Arzu Kök - Şair ve Yazar
Köşe Yazarı
Arzu Kök - Şair ve Yazar
 

İNSAN İNSANIN İKLİMİDİR

İnsan, çoğu zaman kendisini bağımsız bir varlık sanır. Kendi kararlarını verdiğini, kendi karakterini tek başına inşa ettiğini, ruhunun yalnızca kendi seçimlerinden oluştuğunu düşünür. Oysa insan, sandığından çok daha geçirgen bir yaratıktır. Bir odanın kokusu nasıl perdeye sinerse, birlikte vakit geçirdiğimiz insanlar da ruhumuza öyle siner. Fark etmeden. Sessizce. Yavaş yavaş. Hayatın en görünmez ama en güçlü gerçeği şudur: İnsan, yakınında durduğu kişilerin rengini alır. Çünkü hiçbir temas izsiz değildir. Kiminle güldüğün önemlidir. Kimin yanında sustuğun önemlidir. Kimin gözlerinin içine uzun süre baktığın önemlidir. Çünkü insan, en çok maruz kaldığı ruh hâline dönüşür. Bir insanın konuşma şeklini zamanla ödünç alırsın. Bakışını alırsın. Korkularını alırsın. Öfkesini alırsın. Hayata verdiği anlamı alırsın. Başlangıçta bunun farkına varmazsın. Çünkü değişim gürültülü gerçekleşmez. Kimse bir sabah uyandığında başka birine dönüştüğünü hissetmez. Ruhun çürümesi de olgunlaşması da sessiz olur. Bir su damlasının taşı delmesi gibi. İnsan en çok yanında uzun süre kaldığı insanların iklimine dönüşür. Sürekli şikâyet eden insanların yanında kalan biri, bir süre sonra dünyanın gerçekten yaşanmaz bir yer olduğuna inanmaya başlar. Sürekli küçümseyen insanların yanında duran biri, kendi iç sesini bile acımasızlaştırır. Sürekli korkanlarla yaşayan biri, hayata karşı temkinli değil; tutsak hâle gelir. Çünkü duygular bulaşıcıdır. Kaygı bulaşır. Umutsuzluk bulaşır. Nefret bulaşır. Ama aynı şekilde cesaret de bulaşır. Neşe de. Sükûnet de. İnanç da. Bu yüzden bazı insanların yanından ayrıldıktan sonra kendini tükenmiş hissedersin. Sanki görünmeyen bir şey seni içeriden emmiştir. Bazı insanların yanından kalktığında ise içinin genişlediğini hissedersin. Daha canlı. Daha hafif. Daha güçlü. Çünkü herkes enerji değildir belki ama herkes bir atmosferdir. Ve insan ruhu, içinde bulunduğu atmosferden etkilenir. Bir düşün: Hayatında hangi insanların yanında kendin olmaktan utandın? Hangi insanların yanında sesin kısıldı? Hangi insanların yanında sürekli kendini kanıtlamak zorunda hissettin? Bazı insanlar sevgiyi bile yarışa çevirir. Yanlarında sürekli eksik hissedersin. Ne yaparsan yap yetmez. Ne kadar başarırsan başar görünmezsin. Çünkü onların sevgisi bir sıcaklık değil, bir sınavdır. İnsan böyle ilişkilerde zamanla küçülür. Önce kahkahası azalır. Sonra düşüncelerini saklamaya başlar. Sonra içindeki doğal hâlini törpüler. Ve bir gün aynaya baktığında şunu fark eder: Artık eskisi gibi ışımıyorum. Çünkü insan sadece fiziksel şiddetle yaralanmaz. Bazı insanlar seni elleriyle değil, bakışlarıyla yorar. Sürekli eleştirerek, küçümseyerek, değersiz hissettirerek seni kendinden uzaklaştırırlar. Ve en tehlikelisi şudur: İnsan, uzun süre nasıl davranıldıysa sonunda kendisini gerçekten öyle sanmaya başlar. Bir çocuğa yıllarca “sen yetersizsin” dersen, büyüdüğünde yetenekli olsa bile korkak olur. Bir insana sürekli “abartıyorsun” dersen, kendi hislerinden utanmaya başlar. Sürekli susturulan biri, zamanla içindeki sesi de susturur. Çünkü insan ruhu toprağa benzer. Neye maruz kalırsa bir süre sonra onu büyütür. Bu yüzden çevre kaderdir. İnsanlar çoğu zaman hayatlarını değiştirmek ister ama çevrelerini değiştirmek istemezler. Oysa bataklığın ortasında durup çiçek açmaya çalışmak çok zordur. Çünkü bazı ortamlar insanın içindeki en iyi tarafı değil, en karanlık tarafı besler. Dedikodunun normalleştiği yerde güven ölür. Sürekli rekabetin olduğu yerde dostluk ölür. Sürekli gösterişin olduğu yerde samimiyet ölür. Ve sürekli maskeyle yaşanan yerde ruh boğulur. Modern dünya insan ilişkilerini de