Arzu Kök - Şair ve Yazar
Köşe Yazarı
Arzu Kök - Şair ve Yazar
 

Düşünürler Türkiye Halkına Neler Söylerdi? -56-

ABDÜLKADİR GEYLÂNÎ Konuşuyor Abdülkadir Geylânî, İslam tarihinde önemli bir âlim, mutasavvıf ve vaizdir. Gavsü’l-Azam, Kutbu’r-Rabbanî olarak kabul görmüştür. Geylanî için “Aşk ile doğdu, kemâl ile yaşadı ve kemâl-i aşk ile öldü” diyerek tarih düşürülmüştür ki, ebced hesabına göre “aşk” 470, “kemal” 91, “kemal-i aşk” ise 561’e tekabül etmektedir. Buna göre Geylânî 470’de doğmuş 91 senelik bir ömürden sonra 561 tarihinde vefat etmiştir. Bakalım Abdülkadir Geylânîgünümüzde Türkiye’de yaşasaydı bizlere neler söylerdi: Ey Türkiye halkı! Sizlere bugün eski zamanların dilinden değil, sizin zamanınızın içinden konuşuyorum. Sizin çağınızda insanın elinde haber çok, fakat huzur azdır. Söz çok, fakat hakikat azdır. İnsanlar birbirine daha kolay ulaşmakta, fakat birbirini daha az anlamaktadır. Bir insan dünyanın öbür ucundaki kişiyi birkaç saniyede görebiliyor; fakat aynı evde yaşadığı insanın gönlünden habersiz kalabiliyor. Telefonlarınız akıllandı, fakat kalplerinizin akıbetini sordunuz mu? Dünyayı avucunuza sığdırdınız. Peki, nefsinizi avucunuza sığdırabildiniz mi? Ey kardeşlerim, Bugün sizin zamanınızda yeni bir put vardır. Taştan değildir. Altından değildir. İnsanların önünde kurulmuş bir heykel değildir. Onun adı bazen gösteriş, bazen şöhret, bazen beğeni, bazen takipçi, bazen para, bazen de başkalarından üstün görünme arzusudur. İnsanlar artık yalnızca sahip olduklarını değil, sahip olduklarının başkaları tarafından görülmesini de istemektedir. Bir iyilik yapıyor, fotoğrafını çekiyor. Bir sofraya oturuyor, paylaşım yapıyor. Bir yere gidiyor, herkese gösteriyor. Bir başarı kazanıyor, alkış bekliyor. Sonra da kendi kendine soruyor: “Beni kaç kişi gördü?” Ben size başka bir soru soruyorum: “Sizi Allah görürken, insanların görmesine neden bu kadar muhtaçsınız?” Ey gençler! Sizin yükünüz ağırdır. Size sürekli başarılı olmanız söyleniyor. Daha çok kazanmanız, daha güzel görünmeniz, daha iyi bir eve sahip olmanız, daha iyi bir araba kullanmanız, daha çok takip edilmeniz, daha çok tanınmanız isteniyor. Fakat size kimse yeterince şunu söylemiyor: İyi bir insan ol. Mesleğin ne olursa olsun, insanlığını kaybetme. Çok kazanırsan şükret. Az kazanırsan kendini değersiz görme. Bir makam elde edersen kibirlenme. Makam elde edemezsen kin tutma. Çünkü insanın gerçek makamı, insanların önündeki sandalye değil; Allah katındaki hâlidir. Ey anne ve babalar! Çocuklarınızı yalnızca sınavlara hazırlamayın. Onları hayata hazırlayın. Çocuğunuz üniversite kazansın diye dua ediyorsunuz; peki vicdanını kaybetmemesi için ne öğretiyorsunuz? İyi bir meslek sahibi olsun istiyorsunuz; peki iyi bir insan olması için ne yapıyorsunuz? Ona matematik öğretiyorsunuz, yabancı dil öğretiyorsunuz, teknoloji öğretiyorsunuz. Bunların hepsi güzeldir. Fakat çocuğunuza “Kimsenin hakkını yeme” demeyi unutmayın. “Yalan söyleme” demeyi unutmayın. “Güçsüzü ezme” demeyi unutmayın. “İnsanları küçümseme” demeyi unutmayın. Çünkü bir milletin geleceği yalnızca okullarında değil, çocuklarının karakterinde yazılır. Ey yönetenler! Bu söz yalnızca halka değildir. Makama sahip olanlara da söylenmiştir. Bir insanın eline yetki geçtiğinde, onun imtihanı başlar. Çünkü makam insanın karakterini değiştirmez; çoğu zaman karakterini ortaya çıkarır. İnsanların hakkını gözetiniz., liyakati gözetiniz, emaneti gözetiniz, devlet malını kendi malınız gibi koruyunuz, size yakın olanla size uzak olan arasında adaleti değiştirmeyiniz… Çünkü adalet, sevdiğine başka, sevmediğine başka uygulanırsa adalet olmaktan çıkar. Bir ülkede insanlar, “Benim tanıdığım var mı?” “Beni kim korur?” “Benim arkamda kim durur?” diye düşünmeye başlıyorsa, orada yalnızca