Arzu Kök - Şair ve Yazar
Köşe Yazarı
Arzu Kök - Şair ve Yazar
 

Düşünürler Türkiye Halkına Neler Söylerdi? -46-

ŞEYH BEDREDDİN Konuşuyor Şeyh Bedreddin, 14. ve 15. yüzyıllarda yaşamış bir Osmanlı âlimi, mutasavvıf, hukukçu ve siyasi-dini hareketin önderidir. Osmanlı tarihinin en tartışmalı ve en çok yorumlanan şahsiyetlerinden biridir. Bakalım Şeyh Bedreddin günümüzde Türkiye’de yaşasaydı bizlere neler söylerdi: Ey bu çağın insanları, Asırlar öncesinden sizlere sesleniyorum. Benim adımı duymuş olabilirsiniz; kimi beni bir âlim, kimi bir asi, kimi bir mutasavvıf, kimi de bir hayalperest olarak anar. Oysa isimler gelip geçer. Mühim olan, insanın hakikate dair söylediği sözün zaman karşısında ayakta kalabilmesidir. Ben bugün sizlere geçmişin yükünü taşımak için değil, geleceğin yolunu aramak için sesleniyorum. İnsanlık büyük değişimlerin içinden geçmektedir. Şehirleriniz büyümüş, yollarınız uzamış, denizlerin altından ve göklerin üzerinden haberleşmeyi öğrenmişsiniz. Benim çağımda aylar süren yolculuklar bugün saatler içinde tamamlanıyor. Bilgi, yıldırım hızında bir yerden başka bir yere ulaşıyor. Lakin kendinize şu soruyu sorunuz: İnsan kalbi de aynı ölçüde büyüdü mü? Bilginiz arttı; peki hikmetiniz arttı mı? Servetiniz çoğaldı; peki adaletiniz çoğaldı mı? Gücünüz büyüdü; peki merhametiniz büyüdü mü? İşte insanlığın gerçek sınavı burada başlamaktadır. Benim nazarımda bütün varlık bir bütündür. İnsan, kendisini diğer insanlardan ayrı gördüğü ölçüde hakikatten uzaklaşır. Çünkü yaratılmış olan her şey aynı varlığın tecellisidir. Irklar, diller, mezhepler, milletler ve sınırlar insanların kurduğu düzenlerin parçalarıdır; fakat insanın özü bunların ötesindedir. Bir ağacın dalları birbirine düşman olabilir mi? Bir bedenin organları birbirini yok etmeye çalışabilir mi? Eğer çalışırsa o beden hasta olur. İnsanlık da böyledir. Bugün dünyanızda insanlar birbirlerine yabancılaşmış görünmektedir. Bir ülkede bolluk taşarken başka bir ülkede çocuklar aç yatmaktadır. Bir tarafta milyonlarca insan israf içinde yaşarken diğer tarafta milyonlarca insan temel ihtiyaçlarından mahrum bırakılmaktadır. Bu düzenin adil olduğunu kim söyleyebilir? Adalet, yalnızca mahkeme salonlarında dağıtılan bir hüküm değildir. Adalet, bir toplumun ekmeğinin nasıl bölüşüldüğüdür. Adalet, bir çocuğun geleceğe hangi umutla baktığıdır. Adalet, insanın emeğinin karşılığını alabilmesidir. Bir toplumda zenginlik büyürken yoksulluk da büyüyorsa orada bir eksiklik vardır. Bir toplumda binalar yükselirken insanlar yalnızlaşıyorsa orada bir eksiklik vardır. Bir toplumda teknoloji ilerlerken vicdan geriliyorsa orada bir eksiklik vardır. Ben sizlere fakirliği övmeyi değil, paylaşmayı öğütlüyorum. Çünkü paylaşmak eksilmek değildir. İnsanlar çoğu zaman sahip oldukları şeylerin onları güçlü kıldığını düşünürler. Oysa gerçek güç sahip olduklarını başkalarıyla paylaşabilme cesaretidir. Bir lokma ekmeği bölüşen iki insan, birbirine karşı duvar örmüş iki zenginden daha kuvvetlidir. Bir toplumun geleceği yalnızca hazinelerinde değil, dayanışma ruhunda saklıdır. Bugün sizlere bir başka meseleden de söz etmek isterim: Korkudan. Çağınızın insanı korkularla kuşatılmıştır. İşini kaybetmekten korkar, yalnız kalmaktan korkar, fikirlerini söylemekten