Arzu Kök - Şair ve Yazar
Köşe Yazarı
Arzu Kök - Şair ve Yazar
 

Düşünürler Türkiye Halkına Neler Söylerdi? -44-

AUGUSTİNUS Konuşuyor Augustinus (MS 354–430), Batı düşünce tarihinin en etkili filozof ve ilahiyatçılarından biridir. Tam adı Aurelius Augustinus'tur. Hayatının büyük bölümünü Kuzey Afrika'da geçirmiş ve sonrasında Hippo Regius piskoposu olmuştur. Ancak onun önemi yalnızca Hristiyanlık tarihinde değil, felsefe, siyaset teorisi, psikoloji ve etik düşüncesinde de çok büyüktür. Orta Çağ'dan modern döneme kadar pek çok düşünürü etkilemiştir. Bakalım Augustinus günümüzde Türkiye’de yaşasaydı bizlere neler söylerdi: Ey Türkiye'nin insanları, Sizlere uzak bir çağdan, fakat insan ruhunun değişmeyen derinliklerinden sesleniyorum. Aramızda yüzyıllar bulunabilir; dillerimiz, şehirlerimiz, devletlerimiz farklı olabilir. Fakat insan kalbi aynı kalmıştır. İnsan hâlâ sevmektedir, korkmaktadır, umut etmektedir, hata yapmaktadır ve hakikati aramaktadır. Benim yaşadığım çağda da insanlar güç peşinde koşuyordu; bugün de koşuyorlar. O zaman da insanlar zenginlikle huzuru karıştırıyordu; bugün de karıştırıyorlar. O zaman da insanlar birbirlerini anlamakta zorlanıyordu; bugün de aynı zorluk sürmektedir. Bu nedenle size yeni bir öğreti getirmiyorum. İnsan ruhunun eski fakat unutulmuş bir hakikatini hatırlatmak istiyorum. İnsan dış dünyayı fethetmeye büyük bir istek duyar. Dağları aşar, denizleri geçer, şehirler kurar, makineler üretir, bilgi biriktirir. Fakat çoğu zaman kendi ruhuna dönüp bakmayı ihmal eder. Oysa insanın en büyük yolculuğu, kendi içine yaptığı yolculuktur. Ben bir zamanlar hakikati uzak diyarlarda aradım. Felsefelerde, öğretilerde, tartışmalarda, şöhrette ve dünyevi başarılarda onu bulmaya çalıştım. Fakat sonunda anladım ki insanın kendisinden kaçması mümkün değildir. İnsan nereye giderse gitsin, kendi kalbini de yanında taşır. Eğer ruhunda huzur yoksa, dünyanın bütün serveti ona huzur veremez. Bugün sizler de büyük bir hız çağında yaşıyorsunuz. Haberler bir anda yayılıyor. İnsanlar sürekli konuşuyor, yazıyor, yorum yapıyor. Fakat çok konuşulan yerde bazen en gerekli ses kaybolur: vicdanın sesi. Ben sizlere önce sessizliği tavsiye ederim. Çünkü sessizlikte insan kendi gerçeğiyle karşılaşır. Başkalarının hatalarını görmek kolaydır. Kendi kusurlarını görmek ise zordur. Bir toplumu değiştirmek isteyen kişi önce kendisini değiştirmelidir. Bir milletin ahlâkı, yalnızca yöneticilerinin değil, her bir ferdinin ahlâkının toplamıdır. Sizler sık sık adalet hakkında konuşuyorsunuz. Bu çok değerlidir. Çünkü adalet olmadan hiçbir toplum uzun süre ayakta kalamaz. Fakat adalet yalnızca mahkemelerde verilen karar değildir. Adalet, insanın komşusuna davranışında da vardır. Adalet, işverenin işçiye karşı tutumunda da vardır. Adalet, öğretmenin öğrencisine yaklaşımında da vardır. Adalet, anne babanın çocuklarına gösterdiği sevgide de vardır. Bir toplumda insanlar yalnızca kendi çıkarlarını