Arzu Kök - Şair ve Yazar
Köşe Yazarı
Arzu Kök - Şair ve Yazar
 

Düşünürler Türkiye Halkına Neler Söylerdi? -60-

ERZURUMLU İBRAHİM HAKKI Konuşuyor Erzurumlu İbrahim Hakkı, Osmanlı döneminin önemli âlim, mutasavvıf, şair ve müelliflerinden biridir. En çok Mârifetnâme adlı kapsamlı eseriyle tanınır. İbrahim Hakkı'nın düşüncesinin merkezinde “kendini bilmek” vardır. Ona göre insanın kendisini ve âlemi tanıması, nihayetinde Allah'ı tanımaya götüren bir yoldur. Bu nedenle insanı, evreni ve yaratılışı incelemeyi mânevî arayıştan ayrı görmez. Bakalım Erzurumlu İbrahim Hakkı günümüzde Türkiye’de yaşasaydı bizlere neler söylerdi: Aziz Türkiye halkı, kıymetli kardeşlerim, Bugün sizinle konuşurken karşımda yalnız bir millet değil; geçmişi büyük, yükü ağır, imkânları geniş, fakat gönlü zaman zaman yorulmuş bir toplum görüyorum. Sizin zamanınızda dünya çok küçülmüş. Uzak diyarlarda olanı birkaç saniyede öğreniyor, dünyanın öte ucundaki insanla konuşabiliyor, gökte uçan makinelerle şehirden şehre geçebiliyorsunuz. Lakin size bir sual soracağım: Dünya birbirine bu kadar yaklaşmışken, insan insana gerçekten yaklaşabildi mi? Elinizde haber çok, fakat hikmet ne kadar? Söz çok, fakat hakikat ne kadar? İletişim çok, fakat muhabbet ne kadar? Bilgi çok, fakat kendini bilmek ne kadar? Ey kardeşlerim, Sizin çağınızda insanın cebinde küçük bir cihaz var; fakat o cihazın içine koskoca bir dünya sığmış. Her gün binlerce söz gözünüzün önünden geçiyor. Herkes konuşuyor, herkes birbirini görüyor, herkes bir şey biliyor. Fakat dikkat ediniz: Her duyduğunuz doğru değildir. Her gördüğünüz gerçek değildir. Her çok konuşan haklı değildir. İnsan aklını başkasına teslim etmemelidir. Size ulaşan her haberi araştırınız. Her sözü hemen paylaşmayınız. Bir insan hakkında hüküm vermeden önce düşününüz. Çünkü dilin bir anda söylediğini, gönül bazen yıllarca taşıyamaz. Bugünün insanının en büyük imtihanlarından biri, belki de dikkatini korumaktır. Size sürekli bir şey satmak, bir şey göstermek, bir şey düşündürmek isteyen bir dünya içindesiniz. Size deniliyor ki: "Şunu alırsan mutlu olursun." "Şu kadar kazanırsan değerli olursun." "Şöyle görünürsen sevilirsin." "Başkaları seni beğenirse kıymetlisin." Bunların hiçbirinin peşinden körü körüne gitmeyiniz. Çünkü insanın kıymeti, sahip olduklarının toplamı değildir. İnsan, insan olduğu için kıymetlidir. Ey gençler, Sizi bilhassa dinlemek isterim. Çünkü sizin omuzlarınızda yalnız kendi hayatınızın değil, geleceğin de yükü var. Kimi iş bulamamanın, kimi geçinememenin, kimi sınavların, kimi ailesinin beklentilerinin, kimi geleceğin belirsizliğinin sıkıntısını taşıyor. Size "Hiç kaygılanmayın" demeyeceğim. Çünkü insanın derdi vardır. Lakin size şunu söyleyeceğim: Kaygınızın sizi yönetmesine izin vermeyiniz. Elinizden geleni yapınız. İlim öğreniniz. Bir meslek edinmek için gayret ediniz. Bedeninizi koruyunuz. Aklınızı geliştirmeye çalışınız. Fakat bütün hayatınızı yalnız başarıya bağlamayınız. Bir sınavda başarısız olmanız, sizin değersiz olduğunuz anlamına gelmez. Bir iş bulamamanız, hiçbir işe yaramadığınız anlamına gelmez. Bir başkasının sizden önce yükselmesi, sizin geride kaldığınız anlamına gelmez. Her insanın yolu başkasının yoluna benzemez. Kendi yolunuzu