Arzu Kök - Şair ve Yazar
Köşe Yazarı
Arzu Kök - Şair ve Yazar
 

Düşünürler Türkiye Halkına Neler Söylerdi? -45-

BERTRAND RUSSELL Konuşuyor Bertrand Russell (1872–1970), 20. yüzyılın en etkili filozoflarından, mantıkçılarından ve kamusal entelektüellerinden biridir. İngiliz düşünür; matematik, mantık, felsefe, eğitim, siyaset ve barış hareketleri gibi çok farklı alanlarda önemli çalışmalar yapmıştır. Bakalım Bertrand Russell günümüzde Türkiye’de yaşasaydı bizlere neler söylerdi: Sevgili Türkiye halkı, Bugün sizlerle bir filozof olarak değil, insanlığın uzun deneyimlerinden bazı dersler çıkarmaya çalışan yaşlı bir gözlemci olarak konuşmak istiyorum. Dünyanın birçok ülkesini gördüm. İmparatorlukların yükselişine ve çöküşüne tanıklık ettim. İki büyük dünya savaşının dehşetini yaşadım. İnsanların özgürlük uğruna gösterdiği cesareti de gördüm, korku uğruna akıllarını teslim edişlerini de. Bütün bu deneyimlerden sonra vardığım sonuç basittir: Bir toplumun kaderini belirleyen şey, sahip olduğu doğal kaynaklar değil; gerçeğe karşı gösterdiği dürüstlüktür. Bugün Türkiye'nin karşı karşıya olduğu en büyük sorun ekonomik değildir. Siyasi de değildir. Teknolojik de değildir. En büyük sorun, hakikatin değerini kaybetmeye başlamasıdır. İnsanlar artık bir fikrin doğru olup olmadığını değil, kendi taraflarına ait olup olmadığını soruyor. Bu son derece tehlikeli bir durumdur. Çünkü hakikatin yerini kabilecilik aldığında, akıl ortadan kalkar. Ve akıl ortadan kalktığında geriye yalnızca güç mücadeleleri kalır. Bugün bir insan herhangi bir konuda konuşmadan önce şunu düşünüyor: "Bu doğru mu?" sorusundan önce "Benim tarafım bunu onaylar mı?" sorusunu soruyor. Bu yalnızca Türkiye'nin değil, çağımızın hastalığıdır. Fakat bu hastalığın ilacı da bellidir: Eleştirel düşünce. Sevgili dostlar, Benim yaşadığım dönemde insanlar gazetelerden etkileniyordu. Bugün ise milyarlarca insan birkaç saniyelik görüntüler, sloganlar ve sosyal medya algoritmaları tarafından yönlendiriliyor. Hiçbir çağda bilgi bu kadar bol olmamıştı. Fakat hiçbir çağda hakikate ulaşmak da bu kadar zor olmamıştı. Çünkü bilgi ile propaganda artık aynı ekranda yan yana duruyor. Gerçek ile yalan arasındaki çizgi bulanıklaşıyor. Bu nedenle sizlere bir filozofun verebileceği en önemli tavsiyeyi vermek istiyorum: Hoşunuza giden şeylere özellikle kuşkuyla yaklaşın. Bir haber sizi öfkelendiriyorsa hemen paylaşmayın. Bir açıklama size büyük bir haz veriyorsa hemen inanmayın. Bir politikacı tam olarak duymak istediğiniz şeyleri söylüyorsa dikkatli olun. İnsan aklı en çok hoşuna giden yalanlara karşı savunmasızdır. Bugün Türkiye'de insanların birbirlerinden çok fazla korktuğunu görüyorum. Muhafazakârlar sekülerlerden korkuyor. Sekülerler muhafazakârlardan korkuyor. Milliyetçiler başka gruplardan korkuyor. Azınlıklar çoğunluktan korkuyor. Muhalifler iktidardan korkuyor. İktidar yanlıları muhalefetten korkuyor. Korku büyüdükçe özgürlük küçülür. Özgürlük küçüldükçe demokrasi zayıflar. Demokrasi zayıfladıkça toplum daha da korkar. Böylece kısır döngü oluşur. Bir toplumun olgunluğu, kendi gibi düşünen insanlarla nasıl konuştuğuyla değil, kendisine tamamen karşı olan insanlarla nasıl konuştuğuyla ölçülür. Eğitim hakkında konuşmak istiyorum. Bir ülkenin geleceği eğitim sisteminin içinde saklıdır. Fakat eğitimin amacı itaat üretmek değildir. Bir öğrencinin en önemli özelliği öğretmenine hak vermesi değildir. Gerektiğinde öğretmenini eleştirebilmesidir. Bir ülkenin