düşünmeye başlarsa, o toplumun kurumları ne kadar güçlü görünürse görünsün içten içe zayıflar. Çünkü gerçek güç, insanların birbirine duyduğu güvenden doğar. Benim anlayışıma göre kötülüğün önemli bir kısmı, insanın sevgisini yanlış yerlere yöneltmesinden kaynaklanır. İnsan sevmek için yaratılmıştır. Fakat sevgi yanlış nesnelere bağlandığında ruh da bozulur. Parayı sevmek, onu araç olmaktan çıkarıp amaç haline getirmektir. Gücü sevmek, hizmet etmeyi unutup hükmetmeye tutkun hale gelmektir. Şöhreti sevmek, hakikatten çok alkışı önemsemektir. Oysa insanın sevgisi doğru bir düzene sahip olmalıdır. Vatanınızı sevin. Ailenizi sevin. Komşularınızı sevin. Bilgiyi sevin. Erdemi sevin. Fakat hiçbir geçici şeyi mutlaklaştırmayın. Çünkü geçici olan her şey bir gün değişecektir. İnsan yalnızca değişmeyen değerlere bağlandığında gerçek bir istikrar bulabilir. Ey bu güzel ülkenin insanları, Sizin topraklarınız nice medeniyetlere ev sahipliği yaptı. Nice kültürler burada buluştu. Bu çeşitlilik bir zenginliktir. Fakat farklılıkların çatışma nedeni haline gelmesine izin vermeyin. İnsanlar bazen kendi görüşlerini mutlak hakikat sanırlar. Sonra da kendileri gibi düşünmeyenleri düşman olarak görmeye başlarlar. Oysa hakikat sevgisi ile iktidar tutkusu birbirinden farklı şeylerdir. Hakikati seven kişi dinlemeyi bilir. Çünkü insanın öğrenebilmesi için önce dinleyebilmesi gerekir. Bir toplumun geleceği yalnızca ekonomik gücüyle belirlenmez. Eğitim seviyesiyle de belirlenmez. Askerî gücüyle de belirlenmez. Bunların hepsi önemlidir. Fakat bir toplumun gerçek geleceğini belirleyen şey karakteridir. Karakter, zor zamanlarda ortaya çıkar. İnsan rahatken dürüst görünmek kolaydır. Kazanç söz konusu olduğunda dürüst kalmak daha zordur. İnsan güçlü değilken alçakgönüllü görünmek kolaydır. Güç sahibi olduğunda alçakgönüllü kalmak daha zordur. Bu nedenle erdem, şartlar iyi olduğunda değil, şartlar zorlaştığında anlaşılır. Ben sizlere umutsuz olmamanızı da tavsiye ederim. Her çağ kendi krizlerini yaşar. Benim yaşadığım dönemde büyük imparatorluklar sarsılıyordu. İnsanlar dünyanın sonunun geldiğini düşünüyordu. Fakat insanlık yoluna devam etti. Bugün de birçok kişi gelecekten kaygı duyuyor. Ekonomik sıkıntılar, toplumsal gerilimler, teknolojik dönüşümler ve belirsizlikler insanları endişelendiriyor. Fakat umut, şartların iyi olmasına bağlı değildir. Gerçek umut, insanın iyiliğin mümkün olduğuna inanmasıdır. Bir genç dürüst bir şekilde çalışıyorsa umut vardır. Bir öğretmen öğrencisine ilham veriyorsa umut vardır. Bir doktor hastasına merhametle yaklaşıyorsa umut vardır. Bir yargıç adaletle karar veriyorsa umut vardır. Bir anne çocuğuna iyiliği öğretiyorsa umut vardır. Toplumları ayakta tutan büyük sloganlar değil, milyonlarca küçük iyilik eylemidir. Şunu da unutmayın: İnsan hata yapan bir varlıktır. Bu nedenle bağışlamayı öğrenmek gerekir. Bağışlamak, kötülüğü onaylamak değildir. Adaletten vazgeçmek de