MACHİAVELLİ Konuşuyor
Niccolò Machiavelli, İtalyan düşünür, siyaset kuramcısı, diplomat ve yazardır. Modern siyaset düşüncesinin öncü isimlerinden biri kabul edilir. Floransa'da doğan Machiavelli, siyasal iktidarın nasıl elde edildiğini, nasıl korunduğunu ve devletlerin hangi koşullarda güç kazandığını inceledi. Siyaseti yalnızca ahlaki idealler üzerinden değil, insan davranışları, çıkarlar, güç ilişkileri ve tarihsel koşullar üzerinden anlamaya çalıştı. Bakalım Niccolò Machiavelli günümüzde Türkiye’de yaşasaydı bizlere neler söylerdi:
Ey Türk halkı,
Bugün karşınıza ne bir hükümdar olarak çıkıyorum ne de sizden alkış bekleyen bir siyasetçi olarak. Ben, iktidarın nasıl kazanıldığını, nasıl korunduğunu ve neden kaybedildiğini incelemiş bir gözlemciyim. İnsanların ne söylediklerinden çok neden öyle söylediklerini, yöneticilerin ne vaat ettiklerinden çok hangi şartlarda bu vaatleri yerine getirebildiklerini anlamaya çalışırım.
Sizin ülkenizde yaşasaydım, önce siyasetçilerin konuşmalarını değil, insanların yüzlerini incelerdim. Sokaklarınızı, pazarlarınızı, mahkemelerinizi, üniversitelerinizi ve kahvehanelerinizi gözlemlerdim. İnsanların neye öfkelendiğini, kime güvendiğini ve gelecekten neden korktuğunu anlamaya çalışırdım. Çünkü bir ülkenin gerçek anayasası yalnızca kâğıda yazılmış kanunlardan ibaret değildir. Gerçek anayasa, insanların iktidar karşısında ne yapabildiğinde, haksızlık karşısında ne kadar direnebildiğinde ve kendi hayatlarını belirleyen kararlara ne ölçüde katılabildiğinde saklıdır.
Ey yurttaşlar,
Benim gözümde Türkiye'nin siyasal geleceğini değerlendirmek için önce devlet ile iktidarı birbirinden ayırmanız gerekir. İktidar, belirli bir dönemde ülkeyi yöneten siyasi güçtür. Devlet ise hükümetler değişse de varlığını sürdürmesi gereken kurumlar, hukuk düzeni ve kamusal otoritedir.
Bir siyasi hareket kendi varlığını ülkenin geleceğiyle özdeşleştirmeye başladığında, kendisine yöneltilen eleştirileri ülkeye yöneltilmiş gibi görebilir. Oysa bir yönetimi eleştirmek devlete düşman olmak değildir. Tam tersine, devletin daha iyi işlemesini istemenin bir yolu olabilir. Bir devletin dayanıklılığı, yöneticiler değiştiğinde de kurumlarının çalışmaya devam edebilmesiyle ölçülür.
Bu nedenle yalnızca iyi yöneticiler aramayınız. İyi yönetimi mümkün kılan, kötü yönetimin zararlarını sınırlayan kurumlar da inşa ediniz. Hukuk, liyakat, hesap verebilirlik ve bağımsız denetim birer süs değildir. Devletin kişilerin geçici iradelerine bağımlı kalmasını önleyen temel araçlardır. Güçlü devlet, vatandaşına iyilik yapabilen değil, vatandaşını haklarını elde etmek için kişisel lütuflara muhtaç bırakmayan devlettir.
Bugünün Türkiye'sinde yaşasaydım, ekonomik koşullarla siyasi tercihler arasındaki ilişkiyi özellikle incelerdim. Çünkü hayat pahalılığından yakınan bir insanın mevcut iktidarı desteklemeyi sürdürmesi, dışarıdan bakıldığında çelişkili görünebilir. Oysa insanlar siyasi kararlarını yalnızca bugünkü kazançlarına göre vermezler. Kimliklerini, geçmişlerini, korkularını, beklentilerini ve alternatiflere duydukları güveni de hesaba katarlar.
Bir seçmen ekonomik durumundan memnun olmayabilir; fakat siyasi değişimin daha büyük belirsizlik yaratacağını düşünebilir. Bir başkası, mevcut yönetimin politikalarını desteklemese bile kendi değerlerini temsil ettiğine inanabilir. Bu nedenle siyasi tercihleri yalnızca ekonomik çıkarlarla açıklamak mümkün değildir.
