Arzu Kök - Şair ve Yazar
Köşe Yazarı
Arzu Kök - Şair ve Yazar
 

Düşünürler Türkiye Halkına Neler Söylerdi? -29-

DANTE ALİGHİERİ Konuşuyor Dante Alighieri (1265–1321), Orta Çağ’ın en büyük şairlerinden biri ve modern İtalyanca’nın kurucusu kabul edilen İtalyan yazardır. En ünlü eseri Divina Commedia (İlahi Komedya), dünya edebiyatının en önemli yapıtlarından biridir. Bakalım Dante Alighieri günümüzde Türkiye’de yaşasaydı bizlere neler söylerdi: Ey Anadolu’nun insanı, Ben hayat yolunun ortasında karanlık bir ormanda yolumu kaybettiğimde, korktuğum şey yalnızca vahşi hayvanlar değildi. Asıl korku, yönümü kaybetmiş olmaktı. Çünkü insan yönünü kaybettiğinde, en büyük tehlike dışarıda değil, içeridedir. Siz de bir orta yerdesiniz. Coğrafyanız orta yerde. Tarihsel mirasınız orta yerde. Ruh hâliniz de öyle. Doğu ile Batı arasında değil yalnızca; umut ile korku arasında, adalet ile güç arasında, hakikat ile propaganda arasında bir eşiğin üzerindesiniz. Ey aynı ülkenin içinde birbirine yabancılaşmış insanlar, Bugün görüyorum ki karanlık artık yol kaybı değil; yön kaybıdır. Siz nereye gittiğinizi tartışıyorsunuz. Fakat önce şunu sormalısınız: Neye dönüşüyoruz? Bir toplumun çöküşü ekonomik krizle başlamaz. Önce dil bozulur. Kelimeler anlamını yitirir. “Adalet” bir slogan olur. “Özgürlük” taraflara göre değişir. “Vatan” yalnızca kendi grubunu kapsar. Dil hakikati taşımadığında, toplum kendi kendini kandırmaya başlar. Ben cehennemde en ağır cezayı hainlere verdim. Çünkü ihanet yalnızca bir kişiye değil; güven fikrine yöneliktir. Güven çökerse şehir çöker. Bugün en büyük tehlike şudur: Kimse kimseye inanmıyor. Gazeteye inanmıyor. Mahkemeye inanmıyor. Komşusunun niyetine bile inanmıyor. Güven kaybı, görünmez bir cehennemdir. İnsan orada yanmaz; fakat sürekli şüphe içinde yaşar. Siz artık fikir tartışmıyorsunuz; kimlik savaşı veriyorsunuz. Kimliğini kaybetmekten korkan insan, karşısındakini tehdit görür. Tehdit gördüğü kişiyi dinlemez. Dinlemediği kişiyi insanlıktan çıkarır. Ben cehennemde insan biçimini kaybetmiş ruhlar tasvir ettim. Çünkü ahlaki düşüş, önce insanı içten dönüştürür. Bugün en yaygın günah kibir değil; karşı tarafın varlığını inkâr etmektir. Bir toplum ikiye bölündüğünde, her iki taraf da kendini “tek hakikat” ilan ederse, ortaya hakikat değil; yankı odaları çıkar. Ve yankı odasında insan yalnızca kendi sesini duyar. Cehennem tam da budur: İnsanın karşısındakini insan olarak görememesi. Yoksulluk sadece cebin boşalması değildir; geleceğe dair tasavvurun daralmasıdır. Gençleriniz ülkeyi terk etmek istiyor. Bu, yalnızca ekonomik bir tercih değil; umuda dair bir işarettir. Eğer bir genç, çalışarak yükselebileceğine inanmıyorsa; orada umut kırılmıştır. Umut kırıldığında iki şey doğar: ya öfke ya da kayıtsızlık. Öfke yakar. Kayıtsızlık çürütür. Çürüme daha sessizdir; ama daha tehlikelidir. Ben inançlı bir adamdım. Fakat inancı siyasal kibrin aracı yapmadım. İnanç, insanı yüceltmelidir; üstünlük taslamaya değil, tevazuya