insanların değil, adalet duygusunun da incindiğini biliniz. Ey zenginler! Bugünün Türkiye'sinde nice insan vardır ki ay sonunu nasıl getireceğini düşünmektedir. Nice anne, çocuğunun ihtiyacını karşılayamadığı için geceleri üzülmektedir. Nice genç, yıllarca eğitim gördüğü hâlde geleceğini görememektedir. Böyle bir zamanda servet sahibi olmak başlı başına suç değildir. Fakat servetin içinde fakirin hakkını unutmak büyük bir gaflettir. Sofranız geniş olabilir. Eviniz büyük olabilir. Aracınız pahalı olabilir. Fakat komşunuz açken kalbiniz rahat uyuyorsa, sahip olduğunuz şeylerin çokluğuyla övünmeyin. Çünkü zenginlik, yalnızca ne kadar biriktirdiğinizle değil ne kadarını paylaşabildiğinizle ölçülür. Ey esnaf! Terazide hile yapma. Fiyatı yükseltirken insanların çaresizliğinden faydalanma. Ey işveren! İşçinin emeğini küçümseme. Onun alın teriyle büyüyen şirketin, onun hakkını vermeden bereket bulacağını sanma. Ey işçi! Sana emanet edilen işi savsaklama. Çünkü başkasının hakkını yemek yalnızca parayla olmaz; emeğin karşılığını vermemek de kul hakkıdır, emaneti kötüye kullanmak da. Ey siyasetle meşgul olanlar! Siyaseti dininiz hâline getirmeyin. Bir insanı sevmeniz, onun her yaptığını doğru yapmaz. Bir insanı sevmemeniz de onun her yaptığını yanlış yapmaz. Hakikati şahıslara göre değiştirmeyin. Bugün desteklediğiniz kişi yarın hata yapabilir. Bugün karşı çıktığınız kişi yarın doğru bir söz söyleyebilir. Müminin ölçüsü kişi değil, hakikattir. Siz ise birbirinizi siyasi görüşünüzden dolayı düşman ilan etmeye başladınız. Aynı mahallede yaşayan insanlar birbirine şüpheyle bakıyor. Aynı sofrada oturanlar birbirinin sözünü dinlemiyor. Bir insanın kim olduğunu anlamadan, hangi görüşe oy verdiğini öğrenip ona göre hüküm veriyorsunuz. Bu hâlinizi düzeltin. Çünkü sizin asıl düşmanınız, sizinle aynı düşünmeyen insan değildir. Asıl düşmanınız, nefsinizdir. Ey sosyal medyada öfkesini dağıtanlar! Her gördüğünü paylaşma. Her duyduğuna inanma. Her öfkelendiğini yazma. Bir insan hakkında bilmeden konuşma. Çünkü eskiden bir söz ağızdan çıkar, birkaç kişiye ulaşırdı. Şimdi bir söz saniyeler içinde milyonlara ulaşabiliyor. Diliniz küçücük olabilir; fakat taşıdığı günah çok büyük olabilir. Bir insanın namusuna, şerefine, ailesine, onuruna dokunmadan önce bin kere düşünün. Çünkü ekranın diğer tarafında bir “hesap” değil, bir insan vardır. Ey Türkiye halkı! Depremler gördünüz. Evlerini, yakınlarını, şehirlerini kaybeden insanları gördünüz. O günlerde birbirinize sarıldınız. Kamyonlarla yardım gönderdiniz. Çadır taşıdınız, yemek dağıttınız. Tanımadığınız insanların yarasına merhem olmaya çalıştınız. İşte size söylüyorum: Felaket günlerinde ortaya çıkan o merhameti, normal günlerinize de taşıyın. Birbirinize yardım etmek için deprem beklemeyin. Komşunuzun kapısını çalmak için felaket beklemeyin. Yetimin elini tutmak için büyük bir kampanya beklemeyin. Bir yaşlının ihtiyacını görmek için sosyal medyada paylaşılmasını beklemeyin. İyilik sessiz de yapılabilir. Hatta bazı iyiliklerin en güzeli, kimsenin bilmediğidir. Ey kardeşlerim! Göçmen meselesinde de yoksulluk meselesinde de şehirlerin değişmesinde de farklı kültürlerin bir arada yaşamasında da ölçünüzü kaybetmeyin. Mazluma merhamet edin. Fakat adaleti de unutmayın. Kendi insanınızın hakkını gözetin. Fakat başka bir insanın insanlığını da inkâr etmeyin. Öfkeniz sizi zulme götürmesin. Çünkü zulüm, kime yapılırsa yapılsın zulümdür. Ve nihayet ey Türkiye halkı: Bu ülkenin en büyük meselesi yalnızca ekonomi değildir, yalnızca siyaset değildir, yalnızca eğitim değildir, yalnızca teknoloji değildir. Bunların hepsi önemlidir. Fakat bunların üzerinde bir mesele daha vardır: İnsan meselesi. İnsan düzelmeden toplum düzelmez. Kalp düzelmeden davranış düzelmez. Ahlâk düzelmeden