korkar, yarınından korkar, kendisinden farklı olanlardan korkar… Korku büyüdükçe de insan küçülür. Hâlbuki hakikat korkunun karşısında durabilenlerin yoludur. Benim hayatım boyunca savunduğum şeylerden biri şuydu: İnsan, hakikati ararken makamın, servetin ve iktidarın gölgesine sığınmamalıdır. Hakikat bazen yalnız bırakır. Hakikat bazen bedel ister. Fakat insan hakikatten vazgeçtiğinde kendisinden vazgeçmiş olur. Bugün sizlere şunu söylemek isterim: Düşünen insanlardan korkmayınız. Soru soran insanlardan korkmayınız. Farklı düşünen insanlardan korkmayınız. Çünkü düşüncenin sustuğu yerde yalnızca itaat kalır; hakikat değil. Hakikat ancak özgür vicdanların arayışıyla ortaya çıkar. Bir başka hastalık da kibirdir. İnsanlar birbirlerine üstünlük taslamayı severler. Kimi servetiyle övünür, kimi makamıyla, kimi bilgisiyle, kimi inancıyla, kimi de mensup olduğu toplulukla… Fakat unutmayınız: Topraktan gelen insan yine toprağa dönecektir. Toprak, üzerine düşen bedenlere isim sormaz. Mezarlar zenginle fakiri ayırmaz. Ölümün eşitlediği insanları yaşamda ayırmaya çalışanlar büyük bir yanılgı içindedir. Benim gözümde insanın değeri sahip olduklarında değil, başkalarına faydasında gizlidir. Bir insanın bilgisi insanlığa hizmet etmiyorsa eksiktir. Bir insanın serveti paylaşılmıyorsa eksiktir. Bir insanın inancı merhamet üretmiyorsa eksiktir. Çünkü merhamet olmadan ne din kalır ne ahlak. Ey insanlar, Tabiat hakkında da konuşmalıyım. Sizler dağları yarıyor, nehirlerin yönünü değiştiriyor, ormanları kesiyor, denizleri kirletiyorsunuz. Sonra da dünyanın neden hasta olduğunu soruyorsunuz. İnsan kendisini tabiatın efendisi sandığı için bu yanılgıya düşmektedir. Oysa insan tabiatın sahibi değil, emanetçisidir. Bir ağacı keserken geleceğin gölgesini de kesersiniz. Bir nehri kirletirken kendi suyunuzu da kirletirsiniz. Yeryüzü insanın malı değildir. İnsan yeryüzünün misafiridir. Misafir olduğu evi yakan kimse bilge sayılamaz. Bu yüzden tabiatla savaşmayı değil, onunla uyum içinde yaşamayı öğrenmelisiniz. Ey gençler, Sizler yalnızca bugünün değil, yarının sahiplerisiniz. Sakın size öğretilen her şeyi sorgulamadan kabul etmeyiniz. Fakat sırf karşı çıkmak için de karşı çıkmayınız. Akıl ile vicdanı birlikte kullanınız. Akıl yol gösterir. Vicdan yön verir. Biri olmadan diğeri eksik kalır. Bilgi peşinde koşunuz. Fakat bilginin sizi kibirli yapmasına izin vermeyiniz. Başarı arayınız. Fakat başarının sizi başkalarının acılarına kör etmesine izin vermeyiniz. Özgürlük isteyiniz. Fakat özgürlüğünüzü başkalarının haysiyetini çiğnemek için kullanmayınız. Ve ey yönetenler, Size de birkaç sözüm vardır. Yönetmek hükmetmek değildir. Yönetmek emanet taşımaktır. İktidar geçicidir. Bugün elinizde olan güç yarın başkasının eline geçebilir. Fakat adaletle verilen kararlar insanların hafızasında yaşamaya devam eder. Bir hükümdarın büyüklüğü saraylarının yüksekliğinde değil, halkının huzurundadır. Bir devletin gücü silahlarının çokluğunda değil, vatandaşlarının ona duyduğu güvendedir. Halkından korkan yönetim güçlü değildir. Halkına güven veren yönetim güçlüdür. Ey din adına konuşanlar, Dini iktidarın merdiveni yapmayınız. Çünkü din insanı yükseltmek için vardır. Başkasını ezmek için değil. Allah'ın adını çok anmak insanı iyi yapmaz. İnsanı