değildir. Fakat insanın öfkeye esir olmamasıdır. Öfke uzun süre taşındığında önce taşıyan kişiyi yaralar. Toplumlar da böyledir. Sürekli kin üreten toplumlar enerjilerini geleceği kurmaya değil, geçmişteki yaraları büyütmeye harcarlar. Geçmişinizi unutmayın; fakat geçmişin tutsağı da olmayın. Bilgi konusunda da sizlere bir uyarıda bulunmak isterim. Bilgi değerlidir; fakat bilgelik daha değerlidir. Bugün insanlar çok şey biliyor olabilir. Fakat bilgelik yalnızca bilgi biriktirmek değildir. Bilgelik, hangi bilginin ne amaçla kullanılacağını bilmektir. Bir insan birçok kitap okuyabilir ve yine de kibirli olabilir. Bir insan yüksek eğitim alabilir ve yine de adaletsiz davranabilir. Gerçek eğitim yalnızca zihni değil, karakteri de geliştirmelidir. Bu yüzden çocuklarınıza yalnızca başarıyı değil, erdemi de öğretin. Yalnızca kazanmayı değil, paylaşmayı da öğretin. Yalnızca haklarını değil, sorumluluklarını da öğretin. Çünkü erdemsiz zekâ, topluma fayda yerine zarar da verebilir. Ey Türkiye'nin insanları, Ben sizlere kusursuz bir toplum vaat etmiyorum. Böyle bir toplum yeryüzünde hiçbir zaman olmamıştır. İnsan kusurludur ve kurduğu kurumlar da kusurludur. Fakat daha adil bir toplum mümkündür. Daha merhametli bir toplum mümkündür. Daha dürüst bir toplum mümkündür. Bunun başlangıcı ise büyük devrimlerde değil, insan kalbindedir. Bir insan kendisini düzeltmeye başladığında ailesi değişir. Aileler değiştiğinde mahalleler değişir. Mahalleler değiştiğinde şehirler değişir. Şehirler değiştiğinde ülkeler değişir. Bu nedenle dünyanın sorunları karşısında kendinizi güçsüz hissetmeyin. Her insanın ahlâkî tercihi toplumun geleceğine katkıda bulunur. Son olarak sizlere şunu söylemek isterim: İnsan yalnızca ekmekle yaşamaz. Yalnızca tüketerek mutlu olamaz. Yalnızca eğlenerek huzur bulamaz. İnsanın içinde daha derin bir arayış vardır. Bu arayış anlam arayışıdır. Hayatınızın merkezine yalnızca başarıyı koyarsanız, başarı geldiğinde bile bir boşluk hissedebilirsiniz. Yalnızca zenginliği koyarsanız, servet arttıkça korkularınız da artabilir. Yalnızca gücü koyarsanız, onu kaybetme endişesi sizi huzursuz edebilir. Fakat hayatınızı hakikate, iyiliğe, adalete ve sevgiye yöneltirseniz, dış koşullar değişse bile ruhunuz sağlam kalabilir. Benim bütün hayatım boyunca öğrendiğim en önemli ders şudur: İnsan kalbi, kendisinden daha büyük bir iyiliğe yönelmeden tam anlamıyla huzur bulamaz. Bu nedenle birbirinizi küçümsemek yerine anlamaya çalışın. Nefret etmek yerine adaletli olun. Kibir yerine alçakgönüllülüğü seçin. Çıkar yerine vicdanı seçin. Umutsuzluk yerine umudu seçin. Ve her gün kendinize şu soruyu sorun: "Bugün daha iyi bir insan olmak için ne yaptım?" Eğer bu soruyu samimiyetle sormaya devam ederseniz, yalnızca kendiniz değil, yaşadığınız toplum da değişecektir. Size huzur, hikmet, adalet ve hakikat arayışında sebat diliyorum. Selam ve esenlik sizinle olsun.
Ekleme Tarihi: 13 Haziran 2026 -Cumartesi