kurumlar düzelmez. Vicdan düzelmeden adalet güçlenmez. Bu yüzden değişim bekliyorsanız, yalnızca Ankara'ya, İstanbul'a, Meclis'e, belediyeye, okula, patrona, gazeteye veya başkasına bakmayın. Önce kendinize bakın. Bugün bir insanın hakkını yediniz mi? Özür dilemeniz gereken biri var mı? Anne babanızın gönlünü aldınız mı? Çocuğunuzla gerçekten konuştunuz mu? Komşunuzun hâlini sordunuz mu? Kazancınızda haram var mı? Kalbinizde kin var mı? Başkasının başarısını kıskanıyor musunuz? Kimsenin bilmediği bir günahı sürdürüp sonra insanların karşısında iyi görünmeye çalışıyor musunuz? İşte hesap burada başlar. Türkiye'yi değiştirmek isteyen insan, önce kendi evinde adaleti kurmalıdır. Kendi dilini temizlemelidir. Kendi kazancını temizlemelidir. Kendi kalbini temizlemelidir. Çünkü unutmayın: Bir ülke, yalnızca sınırlarıyla değil; insanlarının ahlâkıyla güçlüdür. Camileriniz çok olabilir, okullarınız çok olabilir, yollarınız geniş olabilir, binalarınız yüksek olabilir, teknolojiniz gelişmiş olabilir… Fakat insanınızın kalbi küçülürse, bütün bunların altında ezilirsiniz. Öyleyse ey Türkiye halkı! Daha çok birbirinizi dinleyin. Daha az birbirinizi aşağılayın. Daha çok adalet isteyin. Daha az tarafgirlik yapın. Daha çok çalışın. Daha az gösteriş yapın. Daha çok paylaşın. Daha az biriktirin. Daha çok okuyun. Daha çok düşünün. Daha çok dua edin. Ve duanızın gereğini yapın. Allah'tan adalet isterken kendiniz zalim olmayın. Allah'tan rızık isterken başkasının rızkına göz dikmeyin. Allah'tan merhamet isterken merhametsiz olmayın. Allah'tan güzel bir gelecek isterken bugünün emaneti olan çocukları ihmal etmeyin. Ey Türkiye! Senin ihtiyacın yalnızca güçlü insanlara değil, güvenilir insanlara ihtiyacın var. Yalnızca zengin insanlara değil, cömert insanlara ihtiyacın var. Yalnızca bilgili insanlara değil, hikmet sahibi insanlara ihtiyacın var. Yalnızca cesur insanlara değil, adalet karşısında da cesur olabilen insanlara ihtiyacın var. Ve en çok da birbirinin yarasına tuz basmak yerine merhem olabilen insanlara ihtiyacın var. Kalplerinizi birbirinize kapatmayın. Dünyayı elinizde taşıyın ama dünyayı kalbinize koymayın. Siyaset konuşun ama kardeşliğinizi kaybetmeyin. Para kazanın ama vicdanınızı satmayın. Teknolojiyi kullanın ama nefsinizin esiri olmayın. Haklarınızı arayın ama başkasının hakkını çiğnemeyin. Ve her sabah kendinize şu soruyu sorun: “Bugün bu dünyaya nasıl bir iyilik bırakacağım?” Çünkü insanın arkasında bıraktığı en büyük miras malı değil, insanların gönlünde bıraktığı izdir. Allah Türkiye'nin evlerine huzur, sofralarına bereket, gençlerine umut, çocuklarına güven, şehirlerine emniyet, yönetenlerine adalet, zenginlerine merhamet, fakirlerine kolaylık, âlimlerine hikmet ve bütün insanlarına kardeşlik nasip etsin. Kalplerimizi gösterişten temizlesin. Dillerimizi yalandan korusun. Ellerimizi zulümden uzak tutsun. Kazancımızı helal, niyetimizi samimi, ahlâkımızı güzel eylesin. Ve bize şu sırrı unutturmasın: Türkiye'nin kaderi yalnızca yönetenlerin elinde değildir. Her evde, her dükkânda, her okulda, her iş yerinde, her sokakta, her insanın kalbinde yeniden yazılmaktadır. Öyleyse önce kendimizi düzeltelim. Sonra ailemizi. Sonra mahallemizi. Sonra toplumumuzu. Ve Rabbimizden yardım isteyelim. Çünkü kalpler değişirse, evler değişir. Evler değişirse, şehirler değişir. Şehirler değişirse, memleket değişir. Selâm olsun adaleti isteyenlere. Selâm olsun kul hakkından korkanlara. Selâm olsun nefsine karşı mücadele edenlere. Selâm olsun farklı olana rağmen kardeşliğini koruyanlara. Selâm olsun gösteriş yerine samimiyeti seçenlere. Ve selâm olsun, bu güzel ülkenin iyiliği için önce kendi kalbinden başlamaya razı olanlara. Ve selâm olsun Türkiye’nin güzel insanlarına.
Ekleme Tarihi: 05 Eylül 2026 -Cumartesi

