Arzu Kök - Şair ve Yazar
Köşe Yazarı
Arzu Kök - Şair ve Yazar
 

Düşünürler Türkiye Halkına Neler Söylerdi? -65-

LEİBNİZ Konuşuyor Gottfried Wilhelm Leibniz, Alman filozof, matematikçi, mantıkçı, hukukçu ve bilim insanıdır. Batı düşünce tarihinin en önemli isimlerinden biri kabul edilir. Hem felsefede hem matematikte derin izler bırakmıştır. Bakalım Leibniz günümüzde Türkiye’de yaşasaydı bizlere neler söylerdi: Aziz dostlarım, Bugün sizlere yalnızca bir filozof olarak değil, insanın ve toplumun varoluşunu anlamaya çalışan bir düşünür olarak sesleniyorum. İçinde yaşadığınız bu topraklar, tarih boyunca birçok medeniyetin, düşüncenin, inancın ve kültürün karşılaştığı bir coğrafya olmuştur. Bu karşılaşmaların meydana getirdiği tarihsel birikim, bana evrenin yapısı hakkında geliştirdiğim bir düşünceyi hatırlatmaktadır: Varlık, görünüşte birbirinden ayrı olan unsurların derin bir bütünlük içerisinde bulunmasıdır. Ben evreni birbirinden bağımsız, cansız parçaların toplamı olarak görmüyorum. Evren, her biri kendine özgü bir perspektife sahip olan sonsuz sayıdaki monadın meydana getirdiği metafizik bir düzendir. Her monad, kendi varoluş biçimi içerisinde bütün evreni kendine özgü bir açıdan yansıtır. Bu nedenle evrende mutlak bir aynılık değil, farklılıkların oluşturduğu bir çeşitlilik vardır. İnsan toplumları da farklı değildir. Bir toplumun büyüklüğü, bütün bireylerinin aynı şekilde düşünmesiyle değil, farklı düşüncelerin ortak bir anlam ve amaç etrafında var olabilmesindedir. Sizlerden öncelikle bunu düşünmenizi istiyorum: Birbirinizden farklı olmanız, birbirinize karşı olmanızı gerektiriyor mu? Farklı inançlara, dünya görüşlerine, hayat tarzlarına ve düşüncelere sahip olmanız, ortak bir geleceği inşa etmenize engel mi oluyor? Hayır. Zira farklılık, düzenin karşıtı hiç olmamıştır. Doğru bir uyum içerisinde farklılık ise bizzat düzenin kaynağıdır. Benim felsefemde her şeyin bir yeter-sebebi vardır. Hiçbir şey, neden başka türlü değil de böyle olduğunu açıklayan bir sebep olmaksızın var olamaz. Bu ilkeyi yalnızca doğaya ve metafiziğe değil, insan toplumlarına da uygulamak gerekir. Öyleyse kendinize şu soruyu sorun: İçinde yaşadığınız toplumsal düzen neden bugünkü biçimini almıştır? Eğitim sisteminiz neden belirli sorunlarla karşılaşmaktadır? Bilimsel üretiminiz hangi koşullarda gelişmekte veya gerilemektedir? İnsanlar neden birbirlerini anlamakta güçlük çekmektedir? Ve bu soruların cevaplarını yalnızca başkalarında aramayınız. Toplumların gelişmesi, kendi varoluş koşullarını sorgulama cesaretine sahip olmalarıyla olasıdır. Bir toplum, sorunlarının nedenlerini araştırmak yerine yalnızca sonuçlarıyla mücadele etmeye kalkarsa ilerleyemez. Cehaletin sebebini araştırmadan yalnızca cehaletten şikâyet etmek, adaletsizliğin kaynaklarını incelemeden yalnızca adaletsizliği kınamak yeterli değildir. Akıl, insanı yalnızca düşünmeye değil, düşüncesinin sebeplerini araştırmaya da çağırır. Aziz dostlarım, İnsanlığın en büyük sorumluluklarından biri, aklın olanaklarını geliştirmektir. Ben matematiğin, mantığın ve bilimsel yöntemin insan zihninin evreni anlamasında olağanüstü bir öneme sahip olduğunu düşünüyorum. Çünkü insan aklı, yalnızca kendisine sunulan dünyayı kabul etmekle yetinmemeli; onun düzenini, ilkelerini ve imkânlarını keşfetmelidir. Bir ülkenin geleceğini belirleyen en önemli unsur, sahip olduğu doğal kaynakların tutarı değildir. Asıl belirleyici olan, o kaynakları anlamlandırabilecek, dönüştürebilecek ve insanlığın yararına kullanabilecek aklın ne kadar geliştiğidir, hangi düzeyde olduğudur. Bu nedenle çocuklarınıza yalnızca geçmişte neler yaşandığını öğretmeyiniz; gelecekte neler yapılabileceğini de öğretiniz. Onlara yalnızca doğru cevapları ezberletmeyiniz; doğru soruları sormayı da öğretiniz. Çünkü bilginin gerçek değeri, insan zihnini özgürleştirmesindedir. Bilimden korkan, eleştirel düşünceyi tehdit olarak gören ve sorgulamayı itaatsizlik sayan bir toplum, kendi gelişme olanaklarını sınırlandırır. Oysa aklın gelişmesi, insanın hem kendisini hem de içinde yaşadığı dünyayı dönüştürmesinin başlangıcıdır. Benim önceden kurulmuş uyum düşüncem, evrenin birbirinden bağımsız gibi görünen unsurlarının büyük bir düzen içerisinde birbirleriyle uyumlu olduğunu ifade eder. Bu düşünceyi toplumsal hayata