Düşünürler Türkiye Halkına Neler Söylerdi? -44-

AUGUSTİNUS Konuşuyor

Augustinus (MS 354–430), Batı düşünce tarihinin en etkili filozof ve ilahiyatçılarından biridir. Tam adı Aurelius Augustinus'tur. Hayatının büyük bölümünü Kuzey Afrika'da geçirmiş ve sonrasında Hippo Regius piskoposu olmuştur. Ancak onun önemi yalnızca Hristiyanlık tarihinde değil, felsefe, siyaset teorisi, psikoloji ve etik düşüncesinde de çok büyüktür. Orta Çağ'dan modern döneme kadar pek çok düşünürü etkilemiştir. Bakalım Augustinus günümüzde Türkiye’de yaşasaydı bizlere neler söylerdi:

Ey Türkiye'nin insanları,

Sizlere uzak bir çağdan, fakat insan ruhunun değişmeyen derinliklerinden sesleniyorum. Aramızda yüzyıllar bulunabilir; dillerimiz, şehirlerimiz, devletlerimiz farklı olabilir. Fakat insan kalbi aynı kalmıştır. İnsan hâlâ sevmektedir, korkmaktadır, umut etmektedir, hata yapmaktadır ve hakikati aramaktadır. Benim yaşadığım çağda da insanlar güç peşinde koşuyordu; bugün de koşuyorlar. O zaman da insanlar zenginlikle huzuru karıştırıyordu; bugün de karıştırıyorlar. O zaman da insanlar birbirlerini anlamakta zorlanıyordu; bugün de aynı zorluk sürmektedir.

Bu nedenle size yeni bir öğreti getirmiyorum. İnsan ruhunun eski fakat unutulmuş bir hakikatini hatırlatmak istiyorum.

İnsan dış dünyayı fethetmeye büyük bir istek duyar. Dağları aşar, denizleri geçer, şehirler kurar, makineler üretir, bilgi biriktirir. Fakat çoğu zaman kendi ruhuna dönüp bakmayı ihmal eder. Oysa insanın en büyük yolculuğu, kendi içine yaptığı yolculuktur.

Ben bir zamanlar hakikati uzak diyarlarda aradım. Felsefelerde, öğretilerde, tartışmalarda, şöhrette ve dünyevi başarılarda onu bulmaya çalıştım. Fakat sonunda anladım ki insanın kendisinden kaçması mümkün değildir. İnsan nereye giderse gitsin, kendi kalbini de yanında taşır. Eğer ruhunda huzur yoksa, dünyanın bütün serveti ona huzur veremez.

Bugün sizler de büyük bir hız çağında yaşıyorsunuz. Haberler bir anda yayılıyor. İnsanlar sürekli konuşuyor, yazıyor, yorum yapıyor. Fakat çok konuşulan yerde bazen en gerekli ses kaybolur: vicdanın sesi.

Ben sizlere önce sessizliği tavsiye ederim.

Çünkü sessizlikte insan kendi gerçeğiyle karşılaşır. Başkalarının hatalarını görmek kolaydır. Kendi kusurlarını görmek ise zordur. Bir toplumu değiştirmek isteyen kişi önce kendisini değiştirmelidir. Bir milletin ahlâkı, yalnızca yöneticilerinin değil, her bir ferdinin ahlâkının toplamıdır.

Sizler sık sık adalet hakkında konuşuyorsunuz. Bu çok değerlidir. Çünkü adalet olmadan hiçbir toplum uzun süre ayakta kalamaz. Fakat adalet yalnızca mahkemelerde verilen karar değildir. Adalet, insanın komşusuna davranışında da vardır. Adalet, işverenin işçiye karşı tutumunda da vardır. Adalet, öğretmenin öğrencisine yaklaşımında da vardır. Adalet, anne babanın çocuklarına gösterdiği sevgide de vardır.

Bir toplumda insanlar yalnızca kendi çıkarlarını düşünmeye başlarsa, o toplumun kurumları ne kadar güçlü görünürse görünsün içten içe zayıflar. Çünkü gerçek güç, insanların birbirine duyduğu güvenden doğar.