Düşünürler Türkiye Halkına Neler Söylerdi? -56-

ABDÜLKADİR GEYLÂNÎ Konuşuyor

Abdülkadir Geylânî, İslam tarihinde önemli bir âlim, mutasavvıf ve vaizdir. Gavsü’l-Azam, Kutbu’r-Rabbanî olarak kabul görmüştür. Geylanî için “Aşk ile doğdu, kemâl ile yaşadı ve kemâl-i aşk ile öldü” diyerek tarih düşürülmüştür ki, ebced hesabına göre “aşk” 470, “kemal” 91, “kemal-i aşk” ise 561’e tekabül etmektedir. Buna göre Geylânî 470’de doğmuş 91 senelik bir ömürden sonra 561 tarihinde vefat etmiştir. Bakalım Abdülkadir Geylânîgünümüzde Türkiye’de yaşasaydı bizlere neler söylerdi:

Ey Türkiye halkı!

Sizlere bugün eski zamanların dilinden değil, sizin zamanınızın içinden konuşuyorum.

Sizin çağınızda insanın elinde haber çok, fakat huzur azdır. Söz çok, fakat hakikat azdır. İnsanlar birbirine daha kolay ulaşmakta, fakat birbirini daha az anlamaktadır.

Bir insan dünyanın öbür ucundaki kişiyi birkaç saniyede görebiliyor; fakat aynı evde yaşadığı insanın gönlünden habersiz kalabiliyor. Telefonlarınız akıllandı, fakat kalplerinizin akıbetini sordunuz mu? Dünyayı avucunuza sığdırdınız. Peki, nefsinizi avucunuza sığdırabildiniz mi?

Ey kardeşlerim,

Bugün sizin zamanınızda yeni bir put vardır. Taştan değildir. Altından değildir. İnsanların önünde kurulmuş bir heykel değildir. Onun adı bazen gösteriş, bazen şöhret, bazen beğeni, bazen takipçi, bazen para, bazen de başkalarından üstün görünme arzusudur.