kirletti biraz. Artık insanlar birbirine gerçekten yaklaşmıyor; birbirlerinin vitrinine bakıyor. Dostluklar bile performansa dönüştü. Kim daha başarılı, kim daha güzel, kim daha çok kazanıyor, kim daha çok beğeni alıyor… İnsanlar birbirini hissetmeyi bıraktı, birbirini ölçmeye başladı. Bu yüzden kalabalıklar arttıkça yalnızlık büyüdü. Çünkü ruh, görülmek ister; kıyaslanmak değil. Bir insanın yanında gerçekten rahatlayabilmek büyük nimettir. Rol yapmadan konuşabildiğin, eksik hâlinle de sevildiğin, sessizliğinin bile yargılanmadığı insanlar çok azdır bu hayatta. Bazı insanlar eve benzer. Yanlarında kendini savunman gerekmez. Sürekli güçlü görünmeye çalışmazsın. Yorgunken de kalabilirsin. Sessizken de. Ve insan, gerçek bağın ne olduğunu en çok böyle insanların yanında anlar: Kendin olmaktan korkmadığında. Çünkü sevgi bazen büyük sözler değildir. Bir insanın yanında kasılmadan nefes alabilmektir. Ama hayat sadece bizi iyileştiren insanlarla dolu değil. Bazıları vardır, kendi karanlığını sana yükler. Sürekli öfkeli insanlar vardır mesela. Dünyaya kırılmıştır ve o kırgınlığı herkese bulaştırırlar. Sürekli manipüle eden insanlar vardır. Seni suçlu hissettirerek yanında tutarlar. Sürekli alan ama hiç vermeyen insanlar vardır. Ruhunu azar azar tüketirler. İnsan bazen bir ilişkinin içinde değil, bir bataklığın içinde olduğunu çok geç fark eder. Çünkü alışmak, fark etmeyi zorlaştırır. Bir odada kötü bir koku varsa, bir süre sonra hissetmemeye başlarsın. Ruhsal çürüme de böyledir. İnsan toksik ilişkilerin içinde uzun süre kalınca kendi mutsuzluğunu normal sanmaya başlar. Ve işte tam burada insanın kendisine şu soruyu sorması gerekir: “Yanında durduğum insanlar beni olduğum kişiye mi yaklaştırıyor, yoksa kendimden mi uzaklaştırıyor?” Çünkü herkes seni bir yere taşır. Kimisi yukarı. Kimisi aşağı. Bazı insanlar içindeki cesareti büyütür. Bazıları korkularını. Bazıları sana dünyayı daha güzel gösterir. Bazıları her şeyin anlamsız olduğuna inandırır. Ve insan çoğu zaman kaderini, kimi sevdiğiyle değil; kimin yanında kaldığıyla belirler. Bu yüzden hayat bazen uzaklaşma cesaretidir. Herkesi kurtaramazsın. Herkesi taşıyamazsın. Herkesi anlayamazsın. Bazı insanlar sen onları sevsen bile seni karanlığa çeker. Çünkü sevgi tek başına yeterli değildir. Bazen mesafe merhamettir. Bazen gitmek, kendini kurtarmaktır. İnsan en çok yanında huzur bulduğu yere ait hisseder kendini. Ve huzur, artık bu çağın en nadir duygularından biri oldu. Herkes konuşuyor ama kimse gerçekten dinlemiyor. Herkes yakın görünmek istiyor ama kimse gerçekten temas etmiyor. Oysa ruh, temasla iyileşir. Gerçek bir dostun tek bir cümlesi bazen yıllarca taşıdığın yükü hafifletebilir. Gerçekten sevildiğini hissettiğin bir an, içindeki kırık yerleri onarmaya başlayabilir. Çünkü insan yalnızca travmayla değişmez; şefkatle de değişir. Belki bu yüzden bazı insanlar hayatımıza tesadüf gibi girmez. Kimi bize kim olduğumuzu hatırlatmak için gelir. Kimi neye dönüşmek istemediğimizi göstermek için. Ve zaman geçtikçe insan şunu öğrenir: Ruhunu korumak istiyorsan, yanında kimleri tuttuğuna dikkat etmelisin. Çünkü insan yalnızca ekmekle yaşamaz. İnsan, biraz da maruz kaldığı insanların sesiyle yaşar. Ve sonunda hepimiz, en çok kimin yanında sustuysak biraz ona dönüşürüz.
Ekleme Tarihi: 03 Haziran 2026 -Çarşamba

İNSAN İNSANIN İKLİMİDİR

İnsan, çoğu zaman kendisini bağımsız bir varlık sanır. Kendi kararlarını verdiğini, kendi karakterini tek başına inşa ettiğini, ruhunun yalnızca kendi seçimlerinden oluştuğunu düşünür. Oysa insan, sandığından çok daha geçirgen bir yaratıktır. Bir odanın kokusu nasıl perdeye sinerse, birlikte vakit geçirdiğimiz insanlar da ruhumuza öyle siner. Fark etmeden. Sessizce. Yavaş yavaş.