iyi yapan şey adaletidir, merhametidir. Kul hakkına gösterdiği hassasiyettir. Açın hâlini görmeyen bir insanın uzun duaları göğe ne kadar yükselir, bunu vicdanınıza sorunuz. Ey zenginler, Servetinizi düşmanım olarak görmüyorum. Lakin servetin kölesi olursanız hem kendinizi hem toplumu fakirleştirirsiniz. Bir mahallede bir çocuk aç yatarken öteki mahallede sofralar çöpe gidiyorsa orada bir bozukluk vardır. Bu bozukluk yalnız ekonominin değil vicdanın da bozukluğudur. Ey Türkler, Ey Kürtler, Ey Aleviler, Ey Sünniler, Ey bu memleketin bütün evlatları, Birbirinizi düşman bellemenizden kim kazanç elde ediyor, bunu düşününüz. Aynı pazarda alışveriş yapıyorsunuz. Aynı hastanelerde sıra bekliyorsunuz. Aynı depremlerde enkaz altında kalıyorsunuz. Aynı mezarlıklarda yatıyorsunuz. Madem acılarınız ortak, neden geleceğiniz ortak olmasın? Benim gördüğüm hakikat şudur: İnsanlar birbirine yaklaştıkça güçlenir. Birbirinden uzaklaştıkça zayıflar. Bugün sizin en büyük ihtiyacınız yeni bir düşman değil, yeni bir kardeşliktir. Yeni bir kavga değil, yeni bir adalettir. Yeni bir üstünlük yarışı değil, yeni bir dayanışmadır. Ey Anadolu, Sen nice savaşlar gördün. Nice hükümdarlar gördün. Nice bayraklar gördün. Fakat seni ayakta tutan şey ne kılıç oldu ne saray. Seni ayakta tutan şey halkın dayanışması oldu. Köylünün emeği oldu, işçinin alın teri oldu, öğretmenin bilgisi oldu, annenin duası oldu… Bunları unutursan kendini unutursun. Ve son olarak size şunu söylemek isterim: Bir ülkeyi kurtaracak şey, adalet fikrine inanan insanların çoğalmasıdır. Çünkü adalet varsa huzur gelir. Huzur varsa güven gelir. Güven varsa bereket gelir. Bereket varsa gelecek gelir. Ey insanlar, Ben sizlere kusursuz bir dünya vaat etmiyorum. Çünkü insanın bulunduğu yerde eksiklik de olacaktır. Fakat daha adil bir dünya mümkündür. Daha merhametli bir dünya mümkündür. Daha özgür bir dünya mümkündür. Bu dünyanın yolu ise birbirinizi düşman görmekten değil, birbirinizi anlamaya çalışmaktan geçer. Her insanın içinde bir âlem vardır. Bir insanı anlamak bazen bir kitabı anlamaktan daha zordur. Fakat insanı anlamaya çalışmak, hakikate yaklaşmanın yollarından biridir. Benim sözümün özü şudur: İnsan insana emanettir. Komşu komşuya emanettir. Toplum fertlerine emanettir. Yeryüzü insanlığa emanettir. Emaneti koruyanlar geleceği kurarlar. Emaneti tüketenler ise yalnızca yıkıntılar bırakırlar. Gelin, korkunun yerine güveni koyalım. Nefretin yerine merhameti. Açgözlülüğün yerine paylaşmayı. Kibrin yerine tevazuyu. Ayrılığın yerine birliği. Çünkü insanlığın kurtuluşu birbirini ezmekte değil, birbirini yükseltmektedir. Ve unutmayınız: Hakikat tek bir insanın mülkü değildir. Adalet tek bir sınıfın hakkı değildir. Yeryüzü tek bir topluluğun malı değildir. Hepimiz aynı yolun yolcularıyız. Bugün varız, yarın yokuz. Geriye bıraktığımız şey ise servetimizden çok, birbirimize nasıl davrandığımız olacaktır. Bunun için yaşayın. Bunun için çalışın. Bunun için mücadele edin. Ve her daim insanı insan olduğu için sevin. Selam olsun adalet arayanlara. Selam olsun hakikatin peşinden yürüyenlere. Selam olsun insanlığı birbirinden ayıran duvarlar yerine köprüler kuranlara. Yolunuz açık, vicdanınız diri, gönlünüz bir olsun.
Ekleme Tarihi: 27 Haziran 2026 -Cumartesi