götürmelidir. Eğer bir toplumda dindar olan seküleri hor görürse, seküler olan dindarı küçümserse, orada ortak zemin kaybolur. İnanç insanı yumuşatmalıdır. Seküler bilinç insanı düşünmeye zorlamalıdır. Fakat siz her iki alanı da bir üstünlük aracına dönüştürdünüz. Dindar olan, ahlakın tek sahibi olduğunu sanıyor. Seküler olan, aklın tek temsilcisi olduğunu. Oysa hem akıl hem inanç insanı sınırlı olduğunu kabul etmeye götürmelidir. Sınırlılığını kabul etmeyen toplum, kibir üretir. Kibir ise ilahi düzene karşı bir meydan okumadır. Eğer bugün yaşasaydım, şunu açıkça söylerdim: Gücü elinde tutanlar, kendilerini milletle özdeşleştirmemelidir. Millet, hiçbir iktidarla eşit değildir. Güç denetlenmediğinde yozlaşır. Denetim zayıfladığında korku başlar. Korku başladığında insanlar susar. Fakat suskunluk erdem değildir. Bazen susmak, kötülüğün alanını genişletmektir. Ben sürgün edildim. Sürgün, bir bedeldi. Fakat hakikati susturmak daha ağır bir bedeldir. Sizin çağınızda herkes konuşabiliyor. Bu büyük bir imkân. Fakat imkân erdemle birleşmezse, kaosa dönüşür. Benim çağımda dedikodu dar sokaklarda yayılırdı.Sizin çağınızda bir tuşla milyonlara ulaşıyor. İftira artık görünmez bir hançer. Linç kültürü, modern bir taşlama meydanıdır. İnsanlar başkalarının düşüşünden haz alıyor. Oysa başkasının aşağılanması üzerine kurulu bir tatmin, ruhu küçültür. Her paylaşım bir ahlaki tercihtir. Her beğeni bir onaydır. Her susuş bir taraf seçiştir. Özgürlük, sorumlulukla ölçülür. Bugün en derin kriz siyasal değil; varoluşsaldır. İnsanlar yoruldu. Sürekli kriz hâli ruhu daraltır. Sürekli tartışma zihni yorar. Ve insan şunu demeye başlar: “Hiçbir şey değişmez.” İşte en büyük düşüş budur. Çünkü umutsuzluk, iradeyi felç eder. İrade felç olursa toplum kendi ağırlığı altında çöker. Benim yolculuğumun amacı şuydu: İnsana düşüşünü göstermek ama orada bırakmamak. Bir ülke bir günde çökmez. Ama bir günde toparlanmaya başlayabilir. Nasıl? – Hukuka gerçek güven inşa ederek. – Liyakati sadakatin önüne koyarak. – Eğitimi ideolojik değil, nitelikli hâle getirerek. – Eleştiriyi ihanet saymaktan vazgeçerek. – Farklı düşüneni düşman değil, denge unsuru kabul ederek. Erdem romantik bir kavram değildir. Erdem, kurumsal düzen gerektirir. Ben her yolculuğumu yıldızlarla bitirdim. Çünkü yıldızlara bakmak, başı yerden kaldırmayı gerektirir. Çünkü yıldızlar düzeni simgeler. Sizin de bir düzene ihtiyacınız var. Slogan değil; tutarlılık. Gürültü değil; hikmet. Öfke değil; adalet. Unutmayın: Hiçbir toplum bütünüyle karanlık değildir. Hiçbir toplum bütünüyle masum değildir. Siz hâlâ konuşabiliyorsunuz. Hâlâ düşünebiliyorsunuz. Hâlâ tercih yapabiliyorsunuz. Demek ki yol kapanmış değil. Fakat yükselmek istiyorsanız önce aynaya bakmalısınız. Çünkü cehennem de arınma da cennet de önce insanın içinde başlar. Ve yıldızlar… Hâlâ sessizce dönüyor. Fakar onlara bakmak için başınızı kaldırmanız ve birbirinizi insan olarak görmeniz gerekir.
Ekleme Tarihi: 28 Şubat 2026 -Cumartesi