Ancak yurttaşların görevi, siyasi anlatıları somut sonuçlarla karşılaştırmaktır. Gelirler, fiyatlar, istihdam, üretkenlik, yatırımlar, kamu harcamaları ve alım gücü incelenmelidir. Ekonomi yalnızca rakamlardan da ibaret değildir. İnsanların geleceklerini planlayabilmesi, emeklerinin karşılığını alması ve çocuklarının kendilerinden daha iyi yaşayacağına inanması da ekonomik başarının parçasıdır.
Benim hükmüm şudur: Ekonomik memnuniyetsizlik kendiliğinden siyasi değişim üretmez. Değişim, memnuniyetsizliğin güvenilir bir alternatife dönüşmesiyle mümkün olur.
Bu noktada muhalefetin sorumluluğu büyüktür. İktidarın hatalarını göstermek ile onun yerine geçebilecek bir düzen kurmak arasında büyük bir mesafe vardır. Muhalefet önce sorunları doğru teşhis etmeli, ardından bu sorunları çözebilecek kadrolara ve uygulanabilir politikalara sahip olduğunu göstermelidir. Son olarak toplumun farklı kesimlerinde güven oluşturmalıdır. Yalnızca öfkeyi büyütmek iktidara gelmek için yeterli değildir; yönetme kapasitesini kanıtlamak gerekir.
Bir toplumda farklı düşünceler ve çıkarlar bulunması doğaldır. Sorun, rekabetin varlığı değil, hangi sınırlar içinde yürütüldüğüdür. Siyasi rakip, farklı bir gelecek öneren yurttaş olarak mı görülmektedir, yoksa ülkenin varlığına yönelik bir tehdit olarak mı?
Korku, bir toplumu tehlikelere karşı uyarabilir. Millî gurur insanları ortak bir amaç etrafında birleştirebilir. Fakat korku sürekli beslenirse muhakemeyi daraltır; gurur eleştiriyi reddetmenin gerekçesine dönüşürse devletin hatalarını görmesini engeller.
Bir siyasetçi kutuplaşmadan kısa vadede yarar sağlayabilir. Ancak toplum bunun bedelini güven kaybıyla, ortak sorunları çözememekle ve birbirini dinleme yeteneğini yitirmekle öder.
Bir toplumun birliği herkesin aynı şeyi düşünmesiyle sağlanmaz. Farklı düşünen insanların ortak kurallara güvenebilmesiyle sağlanır. Bu nedenle bir siyasi hareketin demokratik niteliği yalnızca kazandığında ne yaptığıyla değil, kendisine karşı çıkanların haklarını koruyup korumadığıyla da anlaşılır.
Bugün dijital iletişim araçları siyasetin en önemli güçlerinden biridir. İnsanlar çoğu zaman kendi düşüncelerini doğrulayan bilgileri daha kolay kabul eder, güvendikleri kişilerin açıklamalarına daha fazla önem verirler. Böylece aynı toplumun üyeleri aynı olay hakkında birbirinden tamamen farklı kanaatlere sahip olabilir.
Bu nedenle haberlerin kaynağını, dayandığı kanıtları ve eksik bırakmış olabileceği noktaları değerlendirmek gerekir. Ne bir siyasi liderin sözünü sırf o söyledi diye kabul edin ne de karşıtınızın söylediği bir gerçeği sırf karşıtınız olduğu için reddedin. Şüphe aklın aracıdır; fakat her şeye eşit derecede şüphe duymak hakikate ulaşmayı kolaylaştırmaz.
Aynı ilke devlet kurumları için de geçerlidir. Mahkemeler hukuka göre karar verebilmeli, kamu kurumları kişisel sadakat yerine liyakatle yönetilmeli ve vatandaşlar devlet kararlarına karşı hukuki yollardan itiraz edebilmelidir. Çünkü insanlar haklarını korumak için kurallara değil, kişisel ilişkilere ihtiyaç duyduklarına inanmaya başladıklarında devletin kurumsal gücü zayıflar.
İyi bir yönetici önemlidir. Fakat bütün sistemin iyi bir yöneticiye bağımlı olması kırılganlık yaratır. Bir ülkenin gerçek gücü, her şeyin doğru gitmesini sağlayan bir lider bulmasında değil, yanlış gittiğinde kendisini düzeltebilen bir düzen kurmasındadır.
