MUHYİDDİN İBNÜ'L-ARABÎ Konuşuyor
Muhyiddin İbnü'l-Arabî (1165–1240), İslam düşünce tarihinde en önemli mutasavvıflardan ve metafizikçilerden biridir. Tasavvuf geleneğinde “Şeyhü’l-Ekber” (En Büyük Şeyh) olarak anılır. En çok “Vahdet-i Vücud” (Varlığın Birliği) anlayışıyla tanınır. Bakalım Muhyiddin İbnü'l-Arabî günümüzde Türkiye’de yaşasaydı bizlere neler söylerdi:
Ey bu çağın insanı,
Bir gece kalbimin kapısı aralandı.
Zaman sustu.
Şehirlerin uğultusu çekildi.
Kendimi ne doğuda ne batıda ne geçmişte ne gelecekte buldum.
Bir berzah âlemindeydim, iki denizin kavuştuğu yerde.
Orada bana denildi ki: “İnsanlara konuş. Fakat sözle değil; sırla konuş.”
Bana “Bu çağın insanına ne söylersin?” diye sordular.
Ben de dedim ki: Önce onlara yolu hatırlatırım.
Çünkü insan yolunu unutursa, yönünü şaşırır.
Yönünü şaşırırsa, hakikati dışarıda arar.
Oysa yol içeridedir.
Bu yolun adı seyr-ü sülûktur.
Yani insanın kendinden kendine, kendinden Rabbine,
Rabbinden tekrar âleme dönüş yolculuğu.
Bugün sizin kriziniz ekonomik, siyasi, kültürel değil yalnızca.
Sizin asıl kriziniz yön krizidir.
Yani iç istikamet kaybıdır.
Geliniz, birlikte bu yolun menzillerinden geçelim.
1. Nefs-i Emmâre: Gölgenin Saltanatı
Yol, karanlık bir kapıdan başlar.
Bu kapının ardında insan, kendi gölgesiyle karşılaşır.
Bu gölge nefs-i emmâredir; emreden, isteyen, sahiplenmek isteyen benlik.
Bugün toplum olarak çoğu zaman bu mertebedesiniz.
Haklı olmak istiyorsunuz, anlamak değil.
Kazanmaya odaklısınız, kemale değil.
Öfke hızlı, tefekkür yavaş.
Nefs-i emmâre, kendini merkeze koyar.
Her şeyi kendi çıkarına göre yorumlar.
Dini de adaleti de ideolojiyi de kendi nefsine hizmetkâr yapabilir.
Eğer insan burada kalırsa, kendi putunu inşa eder.
Ve en büyük put, insanın kendisidir.
2. Nefs-i Levvâme: Uyanışın Sızısı
Bir gün insan içindeki çatlağı fark eder.
Haksızken haklı gibi konuştuğunu, bilmeden hüküm verdiğini, önyargıyla sevdiğini ya da nefret ettiğini…
Bu mertebe nefs-i levvâmedir; kendini kınayan nefis.
Toplumlar da bu aşamadan geçer.
Vicdan sızısı başlar.
“Biz nerede yanlış yaptık?” sorusu doğar.
Bu soru kutsaldır.
Çünkü uyanış sızıyla başlar.
Bugün eğer bu ülkede bir huzursuzluk varsa, bu aynı zamanda bir uyanış ihtimalidir.
Sızı, dirilişin habercisidir.
3. Nefs-i Mülhime: İlhamın Kapısı
İnsan iç muhasebeyi derinleştirince, kalbine ince bir ışık düşer.
Bu ışık akıl değildir yalnızca; ilhamdır.
Burada insan karşısındakini düşman değil, imtihan olarak görmeye başlar.
Olayları sadece zahiriyle değil, hikmetiyle okumaya çalışır.
Toplum da bu mertebede
“Nasıl birlikte yaşayabiliriz?” sorusunu sorar.
Bu soru birlik bilincine açılan kapıdır.
4. Nefs-i Mutmainne: İç Sükûnet
Bu mertebede insan artık dışarıdaki fırtınalara rağmen içinde bir deniz taşır.
Deniz dalgalansa da derinlik sakindir.
İbnü’l Arabî’nin diliyle söyleyecek olursak:
Varlığın birliğini idrak eden, çokluğun kavgasında kaybolmaz.
Bugün sizin ihtiyacınız olan şey tam da budur: İç sükûnet.
Çünkü sükûnet olmadan adalet kurulmaz.
Sükûnet olmadan hikmet doğmaz.
5. Fenâ: Benliğin Eriyişi
Yolun en çetin eşiği burasıdır.
Fenâ, yok olmak değildir.
Sahte benliğin erimesidir.
İnsan burada şunu idrak eder:
“Ben” dediğim şey, mutlak bir varlık değil;
Hakk’ın tecellisidir.
Bu idrak gerçekleştiğinde öteki kavramı çözülür.
Bugün Türkiye’nin en büyük ihtiyacı budur:
Öteki kavramının çözülmesi.
Çünkü öteki, korkunun çocuğudur.
Birlik idraki ise korkuyu eritir.
6. Bekâ: Birlikle Dönüş
Fenâdan sonra bekâ gelir.
Yani Hakk’ta sebat ederek yeniden âleme dönmek.
Bu mertebede insan dünyadan kaçmaz.
Aksine dünyaya daha bilinçli döner.
Adaletle hükmeder.
Merhametle davranır.
Farklılıkları tehdit değil, tecelli olarak görür.
İnsan-ı kâmil budur:
Birliği idrak edip çokluk içinde dengeyle yaşamaktır.
Berzah Bilinci: Arada Olanın Hikmeti
Ey bu ülkenin insanı,
Siz coğrafi olarak da kültürel olarak da bir berzahtasınız iki âlemin arasında.
Berzah ayrılık değildir.
Bağlantıdır.
Doğu ile Batı arasında olmak, çatışma değil sentez imkânıdır.
Fakat berzah bilinci yoksa insan ikiye bölünür.
Berzah bilinci, iki hakikati birlikte taşıyabilme kudretidir.
Ey bu toprakların insanı,
Siz dış düzeni konuşuyorsunuz.
Ben size iç inkılabı hatırlatıyorum.
Toplumun kaderi, bireyin kalbinde başlar.
Kalp daralırsa toplum sertleşir.
Kalp genişlerse toplum yumuşar.
Birlik anayasa ile değil, idrakle doğar.
Hakikat sloganla değil, arınmayla görünür.
Seyr-ü sülûk bireysel bir yol gibi görünür.
Fakat her arınmış kalp, toplumun kaderini değiştirir.
Ey Türkiye halkı,
Kalbini genişlet.
Çünkü kalp Arş’tan daha geniştir.
Kendi gölgenle yüzleş.
Vicdanının sızısını bastırma.
İlham kapısını arala.
İç sükûneti bul.
Sahte benliği erit.
Birlikle geri dön.
O zaman göreceksin ki çokluk kavga sebebi değil, ahenk vesilesidir.
Ve bil ki: Varlık bir denizdir.
Sen o denizin dalgasısın.
Dalga olduğunu bilip denize döndüğünde ne korku kalır ne ayrılık.
Selam olsun yola çıkanlara.
Selam olsun kendini aşanlara.
Selam olsun aynasını temizleyene.
Selam olsun çölüne girmeyi göze alana.
Selam olsun birliği idrak edip çoklukta yaşayanlara.
