JOHN LOCKE Konuşuyor
John Locke (1632–1704), İngiliz filozof, hekim ve siyaset düşünürüdür. Modern felsefenin ve özellikle deneyciliğin (empirizm) en önemli isimlerinden biri kabul edilir. Siyaset felsefesinde ise doğal haklar, toplumsal sözleşme, halkın rızası ve hoşgörü düşünceleriyle modern liberal siyasal düşüncenin gelişiminde büyük rol oynamıştır. Bakalım John Locke günümüzde Türkiye’de yaşasaydı bizlere neler söylerdi:
Sevgili Türkiye halkı,
Bugün aranızda bulunuyor olmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. Ben John Locke. Bugün sizlerin karşısında, yüzyıllar önce yaşamış bir filozof olarak değil, insanın özgürlüğü ve toplumun nasıl daha adil yönetilebileceği üzerine düşünmüş bir insan olarak bulunuyorum. Fakat insanın temel meselelerinin zamanla bütünüyle değişmediğine inanıyorum.
Aradan geçen yüzyıllar boyunca dünyanız çok değişti. Teknoloji gelişti, şehirler büyüdü, devletlerin gücü arttı, insanların birbirleriyle iletişim kurma biçimleri değişti. Fakat insan değişmedi.
İnsan hâlâ özgür olmak istiyor. İnsan hâlâ güven içinde yaşamak, emeğinin karşılığını almak, düşüncesini ifade edebilmek ve kendi hayatı üzerinde söz sahibi olmak ister. İnsan hâlâ adalet arıyor.
Bu nedenle size bugün yalnızca bir filozof olarak değil, insanın özgürlüğü üzerine düşünmüş bir insan olarak konuşmak istiyorum. Öncelikle şunu söylemeliyim: Hiçbir insan doğuştan başka bir insanın efendisi değildir.
İnsanlar dünyaya birbirlerinin kölesi veya hükümdarı olarak gelmezler. İnsanların doğuştan sahip oldukları bazı haklar vardır. Yaşam hakkı, özgürlük hakkı ve kendi emeği üzerinde hak sahibi olma bunların en önemlilerindendir. Bir devletin görevi bu hakları yok etmek değil, korumaktır.
Devlet güçlü olabilir. Ordusu olabilir, mahkemeleri olabilir, kanunları olabilir. Fakat bütün bu güçlerin meşruiyetinin temelinde insanın hakkı vardır. Devlet, insan için vardır; insan devlet için var değildir. Türkiye'nin geleceği hakkında düşünürken bu ilkeyi aklınızdan çıkarmamanızı isterim. Bir yönetimin gerçek gücü yalnızca sahip olduğu otoriteden gelmez. İnsanların rızasından gelir. Bir ülkenin vatandaşları yöneticilerini eleştirebilmeli, yanlış gördükleri politikaları tartışabilmeli ve farklı düşünceleri savunabilmelidir.
Burada çok önemli bir noktaya geliyoruz: Hoşgörü.
Bir toplumda herkes aynı düşünüyorsa, o toplum mutlaka huzurlu demek değildir. Bazen insanlar korktukları için susarlar. Gerçek toplumsal huzur, insanların farklı düşüncelere sahip olmasına rağmen birbirlerinin haklarına saygı gösterebilmesidir. Sizden farklı düşünen insanı hemen düşman ilan etmeyin. Bir insanın sizinle aynı dine, aynı siyasi görüşe, aynı dünya anlayışına veya aynı yaşam biçimine sahip olmaması, onun temel haklarını ortadan kaldırmaz.
Özgürlüğün gerçek sınavı, sizinle aynı fikirde olan insanlara ne kadar özgürlük tanıdığınız değildir. Sizinle aynı fikirde olmayanlara da özgürlük tanıyıp tanımadığınızdır. Elbette özgürlük sınırsız bir başkasına zarar verme hakkı değildir. Benim özgürlüğüm, başka bir insanın yaşamını, özgürlüğünü veya mülkiyetini ortadan kaldırma yetkisi vermez.
Bu nedenle özgür bir toplumun iki temel unsuru vardır: Özgürlük ve hukuk.
Hukuk yoksa güçlü olan zayıfı ezebilir. Özgürlük yoksa devlet bireyi ezebilir. İyi bir siyasal düzen ise hem bireyi hem toplumu koruyacak bir denge kurmalıdır.
Şimdi mülkiyet hakkında da birkaç söz söylemek isterim. İnsan yalnızca düşüncelerine değil, emeğine de sahiptir. Bir insan çalışır, üretir ve ortaya bir değer çıkarırsa, emeğinin karşılığını alabilmesi temel özgürlüğünün bir parçasıdır. Fakat mülkiyet hakkı da başkalarının haklarını yok sayacak şekilde anlaşılmamalıdır. Toplum, insanların güven içinde çalışabilecekleri, yatırım yapabilecekleri, üretebilecekleri ve geleceklerini planlayabilecekleri bir hukuk düzenine ihtiyaç duyar.
Ekonomik özgürlük, yalnızca zenginlerin özgürlüğü değildir. Küçük bir dükkân sahibinin, çiftçinin, işçinin, zanaatkârın, girişimcinin ve kendi emeğiyle hayatını kurmaya çalışan herkesin güven içinde çalışabilmesidir. Bir ülkede insanlar emeklerinin yarın ellerinden alınacağından korkuyorsa, orada yalnızca ekonomik değil, siyasal bir güvensizlik de vardır.
Sevgili Türkiye halkı,
Size bir başka önemli şey daha söylemek istiyorum: İktidarın sınırlandırılması, devleti zayıflatmak anlamına gelmez. Tam tersine, kurallarla sınırlandırılmış bir devlet daha güvenilir bir devlettir.
