HENRİ BERGSON Konuşuyor
Henri Bergson (1859–1941), Paris’te doğmuş Fransız filozoftur. Yahudi kökenli bir aileden gelir; matematik ve bilim eğitimi almasına rağmen, düşüncesini giderek mekanik ve pozitivist dünya görüşüne karşı konumlandırmıştır. Bakalım Henri Bergson günümüzde Türkiye’de yaşasaydı bizlere neler söylerdi:
Değerli dinleyiciler,
Bir zamanlar size “zamanı nasıl yaşadığınızı” sormuştum. Bugün aynı soruyu yeniden soruyorum; fakat artık daha ağır bir anlamla: Zamanı hâlâ yaşıyor musunuz, yoksa yalnızca tüketiyor musunuz?
Bugün size yalnızca zamanın hızlandığını söylemeyeceğim.
Size daha zor bir şey söyleyeceğim: Zamanın anlamını yitirmekte olduğunu söyleyeceğim.
Zaman, yalnızca olayların ardışıklığı değildir. Zaman, bilincin kendisidir. Eğer bilinç yüzeyselleşirse, zaman da yüzeyselleşir. Bugün yaşadığınız şey hız değil; zamansızlıktır. Sürekli “şimdi”de tutulan ama hiçbir zaman derinleşmeyen bir varoluş hâli…
Ben süreden söz ettiğimde, bilincin kendi içinde derinleşmesini kastetmiştim. Oysa bugün size dayatılan zaman, kesik kesik bir zamandır. Birbirini taşımayan anlar… Hatırlamayan bir şimdi… Geçmişle bağını koparmış bir gelecek beklentisi…
Bu, hayatın doğal akışı değildir. Bu, hayatın kesintiye uğramasıdır.
Eskiden insan, yaşadığını sindirirdi. Acı, zamanla yoğrulur; sevinç, bellekte yer edinirdi. Bugün ise her şey henüz yaşanmadan geçip gidiyor. Duygular bile tamamlanamıyor. Yarım kalan yalnızca cümleleriniz değil; bilincinizdir.
Ben belleği, geçmişin depolandığı bir yer olarak görmedim hiçbir zaman. Bellek, şu anın içine sızan geçmişti. Bugün ise geçmiş ya nostaljiye indirgeniyor ya da bilinçli olarak bastırılıyor. Hatırlamak zor geliyor; çünkü hatırlamak sorumluluk getirir.
Ama şunu bilin: Hatırlamayan bir toplum, yalnızca yönünü değil, derinliğini de kaybeder.
Derinlik kaybolduğunda, her şey yüzeyde yaşanır:
Öfke yüzeyde olur.
Neşe yüzeyde olur.
İnanç yüzeyde olur.
İtiraz bile yüzeyde olur.
Yüzeyde yaşanan hiçbir şey uzun ömürlü değildir.
Günümüz insanı çok konuşuyor ama az dinliyor. Çok tepki veriyor ama az düşünüyor. Tepki, özgürlük değildir. Tepki, mekanik bir harekettir. Oysa özgürlük, geçmişinizin bütün ağırlığıyla verdiğiniz bilinçli bir karardır.
Size sürekli “taraf olmanız” söyleniyor. Oysa ben size şunu söylüyorum:
Önce bilinçli olun.
Çünkü taraf olmak kolaydır; ama bilinçli olmak cesaret ister.
Bugün Türkiye’de insanlar çok güçlü duygular hissediyor gibi görünüyor. Oysa çoğu duygu, dışarıdan uyarılmıştır. Dışarıdan verilen duygu, insanı harekete geçirir; ama özgür kılmaz. Özgürlük, içeriden doğan harekettir. Kendi sürenizin içinden çıkan karardır.
Tepki ile eylemi birbirine karıştırıyorsunuz.
Tepki, otomatik bir reflextir.
Eylem ise bilinç ister.
Bu fark kaybolduğunda, insan kendini güçlü sanır ama aslında yönetilebilir hâle gelir.
Zekânız bugün her zamankinden daha çok çalışıyor. Karşılaştırıyor, sınıflandırıyor, etiketliyor. Ama sezgi geri çekiliyor. Oysa sezgi olmadan zekâ, yalnızca ayırır; birleştiremez.
Bir toplum, yalnızca ayırmayı öğrenirse, en sonunda kendini de parçalar.
Bugün birbirinizi anlamakta zorlanıyorsunuz; çünkü birbirinizin fikirlerini değil, sürelerini yargılıyorsunuz. Oysa bir insanın düşüncesi, yaşadığı zamanın ürünüdür. Sezgi, karşınızdakinin hayatına kısa bir anlığına da olsa girebilme cesaretidir.
Bu cesaret azaldıkça, dil sertleşir.
Dil sertleştikçe, düşünce donar.
Düşünce donduğunda, hayat mekanikleşir.
Ben makineyi hiçbir zaman düşman olarak görmedim. Tehlike, makinenin insanın yerine düşünmeye başlamasıdır. Bugün sizden beklenen şey, hissetmeniz değil; tahmin edilebilir olmanızdır. Şaşırtmamanızdır. Akıştan sapmamanızdır.
Ama hayat, tam da saparak yaratır.
Ve şimdi size en zor olanı söylemeliyim: Bugün tehlike, dışarıdan gelmiyor.
Tehlike, hayatın mekanikleşmesidir.
İnsan kendini yalnızca üretkenliğiyle, faydasıyla, görünürlüğüyle tanımlamaya başladığında, yaşam yaratıcı olmaktan çıkar. Oysa hayat, her an kendini aşmak ister. Élan vital budur: Önceden hesaplanamayan, ölçülemeyen bir atılım.
Ama sizden sürekli hesaplanabilir olmanız isteniyor. Tahmin edilebilir olmanız. Kontrol edilebilir olmanız. Ancak hayat böyle yaşanmaz. Hayat böyle küçülür.
Türkiye’nin hâlâ bir imkânı var. Çünkü her şeye rağmen bu topraklarda hayat, tamamen mekanikleşmiş değildir. İnsanlar hâlâ uzun susabiliyor. Hâlâ derin üzülebiliyor. Hâlâ anlamsız görünen şeylere bağlanabiliyor.
Bunlar zayıflık değildir. Bunlar, yaşamın direniş noktalarıdır.
Geleceğiniz, hazır reçetelerde değildir. Ne geçmişi inkâr etmekte ne de onu donmuş bir kimliğe dönüştürmektedir. Gelecek, ancak yaşayan bir bilinçle kurulur.
Size hızlanmanızı değil, yoğunlaşmanızı öneriyorum.
Daha çok şey yapmanızı değil, yaşadığınızı tam yaşamanızı.
Çünkü insan, kendi iç süresini kaybettiğinde ne geleneği onu kurtarır ne de gelecek vaadi.
Ve belki de bugün, en devrimci eylem şudur: Gürültünün ortasında iç zamanını koruyabilmek.
Hayat, hâlâ yaratılmayı bekliyor.
Ve belki de bugün, en radikal eylem şudur: Gerçekten hissetmek.
Ama ancak onu hissetmeye cesaret edenler tarafından.
Teşekkür ederim.