Hayatın en görünmez ama en güçlü gerçeği şudur: İnsan, yakınında durduğu kişilerin rengini alır. Çünkü hiçbir temas izsiz değildir.

Kiminle güldüğün önemlidir. Kimin yanında sustuğun önemlidir. Kimin gözlerinin içine uzun süre baktığın önemlidir. Çünkü insan, en çok maruz kaldığı ruh hâline dönüşür.

Bir insanın konuşma şeklini zamanla ödünç alırsın.

Bakışını alırsın.

Korkularını alırsın.

Öfkesini alırsın.

Hayata verdiği anlamı alırsın.

Başlangıçta bunun farkına varmazsın. Çünkü değişim gürültülü gerçekleşmez. Kimse bir sabah uyandığında başka birine dönüştüğünü hissetmez. Ruhun çürümesi de olgunlaşması da sessiz olur.

Bir su damlasının taşı delmesi gibi. İnsan en çok yanında uzun süre kaldığı insanların iklimine dönüşür.

Sürekli şikâyet eden insanların yanında kalan biri, bir süre sonra dünyanın gerçekten yaşanmaz bir yer olduğuna inanmaya başlar. Sürekli küçümseyen insanların yanında duran biri, kendi iç sesini bile acımasızlaştırır. Sürekli korkanlarla yaşayan biri, hayata karşı temkinli değil; tutsak hâle gelir. Çünkü duygular bulaşıcıdır.

Kaygı bulaşır.

Umutsuzluk bulaşır.

Nefret bulaşır.

Ama aynı şekilde cesaret de bulaşır.

Neşe de.

Sükûnet de.

İnanç da.

Bu yüzden bazı insanların yanından ayrıldıktan sonra kendini tükenmiş hissedersin. Sanki görünmeyen bir şey seni içeriden emmiştir. Bazı insanların yanından kalktığında ise içinin genişlediğini hissedersin. Daha canlı. Daha hafif. Daha güçlü. Çünkü herkes enerji değildir belki ama herkes bir atmosferdir. Ve insan ruhu, içinde bulunduğu atmosferden etkilenir.

Bir düşün:

Hayatında hangi insanların yanında kendin olmaktan utandın?

Hangi insanların yanında sesin kısıldı?

Hangi insanların yanında sürekli kendini kanıtlamak zorunda hissettin?

Bazı insanlar sevgiyi bile yarışa çevirir. Yanlarında sürekli eksik hissedersin. Ne yaparsan yap yetmez. Ne kadar başarırsan başar görünmezsin. Çünkü onların sevgisi bir sıcaklık değil, bir sınavdır.

İnsan böyle ilişkilerde zamanla küçülür. Önce kahkahası azalır. Sonra düşüncelerini saklamaya başlar. Sonra içindeki doğal hâlini törpüler. Ve bir gün aynaya baktığında şunu fark eder: Artık eskisi gibi ışımıyorum. Çünkü insan sadece fiziksel şiddetle yaralanmaz. Bazı insanlar seni elleriyle değil, bakışlarıyla yorar. Sürekli eleştirerek, küçümseyerek, değersiz hissettirerek seni kendinden uzaklaştırırlar.

Ve en tehlikelisi şudur: İnsan, uzun süre nasıl davranıldıysa sonunda kendisini gerçekten öyle sanmaya başlar.

Bir çocuğa yıllarca “sen yetersizsin” dersen, büyüdüğünde yetenekli olsa bile korkak olur. Bir insana sürekli “abartıyorsun” dersen, kendi hislerinden utanmaya başlar. Sürekli susturulan biri, zamanla içindeki sesi de susturur. Çünkü insan ruhu toprağa benzer. Neye maruz kalırsa bir süre sonra onu büyütür. Bu yüzden çevre kaderdir.

İnsanlar çoğu zaman hayatlarını değiştirmek ister ama çevrelerini değiştirmek istemezler. Oysa bataklığın ortasında durup çiçek açmaya çalışmak çok zordur. Çünkü bazı ortamlar insanın içindeki en iyi tarafı değil, en karanlık tarafı besler.

Dedikodunun normalleştiği yerde güven ölür.

Sürekli rekabetin olduğu yerde dostluk ölür.

Sürekli gösterişin olduğu yerde samimiyet ölür.