Düşünürler Türkiye Halkına Neler Söylerdi? -29-

DANTE ALİGHİERİ Konuşuyor

Dante Alighieri (1265–1321), Orta Çağ’ın en büyük şairlerinden biri ve modern İtalyanca’nın kurucusu kabul edilen İtalyan yazardır. En ünlü eseri Divina Commedia (İlahi Komedya), dünya edebiyatının en önemli yapıtlarından biridir. Bakalım Dante Alighieri günümüzde Türkiye’de yaşasaydı bizlere neler söylerdi:

Ey Anadolu’nun insanı,

Ben hayat yolunun ortasında karanlık bir ormanda yolumu kaybettiğimde, korktuğum şey yalnızca vahşi hayvanlar değildi. Asıl korku, yönümü kaybetmiş olmaktı. Çünkü insan yönünü kaybettiğinde, en büyük tehlike dışarıda değil, içeridedir.

Siz de bir orta yerdesiniz. Coğrafyanız orta yerde. Tarihsel mirasınız orta yerde. Ruh hâliniz de öyle.

Doğu ile Batı arasında değil yalnızca; umut ile korku arasında, adalet ile güç arasında, hakikat ile propaganda arasında bir eşiğin üzerindesiniz.

Ey aynı ülkenin içinde birbirine yabancılaşmış insanlar,

Bugün görüyorum ki karanlık artık yol kaybı değil; yön kaybıdır. Siz nereye gittiğinizi tartışıyorsunuz. Fakat önce şunu sormalısınız: Neye dönüşüyoruz?

Bir toplumun çöküşü ekonomik krizle başlamaz.

Önce dil bozulur. Kelimeler anlamını yitirir.

“Adalet” bir slogan olur.

“Özgürlük” taraflara göre değişir.

“Vatan” yalnızca kendi grubunu kapsar.

Dil hakikati taşımadığında, toplum kendi kendini kandırmaya başlar.

Ben cehennemde en ağır cezayı hainlere verdim. Çünkü ihanet yalnızca bir kişiye değil; güven fikrine yöneliktir. Güven çökerse şehir çöker.

Bugün en büyük tehlike şudur: Kimse kimseye inanmıyor.

Gazeteye inanmıyor. Mahkemeye inanmıyor. Komşusunun niyetine bile inanmıyor.

Güven kaybı, görünmez bir cehennemdir. İnsan orada yanmaz; fakat sürekli şüphe içinde yaşar.

Siz artık fikir tartışmıyorsunuz; kimlik savaşı veriyorsunuz.

Kimliğini kaybetmekten korkan insan, karşısındakini tehdit görür. Tehdit gördüğü kişiyi dinlemez. Dinlemediği kişiyi insanlıktan çıkarır.

Ben cehennemde insan biçimini kaybetmiş ruhlar tasvir ettim. Çünkü ahlaki düşüş, önce insanı içten dönüştürür.

Bugün en yaygın günah kibir değil; karşı tarafın varlığını inkâr etmektir.

Bir toplum ikiye bölündüğünde, her iki taraf da kendini “tek hakikat” ilan ederse, ortaya hakikat değil; yankı odaları çıkar. Ve yankı odasında insan yalnızca kendi sesini duyar.

Cehennem tam da budur: İnsanın karşısındakini insan olarak görememesi.

Yoksulluk sadece cebin boşalması değildir; geleceğe dair tasavvurun daralmasıdır.

Gençleriniz ülkeyi terk etmek istiyor.

Bu, yalnızca ekonomik bir tercih değil; umuda dair bir işarettir.

Eğer bir genç, çalışarak yükselebileceğine inanmıyorsa; orada umut kırılmıştır.

Umut kırıldığında iki şey doğar: ya öfke ya da kayıtsızlık.

Öfke yakar. Kayıtsızlık çürütür.

Çürüme daha sessizdir; ama daha tehlikelidir.

Ben inançlı bir adamdım. Fakat inancı siyasal kibrin aracı yapmadım.

İnanç, insanı yüceltmelidir; üstünlük taslamaya değil, tevazuya götürmelidir.

Eğer bir toplumda dindar olan seküleri hor görürse, seküler olan dindarı küçümserse, orada ortak zemin kaybolur.

İnanç insanı yumuşatmalıdır. Seküler bilinç insanı düşünmeye zorlamalıdır. Fakat siz her iki alanı da bir üstünlük aracına dönüştürdünüz.

