapmış olacağım ya da yapmak üzere olacağım. Hayatım boyunca hep yalnız kaldım. Nedenini bilmiyorum, aslında çok fazla şeyim vardı. Hep insanlarla kaynaşmaya çalıştım ama yalnız kaldım. İnsanların beni tanıması, fark etmesi hoşuma gidiyor. Bu dünyadaki varlığımı ve verdiğim zararı hissetsinler istiyorum ki sonunda beni fark etsinler. Bunun nasıl olacağını bilmiyorum ama yapacağım. Ancak yalnızlık yaptığım şeyin sebebi değil. Yapmak istesem de yalnızlığımı suçlayamam. İnsanlar bunu hep yapıyor ama bu doğru değil. Yalnızlık bir sebep değildir. İnsanlar benim bu durumum yüzünden bazı şeyleri varsayıyor ama bu yalnızlıktan değil. Zaten yalnızım. Çok yalnızım. Neredeyse hiç arkadaşım yok. Sadece 2 arkadaşım var ve çoğu zaman konuşmuyoruz. Ailem benden nefret ediyor, benden korkuyor ve hayal kırıklığına uğramış durumda. Hep yalnızım. Ama bunları düşünmek yalnızlığın bir sebep olduğu anlamına gelmez. Yalnızlık bir sebep değildir. Bu sadece bir durumdur. Ben bir dahiyim. Herkesten daha iyiyim. En üstün insanım. Kendime sadığım. Ben daha iyiyim. Ortalama zekânın çok üstündeyim. 130 IQ testim vardı. Okulda hiç çalışmadan hep yüksek notlar aldım. İnsanlar hep yaşıma göre olgun olduğumu söyledi. İngilizceyi okuldan öğrenmedim. Evde de konuşmuyordum. Sadece birkaç yıl içinde kendiliğinden akıcı hale geldim. İngilizce’yi, insanların söylediklerini Türkçe’ye çevirerek öğrendim. Zamanla direkt İngilizce düşünmeye başladım. İngilizce’yi bu şekilde öğrendim. Zamanla Türkçe’den bağımsız düşünmeye başladım. Sadece İngilizce düşünüyordum. Bu yüzden İngilizce’yi bırakamıyorum. Okulu bıraktım. Anaokulunu bıraktım ve İngilizceyi öğrendim. 3. sınıfa kadar okudum, sonra ilkokuldan ayrıldım. Küçükken bile okuldaki herkesten daha zeki olduğumu düşünürdüm. Onlara bakar ve ‘annemin aptal arkadaşlarının çocukları’ gibi görürdüm...” Anaokulundan atılmış, el yazısıyla dalga geçilmiş, fiziksel olarak zorbalığa uğramış, arkadaşı olmadığını belirtmiş. Çok erken yaşlardan itibaren aidiyet duygusu hiç gelişememiş. Aidiyet duygusunun olmamasını ise kendi davranışlarının sonuçlarından ziyade dünya sistemlerinin, çevresindeki insanların ve hayatın yetersizliği olarak yorumlayarak içten içe dikenleşmiş. Bu yalnızlık sağlıksız şekilde büyüdükçe, kişi kendi gerçekliğinden uzaklaşarak empati yitimi noktasına varan bir kurgusal üstünlük inşa etmiş. Ailesinin gözünde yetersiz ve korkulan biri olduğu gerçeğinden kendine kurgusal bir üstün kimlik inşaa ederek kaçmış. Kendi gerçekliğinden memnun olmaması onu kendini kurgusal bir karakterde yaşatmaya yöneltmiş. Bahsettiği 2 arkadaşı ise Discord'da açık ilişki yaşadığı kız ve erkek arkadaşı. Dünya çapında, toplum içerisinde bir yere ait hissetmeyen kişiler internette kendilerine yapay aidiyet duyguları ve yüzeysel paylaşımlar geliştiriyorlar. Siverek'te yaşanan diğer school shooting vakasında da failin C31K isimli Telegram grubundan olduğunu görüyoruz; bu kanal da dışlanan çocukların sosyal bir statü kazanmak için şiddet, yaralama, öldürme mekanizmalarını benimsediği korkunç bir grup. Ergenler, kendilerini katkı ile kanıtlayacak mental ve ruhsal sağlığa sahip olmadıkça kendilerini yıkım ile kanıtlamaya yöneliyorlar. Yaptıkları davranışları suç olarak değil "dünyanın temizlenmesine katkı" olarak görecek çarpık, bozuk ve gerçeklikten kopuk bir algıya sahipler. Manifestoda "yalnızlık" teriminin sürekli tekrarlandığını görüyoruz. Fail çocukların idol olarak benimsedikleri ve saygı duydukları school shooterlar, katiller, teröristler; aslında kendi sevilemezliklerine karşı açtıkları bir savaş gibi. Bu eylemler ile, ait oldukları dehşet verici fikir ve gruplarda, sonunda görüleceklerini ve saygınlık kazanacaklarını düşünüyorlar. Bu tür olaylarda pattern ne yazık ki tekrar etmekte. Manifesto yazılıyor ve paylaşımlar yapılıyor, şaka sanılıp ciddiye alınmıyor. Okul disipline verip aileyi çağırıyor, aile ciddiye alıp psikiyatriye sevk etmiyor. İnternet geçmişini ve arkadaş grubunu, hislerini, düşüncelerini kimse kontrol etmiyor. Sosyal izolasyon normal haline geldikçe, kontrolsüz şiddetin sanaldan fiziksel dünyaya geçişi durdurulamaz şekilde hızlanıyor.
Ekleme Tarihi: 18 Nisan 2026 -Cumartesi