Düşünürler Türkiye Halkına Neler Söylerdi? -46-

ŞEYH BEDREDDİN Konuşuyor

Şeyh Bedreddin, 14. ve 15. yüzyıllarda yaşamış bir Osmanlı âlimi, mutasavvıf, hukukçu ve siyasi-dini hareketin önderidir. Osmanlı tarihinin en tartışmalı ve en çok yorumlanan şahsiyetlerinden biridir. Bakalım Şeyh Bedreddin günümüzde Türkiye’de yaşasaydı bizlere neler söylerdi:

Ey bu çağın insanları,

Asırlar öncesinden sizlere sesleniyorum. Benim adımı duymuş olabilirsiniz; kimi beni bir âlim, kimi bir asi, kimi bir mutasavvıf, kimi de bir hayalperest olarak anar. Oysa isimler gelip geçer. Mühim olan, insanın hakikate dair söylediği sözün zaman karşısında ayakta kalabilmesidir.

Ben bugün sizlere geçmişin yükünü taşımak için değil, geleceğin yolunu aramak için sesleniyorum.

İnsanlık büyük değişimlerin içinden geçmektedir. Şehirleriniz büyümüş, yollarınız uzamış, denizlerin altından ve göklerin üzerinden haberleşmeyi öğrenmişsiniz. Benim çağımda aylar süren yolculuklar bugün saatler içinde tamamlanıyor. Bilgi, yıldırım hızında bir yerden başka bir yere ulaşıyor.

Lakin kendinize şu soruyu sorunuz: İnsan kalbi de aynı ölçüde büyüdü mü?

Bilginiz arttı; peki hikmetiniz arttı mı?

Servetiniz çoğaldı; peki adaletiniz çoğaldı mı?

Gücünüz büyüdü; peki merhametiniz büyüdü mü?

İşte insanlığın gerçek sınavı burada başlamaktadır.

Benim nazarımda bütün varlık bir bütündür. İnsan, kendisini diğer insanlardan ayrı gördüğü ölçüde hakikatten uzaklaşır. Çünkü yaratılmış olan her şey aynı varlığın tecellisidir. Irklar, diller, mezhepler, milletler ve sınırlar insanların kurduğu düzenlerin parçalarıdır; fakat insanın özü bunların ötesindedir.

Bir ağacın dalları birbirine düşman olabilir mi?

Bir bedenin organları birbirini yok etmeye çalışabilir mi?

Eğer çalışırsa o beden hasta olur. İnsanlık da böyledir.

Bugün dünyanızda insanlar birbirlerine yabancılaşmış görünmektedir. Bir ülkede bolluk taşarken başka bir ülkede çocuklar aç yatmaktadır. Bir tarafta milyonlarca insan israf içinde yaşarken diğer tarafta milyonlarca insan temel ihtiyaçlarından mahrum bırakılmaktadır.

Bu düzenin adil olduğunu kim söyleyebilir?

Adalet, yalnızca mahkeme salonlarında dağıtılan bir hüküm değildir. Adalet, bir toplumun ekmeğinin nasıl bölüşüldüğüdür. Adalet, bir çocuğun geleceğe hangi umutla baktığıdır. Adalet, insanın emeğinin karşılığını alabilmesidir.

Bir toplumda zenginlik büyürken yoksulluk da büyüyorsa orada bir eksiklik vardır.

Bir toplumda binalar yükselirken insanlar yalnızlaşıyorsa orada bir eksiklik vardır.

Bir toplumda teknoloji ilerlerken vicdan geriliyorsa orada bir eksiklik vardır.

Ben sizlere fakirliği övmeyi değil, paylaşmayı öğütlüyorum. Çünkü paylaşmak eksilmek değildir.

İnsanlar çoğu zaman sahip oldukları şeylerin onları güçlü kıldığını düşünürler. Oysa gerçek güç sahip olduklarını başkalarıyla paylaşabilme cesaretidir.

Bir lokma ekmeği bölüşen iki insan, birbirine karşı duvar örmüş iki zenginden daha kuvvetlidir.

Bir toplumun geleceği yalnızca hazinelerinde değil, dayanışma ruhunda saklıdır.

Bugün sizlere bir başka meseleden de söz etmek isterim: Korkudan.

Çağınızın insanı korkularla kuşatılmıştır.

