Arzu Kök - Şair ve Yazar
Köşe Yazarı
Arzu Kök - Şair ve Yazar
 

Düşünürler Türkiye Halkına Neler Söylerdi? -36-

 İBN-İ RÜŞD Konuşuyor İbn-i Rüşd (Latin dünyasında Averroes olarak bilinir), 1126 yılında Kurtuba’da doğmuş, 1198’de Marakeş’te ölmüş büyük bir İslam filozofu, hukukçu, hekim ve bilim insanıdır. En çok, Aristoteles üzerine yazdığı kapsamlı yorumlarla tanınır. Bu yüzden Batı’da ona “Yorumcu (The Commentator)” unvanı verilmiştir. Bakalım İbn-i Rüşd günümüzde Türkiye’de yaşasaydı bizlere neler söylerdi: Ey akıl sahipleri, hakikati arayanlar ve adaletin izini sürenler, Ben İbn-i Rüşd, sizlere yalnızca geçmişin bir hatırası olarak değil; aklın ve hikmetin çağlar boyunca süren çağrısının bir temsilcisi olarak sesleniyorum. Zira zaman değişir, toplumlar dönüşür, araçlar farklılaşır; fakat insanın hakikatle olan ilişkisi, dün olduğu gibi bugün de en temel meselemiz olarak karşımızda durur. İnsan, yaratılışı gereği bilen bir varlık değildir; bilmeye yönelen bir varlıktır. Onu diğer varlıklardan ayıran şey, hazır bilgiye sahip olması değil; bilginin peşine düşmesidir. İşte bu arayış, onu yüceltir. Fakat bu arayıştan vazgeçtiği an, insan kendi doğasına yabancılaşır. Benim düşünceme göre akıl, yalnızca dünyevi meseleleri çözmek için verilmiş bir araç değildir. Aklın en yüce görevi, varlığın düzenini anlamak ve bu düzen üzerinden hakikate ulaşmaktır. Bu nedenle aklı kullanmak, yalnızca bir hak değil; aynı zamanda bir sorumluluktur. Ey Türkiye halkı, Sizin çağınızda bilgi, benim yaşadığım döneme kıyasla sonsuz bir hızla yayılmaktadır. Bilimsel Yöntem gelişmiş, gözlem ve deney insanın evrene dair bilgisini genişletmiştir. Ancak bu genişleme, beraberinde yeni bir tehlike de getirmiştir: Bilginin hikmetten kopması. Bilgi çoğaldıkça, insanın hakikate yaklaştığını zannedebilirsiniz. Fakat eğer bu bilgi doğru bir düşünce süzgecinden geçirilmezse, insanı hakikate değil; yalnızca karmaşaya sürükler. Bugün birçok insan çok şey bilmekte, fakat neyi neden bildiğini sorgulamamaktadır. Bu yüzden sizlere şunu söylemeliyim: Bilgi, tek başına yeterli değildir. Onu anlamlandıran şey hikmettir. Hikmet ise ancak sorgulayan bir akılla mümkündür. Ey yurttaşlar, Benim en çok üzerinde durduğum meselelerden biri, akıl ile vahiy arasındaki ilişkidir. Ben derim ki: Hakikat birdir. Eğer akıl doğru işletiliyorsa ve vahiy doğru anlaşılıyorsa, bu ikisi asla çelişmez. Eğer bir çelişki var gibi görünüyorsa, bu ya aklın eksik kullanılmasından ya da metnin yüzeysel yorumlanmasından kaynaklanır. Bugün sizin dünyanızda bu mesele hâlâ canlıdır. Kimileri aklı küçümseyerek yalnızca literal yorumlara sarılmakta, kimileri ise inancı tamamen dışlayarak yalnızca aklı yeterli görmektedir. Oysa bu iki yaklaşım da eksiktir. İnanç, akılsız kaldığında dogmaya dönüşür. Akıl, inançtan koparıldığında ise yönünü kaybeder. Doğru yol, bu ikisini çatıştırmak değil; uyum içinde değerlendirmektir. Ey Türkiye halkı, Toplumların en büyük sınavlarından biri, düşünce özgürlüğüdür. Bir toplumda fikirler serbestçe ifade edilemiyorsa, orada hakikat ortaya çıkamaz. Çünkü hakikat, farklı görüşlerin çatışmasıyla berraklaşır. Bugün Sosyal Medya aracılığıyla herkes konuşabilmektedir. Bu, büyük bir imkândır. Ancak aynı zamanda büyük bir sorumluluktur. Çünkü her söz, hakikate hizmet etmez. Eğer insanlar yalnızca kendi düşüncelerini doğrulayan sesleri dinlerse, toplum