en büyük başarısı sınavlarda yüksek puan alan gençler yetiştirmesi değildir. Düşünebilen gençler yetiştirmesidir. Çünkü düşünemeyen zeki insanlar, düşünebilen sıradan insanlardan daha tehlikeli olabilir. Bugün dünyada bilgi eksikliği değil, düşünce eksikliği vardır. Gençlere özellikle seslenmek istiyorum. Sizler tarih boyunca görülmemiş imkânlara sahipsiniz. Fakat aynı zamanda tarih boyunca görülmemiş dikkat dağınıklıklarıyla da karşı karşıyasınız. Telefonlarınız size dünyanın bütün bilgisini sunuyor. Fakat aynı cihazlar düşünmek için gerekli sessizliği de sizden çalıyor. Derin düşünce sabır ister. Bilgelik zaman ister. Hakikat birkaç saniyelik videolarda bulunmaz. Okuyun. Uzun metinler okuyun. Size katılmayan insanları okuyun. Kendi görüşlerinize karşı çıkan kitapları okuyun. Bir insan yalnızca kendi düşüncelerini doğrulayan kaynaklarla beslenirse zihinsel olarak büyüyemez. Ekonomi hakkında da birkaç söz söylemek istiyorum. Yoksulluk yalnızca gelir eksikliği değildir. Yoksulluk aynı zamanda seçenek eksikliğidir. Genç bir insanın gelecek planı kuramaması büyük bir toplumsal kayıptır. Bir üniversite mezununun hayalleri ile gerçekliği arasındaki mesafe büyüdükçe toplumun enerjisi azalır. Bir ülkenin zenginliği birkaç kişinin servetiyle değil, sıradan insanların umut düzeyiyle ölçülmelidir. Eğer insanlar yarının bugünden daha iyi olacağına inanmıyorsa, ekonomik göstergelerin tek başına fazla anlamı yoktur. Bugün dünyanın her yerinde otoriter eğilimler yükseliyor. Bunun nedeni insanların özgürlüğü sevmemesi değildir. Özgürlüğün sorumluluk gerektirmesidir. İnsanlar belirsizlikten korktuklarında güçlü liderlere sığınma eğilimindedir. Bu anlaşılabilir bir psikolojidir. Fakat unutulmamalıdır ki tarihteki büyük felaketlerin çoğu, gücün sorgulanmadan kabul edilmesiyle başlamıştır. Hiçbir lider yanılmaz değildir. Hiçbir parti yanılmaz değildir. Hiçbir ideoloji yanılmaz değildir. Yanılmaz olduğunu iddia eden her sistem, eninde sonunda insan özgürlüğü için tehlikeli hale gelir. Ben hayatım boyunca milliyetçiliğin aşırı biçimlerine karşı çıktım. Bugün de aynı şeyi söylerdim. Ülkenizi sevin, kültürünüzü sevin, tarihinizle gurur duyun… Fakat bunları yaparken başka halkları küçümsemeyin. Gerçek vatanseverlik, ülkenizin kusurlarını görebilmektir. Bir insan ailesini seviyorsa, aile içindeki sorunları inkâr etmez. Bir doktor hastasını seviyorsa, teşhis koymaktan kaçınmaz. Bir yurttaş ülkesini seviyorsa, gerçekleri söylemekten korkmaz. Sevgili dostlar, Benim felsefemin merkezinde tek bir ahlaki ilke vardır: İnsanların gereksiz acılarını azaltmak. Siyasetin de ekonominin de hukukun da amacı budur. Eğer bir sistem insanları daha korkulu, daha öfkeli, daha yoksul ve daha umutsuz hale getiriyorsa, o sistemin yeniden düşünülmesi gerekir. Konuşmamı bitirirken sizlere bir öğüt bırakmak istiyorum. Korkudan değil meraktan yana olun. Nefretten değil anlayıştan yana olun. Kesinlikten değil araştırmadan yana olun. Bir fikre sahip olun ama o fikrin sahibi olmayın. Çünkü insanlar bazen fikirlerini savunduklarını sanırlar. Gerçekte ise fikirleri onları yönetmektedir. Aklınızı özgür bırakın. Soru sormaktan vazgeçmeyin. Birbirinizi dinlemekten vazgeçmeyin. Ve hiçbir zaman unutmayın: Medeniyet, insanların aynı şeyleri düşünmesiyle değil, farklı şeyler düşünmelerine rağmen birlikte yaşayabilmeleriyle mümkündür. Türkiye'nin geleceği de tam olarak buna bağlıdır. Teşekkür ederim.
Ekleme Tarihi: 20 Haziran 2026 -Cumartesi