başkasının ölçüsüyle ölçmeyiniz. Ey anne babalar, Çocuklarınızı yalnız başarılı olmaya değil, iyi insan olmaya da hazırlayınız. Onlara sürekli "Ne kadar kazandın?" diye sormayınız. Bazen "Bugün kimin gönlünü aldın?" diye sorunuz. "Kaç puan aldın?" kadar, "Arkadaşına nasıl davrandın?" da önemli olsun. Çocuğunuz doktor, mühendis, öğretmen, sanatçı veya başka bir meslek sahibi olabilir. Fakat her şeyden önce vicdan sahibi bir insan olsun. Çünkü ilim ahlâksız olursa insanı yükseltmek yerine elindeki gücü büyütür. Ey ilim sahipleri, Bilgiye ulaşmanın kolaylaştığı bu çağda cehaletin şekli de değişmiştir. Eskiden insan bilmediği için yanılırdı. Şimdi insan bazen yanlış bildiğini doğru sandığı için yanılıyor. Bu yüzden yalnız bilgi toplamayınız. Bilginizi sınayınız. Kendinize şu soruyu sorunuz: "Ben bunu gerçekten biliyor muyum, yoksa yalnızca birçok defa mı gördüm?" Bir düşünceyi yalnız kendi tarafınız söylediği için doğru kabul etmeyiniz. Size karşı çıkan kişiyi de dinleyiniz. Çünkü bazen insan hakikati kendisini tasdik edenlerin arasında değil, kendisine itiraz edenlerin sözünde bulur. Ey millet, Birbirinizden bu kadar farklı düşünmeniz sizi düşman yapmasın. Aynı memlekette yaşayan insanların her konuda aynı düşünmesi gerekmez. Lakin farklı düşünmek ile birbirinin insanlığını inkâr etmek arasında büyük fark vardır. Siyaset değişir, partiler değişir, yöneticiler değişir, ekonomik şartlar değişir. Fakat komşuluk kalır, akrabalık kalır, insanlık kalır. Birbirinize öyle sözler söylemeyiniz ki yarın aynı sofraya oturamaz hâle gelesiniz. Bir fikre karşı çıkabilirsiniz; fakat insanı incitmeden de karşı çıkabilirsiniz. Ey memleketimin insanları, Maddi sıkıntılarınız olduğunu biliyorum. Geçim derdi insanın gönlünü daraltır. Bir evin kirasını düşünmek, çocuğunun geleceğini düşünmek, yaşlı anne babanın ihtiyaçlarını düşünmek kolay değildir. Bunları küçümsemeyiniz. Fakat fakirliği öven bir anlayışa da kapılmayınız. Çalışınız, üretiniz, hakkınızı arayınız, adalet isteyiniz, israf etmeyiniz. Kanaat ile tembelliği birbirine karıştırmayınız. Kanaat, elindekiyle hiçbir şey yapmamak değildir. Kanaat, elinden geleni yaptıktan sonra gönlünü yalnız mala bağlamamaktır. Ey şehirlerde yaşayanlar, Betonlarınız yükselmiş, fakat gökyüzünüz küçülmüş. Binalarınız çoğalmış, fakat bazen komşularınızdan haberiniz kalmamış. Çocuklarınız ekranları biliyor, fakat toprağı tanımıyor. Oysa insan yalnız makineden, binadan ve paradan ibaret değildir. Bir ağacın gölgesinde oturunuz. Bir çocuğun gözlerine bakınız. Yaşlı bir insanın hikâyesini dinleyiniz. Sessiz kalabileceğiniz bir vakit bulunuz. Çünkü insanın gönlü sürekli gürültüyle beslenemez. Bazen hakikati duymak için bütün sesleri susturmak gerekir. Ve ey Müslümanlar, Dininizi yalnız birbiriniz hakkında hüküm vermek için kullanmayınız. İbadetiniz sizi daha merhametli, daha dürüst, daha adil, daha sabırlı yapmıyorsa, kendinize dönüp yeniden düşününüz. Başkasının günahını saymak kolaydır. Kendi nefsinin kusurunu görmek zordur. Başkasının hatasını konuşmak kolaydır. Kendi hatasını kabul etmek zordur. O hâlde önce kendinize bakınız. Nefsini terbiye etmeyen insan, dünyayı düzeltmeye çalışırken kendi nefsinin esiri olabilir. Ey Türkiye'nin insanları, Sizin