parçalanır. Ortak bir akıl zemini kaybolur. Bu durumda tartışma, hakikati bulmak için değil; karşı tarafı yenmek için yapılır. Oysa tartışmanın amacı galip gelmek değil; doğruya yaklaşmaktır. Ey akıl sahipleri, Adalet meselesi, benim düşüncemde merkezi bir yer tutar. Adalet, yalnızca hukuki kurallardan ibaret değildir; aynı zamanda ahlaki bir dengedir. Bir toplumda adalet yoksa, orada ne güven kalır ne de huzur. Bugün sizin çağınızda adalet, yalnızca mahkemelerle sınırlı değildir. Ekonomide, eğitimde, bilgiye erişimde… Her alanda adaletin gözetilmesi gerekir. Eğer bir insan, hakkını ararken korkuyorsa, orada adalet zayıflamıştır. Eğer bir toplumda bazıları kanunlardan üstün hissediyorsa, orada düzen görünüşte vardır; fakat özü itibarıyla çürümüştür. Ben derim ki: Adalet, gücün sınırlandırılmasıdır. Güç, sınırsız bırakıldığında zulme dönüşür. Bu nedenle yöneticilerin en büyük görevi, kendi güçlerini sınırlayacak bir düzeni kabul etmeleridir. Çünkü gerçek büyüklük, sınırsız olmakta değil; sınırlarını bilmektedir. Ey yurttaşlar, Sizin çağınızda ekonomik meseleler de büyük bir önem taşımaktadır. Zenginlik ile yoksulluk arasındaki fark büyüdükçe, toplumun dengesi bozulur. Aşırı yoksulluk, insanı çaresizliğe iter. Aşırı zenginlik ise gücün tek elde toplanmasına yol açar. Her iki durum da adaleti zedeler. Bu yüzden ekonomik düzen, yalnızca üretim ve tüketim meselesi değildir. Aynı zamanda bir adalet meselesidir. Eğer bir toplumda insanlar emeklerinin karşılığını alamıyorsa, o toplumda huzur uzun süre korunamaz. Ey Türkiye halkı, Bir diğer önemli mesele de eğitimdir. Eğitim, yalnızca bilgi aktarmak değildir; düşünmeyi öğretmektir. Eğer bir eğitim sistemi, öğrencilerine yalnızca ezberlemeyi öğretirse, o toplumda yeni fikirler doğmaz. Oysa ilerleme, ancak yeni fikirlerle mümkündür. Benim nazarımda gerçek eğitim, insanı özgürleştirir. Çünkü düşünen insan, başkalarının fikirlerine bağımlı olmaktan kurtulur. Sorgulamayan bir zihin, kolayca yönlendirilir. Sorgulayan bir zihin ise kendi yolunu bulur. Ey akıl sahipleri, Toplumların bir diğer önemli meselesi de birliktir. Ancak birlik, zorla sağlanamaz. Gerçek birlik, adalet ve karşılıklı saygı üzerine kurulur. Farklılıklar, bir toplumun zenginliğidir. Ancak bu farklılıklar, adaletle yönetilmezse çatışmaya dönüşür. Bu yüzden sizlere şunu söylemeliyim: Anlamaya çalışınız. Çünkü anlamak, önyargının panzehiridir. Ey yurttaşlar, Günümüz dünyasında insan, her zamankinden daha fazla güce sahiptir. Teknoloji, insanın doğa üzerindeki etkisini artırmıştır. Ancak bu güç, eğer hikmetle yönlendirilmezse, insanı yıkıma da götürebilir. Bu nedenle ilerleme, yalnızca teknik değil; aynı zamanda ahlaki bir mesele olarak ele alınmalıdır. Son olarak sizlere şunu söylemek isterim: Hakikat, kolay elde edilen bir şey değildir. O, sabır ister emek ister ve en önemlisi cesaret ister. Hakikati aramak, bazen yalnız kalmayı göze almayı gerektirir. Çünkü çoğunluk her zaman doğruyu temsil etmez. Ben İbn-i Rüşd, sözlerimi şu öğütle tamamlamak isterim: Aklınızı terk etmeyiniz, çünkü o sizi hakikate götürür. Adaletten sapmayınız, çünkü o toplumu ayakta tutar. Bilgiyi aramaktan vazgeçmeyiniz, çünkü o sizi özgür kılar. Ve unutmayınız: İnsan, düşündüğü ölçüde insandır. Anladığı ölçüde özgürdür. Ve adil olduğu ölçüde yücedir. Selametle kalınız.
Ekleme Tarihi: 18 Nisan 2026 -Cumartesi