Dindar olan, ahlakın tek sahibi olduğunu sanıyor. Seküler olan, aklın tek temsilcisi olduğunu.

Oysa hem akıl hem inanç insanı sınırlı olduğunu kabul etmeye götürmelidir.

Sınırlılığını kabul etmeyen toplum, kibir üretir. Kibir ise ilahi düzene karşı bir meydan okumadır.

Eğer bugün yaşasaydım, şunu açıkça söylerdim: Gücü elinde tutanlar, kendilerini milletle özdeşleştirmemelidir.

Millet, hiçbir iktidarla eşit değildir.

Güç denetlenmediğinde yozlaşır. Denetim zayıfladığında korku başlar. Korku başladığında insanlar susar. Fakat suskunluk erdem değildir.

Bazen susmak, kötülüğün alanını genişletmektir.

Ben sürgün edildim. Sürgün, bir bedeldi. Fakat hakikati susturmak daha ağır bir bedeldir.

Sizin çağınızda herkes konuşabiliyor. Bu büyük bir imkân. Fakat imkân erdemle birleşmezse, kaosa dönüşür.

Benim çağımda dedikodu dar sokaklarda yayılırdı.Sizin çağınızda bir tuşla milyonlara ulaşıyor.

İftira artık görünmez bir hançer.

Linç kültürü, modern bir taşlama meydanıdır.

İnsanlar başkalarının düşüşünden haz alıyor.

Oysa başkasının aşağılanması üzerine kurulu bir tatmin, ruhu küçültür.

Her paylaşım bir ahlaki tercihtir. Her beğeni bir onaydır. Her susuş bir taraf seçiştir.

Özgürlük, sorumlulukla ölçülür.

Bugün en derin kriz siyasal değil; varoluşsaldır.

İnsanlar yoruldu.

Sürekli kriz hâli ruhu daraltır. Sürekli tartışma zihni yorar.

Ve insan şunu demeye başlar: “Hiçbir şey değişmez.”

İşte en büyük düşüş budur. Çünkü umutsuzluk, iradeyi felç eder.

İrade felç olursa toplum kendi ağırlığı altında çöker.

Benim yolculuğumun amacı şuydu: İnsana düşüşünü göstermek ama orada bırakmamak.

Bir ülke bir günde çökmez. Ama bir günde toparlanmaya başlayabilir.

Nasıl?

– Hukuka gerçek güven inşa ederek.

– Liyakati sadakatin önüne koyarak.

– Eğitimi ideolojik değil, nitelikli hâle getirerek.

– Eleştiriyi ihanet saymaktan vazgeçerek.

– Farklı düşüneni düşman değil, denge unsuru kabul ederek.

Erdem romantik bir kavram değildir.

Erdem, kurumsal düzen gerektirir.

Ben her yolculuğumu yıldızlarla bitirdim.

Çünkü yıldızlara bakmak, başı yerden kaldırmayı gerektirir.

Çünkü yıldızlar düzeni simgeler.

Sizin de bir düzene ihtiyacınız var.

Slogan değil; tutarlılık.

Gürültü değil; hikmet.

Öfke değil; adalet.

Unutmayın: Hiçbir toplum bütünüyle karanlık değildir.

Hiçbir toplum bütünüyle masum değildir.

Siz hâlâ konuşabiliyorsunuz.

Hâlâ düşünebiliyorsunuz.

Hâlâ tercih yapabiliyorsunuz.

Demek ki yol kapanmış değil.

Fakat yükselmek istiyorsanız önce aynaya bakmalısınız.

Çünkü cehennem de arınma da cennet de önce insanın içinde başlar.

Ve yıldızlar…

Hâlâ sessizce dönüyor.

Fakar onlara bakmak için başınızı kaldırmanız ve birbirinizi insan olarak görmeniz gerekir.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (2)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Umut yasar abat
(28.02.2026 10:06 - #5140)
Teşekkürler hocam saygılar
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Merve filizcan
(28.02.2026 11:23 - #5141)
Yüreğinize kaleminize sağlık hocam... Ders niteliğinde bir yazı olmuş... Harikasınız...
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.