İnsanlar artık yalnızca sahip olduklarını değil, sahip olduklarının başkaları tarafından görülmesini de istemektedir. Bir iyilik yapıyor, fotoğrafını çekiyor. Bir sofraya oturuyor, paylaşım yapıyor. Bir yere gidiyor, herkese gösteriyor. Bir başarı kazanıyor, alkış bekliyor. Sonra da kendi kendine soruyor: “Beni kaç kişi gördü?”

Ben size başka bir soru soruyorum: “Sizi Allah görürken, insanların görmesine neden bu kadar muhtaçsınız?”

Ey gençler!

Sizin yükünüz ağırdır. Size sürekli başarılı olmanız söyleniyor. Daha çok kazanmanız, daha güzel görünmeniz, daha iyi bir eve sahip olmanız, daha iyi bir araba kullanmanız, daha çok takip edilmeniz, daha çok tanınmanız isteniyor.

Fakat size kimse yeterince şunu söylemiyor: İyi bir insan ol. Mesleğin ne olursa olsun, insanlığını kaybetme. Çok kazanırsan şükret. Az kazanırsan kendini değersiz görme. Bir makam elde edersen kibirlenme. Makam elde edemezsen kin tutma. Çünkü insanın gerçek makamı, insanların önündeki sandalye değil; Allah katındaki hâlidir.

Ey anne ve babalar!

Çocuklarınızı yalnızca sınavlara hazırlamayın. Onları hayata hazırlayın. Çocuğunuz üniversite kazansın diye dua ediyorsunuz; peki vicdanını kaybetmemesi için ne öğretiyorsunuz? İyi bir meslek sahibi olsun istiyorsunuz; peki iyi bir insan olması için ne yapıyorsunuz? Ona matematik öğretiyorsunuz, yabancı dil öğretiyorsunuz, teknoloji öğretiyorsunuz. Bunların hepsi güzeldir.

Fakat çocuğunuza “Kimsenin hakkını yeme” demeyi unutmayın. “Yalan söyleme” demeyi unutmayın. “Güçsüzü ezme” demeyi unutmayın. “İnsanları küçümseme” demeyi unutmayın. Çünkü bir milletin geleceği yalnızca okullarında değil, çocuklarının karakterinde yazılır.

Ey yönetenler!

Bu söz yalnızca halka değildir. Makama sahip olanlara da söylenmiştir. Bir insanın eline yetki geçtiğinde, onun imtihanı başlar. Çünkü makam insanın karakterini değiştirmez; çoğu zaman karakterini ortaya çıkarır.

İnsanların hakkını gözetiniz., liyakati gözetiniz, emaneti gözetiniz, devlet malını kendi malınız gibi koruyunuz, size yakın olanla size uzak olan arasında adaleti değiştirmeyiniz… Çünkü adalet, sevdiğine başka, sevmediğine başka uygulanırsa adalet olmaktan çıkar.

Bir ülkede insanlar,

“Benim tanıdığım var mı?”

“Beni kim korur?”

“Benim arkamda kim durur?” diye düşünmeye başlıyorsa, orada yalnızca insanların değil, adalet duygusunun da incindiğini biliniz.

Ey zenginler!

Bugünün Türkiye'sinde nice insan vardır ki ay sonunu nasıl getireceğini düşünmektedir. Nice anne, çocuğunun ihtiyacını karşılayamadığı için geceleri üzülmektedir. Nice genç, yıllarca eğitim gördüğü hâlde geleceğini görememektedir. Böyle bir zamanda servet sahibi olmak başlı başına suç değildir. Fakat servetin içinde fakirin hakkını unutmak büyük bir gaflettir.

Sofranız geniş olabilir. Eviniz büyük olabilir. Aracınız pahalı olabilir. Fakat komşunuz açken kalbiniz rahat uyuyorsa, sahip olduğunuz şeylerin çokluğuyla övünmeyin. Çünkü zenginlik, yalnızca ne kadar biriktirdiğinizle değil ne kadarını paylaşabildiğinizle ölçülür.

Ey esnaf!

Terazide hile yapma. Fiyatı yükseltirken insanların çaresizliğinden faydalanma.

Ey işveren!

İşçinin emeğini küçümseme. Onun alın teriyle büyüyen şirketin, onun hakkını vermeden bereket bulacağını sanma.

Ey işçi!

Sana emanet edilen işi savsaklama. Çünkü başkasının hakkını yemek yalnızca parayla olmaz; emeğin karşılığını vermemek de kul hakkıdır, emaneti kötüye kullanmak da.