zamanınızda büyük nimetler var. Bilim var, tıp var, ulaşım var, iletişim var, üniversiteler var, kitaplara ulaşmak kolay, dünyanın bilgisine ulaşmak kolay. Bunların kıymetini bilin. Ben size geçmişe dönün demiyorum. Geçmişin hikmetini alıp geleceğin imkânlarıyla birleştirin diyorum. Bilimi küçümsemeyiniz. Aklı küçümsemeyiniz. Sual sormaktan korkmayınız. Lakin aklı yalnızca menfaatin hizmetine de vermeyiniz. Çünkü insanın "Nasıl?" sorusuna cevap vermesi başka, "Niçin?" sorusunu sorması başkadır. Teknoloji size daha hızlı gitmeyi öğretebilir. Fakat nereye gitmeniz gerektiğini tek başına söyleyemez. Para size daha çok şey satın alabilir. Fakat neyin gerçekten değerli olduğunu söyleyemez. Kalabalıklar sizi alkışlayabilir. Fakat vicdanınızın huzurunu satın alamaz. Bunun için insanın içinde bir ölçü bulunmalıdır. O ölçünün adı bazen vicdan, bazen hikmet, bazen ahlâk, bazen de marifettir. Ey aziz millet, Ben size kusursuz bir toplum vaat etmiyorum. Çünkü kusursuz toplum yoktur. Lakin daha adil, daha merhametli, daha bilgili, daha dürüst bir toplum olmak mümkündür. Bunun yolu da yalnız başkalarının değişmesini beklemek değildir. Her insan kendi payına düşeni yapmalıdır. Baba evinde, anne evinde, öğretmen sınıfta, esnaf dükkânında, memur görevinde, işçi işinde, öğrenci okulunda, yönetici makamında. Herkes bulunduğu yerde emanete sahip çıkmalıdır. Çünkü büyük değişimler bazen büyük sözlerle değil, küçük doğruluklarla başlar. Kasada fazla verilen parayı geri vermekle. Birinin hakkını yememekle. Bir yalanı paylaşmamakla. Bir yaşlıya yer vermekle. Bir çocuğu küçümsememekle. Bir çalışanı insan yerine koymakla. Bir hata yaptığında "Ben yanılmışım" diyebilmekle. Bunlar küçük görünür. Fakat toplum dediğiniz şey, işte bu küçük davranışların toplamıdır. Son olarak size şunu söyleyeyim: Dünyayı düzeltmek istiyorsanız önce gönlünüzdeki öfkeye bakınız. İnsanları değiştirmek istiyorsanız önce kendi dilinize bakınız. Geleceği değiştirmek istiyorsanız çocuklarınıza nasıl davrandığınıza bakınız. Memleketin düzelmesini istiyorsanız kendi işinizi nasıl yaptığınıza bakınız. Ve kendinizi tanımak istiyorsanız, başınıza gelen hadiselerde nefsinizin nasıl davrandığına bakınız. Çünkü insanın gerçek yüzü, yalnız rahat zamanında değil, sıkıntı zamanında ortaya çıkar. Öyleyse korkmayınız. Ama gaflete de düşmeyiniz. Çalışınız ama kibirlenmeyiniz, kazancınızı artırınız. Ama gönlünüzü mala esir etmeyiniz. Bilgi öğreniniz. Ama kendinizi her şeyi bilen sanmayınız. Hakkınızı arayınız. Ama başkasının hakkını çiğnemeyiniz. Düşününüz, sorgulayınız, merhamet ediniz, affetmeyi öğreniniz. Ve bütün bunların arasında kendinize zaman zaman şu soruyu sorunuz: "Ben nasıl bir insan oluyorum?" Çünkü insanın asıl meselesi, yalnız nasıl bir dünyada yaşayacağı değildir. Nasıl bir insan olarak o dünyanın içinde yaşayacağıdır. Rabbim bu millete akıl, hikmet, adalet, merhamet ve huzur nasip eylesin. Gönlünüz ilimle aydınlansın. Aklınız hakikati aramaktan yorulmasın. Kalbiniz insan sevgisinden mahrum kalmasın. Ve dünyayı imar ederken kendi içinizdeki âlemi harap etmeyiniz. Kendinizi biliniz, haddini biliniz, hakkı gözetiniz ve insana hizmeti ibadet biliniz. Selâmetle kalınız.
Ekleme Tarihi: 03 Ekim 2026 -Cumartesi