Ve sürekli maskeyle yaşanan yerde ruh boğulur.

Modern dünya insan ilişkilerini de kirletti biraz.

Artık insanlar birbirine gerçekten yaklaşmıyor; birbirlerinin vitrinine bakıyor. Dostluklar bile performansa dönüştü. Kim daha başarılı, kim daha güzel, kim daha çok kazanıyor, kim daha çok beğeni alıyor…

İnsanlar birbirini hissetmeyi bıraktı, birbirini ölçmeye başladı. Bu yüzden kalabalıklar arttıkça yalnızlık büyüdü. Çünkü ruh, görülmek ister; kıyaslanmak değil.

Bir insanın yanında gerçekten rahatlayabilmek büyük nimettir. Rol yapmadan konuşabildiğin, eksik hâlinle de sevildiğin, sessizliğinin bile yargılanmadığı insanlar çok azdır bu hayatta.

Bazı insanlar eve benzer. Yanlarında kendini savunman gerekmez. Sürekli güçlü görünmeye çalışmazsın. Yorgunken de kalabilirsin. Sessizken de. Ve insan, gerçek bağın ne olduğunu en çok böyle insanların yanında anlar: Kendin olmaktan korkmadığında. Çünkü sevgi bazen büyük sözler değildir. Bir insanın yanında kasılmadan nefes alabilmektir.

Ama hayat sadece bizi iyileştiren insanlarla dolu değil. Bazıları vardır, kendi karanlığını sana yükler. Sürekli öfkeli insanlar vardır mesela. Dünyaya kırılmıştır ve o kırgınlığı herkese bulaştırırlar. Sürekli manipüle eden insanlar vardır. Seni suçlu hissettirerek yanında tutarlar. Sürekli alan ama hiç vermeyen insanlar vardır. Ruhunu azar azar tüketirler.

İnsan bazen bir ilişkinin içinde değil, bir bataklığın içinde olduğunu çok geç fark eder. Çünkü alışmak, fark etmeyi zorlaştırır.

Bir odada kötü bir koku varsa, bir süre sonra hissetmemeye başlarsın. Ruhsal çürüme de böyledir. İnsan toksik ilişkilerin içinde uzun süre kalınca kendi mutsuzluğunu normal sanmaya başlar.

Ve işte tam burada insanın kendisine şu soruyu sorması gerekir: “Yanında durduğum insanlar beni olduğum kişiye mi yaklaştırıyor, yoksa kendimden mi uzaklaştırıyor?”

Çünkü herkes seni bir yere taşır. Kimisi yukarı. Kimisi aşağı.

Bazı insanlar içindeki cesareti büyütür. Bazıları korkularını. Bazıları sana dünyayı daha güzel gösterir. Bazıları her şeyin anlamsız olduğuna inandırır.

Ve insan çoğu zaman kaderini, kimi sevdiğiyle değil; kimin yanında kaldığıyla belirler.

Bu yüzden hayat bazen uzaklaşma cesaretidir. Herkesi kurtaramazsın. Herkesi taşıyamazsın. Herkesi anlayamazsın.

Bazı insanlar sen onları sevsen bile seni karanlığa çeker. Çünkü sevgi tek başına yeterli değildir.

Bazen mesafe merhamettir. Bazen gitmek, kendini kurtarmaktır.

İnsan en çok yanında huzur bulduğu yere ait hisseder kendini. Ve huzur, artık bu çağın en nadir duygularından biri oldu. Herkes konuşuyor ama kimse gerçekten dinlemiyor. Herkes yakın görünmek istiyor ama kimse gerçekten temas etmiyor. Oysa ruh, temasla iyileşir.

Gerçek bir dostun tek bir cümlesi bazen yıllarca taşıdığın yükü hafifletebilir. Gerçekten sevildiğini hissettiğin bir an, içindeki kırık yerleri onarmaya başlayabilir. Çünkü insan yalnızca travmayla değişmez; şefkatle de değişir.

Belki bu yüzden bazı insanlar hayatımıza tesadüf gibi girmez.

Kimi bize kim olduğumuzu hatırlatmak için gelir. Kimi neye dönüşmek istemediğimizi göstermek için.

Ve zaman geçtikçe insan şunu öğrenir: Ruhunu korumak istiyorsan, yanında kimleri tuttuğuna dikkat etmelisin. Çünkü insan yalnızca ekmekle yaşamaz.

İnsan, biraz da maruz kaldığı insanların sesiyle yaşar. Ve sonunda hepimiz, en çok kimin yanında sustuysak biraz ona dönüşürüz.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (1)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Nanoist
(03.06.2026 14:28 - #5742)
Teşekkürler hocam... insanı varoluş halimizi çok güzel anlamışsınız... enerjimizi ve motivasyonunu bozanlara uzak durmak lazım...
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.