Düşünürler Türkiye Halkına Neler Söylerdi? -36-

 İBN-İ RÜŞD Konuşuyor

İbn-i Rüşd (Latin dünyasında Averroes olarak bilinir), 1126 yılında Kurtuba’da doğmuş, 1198’de Marakeş’te ölmüş büyük bir İslam filozofu, hukukçu, hekim ve bilim insanıdır. En çok, Aristoteles üzerine yazdığı kapsamlı yorumlarla tanınır. Bu yüzden Batı’da ona “Yorumcu (The Commentator)” unvanı verilmiştir. Bakalım İbn-i Rüşd günümüzde Türkiye’de yaşasaydı bizlere neler söylerdi:

Ey akıl sahipleri, hakikati arayanlar ve adaletin izini sürenler,

Ben İbn-i Rüşd, sizlere yalnızca geçmişin bir hatırası olarak değil; aklın ve hikmetin çağlar boyunca süren çağrısının bir temsilcisi olarak sesleniyorum. Zira zaman değişir, toplumlar dönüşür, araçlar farklılaşır; fakat insanın hakikatle olan ilişkisi, dün olduğu gibi bugün de en temel meselemiz olarak karşımızda durur.

İnsan, yaratılışı gereği bilen bir varlık değildir; bilmeye yönelen bir varlıktır. Onu diğer varlıklardan ayıran şey, hazır bilgiye sahip olması değil; bilginin peşine düşmesidir. İşte bu arayış, onu yüceltir. Fakat bu arayıştan vazgeçtiği an, insan kendi doğasına yabancılaşır.

Benim düşünceme göre akıl, yalnızca dünyevi meseleleri çözmek için verilmiş bir araç değildir. Aklın en yüce görevi, varlığın düzenini anlamak ve bu düzen üzerinden hakikate ulaşmaktır. Bu nedenle aklı kullanmak, yalnızca bir hak değil; aynı zamanda bir sorumluluktur.

Ey Türkiye halkı,

Sizin çağınızda bilgi, benim yaşadığım döneme kıyasla sonsuz bir hızla yayılmaktadır. Bilimsel Yöntem gelişmiş, gözlem ve deney insanın evrene dair bilgisini genişletmiştir. Ancak bu genişleme, beraberinde yeni bir tehlike de getirmiştir: Bilginin hikmetten kopması.

Bilgi çoğaldıkça, insanın hakikate yaklaştığını zannedebilirsiniz. Fakat eğer bu bilgi doğru bir düşünce süzgecinden geçirilmezse, insanı hakikate değil; yalnızca karmaşaya sürükler. Bugün birçok insan çok şey bilmekte, fakat neyi neden bildiğini sorgulamamaktadır.

Bu yüzden sizlere şunu söylemeliyim: Bilgi, tek başına yeterli değildir. Onu anlamlandıran şey hikmettir. Hikmet ise ancak sorgulayan bir akılla mümkündür.

Ey yurttaşlar,

Benim en çok üzerinde durduğum meselelerden biri, akıl ile vahiy arasındaki ilişkidir. Ben derim ki: Hakikat birdir. Eğer akıl doğru işletiliyorsa ve vahiy doğru anlaşılıyorsa, bu ikisi asla çelişmez.

Eğer bir çelişki var gibi görünüyorsa, bu ya aklın eksik kullanılmasından ya da metnin yüzeysel yorumlanmasından kaynaklanır.

Bugün sizin dünyanızda bu mesele hâlâ canlıdır. Kimileri aklı küçümseyerek yalnızca literal yorumlara sarılmakta, kimileri ise inancı tamamen dışlayarak yalnızca aklı yeterli görmektedir.

Oysa bu iki yaklaşım da eksiktir.

İnanç, akılsız kaldığında dogmaya dönüşür.

Akıl, inançtan koparıldığında ise yönünü kaybeder.

Doğru yol, bu ikisini çatıştırmak değil; uyum içinde değerlendirmektir.

Ey Türkiye halkı,

Toplumların en büyük sınavlarından biri, düşünce özgürlüğüdür. Bir toplumda fikirler serbestçe ifade edilemiyorsa, orada hakikat ortaya çıkamaz. Çünkü hakikat, farklı görüşlerin çatışmasıyla berraklaşır.

Bugün Sosyal Medya aracılığıyla herkes konuşabilmektedir. Bu, büyük bir imkândır. Ancak aynı zamanda büyük bir sorumluluktur.

Çünkü her söz, hakikate hizmet etmez.

Eğer insanlar yalnızca kendi düşüncelerini doğrulayan sesleri dinlerse, toplum parçalanır. Ortak bir akıl zemini kaybolur. Bu durumda tartışma, hakikati bulmak için değil; karşı tarafı yenmek için yapılır.

Oysa tartışmanın amacı galip gelmek değil; doğruya yaklaşmaktır.