Düşünürler Türkiye Halkına Neler Söylerdi? -45-

BERTRAND RUSSELL Konuşuyor

Bertrand Russell (1872–1970), 20. yüzyılın en etkili filozoflarından, mantıkçılarından ve kamusal entelektüellerinden biridir. İngiliz düşünür; matematik, mantık, felsefe, eğitim, siyaset ve barış hareketleri gibi çok farklı alanlarda önemli çalışmalar yapmıştır. Bakalım Bertrand Russell günümüzde Türkiye’de yaşasaydı bizlere neler söylerdi:

Sevgili Türkiye halkı,

Bugün sizlerle bir filozof olarak değil, insanlığın uzun deneyimlerinden bazı dersler çıkarmaya çalışan yaşlı bir gözlemci olarak konuşmak istiyorum.

Dünyanın birçok ülkesini gördüm. İmparatorlukların yükselişine ve çöküşüne tanıklık ettim. İki büyük dünya savaşının dehşetini yaşadım. İnsanların özgürlük uğruna gösterdiği cesareti de gördüm, korku uğruna akıllarını teslim edişlerini de.

Bütün bu deneyimlerden sonra vardığım sonuç basittir: Bir toplumun kaderini belirleyen şey, sahip olduğu doğal kaynaklar değil; gerçeğe karşı gösterdiği dürüstlüktür.

Bugün Türkiye'nin karşı karşıya olduğu en büyük sorun ekonomik değildir.

Siyasi de değildir.

Teknolojik de değildir.

En büyük sorun, hakikatin değerini kaybetmeye başlamasıdır.

İnsanlar artık bir fikrin doğru olup olmadığını değil, kendi taraflarına ait olup olmadığını soruyor.

Bu son derece tehlikeli bir durumdur. Çünkü hakikatin yerini kabilecilik aldığında, akıl ortadan kalkar. Ve akıl ortadan kalktığında geriye yalnızca güç mücadeleleri kalır.

Bugün bir insan herhangi bir konuda konuşmadan önce şunu düşünüyor:

"Bu doğru mu?" sorusundan önce "Benim tarafım bunu onaylar mı?" sorusunu soruyor.

Bu yalnızca Türkiye'nin değil, çağımızın hastalığıdır.

Fakat bu hastalığın ilacı da bellidir: Eleştirel düşünce.

Sevgili dostlar,

Benim yaşadığım dönemde insanlar gazetelerden etkileniyordu.

Bugün ise milyarlarca insan birkaç saniyelik görüntüler, sloganlar ve sosyal medya algoritmaları tarafından yönlendiriliyor.

Hiçbir çağda bilgi bu kadar bol olmamıştı.

Fakat hiçbir çağda hakikate ulaşmak da bu kadar zor olmamıştı.

Çünkü bilgi ile propaganda artık aynı ekranda yan yana duruyor.

Gerçek ile yalan arasındaki çizgi bulanıklaşıyor.

Bu nedenle sizlere bir filozofun verebileceği en önemli tavsiyeyi vermek istiyorum:

Hoşunuza giden şeylere özellikle kuşkuyla yaklaşın.

Bir haber sizi öfkelendiriyorsa hemen paylaşmayın.

Bir açıklama size büyük bir haz veriyorsa hemen inanmayın.

Bir politikacı tam olarak duymak istediğiniz şeyleri söylüyorsa dikkatli olun.

İnsan aklı en çok hoşuna giden yalanlara karşı savunmasızdır.

Bugün Türkiye'de insanların birbirlerinden çok fazla korktuğunu görüyorum.

Muhafazakârlar sekülerlerden korkuyor.

Sekülerler muhafazakârlardan korkuyor.

Milliyetçiler başka gruplardan korkuyor.

Azınlıklar çoğunluktan korkuyor.

Muhalifler iktidardan korkuyor.

İktidar yanlıları muhalefetten korkuyor.

Korku büyüdükçe özgürlük küçülür.

Özgürlük küçüldükçe demokrasi zayıflar.

Demokrasi zayıfladıkça toplum daha da korkar.

Böylece kısır döngü oluşur.

Bir toplumun olgunluğu, kendi gibi düşünen insanlarla nasıl konuştuğuyla değil, kendisine tamamen karşı olan insanlarla nasıl konuştuğuyla ölçülür.

Eğitim hakkında konuşmak istiyorum. Bir ülkenin geleceği eğitim sisteminin içinde saklıdır. Fakat eğitimin amacı itaat üretmek değildir.

Bir öğrencinin en önemli özelliği öğretmenine hak vermesi değildir. Gerektiğinde öğretmenini eleştirebilmesidir.