Benim anlayışıma göre kötülüğün önemli bir kısmı, insanın sevgisini yanlış yerlere yöneltmesinden kaynaklanır. İnsan sevmek için yaratılmıştır. Fakat sevgi yanlış nesnelere bağlandığında ruh da bozulur.

Parayı sevmek, onu araç olmaktan çıkarıp amaç haline getirmektir. Gücü sevmek, hizmet etmeyi unutup hükmetmeye tutkun hale gelmektir. Şöhreti sevmek, hakikatten çok alkışı önemsemektir.

Oysa insanın sevgisi doğru bir düzene sahip olmalıdır.

Vatanınızı sevin.

Ailenizi sevin.

Komşularınızı sevin.

Bilgiyi sevin.

Erdemi sevin.

Fakat hiçbir geçici şeyi mutlaklaştırmayın.

Çünkü geçici olan her şey bir gün değişecektir. İnsan yalnızca değişmeyen değerlere bağlandığında gerçek bir istikrar bulabilir.

Ey bu güzel ülkenin insanları,

Sizin topraklarınız nice medeniyetlere ev sahipliği yaptı. Nice kültürler burada buluştu. Bu çeşitlilik bir zenginliktir. Fakat farklılıkların çatışma nedeni haline gelmesine izin vermeyin.

İnsanlar bazen kendi görüşlerini mutlak hakikat sanırlar. Sonra da kendileri gibi düşünmeyenleri düşman olarak görmeye başlarlar. Oysa hakikat sevgisi ile iktidar tutkusu birbirinden farklı şeylerdir. Hakikati seven kişi dinlemeyi bilir. Çünkü insanın öğrenebilmesi için önce dinleyebilmesi gerekir.

Bir toplumun geleceği yalnızca ekonomik gücüyle belirlenmez. Eğitim seviyesiyle de belirlenmez. Askerî gücüyle de belirlenmez. Bunların hepsi önemlidir. Fakat bir toplumun gerçek geleceğini belirleyen şey karakteridir.

Karakter, zor zamanlarda ortaya çıkar. İnsan rahatken dürüst görünmek kolaydır.

Kazanç söz konusu olduğunda dürüst kalmak daha zordur.

İnsan güçlü değilken alçakgönüllü görünmek kolaydır.

Güç sahibi olduğunda alçakgönüllü kalmak daha zordur.

Bu nedenle erdem, şartlar iyi olduğunda değil, şartlar zorlaştığında anlaşılır.

Ben sizlere umutsuz olmamanızı da tavsiye ederim.

Her çağ kendi krizlerini yaşar. Benim yaşadığım dönemde büyük imparatorluklar sarsılıyordu. İnsanlar dünyanın sonunun geldiğini düşünüyordu. Fakat insanlık yoluna devam etti.

Bugün de birçok kişi gelecekten kaygı duyuyor. Ekonomik sıkıntılar, toplumsal gerilimler, teknolojik dönüşümler ve belirsizlikler insanları endişelendiriyor.

Fakat umut, şartların iyi olmasına bağlı değildir.

Gerçek umut, insanın iyiliğin mümkün olduğuna inanmasıdır.

Bir genç dürüst bir şekilde çalışıyorsa umut vardır.

Bir öğretmen öğrencisine ilham veriyorsa umut vardır.

Bir doktor hastasına merhametle yaklaşıyorsa umut vardır.

Bir yargıç adaletle karar veriyorsa umut vardır.

Bir anne çocuğuna iyiliği öğretiyorsa umut vardır.

Toplumları ayakta tutan büyük sloganlar değil, milyonlarca küçük iyilik eylemidir.

Şunu da unutmayın: İnsan hata yapan bir varlıktır.

Bu nedenle bağışlamayı öğrenmek gerekir.

Bağışlamak, kötülüğü onaylamak değildir. Adaletten vazgeçmek de değildir. Fakat insanın öfkeye esir olmamasıdır.