Ey akıl sahipleri,

Adalet meselesi, benim düşüncemde merkezi bir yer tutar. Adalet, yalnızca hukuki kurallardan ibaret değildir; aynı zamanda ahlaki bir dengedir.

Bir toplumda adalet yoksa, orada ne güven kalır ne de huzur.

Bugün sizin çağınızda adalet, yalnızca mahkemelerle sınırlı değildir. Ekonomide, eğitimde, bilgiye erişimde… Her alanda adaletin gözetilmesi gerekir.

Eğer bir insan, hakkını ararken korkuyorsa, orada adalet zayıflamıştır. Eğer bir toplumda bazıları kanunlardan üstün hissediyorsa, orada düzen görünüşte vardır; fakat özü itibarıyla çürümüştür.

Ben derim ki: Adalet, gücün sınırlandırılmasıdır. Güç, sınırsız bırakıldığında zulme dönüşür.

Bu nedenle yöneticilerin en büyük görevi, kendi güçlerini sınırlayacak bir düzeni kabul etmeleridir. Çünkü gerçek büyüklük, sınırsız olmakta değil; sınırlarını bilmektedir.

Ey yurttaşlar,

Sizin çağınızda ekonomik meseleler de büyük bir önem taşımaktadır. Zenginlik ile yoksulluk arasındaki fark büyüdükçe, toplumun dengesi bozulur.

Aşırı yoksulluk, insanı çaresizliğe iter. Aşırı zenginlik ise gücün tek elde toplanmasına yol açar.

Her iki durum da adaleti zedeler.

Bu yüzden ekonomik düzen, yalnızca üretim ve tüketim meselesi değildir. Aynı zamanda bir adalet meselesidir.

Eğer bir toplumda insanlar emeklerinin karşılığını alamıyorsa, o toplumda huzur uzun süre korunamaz.

Ey Türkiye halkı,

Bir diğer önemli mesele de eğitimdir. Eğitim, yalnızca bilgi aktarmak değildir; düşünmeyi öğretmektir.

Eğer bir eğitim sistemi, öğrencilerine yalnızca ezberlemeyi öğretirse, o toplumda yeni fikirler doğmaz. Oysa ilerleme, ancak yeni fikirlerle mümkündür.

Benim nazarımda gerçek eğitim, insanı özgürleştirir. Çünkü düşünen insan, başkalarının fikirlerine bağımlı olmaktan kurtulur.

Sorgulamayan bir zihin, kolayca yönlendirilir.

Sorgulayan bir zihin ise kendi yolunu bulur.

Ey akıl sahipleri,

Toplumların bir diğer önemli meselesi de birliktir. Ancak birlik, zorla sağlanamaz. Gerçek birlik, adalet ve karşılıklı saygı üzerine kurulur.

Farklılıklar, bir toplumun zenginliğidir. Ancak bu farklılıklar, adaletle yönetilmezse çatışmaya dönüşür.

Bu yüzden sizlere şunu söylemeliyim: Anlamaya çalışınız. Çünkü anlamak, önyargının panzehiridir.

Ey yurttaşlar,

Günümüz dünyasında insan, her zamankinden daha fazla güce sahiptir. Teknoloji, insanın doğa üzerindeki etkisini artırmıştır. Ancak bu güç, eğer hikmetle yönlendirilmezse, insanı yıkıma da götürebilir.

Bu nedenle ilerleme, yalnızca teknik değil; aynı zamanda ahlaki bir mesele olarak ele alınmalıdır.

Son olarak sizlere şunu söylemek isterim:

Hakikat, kolay elde edilen bir şey değildir. O, sabır ister emek ister ve en önemlisi cesaret ister.

Hakikati aramak, bazen yalnız kalmayı göze almayı gerektirir. Çünkü çoğunluk her zaman doğruyu temsil etmez.

Ben İbn-i Rüşd, sözlerimi şu öğütle tamamlamak isterim:

Aklınızı terk etmeyiniz, çünkü o sizi hakikate götürür.

Adaletten sapmayınız, çünkü o toplumu ayakta tutar.

Bilgiyi aramaktan vazgeçmeyiniz, çünkü o sizi özgür kılar.

Ve unutmayınız:

İnsan, düşündüğü ölçüde insandır.

Anladığı ölçüde özgürdür.

Ve adil olduğu ölçüde yücedir.

Selametle kalınız.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (1)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Umut Yaşar Abat
(18.04.2026 10:46 - #5410)
Teşekkürler Arzu hocam. Eğer kitaplarının yakilacagini erkenden anlamasaydi çoğaltmasaydi geriye hiç bir şeyi kalmayacaktı... kitaplarını yaktılar...
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.