Düşünürler Türkiye Halkına Neler Söylerdi? -60-

ERZURUMLU İBRAHİM HAKKI Konuşuyor

Erzurumlu İbrahim Hakkı, Osmanlı döneminin önemli âlim, mutasavvıf, şair ve müelliflerinden biridir. En çok Mârifetnâme adlı kapsamlı eseriyle tanınır. İbrahim Hakkı'nın düşüncesinin merkezinde “kendini bilmek” vardır. Ona göre insanın kendisini ve âlemi tanıması, nihayetinde Allah'ı tanımaya götüren bir yoldur. Bu nedenle insanı, evreni ve yaratılışı incelemeyi mânevî arayıştan ayrı görmez. Bakalım Erzurumlu İbrahim Hakkı günümüzde Türkiye’de yaşasaydı bizlere neler söylerdi:

Aziz Türkiye halkı, kıymetli kardeşlerim,

Bugün sizinle konuşurken karşımda yalnız bir millet değil; geçmişi büyük, yükü ağır, imkânları geniş, fakat gönlü zaman zaman yorulmuş bir toplum görüyorum. Sizin zamanınızda dünya çok küçülmüş. Uzak diyarlarda olanı birkaç saniyede öğreniyor, dünyanın öte ucundaki insanla konuşabiliyor, gökte uçan makinelerle şehirden şehre geçebiliyorsunuz.

Lakin size bir sual soracağım: Dünya birbirine bu kadar yaklaşmışken, insan insana gerçekten yaklaşabildi mi? Elinizde haber çok, fakat hikmet ne kadar? Söz çok, fakat hakikat ne kadar? İletişim çok, fakat muhabbet ne kadar? Bilgi çok, fakat kendini bilmek ne kadar?

Ey kardeşlerim,

Sizin çağınızda insanın cebinde küçük bir cihaz var; fakat o cihazın içine koskoca bir dünya sığmış. Her gün binlerce söz gözünüzün önünden geçiyor. Herkes konuşuyor, herkes birbirini görüyor, herkes bir şey biliyor. Fakat dikkat ediniz: Her duyduğunuz doğru değildir. Her gördüğünüz gerçek değildir. Her çok konuşan haklı değildir.

İnsan aklını başkasına teslim etmemelidir. Size ulaşan her haberi araştırınız. Her sözü hemen paylaşmayınız. Bir insan hakkında hüküm vermeden önce düşününüz. Çünkü dilin bir anda söylediğini, gönül bazen yıllarca taşıyamaz.

Bugünün insanının en büyük imtihanlarından biri, belki de dikkatini korumaktır. Size sürekli bir şey satmak, bir şey göstermek, bir şey düşündürmek isteyen bir dünya içindesiniz. Size deniliyor ki: "Şunu alırsan mutlu olursun." "Şu kadar kazanırsan değerli olursun." "Şöyle görünürsen sevilirsin." "Başkaları seni beğenirse kıymetlisin." Bunların hiçbirinin peşinden körü körüne gitmeyiniz. Çünkü insanın kıymeti, sahip olduklarının toplamı değildir. İnsan, insan olduğu için kıymetlidir.

Ey gençler,

Sizi bilhassa dinlemek isterim. Çünkü sizin omuzlarınızda yalnız kendi hayatınızın değil, geleceğin de yükü var. Kimi iş bulamamanın, kimi geçinememenin, kimi sınavların, kimi ailesinin beklentilerinin, kimi geleceğin belirsizliğinin sıkıntısını taşıyor.

Size "Hiç kaygılanmayın" demeyeceğim. Çünkü insanın derdi vardır. Lakin size şunu söyleyeceğim: Kaygınızın sizi yönetmesine izin vermeyiniz. Elinizden geleni yapınız. İlim öğreniniz. Bir meslek edinmek için gayret ediniz. Bedeninizi koruyunuz. Aklınızı geliştirmeye çalışınız. Fakat bütün hayatınızı yalnız başarıya bağlamayınız.

Bir sınavda başarısız olmanız, sizin değersiz olduğunuz anlamına gelmez. Bir iş bulamamanız, hiçbir işe yaramadığınız anlamına gelmez. Bir başkasının sizden önce yükselmesi, sizin geride kaldığınız anlamına gelmez. Her insanın yolu başkasının yoluna benzemez. Kendi yolunuzu başkasının ölçüsüyle ölçmeyiniz.