İşini kaybetmekten korkar, yalnız kalmaktan korkar, fikirlerini söylemekten korkar, yarınından korkar, kendisinden farklı olanlardan korkar…

Korku büyüdükçe de insan küçülür. Hâlbuki hakikat korkunun karşısında durabilenlerin yoludur.

Benim hayatım boyunca savunduğum şeylerden biri şuydu: İnsan, hakikati ararken makamın, servetin ve iktidarın gölgesine sığınmamalıdır.

Hakikat bazen yalnız bırakır. Hakikat bazen bedel ister. Fakat insan hakikatten vazgeçtiğinde kendisinden vazgeçmiş olur.

Bugün sizlere şunu söylemek isterim: Düşünen insanlardan korkmayınız.

Soru soran insanlardan korkmayınız. Farklı düşünen insanlardan korkmayınız. Çünkü düşüncenin sustuğu yerde yalnızca itaat kalır; hakikat değil. Hakikat ancak özgür vicdanların arayışıyla ortaya çıkar.

Bir başka hastalık da kibirdir.

İnsanlar birbirlerine üstünlük taslamayı severler. Kimi servetiyle övünür, kimi makamıyla, kimi bilgisiyle, kimi inancıyla, kimi de mensup olduğu toplulukla…

Fakat unutmayınız: Topraktan gelen insan yine toprağa dönecektir.

Toprak, üzerine düşen bedenlere isim sormaz. Mezarlar zenginle fakiri ayırmaz.

Ölümün eşitlediği insanları yaşamda ayırmaya çalışanlar büyük bir yanılgı içindedir.

Benim gözümde insanın değeri sahip olduklarında değil, başkalarına faydasında gizlidir.

Bir insanın bilgisi insanlığa hizmet etmiyorsa eksiktir. Bir insanın serveti paylaşılmıyorsa eksiktir.

Bir insanın inancı merhamet üretmiyorsa eksiktir. Çünkü merhamet olmadan ne din kalır ne ahlak.

Ey insanlar,

Tabiat hakkında da konuşmalıyım.

Sizler dağları yarıyor, nehirlerin yönünü değiştiriyor, ormanları kesiyor, denizleri kirletiyorsunuz. Sonra da dünyanın neden hasta olduğunu soruyorsunuz.

İnsan kendisini tabiatın efendisi sandığı için bu yanılgıya düşmektedir. Oysa insan tabiatın sahibi değil, emanetçisidir.

Bir ağacı keserken geleceğin gölgesini de kesersiniz. Bir nehri kirletirken kendi suyunuzu da kirletirsiniz.

Yeryüzü insanın malı değildir. İnsan yeryüzünün misafiridir. Misafir olduğu evi yakan kimse bilge sayılamaz. Bu yüzden tabiatla savaşmayı değil, onunla uyum içinde yaşamayı öğrenmelisiniz.

Ey gençler,

Sizler yalnızca bugünün değil, yarının sahiplerisiniz. Sakın size öğretilen her şeyi sorgulamadan kabul etmeyiniz. Fakat sırf karşı çıkmak için de karşı çıkmayınız.

Akıl ile vicdanı birlikte kullanınız. Akıl yol gösterir. Vicdan yön verir. Biri olmadan diğeri eksik kalır.

Bilgi peşinde koşunuz. Fakat bilginin sizi kibirli yapmasına izin vermeyiniz.

Başarı arayınız. Fakat başarının sizi başkalarının acılarına kör etmesine izin vermeyiniz.

Özgürlük isteyiniz. Fakat özgürlüğünüzü başkalarının haysiyetini çiğnemek için kullanmayınız.

Ve ey yönetenler,

Size de birkaç sözüm vardır.

Yönetmek hükmetmek değildir. Yönetmek emanet taşımaktır.

İktidar geçicidir. Bugün elinizde olan güç yarın başkasının eline geçebilir. Fakat adaletle verilen kararlar insanların hafızasında yaşamaya devam eder.

Bir hükümdarın büyüklüğü saraylarının yüksekliğinde değil, halkının huzurundadır.

Bir devletin gücü silahlarının çokluğunda değil, vatandaşlarının ona duyduğu güvendedir.

Halkından korkan yönetim güçlü değildir. Halkına güven veren yönetim güçlüdür.

Ey din adına konuşanlar,

Dini iktidarın merdiveni yapmayınız. Çünkü din insanı yükseltmek için vardır.

Başkasını ezmek için değil. Allah'ın adını çok anmak insanı iyi yapmaz.

İnsanı iyi yapan şey adaletidir, merhametidir.