Ey siyasetle meşgul olanlar!

Siyaseti dininiz hâline getirmeyin. Bir insanı sevmeniz, onun her yaptığını doğru yapmaz. Bir insanı sevmemeniz de onun her yaptığını yanlış yapmaz. Hakikati şahıslara göre değiştirmeyin. Bugün desteklediğiniz kişi yarın hata yapabilir. Bugün karşı çıktığınız kişi yarın doğru bir söz söyleyebilir.

Müminin ölçüsü kişi değil, hakikattir. Siz ise birbirinizi siyasi görüşünüzden dolayı düşman ilan etmeye başladınız. Aynı mahallede yaşayan insanlar birbirine şüpheyle bakıyor. Aynı sofrada oturanlar birbirinin sözünü dinlemiyor. Bir insanın kim olduğunu anlamadan, hangi görüşe oy verdiğini öğrenip ona göre hüküm veriyorsunuz. Bu hâlinizi düzeltin. Çünkü sizin asıl düşmanınız, sizinle aynı düşünmeyen insan değildir.

Asıl düşmanınız, nefsinizdir.

Ey sosyal medyada öfkesini dağıtanlar!

Her gördüğünü paylaşma. Her duyduğuna inanma. Her öfkelendiğini yazma. Bir insan hakkında bilmeden konuşma. Çünkü eskiden bir söz ağızdan çıkar, birkaç kişiye ulaşırdı. Şimdi bir söz saniyeler içinde milyonlara ulaşabiliyor.

Diliniz küçücük olabilir; fakat taşıdığı günah çok büyük olabilir. Bir insanın namusuna, şerefine, ailesine, onuruna dokunmadan önce bin kere düşünün. Çünkü ekranın diğer tarafında bir “hesap” değil, bir insan vardır.

Ey Türkiye halkı!

Depremler gördünüz. Evlerini, yakınlarını, şehirlerini kaybeden insanları gördünüz. O günlerde birbirinize sarıldınız. Kamyonlarla yardım gönderdiniz. Çadır taşıdınız, yemek dağıttınız. Tanımadığınız insanların yarasına merhem olmaya çalıştınız.

İşte size söylüyorum: Felaket günlerinde ortaya çıkan o merhameti, normal günlerinize de taşıyın. Birbirinize yardım etmek için deprem beklemeyin. Komşunuzun kapısını çalmak için felaket beklemeyin. Yetimin elini tutmak için büyük bir kampanya beklemeyin. Bir yaşlının ihtiyacını görmek için sosyal medyada paylaşılmasını beklemeyin.

İyilik sessiz de yapılabilir. Hatta bazı iyiliklerin en güzeli, kimsenin bilmediğidir.

Ey kardeşlerim!

Göçmen meselesinde de yoksulluk meselesinde de şehirlerin değişmesinde de farklı kültürlerin bir arada yaşamasında da ölçünüzü kaybetmeyin.

Mazluma merhamet edin. Fakat adaleti de unutmayın.

Kendi insanınızın hakkını gözetin. Fakat başka bir insanın insanlığını da inkâr etmeyin.

Öfkeniz sizi zulme götürmesin. Çünkü zulüm, kime yapılırsa yapılsın zulümdür.

Ve nihayet ey Türkiye halkı:

Bu ülkenin en büyük meselesi yalnızca ekonomi değildir, yalnızca siyaset değildir, yalnızca eğitim değildir, yalnızca teknoloji değildir. Bunların hepsi önemlidir. Fakat bunların üzerinde bir mesele daha vardır: İnsan meselesi.

İnsan düzelmeden toplum düzelmez. Kalp düzelmeden davranış düzelmez. Ahlâk düzelmeden kurumlar düzelmez. Vicdan düzelmeden adalet güçlenmez. Bu yüzden değişim bekliyorsanız, yalnızca Ankara'ya, İstanbul'a, Meclis'e, belediyeye, okula, patrona, gazeteye veya başkasına bakmayın. Önce kendinize bakın.

Bugün bir insanın hakkını yediniz mi? Özür dilemeniz gereken biri var mı? Anne babanızın gönlünü aldınız mı? Çocuğunuzla gerçekten konuştunuz mu? Komşunuzun hâlini sordunuz mu? Kazancınızda haram var mı? Kalbinizde kin var mı? Başkasının başarısını kıskanıyor musunuz? Kimsenin bilmediği bir günahı sürdürüp sonra insanların karşısında iyi görünmeye çalışıyor musunuz? İşte hesap burada başlar.