Ey anne babalar,

Çocuklarınızı yalnız başarılı olmaya değil, iyi insan olmaya da hazırlayınız. Onlara sürekli "Ne kadar kazandın?" diye sormayınız. Bazen "Bugün kimin gönlünü aldın?" diye sorunuz.

"Kaç puan aldın?" kadar, "Arkadaşına nasıl davrandın?" da önemli olsun.

Çocuğunuz doktor, mühendis, öğretmen, sanatçı veya başka bir meslek sahibi olabilir. Fakat her şeyden önce vicdan sahibi bir insan olsun. Çünkü ilim ahlâksız olursa insanı yükseltmek yerine elindeki gücü büyütür.

Ey ilim sahipleri,

Bilgiye ulaşmanın kolaylaştığı bu çağda cehaletin şekli de değişmiştir. Eskiden insan bilmediği için yanılırdı. Şimdi insan bazen yanlış bildiğini doğru sandığı için yanılıyor. Bu yüzden yalnız bilgi toplamayınız. Bilginizi sınayınız.

Kendinize şu soruyu sorunuz: "Ben bunu gerçekten biliyor muyum, yoksa yalnızca birçok defa mı gördüm?"

Bir düşünceyi yalnız kendi tarafınız söylediği için doğru kabul etmeyiniz. Size karşı çıkan kişiyi de dinleyiniz. Çünkü bazen insan hakikati kendisini tasdik edenlerin arasında değil, kendisine itiraz edenlerin sözünde bulur.

Ey millet,

Birbirinizden bu kadar farklı düşünmeniz sizi düşman yapmasın. Aynı memlekette yaşayan insanların her konuda aynı düşünmesi gerekmez. Lakin farklı düşünmek ile birbirinin insanlığını inkâr etmek arasında büyük fark vardır. Siyaset değişir, partiler değişir, yöneticiler değişir, ekonomik şartlar değişir. Fakat komşuluk kalır, akrabalık kalır, insanlık kalır.

Birbirinize öyle sözler söylemeyiniz ki yarın aynı sofraya oturamaz hâle gelesiniz. Bir fikre karşı çıkabilirsiniz; fakat insanı incitmeden de karşı çıkabilirsiniz.

Ey memleketimin insanları,

Maddi sıkıntılarınız olduğunu biliyorum. Geçim derdi insanın gönlünü daraltır. Bir evin kirasını düşünmek, çocuğunun geleceğini düşünmek, yaşlı anne babanın ihtiyaçlarını düşünmek kolay değildir. Bunları küçümsemeyiniz. Fakat fakirliği öven bir anlayışa da kapılmayınız. Çalışınız, üretiniz, hakkınızı arayınız, adalet isteyiniz, israf etmeyiniz. Kanaat ile tembelliği birbirine karıştırmayınız. Kanaat, elindekiyle hiçbir şey yapmamak değildir. Kanaat, elinden geleni yaptıktan sonra gönlünü yalnız mala bağlamamaktır.

Ey şehirlerde yaşayanlar,

Betonlarınız yükselmiş, fakat gökyüzünüz küçülmüş. Binalarınız çoğalmış, fakat bazen komşularınızdan haberiniz kalmamış. Çocuklarınız ekranları biliyor, fakat toprağı tanımıyor. Oysa insan yalnız makineden, binadan ve paradan ibaret değildir.

Bir ağacın gölgesinde oturunuz. Bir çocuğun gözlerine bakınız. Yaşlı bir insanın hikâyesini dinleyiniz. Sessiz kalabileceğiniz bir vakit bulunuz. Çünkü insanın gönlü sürekli gürültüyle beslenemez. Bazen hakikati duymak için bütün sesleri susturmak gerekir.

Ve ey Müslümanlar,

Dininizi yalnız birbiriniz hakkında hüküm vermek için kullanmayınız. İbadetiniz sizi daha merhametli, daha dürüst, daha adil, daha sabırlı yapmıyorsa, kendinize dönüp yeniden düşününüz.

Başkasının günahını saymak kolaydır. Kendi nefsinin kusurunu görmek zordur. Başkasının hatasını konuşmak kolaydır. Kendi hatasını kabul etmek zordur. O hâlde önce kendinize bakınız. Nefsini terbiye etmeyen insan, dünyayı düzeltmeye çalışırken kendi nefsinin esiri olabilir.