taşıdığımızda önemli bir hakikatle karşılaşırız: Bir toplumun gerçek uyumu, bütün bireylerin aynı görevi yerine getirmesiyle değil, farklı yeteneklerin birbirini tamamlamasıyla ortaya çıkar. Bir öğretmen, bir çiftçi, bir bilim insanı, bir sanatçı ve bir yönetici aynı işi yapmaz. Fakat her biri, ortak yaşamın farklı bir boyutunu meydana getirir. Bunlardan birinin değersiz görülmesi, bütünün dengesini zedeler. Bu sebeple toplumunuzu değerlendirirken yalnızca ekonomik başarıya, siyasal güce veya maddi zenginliğe bakmayınız. Bir toplumun gerçek gelişmişliği, insanlarının yeteneklerini ne ölçüde ortaya çıkarabildiğiyle ölçülmelidir. Kadınların, erkeklerin, gençlerin, farklı düşüncelere sahip insanların ve toplumun bütün kesimlerinin potansiyelini geliştirebildiği bir ülke, kendi varoluş olanaklarını genişletmiş demektir. Ancak burada önemli bir ayrımı da belirtmek gerekir: Uyum, farklılıkların susturulması değildir. Uyum, farklılıkların özgürce var olabildiği bir düzenin kurulmasıdır. Sizlere tarihinizden de söz etmek istiyorum. Geçmiş, bir toplumun hafızasıdır; fakat hafıza, geleceğin yerine geçemez. Geçmişte elde edilmiş başarılar, bugünkü sorumluluklarınızı ortadan kaldırmaz. Bir medeniyetin büyüklüğü, yalnızca geçmişte meydana getirdiği eserlerle değil, bugün insanlığa ne kattığıyla da değerlendirilmelidir. Geçmişinizden güç alınız, fakat geçmişinizi sorgulanamaz bir otoriteye dönüştürmeyiniz. Tarihinizi seviniz, fakat tarihsel mirasınızı aklın ve eleştirinin dışında tutmayınız. Çünkü hiçbir kuşak, kendisinden önceki kuşakların tamamladığı bir dünyaya gelmez. Her kuşak, kendisine devredilen olanakları yeniden değerlendirmek ve gelecek kuşaklara daha gelişmiş bir dünya bırakmakla yükümlüdür. Ben mümkün dünyalar arasında Tanrı'nın en iyisini seçtiğine inanıyorum. Ancak bu düşünce, yaşadığımız dünyadaki her olayın ahlaken doğru olduğu veya insanların mevcut koşullara razı olması gerektiği anlamına gelmemektedir. Dünyada kötülük, acı, yoksulluk ve adaletsizlik vardır. Bunları görmezden gelmek, felsefi iyimserlik değil, gerçeklikten kaçıştır. Gerçek iyimserlik, kusurları inkâr etmek değil, onları aşmanın mümkün olduğuna inanmaktır. İnsan özgürdür ve eylemlerinden sorumludur. Bu nedenle daha iyi bir dünyanın inşa edilmesi, insanın aklını ve iradesini kullanmasına bağlıdır. Adaletin olmadığı yerde uyumdan, bilginin olmadığı yerde ilerlemeden, özgürlüğün olmadığı yerde gerçek gelişmeden söz etmek mümkün değildir. Sizlere son olarak evrensel insanlık idealinden söz etmek istiyorum. İnsanlığın geleceği, milletlerin birbirlerini dışlamasında değil, birbirlerinin bilgi ve tecrübelerinden yararlanmasındadır. Hiçbir kültür, bütün hakikati tek başına temsil edemez. Her medeniyet, insanlığın ortak bilgi birikimine kendine özgü bir katkıda bulunabilir. Ben insanların ortak bir akıl dili geliştirebileceklerine inanıyorum. Bilim insanlarının, filozofların ve düşünürlerin farklı coğrafyalarda yaşamalarına rağmen ortak hakikatleri araştırabileceklerini düşünüyorum. Bu yüzden bilginin sınırlarını milliyetlerin sınırlarıyla belirlememek gerekir. Türk halkına tavsiyem şudur: Dünyayla rekabet etmekten önce dünyayı anlamaya çalışınız. Bilgi üretiniz, bilginizi paylaşınız ve insanlığın ortak meselelerine çözüm geliştirmeye katkıda bulununuz. Çünkü bir toplumun gerçek büyüklüğü, yalnızca kendisi için ne kadar güçlü olduğuyla değil, insanlığın ortak geleceğine ne kadar değer kattığıyla da ölçülür. Sözlerimi bir düşünceyle tamamlamak istiyorum: Evren, birbirinden farklı varlıkların meydana getirdiği büyük bir uyumdur. İnsanlık da farklı milletlerin, kültürlerin ve düşüncelerin ortak bir akıl ve ahlak idealinde buluşmasıyla daha yüksek bir düzene ulaşabilir. Sizler bu uyumun dışında değilsiniz. Onun bir parçasısınız. Fakat bu bütünün içerisindeki yerinizi belirleyecek olan şey yalnızca geçmişiniz değil, bugün aklınızla ne ürettiğiniz, iradenizle neyi değiştirdiğiniz ve geleceğe nasıl bir dünya bırakmak istediğinizdir. Unutmayınız: İnsan yalnızca var olan dünyanın bir parçası değildir; aklı ve özgür iradesi sayesinde daha iyi bir dünyanın olanağıdır. Hepinize aklın aydınlığında, özgürlüğün güvencesinde ve ortak iyiliğin rehberliğinde bir gelecek diliyorum. Teşekkür ederim.
Ekleme Tarihi: 07 Kasım 2026 -Cumartesi

