Dört bilgin misafirimdi. Hükümetin bugünkü perişan hali, milletin açlık ve sefaletle mücadelesi söz konusu oldu. Halkı alışverişte her şeye güvensizliği gıda maddelerinin karışıklığı birbirine hile yapan vatandaşlanın hâli geçmişten ibretli fıkralarla acı acı dile getirildi. Sohbet dağılacağı zaman misafirlerden biri dediki:
- Seba Yemen'de eski bir şehirdir. Hz. Süleyman zamanında buranın hükümdarı Belkis'dı.Daha sonra Belkis Hz. Süleyman dinini kabul ederek onunla evlenip onun ülkesine göçer.
Ardında kalan Sebalılar hilekârlıkta ve yolsuzlukta her gün biraz daha karışırlar. Başa geçmek isteyen hırslılar bilginlere yer vermezler. İdare ehliyetsiz kimselerin ellerinde kalır. Ahläkta ve beraberikte iyice çökerek fakirin hakkı zenginlerin ellerinde oyuncak olur. Nihayet ilâhi bir ceza gibi Sebayı korkunç bir sel basar. Buna Seyl-ül-arim denilir. Bütün şehir bir anda yerle bir olur. Mermer kapılı saraylar çamur deryasına batar gider. Memleketlerin ilâhi cezaları üzerlerine çekecek kötülüklerden sakınabilmeleri bilgilerince olur.
Bir memeleketi geçimsiz halk, Zengin babayı asık surat
Orta memuru borca merak,
Fakir köylüyü tembel evlât
Batırır.
Halkı geçimsiz olan yerde yaşantı huzursuz olur. Huzursuzluk içinde ilim ve ahlâk çürür. Çürük temelden çürük idareciler çıkar. Zengin baba durmadan surat ederse evlâtları ve etrafı birgün bu surattan bıkıp yavaş yavaş dağılırlar. Bölünme ve dağılma bir topluluğu yıkan zelzeleler gibidir. Orta memur ayağını yorganına göre uzatmayıp aylığına güvenip borca dağıldıkça çıkmazlara girer. Bir köylünün gücü ve kudreti evlatlarıdır. Evladı tembel köylü gücü ve kudreti kalmamış ihtiyara benzer.
İkinci misafir dediki:
Seba gibi perişan olmuş şehirler ve tarihte yıkılmış ülkeler gelecek için birer ibrettir.
Bir idareyi mesnedsiz fikir;
Zengin babayı hâline kibir,
Orta memuru içtiği zehir;
Fakir köylüyü gittiği şehir.
Batırır...
Mesnedsiz dayanaksız, mantık ve ahlâkın Sınırlarını aşmış, fikirlerle idare yürümez. Hükümetlerde, ne istediğini, ne yapmak dilediğini bilenlerin fikirleri gerçeklere dayanır ve apaçıktır. Aksi halde boşuna tartışmalar zamanı harcar yıkım üzerine yıkım getirir...
Haline varlığına kibirli baba kendi gibi çocuklarını da herkesten üstün görür. Böylecede bir türlü göremediği kusurları gittikçe büyür. Çorabının yırtığını ayağının altına alanlar değil, görüp onaranlar kazanırlar. Evlatlarını ziyan eden babaların malı perişan olur.
Orta memurun içki sigara gibi kötü alışkanlıkları canına da malına da zehirdir. Fakir köylü şehre indikçe cicili bicili gördüklerine kapıldıkça varını hiçe yükler.
Üçüncü olarak konuşan misafir «Ne kadar hikmetli sözler!" Diye başladı:
-Bir hükümeti haksız miras,
Zengin babayı devamlı yas,
Orta memuru heva ve havas ;
Fakir köylüyü vakitsiz nadas
Batırır .. Dedi...
Bir hükümet varlığını gücünü haklı yollardan değil de türlü dolambaçlarla hak yiyerek kazanmışsa sonu felâket olur. Zira hakkın üzerine basarak kimse yükselemez.
Hak ekmek gibidir onu ayağının altına alan batar başının üzerinde tutmasını bilen yükselir. Devamlı halinden evlâtlarından hayatından şikâyet eden, yas eden baba etrafındakileri bıktırır. Çalışma ve yaşama güçlerini kırar. Kusurlardan şikâyetçi değil, kusurları onarıcı olan bir baba kazanır.
Orta memur varlığının çok üstünde şeylere havas (heves) ettikçe batar.
Vakitsiz Nadas yapan köylünün tohumu kuru toprağa kalır. Vakitsiz ekilen fidanın kökü çürür. Yer yüzünün bu günkü medeniyeti her şeyi vaktinde değerlendirenlerin omuzunda bu günkü hâle gelmiştir. Kainatta her hareket vaktini bir saniye bile şaşmaz. Vaktini değerlendiren ülkelerin parası da geleceği de beraber değerlenir.
Şüphesizdir ki;
Bir hükümeti kuru inat;
Zengin babayı haylaz evlât;
Orta halliyi çılgın avrat ;
Fakir köylüyü çorak toprak
Batırır.
Bir hükümetin kuru kuruya inat edenlerle bunalımdan bunalıma düştüğü muhakkaktır. Haylaz evlâdı olan babanın serveti zamanla yiyenlerin ellerinde savrulur gider. Orta halli için sâdece süsüne düşkün çılgın kadın ne felakettir. Toprağı yeşerten sudur. Suyu bulacak medeni seviyeye erişmiş ülkelerin köyleride kalkınır. Seba şehrini yok eden selin gerçek manası işte bu yokluklardır.