Öfke uzun süre taşındığında önce taşıyan kişiyi yaralar.

Toplumlar da böyledir. Sürekli kin üreten toplumlar enerjilerini geleceği kurmaya değil, geçmişteki yaraları büyütmeye harcarlar.

Geçmişinizi unutmayın; fakat geçmişin tutsağı da olmayın.

Bilgi konusunda da sizlere bir uyarıda bulunmak isterim.

Bilgi değerlidir; fakat bilgelik daha değerlidir.

Bugün insanlar çok şey biliyor olabilir. Fakat bilgelik yalnızca bilgi biriktirmek değildir. Bilgelik, hangi bilginin ne amaçla kullanılacağını bilmektir.

Bir insan birçok kitap okuyabilir ve yine de kibirli olabilir.

Bir insan yüksek eğitim alabilir ve yine de adaletsiz davranabilir.

Gerçek eğitim yalnızca zihni değil, karakteri de geliştirmelidir.

Bu yüzden çocuklarınıza yalnızca başarıyı değil, erdemi de öğretin.

Yalnızca kazanmayı değil, paylaşmayı da öğretin.

Yalnızca haklarını değil, sorumluluklarını da öğretin.

Çünkü erdemsiz zekâ, topluma fayda yerine zarar da verebilir.

Ey Türkiye'nin insanları,

Ben sizlere kusursuz bir toplum vaat etmiyorum. Böyle bir toplum yeryüzünde hiçbir zaman olmamıştır. İnsan kusurludur ve kurduğu kurumlar da kusurludur.

Fakat daha adil bir toplum mümkündür.

Daha merhametli bir toplum mümkündür.

Daha dürüst bir toplum mümkündür.

Bunun başlangıcı ise büyük devrimlerde değil, insan kalbindedir.

Bir insan kendisini düzeltmeye başladığında ailesi değişir.

Aileler değiştiğinde mahalleler değişir.

Mahalleler değiştiğinde şehirler değişir.

Şehirler değiştiğinde ülkeler değişir.

Bu nedenle dünyanın sorunları karşısında kendinizi güçsüz hissetmeyin. Her insanın ahlâkî tercihi toplumun geleceğine katkıda bulunur.

Son olarak sizlere şunu söylemek isterim:

İnsan yalnızca ekmekle yaşamaz.

Yalnızca tüketerek mutlu olamaz.

Yalnızca eğlenerek huzur bulamaz.

İnsanın içinde daha derin bir arayış vardır.

Bu arayış anlam arayışıdır.

Hayatınızın merkezine yalnızca başarıyı koyarsanız, başarı geldiğinde bile bir boşluk hissedebilirsiniz.

Yalnızca zenginliği koyarsanız, servet arttıkça korkularınız da artabilir.

Yalnızca gücü koyarsanız, onu kaybetme endişesi sizi huzursuz edebilir.

Fakat hayatınızı hakikate, iyiliğe, adalete ve sevgiye yöneltirseniz, dış koşullar değişse bile ruhunuz sağlam kalabilir.

Benim bütün hayatım boyunca öğrendiğim en önemli ders şudur:

İnsan kalbi, kendisinden daha büyük bir iyiliğe yönelmeden tam anlamıyla huzur bulamaz.

Bu nedenle birbirinizi küçümsemek yerine anlamaya çalışın.

Nefret etmek yerine adaletli olun.

Kibir yerine alçakgönüllülüğü seçin.

Çıkar yerine vicdanı seçin.

Umutsuzluk yerine umudu seçin.

Ve her gün kendinize şu soruyu sorun: "Bugün daha iyi bir insan olmak için ne yaptım?"

Eğer bu soruyu samimiyetle sormaya devam ederseniz, yalnızca kendiniz değil, yaşadığınız toplum da değişecektir.

Size huzur, hikmet, adalet ve hakikat arayışında sebat diliyorum.

Selam ve esenlik sizinle olsun.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.