Düşünürler Türkiye Halkına Neler Söylerdi? -65-

LEİBNİZ Konuşuyor

Gottfried Wilhelm Leibniz, Alman filozof, matematikçi, mantıkçı, hukukçu ve bilim insanıdır. Batı düşünce tarihinin en önemli isimlerinden biri kabul edilir. Hem felsefede hem matematikte derin izler bırakmıştır. Bakalım Leibniz günümüzde Türkiye’de yaşasaydı bizlere neler söylerdi:

Aziz dostlarım,

Bugün sizlere yalnızca bir filozof olarak değil, insanın ve toplumun varoluşunu anlamaya çalışan bir düşünür olarak sesleniyorum. İçinde yaşadığınız bu topraklar, tarih boyunca birçok medeniyetin, düşüncenin, inancın ve kültürün karşılaştığı bir coğrafya olmuştur. Bu karşılaşmaların meydana getirdiği tarihsel birikim, bana evrenin yapısı hakkında geliştirdiğim bir düşünceyi hatırlatmaktadır: Varlık, görünüşte birbirinden ayrı olan unsurların derin bir bütünlük içerisinde bulunmasıdır.

Ben evreni birbirinden bağımsız, cansız parçaların toplamı olarak görmüyorum. Evren, her biri kendine özgü bir perspektife sahip olan sonsuz sayıdaki monadın meydana getirdiği metafizik bir düzendir. Her monad, kendi varoluş biçimi içerisinde bütün evreni kendine özgü bir açıdan yansıtır. Bu nedenle evrende mutlak bir aynılık değil, farklılıkların oluşturduğu bir çeşitlilik vardır. İnsan toplumları da farklı değildir.

Bir toplumun büyüklüğü, bütün bireylerinin aynı şekilde düşünmesiyle değil, farklı düşüncelerin ortak bir anlam ve amaç etrafında var olabilmesindedir. Sizlerden öncelikle bunu düşünmenizi istiyorum: Birbirinizden farklı olmanız, birbirinize karşı olmanızı gerektiriyor mu? Farklı inançlara, dünya görüşlerine, hayat tarzlarına ve düşüncelere sahip olmanız, ortak bir geleceği inşa etmenize engel mi oluyor? Hayır. Zira farklılık, düzenin karşıtı hiç olmamıştır. Doğru bir uyum içerisinde farklılık ise bizzat düzenin kaynağıdır.