Türkiye'yi değiştirmek isteyen insan, önce kendi evinde adaleti kurmalıdır. Kendi dilini temizlemelidir. Kendi kazancını temizlemelidir. Kendi kalbini temizlemelidir.

Çünkü unutmayın: Bir ülke, yalnızca sınırlarıyla değil; insanlarının ahlâkıyla güçlüdür.

Camileriniz çok olabilir, okullarınız çok olabilir, yollarınız geniş olabilir, binalarınız yüksek olabilir, teknolojiniz gelişmiş olabilir… Fakat insanınızın kalbi küçülürse, bütün bunların altında ezilirsiniz.

Öyleyse ey Türkiye halkı!

Daha çok birbirinizi dinleyin. Daha az birbirinizi aşağılayın. Daha çok adalet isteyin. Daha az tarafgirlik yapın. Daha çok çalışın. Daha az gösteriş yapın. Daha çok paylaşın. Daha az biriktirin. Daha çok okuyun. Daha çok düşünün. Daha çok dua edin. Ve duanızın gereğini yapın.

Allah'tan adalet isterken kendiniz zalim olmayın. Allah'tan rızık isterken başkasının rızkına göz dikmeyin. Allah'tan merhamet isterken merhametsiz olmayın. Allah'tan güzel bir gelecek isterken bugünün emaneti olan çocukları ihmal etmeyin.

Ey Türkiye!

Senin ihtiyacın yalnızca güçlü insanlara değil, güvenilir insanlara ihtiyacın var. Yalnızca zengin insanlara değil, cömert insanlara ihtiyacın var. Yalnızca bilgili insanlara değil, hikmet sahibi insanlara ihtiyacın var. Yalnızca cesur insanlara değil, adalet karşısında da cesur olabilen insanlara ihtiyacın var. Ve en çok da birbirinin yarasına tuz basmak yerine merhem olabilen insanlara ihtiyacın var.

Kalplerinizi birbirinize kapatmayın. Dünyayı elinizde taşıyın ama dünyayı kalbinize koymayın. Siyaset konuşun ama kardeşliğinizi kaybetmeyin. Para kazanın ama vicdanınızı satmayın. Teknolojiyi kullanın ama nefsinizin esiri olmayın. Haklarınızı arayın ama başkasının hakkını çiğnemeyin. Ve her sabah kendinize şu soruyu sorun: “Bugün bu dünyaya nasıl bir iyilik bırakacağım?” Çünkü insanın arkasında bıraktığı en büyük miras malı değil, insanların gönlünde bıraktığı izdir.

Allah Türkiye'nin evlerine huzur, sofralarına bereket, gençlerine umut, çocuklarına güven, şehirlerine emniyet, yönetenlerine adalet, zenginlerine merhamet, fakirlerine kolaylık, âlimlerine hikmet ve bütün insanlarına kardeşlik nasip etsin.

Kalplerimizi gösterişten temizlesin. Dillerimizi yalandan korusun. Ellerimizi zulümden uzak tutsun. Kazancımızı helal, niyetimizi samimi, ahlâkımızı güzel eylesin.

Ve bize şu sırrı unutturmasın: Türkiye'nin kaderi yalnızca yönetenlerin elinde değildir. Her evde, her dükkânda, her okulda, her iş yerinde, her sokakta, her insanın kalbinde yeniden yazılmaktadır. Öyleyse önce kendimizi düzeltelim. Sonra ailemizi. Sonra mahallemizi. Sonra toplumumuzu. Ve Rabbimizden yardım isteyelim. Çünkü kalpler değişirse, evler değişir. Evler değişirse, şehirler değişir. Şehirler değişirse, memleket değişir.

Selâm olsun adaleti isteyenlere.

Selâm olsun kul hakkından korkanlara.

Selâm olsun nefsine karşı mücadele edenlere.

Selâm olsun farklı olana rağmen kardeşliğini koruyanlara.

Selâm olsun gösteriş yerine samimiyeti seçenlere.

Ve selâm olsun, bu güzel ülkenin iyiliği için önce kendi kalbinden başlamaya razı olanlara.

Ve selâm olsun Türkiye’nin güzel insanlarına.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.