Kul hakkına gösterdiği hassasiyettir. Açın hâlini görmeyen bir insanın uzun duaları göğe ne kadar yükselir, bunu vicdanınıza sorunuz.

Ey zenginler,

Servetinizi düşmanım olarak görmüyorum. Lakin servetin kölesi olursanız hem kendinizi hem toplumu fakirleştirirsiniz.

Bir mahallede bir çocuk aç yatarken öteki mahallede sofralar çöpe gidiyorsa orada bir bozukluk vardır.

Bu bozukluk yalnız ekonominin değil vicdanın da bozukluğudur.

Ey Türkler, Ey Kürtler, Ey Aleviler, Ey Sünniler, Ey bu memleketin bütün evlatları,

Birbirinizi düşman bellemenizden kim kazanç elde ediyor, bunu düşününüz.

Aynı pazarda alışveriş yapıyorsunuz.

Aynı hastanelerde sıra bekliyorsunuz.

Aynı depremlerde enkaz altında kalıyorsunuz.

Aynı mezarlıklarda yatıyorsunuz.

Madem acılarınız ortak, neden geleceğiniz ortak olmasın?

Benim gördüğüm hakikat şudur: İnsanlar birbirine yaklaştıkça güçlenir. Birbirinden uzaklaştıkça zayıflar.

Bugün sizin en büyük ihtiyacınız yeni bir düşman değil, yeni bir kardeşliktir. Yeni bir kavga değil, yeni bir adalettir. Yeni bir üstünlük yarışı değil, yeni bir dayanışmadır.

Ey Anadolu,

Sen nice savaşlar gördün. Nice hükümdarlar gördün. Nice bayraklar gördün. Fakat seni ayakta tutan şey ne kılıç oldu ne saray. Seni ayakta tutan şey halkın dayanışması oldu.

Köylünün emeği oldu, işçinin alın teri oldu, öğretmenin bilgisi oldu, annenin duası oldu…

Bunları unutursan kendini unutursun. Ve son olarak size şunu söylemek isterim: Bir ülkeyi kurtaracak şey, adalet fikrine inanan insanların çoğalmasıdır. Çünkü adalet varsa huzur gelir. Huzur varsa güven gelir. Güven varsa bereket gelir. Bereket varsa gelecek gelir.

Ey insanlar,

Ben sizlere kusursuz bir dünya vaat etmiyorum. Çünkü insanın bulunduğu yerde eksiklik de olacaktır. Fakat daha adil bir dünya mümkündür.

Daha merhametli bir dünya mümkündür. Daha özgür bir dünya mümkündür.

Bu dünyanın yolu ise birbirinizi düşman görmekten değil, birbirinizi anlamaya çalışmaktan geçer.

Her insanın içinde bir âlem vardır. Bir insanı anlamak bazen bir kitabı anlamaktan daha zordur. Fakat insanı anlamaya çalışmak, hakikate yaklaşmanın yollarından biridir.

Benim sözümün özü şudur: İnsan insana emanettir.

Komşu komşuya emanettir.

Toplum fertlerine emanettir.

Yeryüzü insanlığa emanettir.

Emaneti koruyanlar geleceği kurarlar. Emaneti tüketenler ise yalnızca yıkıntılar bırakırlar.

Gelin, korkunun yerine güveni koyalım. Nefretin yerine merhameti. Açgözlülüğün yerine paylaşmayı. Kibrin yerine tevazuyu. Ayrılığın yerine birliği. Çünkü insanlığın kurtuluşu birbirini ezmekte değil, birbirini yükseltmektedir.

Ve unutmayınız: Hakikat tek bir insanın mülkü değildir.

Adalet tek bir sınıfın hakkı değildir.

Yeryüzü tek bir topluluğun malı değildir.

Hepimiz aynı yolun yolcularıyız. Bugün varız, yarın yokuz.

Geriye bıraktığımız şey ise servetimizden çok, birbirimize nasıl davrandığımız olacaktır.

Bunun için yaşayın. Bunun için çalışın.

Bunun için mücadele edin. Ve her daim insanı insan olduğu için sevin.

Selam olsun adalet arayanlara.

Selam olsun hakikatin peşinden yürüyenlere.

Selam olsun insanlığı birbirinden ayıran duvarlar yerine köprüler kuranlara.

Yolunuz açık, vicdanınız diri, gönlünüz bir olsun.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.