Benim felsefemde her şeyin bir yeter-sebebi vardır. Hiçbir şey, neden başka türlü değil de böyle olduğunu açıklayan bir sebep olmaksızın var olamaz. Bu ilkeyi yalnızca doğaya ve metafiziğe değil, insan toplumlarına da uygulamak gerekir. Öyleyse kendinize şu soruyu sorun: İçinde yaşadığınız toplumsal düzen neden bugünkü biçimini almıştır? Eğitim sisteminiz neden belirli sorunlarla karşılaşmaktadır? Bilimsel üretiminiz hangi koşullarda gelişmekte veya gerilemektedir? İnsanlar neden birbirlerini anlamakta güçlük çekmektedir? Ve bu soruların cevaplarını yalnızca başkalarında aramayınız. Toplumların gelişmesi, kendi varoluş koşullarını sorgulama cesaretine sahip olmalarıyla olasıdır.

Bir toplum, sorunlarının nedenlerini araştırmak yerine yalnızca sonuçlarıyla mücadele etmeye kalkarsa ilerleyemez. Cehaletin sebebini araştırmadan yalnızca cehaletten şikâyet etmek, adaletsizliğin kaynaklarını incelemeden yalnızca adaletsizliği kınamak yeterli değildir. Akıl, insanı yalnızca düşünmeye değil, düşüncesinin sebeplerini araştırmaya da çağırır.

Aziz dostlarım,

İnsanlığın en büyük sorumluluklarından biri, aklın olanaklarını geliştirmektir. Ben matematiğin, mantığın ve bilimsel yöntemin insan zihninin evreni anlamasında olağanüstü bir öneme sahip olduğunu düşünüyorum. Çünkü insan aklı, yalnızca kendisine sunulan dünyayı kabul etmekle yetinmemeli; onun düzenini, ilkelerini ve imkânlarını keşfetmelidir.

Bir ülkenin geleceğini belirleyen en önemli unsur, sahip olduğu doğal kaynakların tutarı değildir. Asıl belirleyici olan, o kaynakları anlamlandırabilecek, dönüştürebilecek ve insanlığın yararına kullanabilecek aklın ne kadar geliştiğidir, hangi düzeyde olduğudur.

Bu nedenle çocuklarınıza yalnızca geçmişte neler yaşandığını öğretmeyiniz; gelecekte neler yapılabileceğini de öğretiniz. Onlara yalnızca doğru cevapları ezberletmeyiniz; doğru soruları sormayı da öğretiniz. Çünkü bilginin gerçek değeri, insan zihnini özgürleştirmesindedir.

Bilimden korkan, eleştirel düşünceyi tehdit olarak gören ve sorgulamayı itaatsizlik sayan bir toplum, kendi gelişme olanaklarını sınırlandırır. Oysa aklın gelişmesi, insanın hem kendisini hem de içinde yaşadığı dünyayı dönüştürmesinin başlangıcıdır.

Benim önceden kurulmuş uyum düşüncem, evrenin birbirinden bağımsız gibi görünen unsurlarının büyük bir düzen içerisinde birbirleriyle uyumlu olduğunu ifade eder. Bu düşünceyi toplumsal hayata taşıdığımızda önemli bir hakikatle karşılaşırız: Bir toplumun gerçek uyumu, bütün bireylerin aynı görevi yerine getirmesiyle değil, farklı yeteneklerin birbirini tamamlamasıyla ortaya çıkar.

Bir öğretmen, bir çiftçi, bir bilim insanı, bir sanatçı ve bir yönetici aynı işi yapmaz. Fakat her biri, ortak yaşamın farklı bir boyutunu meydana getirir. Bunlardan birinin değersiz görülmesi, bütünün dengesini zedeler. Bu sebeple toplumunuzu değerlendirirken yalnızca ekonomik başarıya, siyasal güce veya maddi zenginliğe bakmayınız. Bir toplumun gerçek gelişmişliği, insanlarının yeteneklerini ne ölçüde ortaya çıkarabildiğiyle ölçülmelidir.

Kadınların, erkeklerin, gençlerin, farklı düşüncelere sahip insanların ve toplumun bütün kesimlerinin potansiyelini geliştirebildiği bir ülke, kendi varoluş olanaklarını genişletmiş demektir. Ancak burada önemli bir ayrımı da belirtmek gerekir: Uyum, farklılıkların susturulması değildir. Uyum, farklılıkların özgürce var olabildiği bir düzenin kurulmasıdır.

Sizlere tarihinizden de söz etmek istiyorum. Geçmiş, bir toplumun hafızasıdır; fakat hafıza, geleceğin yerine geçemez. Geçmişte elde edilmiş başarılar, bugünkü sorumluluklarınızı ortadan kaldırmaz. Bir medeniyetin büyüklüğü, yalnızca geçmişte meydana getirdiği eserlerle değil, bugün insanlığa ne kattığıyla da değerlendirilmelidir.