Bir Çocuk Katilin Anatomisi

Bu yazı tetikleyici içerikler içermektedir. Psikolojik olarak çocuk şiddeti, ölümü ve istismarı gibi konuların ele alınmasına hazır olmayan değerli okuyucularım yazıyı es geçebilirler.

İsa Aras Mersinli isimli 13 yaşındaki fail çocuğun, henüz 5.sınıftaki okul arkadaşlarını canice katlettiği andan beri, sosyal medyada sağ ve sol kutup fikirler bu vakayı politize etmek ile meşguller.

Toplumsal fanatikliğin sebep olduğu felç; kaybolan, kaçırılan, yaralanan, cinsel istismara maruz kalan, öldürülen çocuklarımızı anmamıza ve yaslarını tutmamıza bile fırsat veremez hale geldi. Failin ailesinin ihmali yerine "kimden", "nereden" diye konuşuldu. İdeolojik kaygılarımız yüzünden çocuklara sahip çıkamaz olduk.

Bu durum halen vicdanına kulak verebilen sayılı insanımızı tedirgin eden ve kalbini mühürleyen bir vukuat.

Ben, Atatürk'ün gençlere miras bıraktığı 'hür vicdan ve fikir' ilkesini benimsemiş genç bir yazar olarak, bugün 'Bu çocuğun arkasında kim vardı?' değil; 'Bu çocuğun arkasında kim yoktu ve neden bu kaos ortaya çıktı?' konularında bir yazı hazırladım. Keza bu vakalar, failler analiz edilip anlaşılmadıkça toplumsal önyargı olarak şekillenmeye ve ideoloji fark etmeksizin faşist düşüncelerin maşası olarak kullanılmaya mahkûm olacaktır.

Fail İsa Aras, arkasında bir İngilizce bir manifesto bırakmış. Bu manifestoda şiddetin sinyallerini önceden veriyor. Manifestonun yayınlanmasına izin verilen kısımları çevirdiğimizde karşımıza şöyle bir tablo çıkmakta (Aşırı şiddet içeren kısımları sansürleyerek paylaştım):

"Motivasyon:

NEFRET

NEFRET

NEFRET

SİZDEN NEFRET EDİYORUM.

MÜSLÜMANLARDAN TERÖRİZM İÇİN,

ZENCİLERDEN SUÇLAR İÇİN,

YAHUDİLERDEN TERÖRİZM VE SUÇLARI ORGANİZE ETTİKLERİ İÇİN,

BEYAZLARDAN HAREKETSİZLİKLERİ İÇİN.

Siz oturup hiçbir şey yapmadığınız sürece hayatınız anlamsızdır.

Fikirleriniz için öldürmeye ve ölmeye hazır değilseniz değersizsiniz.

Siz sadece bir grup ikiyüzlü pisliksiniz. Hayır mı? O zaman kanıtlayın, evet, TAM OLARAK SEN, git ve birini katlet...

Beyazların mevcut durumda hiçbir şeye hakkı yok, hiçbir şeye layık değilsiniz. Avrupa’ya ne Dünya’ya, ne de hayata..."

Bundan önce ise manifestonun ilk sayfasında kendi psikolojik iç dünyasını yansıttığını görebiliriz. Bu metni de sizler için çevirdim:

“Konata benim (Konata Izumi, bir anime karakteri. Zeki ama tembel bir kız. Lucky Star animesinden, burada ondan bahsediyor.) Onu çok seviyorum. Bunu yazarken tarih 11 Nisan 2026. Sen bunu okuduğunda ya bir şey planlıyor olacağım, yapmış olacağım ya da yapmak üzere olacağım.

Hayatım boyunca hep yalnız kaldım. Nedenini bilmiyorum, aslında çok fazla şeyim vardı. Hep insanlarla kaynaşmaya çalıştım ama yalnız kaldım. İnsanların beni tanıması, fark etmesi hoşuma gidiyor. Bu dünyadaki varlığımı ve verdiğim zararı hissetsinler istiyorum ki sonunda beni fark etsinler.

Bunun nasıl olacağını bilmiyorum ama yapacağım. Ancak yalnızlık yaptığım şeyin sebebi değil. Yapmak istesem de yalnızlığımı suçlayamam. İnsanlar bunu hep yapıyor ama bu doğru değil. Yalnızlık bir sebep değildir. İnsanlar benim bu durumum yüzünden bazı şeyleri varsayıyor ama bu yalnızlıktan değil.

Zaten yalnızım. Çok yalnızım. Neredeyse hiç arkadaşım yok. Sadece 2 arkadaşım var ve çoğu zaman konuşmuyoruz. Ailem benden nefret ediyor, benden korkuyor ve hayal kırıklığına uğramış durumda. Hep yalnızım.