Yöneticilerin iyi insanlar olacağına güvenmek yeterli değildir. Çünkü iyi insanlar da hata yapabilir. Bugün iyi bir yöneticinin sahip olduğu sınırsız yetki, yarın kötü bir yöneticinin eline geçebilir. Bu yüzden özgür toplumlar kişilere değil, ilkelere ve kurumlara güvenmelidir.
Adalet kişiye göre değişmemelidir. Kanun, makam sahibine başka; sıradan vatandaşa başka uygulanmamalıdır. Devletin görevlisi de vatandaş gibi hukuk karşısında sorumluluk taşımalıdır. Ve unutmayınız: Bir toplumun özgürlüğü yalnızca seçim sandığının varlığıyla ölçülmez.
İnsanların düşüncelerini söyleyebilmesi, örgütlenebilmesi, inançlarını yaşayabilmesi, mülklerini güven içinde koruyabilmesi, adil bir mahkemeye ulaşabilmesi ve yöneticilerinin kararlarını eleştirebilmesi de özgürlüğün parçalarıdır.
Demokrasi yalnızca çoğunluğun yönetimi değildir. Çoğunluğun da azınlığın temel haklarına saygı göstermesi gerekir. Çünkü bugün çoğunlukta olan yarın azınlıkta olabilir. Bugün sizin hakkınızı koruyan özgürlük ilkesi, yarın sizinle aynı düşünmeyen insanların hakkını da koruyacaktır. Bu nedenle özgürlüğü yalnızca kendiniz için istemeyin. Herkes için isteyin.
Hoşgörüyü yalnızca size hoşgörü gösterildiğinde göstermeyin. Size karşı çıkan insan için de gösterin. Hukukun üstünlüğünü yalnızca rakipleriniz için değil, kendiniz ve desteklediğiniz insanlar için de savunun. İşte o zaman özgürlük bir slogan olmaktan çıkar ve toplumun temel düzeni hâline gelir.
Geleceğinizi; özgür vatandaşların, adil kanunların, güçlü kurumların, açık tartışmanın ve insanların birbirlerinin haklarına duyduğu saygının üzerine kurun. Çünkü özgür bir toplumun en büyük gücü, yöneticilerinin ne kadar güçlü olduğu değil, vatandaşlarının haklarının ne kadar güvence altında olduğudur.
Ey Türkiye Halkı,
Eğitime özel bir önem vermek istiyorum. Çünkü özgür vatandaş yalnızca oy kullanan vatandaş değildir. Özgür vatandaş, neden oy kullandığını düşünebilen vatandaştır. Sorular sorabilen, kanıt arayabilen, farklı görüşleri okuyabilen ve gerektiğinde kendi fikrini değiştirebilen insandır.
Çocuklarınıza yalnızca sınav kazanmayı öğretmeyin. Onlara düşünmeyi öğretin. Bir iddia duyduklarında "Bunu kim söylüyor?" diye sorsunlar. "Kanıtı nedir?" diye sorsunlar. "Kendisiyle aynı fikirde olmayan kişi ne söylüyor?" diye sorsunlar. Çünkü özgür bir toplumun en güçlü savunması, özgürce düşünebilen vatandaşlardır.
Ve üniversiteler yalnızca meslek kazandıran kurumlar değildir. Onlar aynı zamanda fikirlerin tartışıldığı yerlerdir. Bir düşüncenin yanlış olduğunu düşünüyorsanız, onu yasaklamaktan önce ona karşı daha güçlü bir düşünce ortaya koymayı öğrenmelisiniz. Bir fikri susturmak, onu çürütmek değildir.
Ey Türkiye halkı,
Ben size kusursuz bir toplum vaat etmiyorum. Böyle bir toplumun mümkün olduğunu da söylemiyorum. İnsanlar hata yapacaktır. Yöneticiler hata yapacaktır. Kurumlar hata yapacaktır. Fikirler çatışacaktır. Fakat özgür toplumun farkı şudur: Hataları düzeltme imkânını kendi içinde taşır.
İnsanların konuşabildiği yerde fikirler değişebilir. İnsanların eleştirebildiği yerde iktidar denetlenebilir. Hukukun üstün olduğu yerde haksızlıkla mücadele edilebilir. Ve insanların temel hakları korunduğu sürece toplum, kendi geleceğini kendi elleriyle şekillendirebilir.
Son olarak size şunu söylemek isterim: Özgürlük size bir hükümdar tarafından bahşedilmiş bir lütuf değildir. İnsanın insan olmasından kaynaklanan bir değerdir.
Devletin görevi bu özgürlüğü korumaktır. Vatandaşın görevi ise yalnızca kendi özgürlüğünü değil, başkasının özgürlüğünü de savunmaktır. Eğer Türkiye'de insanlar birbirlerinden farklı düşünebildikleri hâlde birbirlerine saygı gösterebiliyorlarsa, eğer yöneticiler hukukla sınırlandırılıyorsa, eğer vatandaşlar haklarını korkmadan savunabiliyorsa ve eğer hiçbir makam kanunun üzerinde değilse, o zaman özgür bir toplumun temelleri sağlam demektir.
Özgürlüğünüzü koruyun. Başkasının özgürlüğüne saygı gösterin. Hukukun üstünlüğünü savunun. Ve hiçbir insanın, yalnızca elinde güç bulunduğu için, başka bir insan üzerinde sınırsız bir hakka sahip olduğuna inanmayın. Çünkü insanlar özgür doğar. Ve özgürlüğün korunması, özgür insanların ortak sorumluluğudur.
Teşekkür ederim.