Geçmişinizden güç alınız, fakat geçmişinizi sorgulanamaz bir otoriteye dönüştürmeyiniz. Tarihinizi seviniz, fakat tarihsel mirasınızı aklın ve eleştirinin dışında tutmayınız. Çünkü hiçbir kuşak, kendisinden önceki kuşakların tamamladığı bir dünyaya gelmez. Her kuşak, kendisine devredilen olanakları yeniden değerlendirmek ve gelecek kuşaklara daha gelişmiş bir dünya bırakmakla yükümlüdür.

Ben mümkün dünyalar arasında Tanrı'nın en iyisini seçtiğine inanıyorum. Ancak bu düşünce, yaşadığımız dünyadaki her olayın ahlaken doğru olduğu veya insanların mevcut koşullara razı olması gerektiği anlamına gelmemektedir. Dünyada kötülük, acı, yoksulluk ve adaletsizlik vardır. Bunları görmezden gelmek, felsefi iyimserlik değil, gerçeklikten kaçıştır. Gerçek iyimserlik, kusurları inkâr etmek değil, onları aşmanın mümkün olduğuna inanmaktır.

İnsan özgürdür ve eylemlerinden sorumludur. Bu nedenle daha iyi bir dünyanın inşa edilmesi, insanın aklını ve iradesini kullanmasına bağlıdır. Adaletin olmadığı yerde uyumdan, bilginin olmadığı yerde ilerlemeden, özgürlüğün olmadığı yerde gerçek gelişmeden söz etmek mümkün değildir. Sizlere son olarak evrensel insanlık idealinden söz etmek istiyorum.

İnsanlığın geleceği, milletlerin birbirlerini dışlamasında değil, birbirlerinin bilgi ve tecrübelerinden yararlanmasındadır. Hiçbir kültür, bütün hakikati tek başına temsil edemez. Her medeniyet, insanlığın ortak bilgi birikimine kendine özgü bir katkıda bulunabilir.

Ben insanların ortak bir akıl dili geliştirebileceklerine inanıyorum. Bilim insanlarının, filozofların ve düşünürlerin farklı coğrafyalarda yaşamalarına rağmen ortak hakikatleri araştırabileceklerini düşünüyorum. Bu yüzden bilginin sınırlarını milliyetlerin sınırlarıyla belirlememek gerekir.

Türk halkına tavsiyem şudur: Dünyayla rekabet etmekten önce dünyayı anlamaya çalışınız. Bilgi üretiniz, bilginizi paylaşınız ve insanlığın ortak meselelerine çözüm geliştirmeye katkıda bulununuz. Çünkü bir toplumun gerçek büyüklüğü, yalnızca kendisi için ne kadar güçlü olduğuyla değil, insanlığın ortak geleceğine ne kadar değer kattığıyla da ölçülür.

Sözlerimi bir düşünceyle tamamlamak istiyorum: Evren, birbirinden farklı varlıkların meydana getirdiği büyük bir uyumdur. İnsanlık da farklı milletlerin, kültürlerin ve düşüncelerin ortak bir akıl ve ahlak idealinde buluşmasıyla daha yüksek bir düzene ulaşabilir. Sizler bu uyumun dışında değilsiniz. Onun bir parçasısınız. Fakat bu bütünün içerisindeki yerinizi belirleyecek olan şey yalnızca geçmişiniz değil, bugün aklınızla ne ürettiğiniz, iradenizle neyi değiştirdiğiniz ve geleceğe nasıl bir dünya bırakmak istediğinizdir.

Unutmayınız: İnsan yalnızca var olan dünyanın bir parçası değildir; aklı ve özgür iradesi sayesinde daha iyi bir dünyanın olanağıdır. Hepinize aklın aydınlığında, özgürlüğün güvencesinde ve ortak iyiliğin rehberliğinde bir gelecek diliyorum.

Teşekkür ederim.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (2)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Nevzat
(07.11.2026 08:21 - #6511)
Leibnizi anlarsa ve benimserse bu toplum o zaman farklılıkların birlikte uyumlu bir şekilde yaşayabileceği bir ülke olmasını sağlar. Bunu ne güzel doğayla evrenle örnekleyerek anlatmışsın Sevgili Yazar. Sagol.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Kamuran Kurnaz
(07.11.2026 16:51 - #6514)
Çok doğru bir tespit bence saygı ve. Selamlar.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.