Ben Prens adlı eserimde fortuna ile virtù arasındaki ilişkiyi inceledim. Fortuna, insanın denetleyemediği koşulların ve talihin gücüdür. Virtù ise değişen şartlara karşı hazırlıklı olma ve doğru zamanda karar verebilme yeteneğidir.
Hiçbir ülke savaşları, küresel krizleri, enerji fiyatlarını veya teknolojik dönüşümleri bütünüyle kontrol edemez. Fakat bu gelişmelere ne kadar hazırlıklı olacağını belirleyebilir. Ekonomisini tek bir kaynağa bağımlı kılan, eğitimini geliştirmeyen ve kurumlarını kişilere bağımlı hâle getiren bir devlet, krizler karşısında daha kırılgan olur.
Her başarısızlığı yönetimin doğrudan hatası saymak da her sorunu dış koşullara bağlamak da yanlıştır. Asıl mesele, hangi risklerin önceden görülebileceğini ve hangi kararların farklı sonuçlar yaratabileceğini sorgulamaktır. Bir ülkenin gücü, bütün krizleri önleyebilmesinde değil, önleyemediği krizlerin zararlarını sınırlayabilmesinde de ortaya çıkar.
Ey Türk halkı,
Siyasal düzenin oluşumunda sizin de sorumluluğunuz vardır. Kendi tarafının yolsuzluğunu görmezden gelen, başkasının haksızlığını eleştirirken kendi grubunun hatalarına mazeret bulan bir toplumda adalet kültürü gelişemez. Bu, bütün sorumluluğu halka yüklemek değildir. İktidarı elinde tutanların sorumluluğu, sahip oldukları yetkiyle orantılı olarak daha büyüktür. Ancak yurttaşların sorumluluğu da ortadan kalkmaz.
Demokrasi yalnızca seçim günü kullanılan bir oy değildir. Bilgi edinme, eleştirme, örgütlenme, kamu kararlarını sorgulama ve farklı görüşlerin varlığını kabul etme alışkanlıklarıyla yaşar. Bir yurttaşın en önemli siyasi özgürlüğü, kendi desteklediği kişinin de yanlış yapabileceğini görebilmesidir. Bu özgürlüğü kendi ellerinizle terk etmeyiniz.
Eğer bana Türkiye'nin önündeki en önemli siyasi meseleyi tek bir soruda toplama görevi verseydiniz, şöyle derdim:
Türkiye, geleceğini kişilerin gücüne mi bağlayacak, yoksa kişilerin gücünü ortak kurallar içinde tutabilen bir düzen mi kuracak?
Bir liderin kararlı olması değerlidir; fakat kararlılık yanlışta ısrar etmek değildir. Hızlı karar alabilmek önemlidir; fakat hız denetimin ortadan kaldırılması anlamına gelmez. Ekonomik büyüme değerlidir; fakat bu büyümenin toplumun hangi kesimlerine nasıl yansıdığı da önemlidir. Devlet güçlü olmalıdır; fakat devletin gücü vatandaşlarının haklarını koruyabildiği ölçüde anlamlıdır.
Ben Türkiye'nin geleceğini bir kişinin yükselişinde veya düşüşünde aramazdım. İnsanların emeklerinin karşılığını alabildiği, kuralların öngörülebilir olduğu, kamu gücünün denetlendiği, farklılıkların düşmanlığa dönüşmediği ve siyasi değişimin devletin devamlılığını tehdit etmediği bir düzenin kurulup kurulamayacağına bakardım.
Size bir kurtarıcı vaat etmiyorum. Hatasız yöneticiler de vaat etmiyorum. Size, gücün sınırlandırılabildiği bir düzenin önemini hatırlatıyorum.
Sizi yönetenlerden yalnızca ne yapacaklarını değil, hangi yetkileri kullanmayacaklarını da açıklamalarını isteyin. Kendi tarafınızın hatalarını kabul edin. Başkasının haklarını kendi haklarınızın güvencesi olarak görün. Bir siyasi hareketin başarısını yalnızca ne kadar süre iktidarda kaldığıyla değil, geride nasıl bir devlet ve toplum bıraktığıyla ölçün.
Çünkü iktidar geçicidir. İnsanların hayatları ise iktidarların ömründen daha uzun sürer.
Bir milletin en büyük gücü, bütün sorunlarını çözecek kusursuz bir lider bulması değildir. Hiçbir liderin kusursuz olmasına ihtiyaç duymayacak bir siyasal düzen kurabilmesidir.
Benim günümüz Türkiye'sine vereceğim hüküm budur.
Teşekkür ederim.