Ama bunları düşünmek yalnızlığın bir sebep olduğu anlamına gelmez. Yalnızlık bir sebep değildir. Bu sadece bir durumdur. Ben bir dahiyim. Herkesten daha iyiyim. En üstün insanım. Kendime sadığım. Ben daha iyiyim. Ortalama zekânın çok üstündeyim. 130 IQ testim vardı.

Okulda hiç çalışmadan hep yüksek notlar aldım. İnsanlar hep yaşıma göre olgun olduğumu söyledi. İngilizceyi okuldan öğrenmedim. Evde de konuşmuyordum. Sadece birkaç yıl içinde kendiliğinden akıcı hale geldim. İngilizce’yi, insanların söylediklerini Türkçe’ye çevirerek öğrendim.

Zamanla direkt İngilizce düşünmeye başladım. İngilizce’yi bu şekilde öğrendim. Zamanla Türkçe’den bağımsız düşünmeye başladım. Sadece İngilizce düşünüyordum. Bu yüzden İngilizce’yi bırakamıyorum. Okulu bıraktım.

Anaokulunu bıraktım ve İngilizceyi öğrendim. 3. sınıfa kadar okudum, sonra ilkokuldan ayrıldım. Küçükken bile okuldaki herkesten daha zeki olduğumu düşünürdüm. Onlara bakar ve ‘annemin aptal arkadaşlarının çocukları’ gibi görürdüm...”

Anaokulundan atılmış, el yazısıyla dalga geçilmiş, fiziksel olarak zorbalığa uğramış, arkadaşı olmadığını belirtmiş. Çok erken yaşlardan itibaren aidiyet duygusu hiç gelişememiş. Aidiyet duygusunun olmamasını ise kendi davranışlarının sonuçlarından ziyade dünya sistemlerinin, çevresindeki insanların ve hayatın yetersizliği olarak yorumlayarak içten içe dikenleşmiş.

Bu yalnızlık sağlıksız şekilde büyüdükçe, kişi kendi gerçekliğinden uzaklaşarak empati yitimi noktasına varan bir kurgusal üstünlük inşa etmiş. Ailesinin gözünde yetersiz ve korkulan biri olduğu gerçeğinden kendine kurgusal bir üstün kimlik inşaa ederek kaçmış. Kendi gerçekliğinden memnun olmaması onu kendini kurgusal bir karakterde yaşatmaya yöneltmiş.

Bahsettiği 2 arkadaşı ise Discord'da açık ilişki yaşadığı kız ve erkek arkadaşı. Dünya çapında, toplum içerisinde bir yere ait hissetmeyen kişiler internette kendilerine yapay aidiyet duyguları ve yüzeysel paylaşımlar geliştiriyorlar. Siverek'te yaşanan diğer school shooting vakasında da failin C31K isimli Telegram grubundan olduğunu görüyoruz; bu kanal da dışlanan çocukların sosyal bir statü kazanmak için şiddet, yaralama, öldürme mekanizmalarını benimsediği korkunç bir grup.

Ergenler, kendilerini katkı ile kanıtlayacak mental ve ruhsal sağlığa sahip olmadıkça kendilerini yıkım ile kanıtlamaya yöneliyorlar. Yaptıkları davranışları suç olarak değil "dünyanın temizlenmesine katkı" olarak görecek çarpık, bozuk ve gerçeklikten kopuk bir algıya sahipler.

Manifestoda "yalnızlık" teriminin sürekli tekrarlandığını görüyoruz. Fail çocukların idol olarak benimsedikleri ve saygı duydukları school shooterlar, katiller, teröristler; aslında kendi sevilemezliklerine karşı açtıkları bir savaş gibi. Bu eylemler ile, ait oldukları dehşet verici fikir ve gruplarda, sonunda görüleceklerini ve saygınlık kazanacaklarını düşünüyorlar.

Bu tür olaylarda pattern ne yazık ki tekrar etmekte. Manifesto yazılıyor ve paylaşımlar yapılıyor, şaka sanılıp ciddiye alınmıyor. Okul disipline verip aileyi çağırıyor, aile ciddiye alıp psikiyatriye sevk etmiyor. İnternet geçmişini ve arkadaş grubunu, hislerini, düşüncelerini kimse kontrol etmiyor. Sosyal izolasyon normal haline geldikçe, kontrolsüz şiddetin sanaldan fiziksel dünyaya geçişi durdurulamaz şekilde hızlanıyor.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (2)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Deniz
(18.04.2026 12:04 - #5411)
Araştırmacı kimliğiyle harika bir yazı olmuş.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Ece Selen
(18.04.2026 12:20 - #5412)
Gerçekleri dile getiren bir yazı görmek çok önemli bu konuyu komplenleştiren ve dağıtan kişilere nazaran. Teşekkürler, umarım aileler buradan bir ders çıkarır ve sevgisiz büyüyen çocuklarınla bağ kurmayı öğrenirler, onlara ulaşmayı denerler. Çözüm burada yatıyor.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.