Ey Türkiye'nin insanları,

Sizin zamanınızda büyük nimetler var. Bilim var, tıp var, ulaşım var, iletişim var, üniversiteler var, kitaplara ulaşmak kolay, dünyanın bilgisine ulaşmak kolay. Bunların kıymetini bilin. Ben size geçmişe dönün demiyorum.

Geçmişin hikmetini alıp geleceğin imkânlarıyla birleştirin diyorum. Bilimi küçümsemeyiniz. Aklı küçümsemeyiniz. Sual sormaktan korkmayınız. Lakin aklı yalnızca menfaatin hizmetine de vermeyiniz. Çünkü insanın "Nasıl?" sorusuna cevap vermesi başka, "Niçin?" sorusunu sorması başkadır. Teknoloji size daha hızlı gitmeyi öğretebilir. Fakat nereye gitmeniz gerektiğini tek başına söyleyemez.

Para size daha çok şey satın alabilir. Fakat neyin gerçekten değerli olduğunu söyleyemez. Kalabalıklar sizi alkışlayabilir. Fakat vicdanınızın huzurunu satın alamaz. Bunun için insanın içinde bir ölçü bulunmalıdır. O ölçünün adı bazen vicdan, bazen hikmet, bazen ahlâk, bazen de marifettir.

Ey aziz millet,

Ben size kusursuz bir toplum vaat etmiyorum. Çünkü kusursuz toplum yoktur. Lakin daha adil, daha merhametli, daha bilgili, daha dürüst bir toplum olmak mümkündür. Bunun yolu da yalnız başkalarının değişmesini beklemek değildir.

Her insan kendi payına düşeni yapmalıdır. Baba evinde, anne evinde, öğretmen sınıfta, esnaf dükkânında, memur görevinde, işçi işinde, öğrenci okulunda, yönetici makamında. Herkes bulunduğu yerde emanete sahip çıkmalıdır. Çünkü büyük değişimler bazen büyük sözlerle değil, küçük doğruluklarla başlar.

Kasada fazla verilen parayı geri vermekle. Birinin hakkını yememekle. Bir yalanı paylaşmamakla. Bir yaşlıya yer vermekle. Bir çocuğu küçümsememekle. Bir çalışanı insan yerine koymakla. Bir hata yaptığında "Ben yanılmışım" diyebilmekle. Bunlar küçük görünür. Fakat toplum dediğiniz şey, işte bu küçük davranışların toplamıdır.

Son olarak size şunu söyleyeyim: Dünyayı düzeltmek istiyorsanız önce gönlünüzdeki öfkeye bakınız. İnsanları değiştirmek istiyorsanız önce kendi dilinize bakınız. Geleceği değiştirmek istiyorsanız çocuklarınıza nasıl davrandığınıza bakınız. Memleketin düzelmesini istiyorsanız kendi işinizi nasıl yaptığınıza bakınız. Ve kendinizi tanımak istiyorsanız, başınıza gelen hadiselerde nefsinizin nasıl davrandığına bakınız. Çünkü insanın gerçek yüzü, yalnız rahat zamanında değil, sıkıntı zamanında ortaya çıkar. Öyleyse korkmayınız. Ama gaflete de düşmeyiniz.

Çalışınız ama kibirlenmeyiniz, kazancınızı artırınız. Ama gönlünüzü mala esir etmeyiniz. Bilgi öğreniniz. Ama kendinizi her şeyi bilen sanmayınız. Hakkınızı arayınız. Ama başkasının hakkını çiğnemeyiniz. Düşününüz, sorgulayınız, merhamet ediniz, affetmeyi öğreniniz. Ve bütün bunların arasında kendinize zaman zaman şu soruyu sorunuz: "Ben nasıl bir insan oluyorum?" Çünkü insanın asıl meselesi, yalnız nasıl bir dünyada yaşayacağı değildir. Nasıl bir insan olarak o dünyanın içinde yaşayacağıdır.

Rabbim bu millete akıl, hikmet, adalet, merhamet ve huzur nasip eylesin. Gönlünüz ilimle aydınlansın. Aklınız hakikati aramaktan yorulmasın. Kalbiniz insan sevgisinden mahrum kalmasın. Ve dünyayı imar ederken kendi içinizdeki âlemi harap etmeyiniz.

Kendinizi biliniz, haddini biliniz, hakkı gözetiniz ve insana hizmeti ibadet biliniz.

Selâmetle kalınız.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.