Dariush Salehi’nin kaleminden çıkan Uzak Eve Dönüş, okurunu bir hikâyenin içine değil, bir halin içine davet ediyor. Sıradan anların içinde saklı derinliği, gözler önüne seren öykülerden oluşan bir kitap. Salehi, her bir hikâyede insanın iç dünyasına dair incelikli gözlemlerini, duygusal yoğunlukla ve yalın bir dille okuyucuya aktarırken, günlük yaşamın sıradanlığını büyüleyici bir edebiyatî deneyime dönüştürüyor.
Uzak Eve Dönüş adlı öykü kitabı, daha başlığından itibaren okuru tekinsiz bir gerilimin içine çeker. “Eve dönüş” vaadi, mesafe ile birlikte anıldığında artık bir umut değil, bir sorgulama hâline gelir. Bu kitap, eve dönmenin mümkün olup olmadığını değil; evin hâlâ var olup olmadığını sorar. Salehi’nin öyküleri, mekânsal bir yolculuktan çok, parçalanmış bir benliğin içsel haritasını çıkarır.
Dariush Salehi’nin çağdaş öykücülüğün insan ruhunu, toplumu ve zamanın geçişini sorgulayan örneklerinden biri olarak dikkat çekiyor. Salehi, basit gibi görünen olay örgülerinin ardında, derin bir felsefi ve psikolojik çözümleme yapıyor; karakterlerini yalnızca bireysel varlıklar olarak değil, aynı zamanda toplumla ve geçmişleriyle hesaplaşan varoluşlar olarak sunuyor.
Uzak Eve Dönüş, modern insanın ontolojik temel sorunlarından biri olan aidiyet yitimi etrafında döner. Salehi’nin karakterleri çoğu zaman bir yere ait olmaktan ziyade, bir zamanın dışına düşmüş gibidir. Heideggerci anlamda “yerleşik olma” hâli, bu öykülerde yerini sürekli ertelenen, askıda kalmış bir varoluşa bırakır. Ev, artık güvenli bir köken değil; hafızanın bulanık bir izdüşümüdür.
Zaman, Salehi’nin anlatılarında doğrusal değildir. Geçmiş, şimdi ve gelecek birbirine sızar. Bu durum Bergsoncu bir süre (durée) anlayışını çağrıştırır: yaşantılar, kronolojik değil, duygusal yoğunluklarına göre var olur. Karakterler geçmişe dönmez; geçmiş onların içinden konuşur. Böylece eve dönüş, zamansal olarak da imkânsızlaşır.
Salehi’nin öyküleri, açıkça politik sloganlar atmadan, göçmenlik deneyiminin sessiz şiddetini görünür kılar. Yer değiştirme, bu metinlerde sadece coğrafi değil; dilsel, kültürel ve sınıfsal bir kopuştur. Karakterler çoğu zaman ne geldikleri yere aittir ne de vardıkları yere.
Bu bağlamda Uzak Eve Dönüş, modern toplumun bireyi nasıl “yerinden ettiğini” anlatır. Zygmunt Bauman’ın “akışkan modernite” kavramını hatırlatan bir dünyada, Salehi’nin karakterleri tutunacak sabit bir kimlik bulamaz. Toplum, onları dışlamaz; daha kötüsü, görmezden gelir. Bu görünmezlik hâli, öykülerin en ağır sosyolojik yükünü oluşturur.
Salehi’nin karakterleri genellikle içe kapanık, eksik cümlelerle düşünen ve suskun bireylerdir. Bu suskunluk bir zayıflık değil; travmanın doğal bir sonucudur. Travma, burada dramatize edilmez; gündelik hayatın sıradan anlarına sızar.
Bellek, güvenilir bir anlatıcı değildir. Hatırlamak, iyileştirmekten çok yaralar. Bu nedenle karakterler geçmişi hatırlamak ile ondan kaçmak arasında sıkışır. Freudcu anlamda bastırma mekanizmaları, öykülerin alt metninde güçlü bir şekilde hissedilir. Ev, çoğu zaman çocuklukla özdeşleşir; fakat bu çocukluk, masum değil, kırılgandır.
Salehi’nin dili bilinçli bir sadelik taşır. Gösterişli imgelerden kaçınır; bunun yerine boşluklarla konuşur. Bu minimalist yaklaşım, öykülerin duygusal etkisini artırır. Anlatılmayan, söylenmeyen, yarım bırakılan her şey, okurun zihninde yankılanır.
Anlatıcı çoğu zaman mesafelidir; dramatik doruklardan kaçınılır. Bu estetik tercih, çağdaş kısa öykünün en güçlü damarlarından biri olan “sessiz anlatı” geleneğiyle örtüşür. Salehi, okurunu yönlendirmez; ona alan açar. Böylece her öykü, tek bir anlam yerine çoklu okumalara izin verir.
İmgeler genellikle gündelik ama yüklüdür: yollar, kapılar, odalar, eşyalar… Bu unsurlar, karakterin iç dünyasının yansımaları hâline gelir. Anlatının temposu yavaştır; bu yavaşlık okuru düşünmeye, durmaya ve metinle birlikte nefes almaya davet eder. Sanatsal tercih olarak bu tutum, eserin felsefik ve psikolojik derinliğiyle uyum içindedir.
Uzak Eve Dönüş, nihai olarak bize şunu söyler: Eve dönüş, çoğu zaman bir yere varmak değil, bir gerçeği kabullenmektir. Ne ev eskisi gibidir ne de dönen kişi. Ancak bu imkânsızlık, eserin karamsar olduğu anlamına gelmez. Aksine Salehi, anlamın tam da bu kırılganlıkta ve eksiklikte ortaya çıktığını ima eder.
Uzak Eve Dönüş, eve ulaşmayı vaat eden bir kitap değildir. Aksine, eve dönüş fikrinin artık bir yanılsama olduğunu kabul etmeye çağırır. Bu çağrı karamsar değil; dürüsttür. Salehi’nin başarısı, bireysel hikâyeler üzerinden evrensel bir kırılganlığı görünür kılmasında yatar.
Bu kitap, göçün, yabancılaşmanın ve içsel bölünmenin edebiyattaki sessiz ama derin yankılarından biridir. Okur, öyküler bittiğinde bir yere varmış olmaz; fakat kendine dair yeni bir soru edinir:
Eve dönmek mi istiyoruz, yoksa artık hiç var olmamış bir yere mi özlem duyuyoruz?