Bir ülkenin en büyük başarısı sınavlarda yüksek puan alan gençler yetiştirmesi değildir. Düşünebilen gençler yetiştirmesidir. Çünkü düşünemeyen zeki insanlar, düşünebilen sıradan insanlardan daha tehlikeli olabilir. Bugün dünyada bilgi eksikliği değil, düşünce eksikliği vardır.

Gençlere özellikle seslenmek istiyorum. Sizler tarih boyunca görülmemiş imkânlara sahipsiniz. Fakat aynı zamanda tarih boyunca görülmemiş dikkat dağınıklıklarıyla da karşı karşıyasınız.

Telefonlarınız size dünyanın bütün bilgisini sunuyor. Fakat aynı cihazlar düşünmek için gerekli sessizliği de sizden çalıyor. Derin düşünce sabır ister. Bilgelik zaman ister. Hakikat birkaç saniyelik videolarda bulunmaz.

Okuyun. Uzun metinler okuyun. Size katılmayan insanları okuyun. Kendi görüşlerinize karşı çıkan kitapları okuyun.

Bir insan yalnızca kendi düşüncelerini doğrulayan kaynaklarla beslenirse zihinsel olarak büyüyemez.

Ekonomi hakkında da birkaç söz söylemek istiyorum. Yoksulluk yalnızca gelir eksikliği değildir. Yoksulluk aynı zamanda seçenek eksikliğidir.

Genç bir insanın gelecek planı kuramaması büyük bir toplumsal kayıptır. Bir üniversite mezununun hayalleri ile gerçekliği arasındaki mesafe büyüdükçe toplumun enerjisi azalır.

Bir ülkenin zenginliği birkaç kişinin servetiyle değil, sıradan insanların umut düzeyiyle ölçülmelidir.

Eğer insanlar yarının bugünden daha iyi olacağına inanmıyorsa, ekonomik göstergelerin tek başına fazla anlamı yoktur.

Bugün dünyanın her yerinde otoriter eğilimler yükseliyor. Bunun nedeni insanların özgürlüğü sevmemesi değildir. Özgürlüğün sorumluluk gerektirmesidir.

İnsanlar belirsizlikten korktuklarında güçlü liderlere sığınma eğilimindedir. Bu anlaşılabilir bir psikolojidir. Fakat unutulmamalıdır ki tarihteki büyük felaketlerin çoğu, gücün sorgulanmadan kabul edilmesiyle başlamıştır.

Hiçbir lider yanılmaz değildir. Hiçbir parti yanılmaz değildir. Hiçbir ideoloji yanılmaz değildir.

Yanılmaz olduğunu iddia eden her sistem, eninde sonunda insan özgürlüğü için tehlikeli hale gelir.

Ben hayatım boyunca milliyetçiliğin aşırı biçimlerine karşı çıktım.

Bugün de aynı şeyi söylerdim.

Ülkenizi sevin, kültürünüzü sevin, tarihinizle gurur duyun… Fakat bunları yaparken başka halkları küçümsemeyin.

Gerçek vatanseverlik, ülkenizin kusurlarını görebilmektir.

Bir insan ailesini seviyorsa, aile içindeki sorunları inkâr etmez.

Bir doktor hastasını seviyorsa, teşhis koymaktan kaçınmaz.

Bir yurttaş ülkesini seviyorsa, gerçekleri söylemekten korkmaz.

Sevgili dostlar,

Benim felsefemin merkezinde tek bir ahlaki ilke vardır: İnsanların gereksiz acılarını azaltmak.

Siyasetin de ekonominin de hukukun da amacı budur. Eğer bir sistem insanları daha korkulu, daha öfkeli, daha yoksul ve daha umutsuz hale getiriyorsa, o sistemin yeniden düşünülmesi gerekir.

Konuşmamı bitirirken sizlere bir öğüt bırakmak istiyorum.

Korkudan değil meraktan yana olun.

Nefretten değil anlayıştan yana olun.

Kesinlikten değil araştırmadan yana olun.

Bir fikre sahip olun ama o fikrin sahibi olmayın.

Çünkü insanlar bazen fikirlerini savunduklarını sanırlar. Gerçekte ise fikirleri onları yönetmektedir.

Aklınızı özgür bırakın. Soru sormaktan vazgeçmeyin. Birbirinizi dinlemekten vazgeçmeyin. Ve hiçbir zaman unutmayın: Medeniyet, insanların aynı şeyleri düşünmesiyle değil, farklı şeyler düşünmelerine rağmen birlikte yaşayabilmeleriyle mümkündür.

Türkiye'nin geleceği de tam olarak buna bağlıdır.

Teşekkür ederim.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.