HANNAH ARENDT Konuşuyor
Hannah Arendt (1906–1975), Alman asıllı Amerikalı bir siyaset teorisyeni ve filozoftur. 20. yüzyılın en etkili düşünürlerinden biri olarak kabul edilir. Özellikle totalitarizm, otorite, güç, kötülük ve modern siyaset üzerine çalışmalarıyla tanınır. Bakalım Hannah Arendt günümüzde Türkiye’de yaşasaydı bizlere neler söylerdi:
Sevgili yurttaşlar,
Bir ülkenin kaderi, yalnızca seçimlerle değil, insanların birbirleriyle konuşabilme kapasitesiyle belirlenir. Eğer insanlar aynı meydanda durup birbirlerini duyamıyorlarsa, aynı haberleri izleyip aynı olgular üzerinde uzlaşamıyorlarsa, aynı kelimeleri kullanıp farklı dünyalarda yaşıyorlarsa, o zaman kriz yalnızca siyasal değildir. Kriz, dünyanın kendisindedir. Çünkü dünya, doğa gibi verilmiş değildir. Dünya, insanlar arasında kurulur.
Sizin ülkenizde bugün tanık olduğum şey, yalnızca iktidar mücadelesi değildir. Daha derin bir kırılma var: Ortak dünyanın aşınması.
İnsanlar artık yalnızca farklı düşünmüyor; farklı gerçekliklerde yaşıyor. Bu durum, siyaset için en tehlikeli zemindir. Çünkü siyaset, farklı görüşlerin çatışmasıdır; farklı gerçekliklerin değil.
Cumhuriyet, yurttaşların ortak olgular üzerinde konuşabildiği bir düzendir. Olgular siyasal değildir; ama siyaset olgular olmadan var olamaz. Eğer her şey yorumsa, hiçbir şey sorumluluk doğurmaz.
Bugün hakikat yorgun. Sürekli akan bilgi, hakikati güçlendirmedi; aksine onu aşındırdı. Sosyal ağlar, her yurttaşa söz verdi; fakat söz, çoğu zaman dinleme iradesiyle desteklenmedi. Hakikat, tarafların silahına dönüştü. Oysa hakikat silah değildir; zemindir.
Bir toplum olgular üzerinde uzlaşmayı kaybederse, hesap verebilirlik de ortadan kalkar. Hesap sorulamayan yerde ise cumhuriyet zayıflar. Cumhuriyet, yalnızca bir yönetim biçimi değil; bir dünyaya sahip olma biçimidir.
İnsanlık durumunun özü çoğulluktur. İnsanlar eşit haklara sahip olabilir; ama aynı değildir. Her insan benzersizdir. Bu benzersizlik siyasetin kaynağıdır.
Sizin toplumunuzda farklı kimlikler uzun zamandır bir gerilim içinde yaşıyor. İnanç, etnik köken, yaşam tarzı, ideoloji… Bu farklılıklar çoğu zaman bir tehdit gibi sunuluyor. Oysa siyaset, bu farklılıkların bastırılması değil; birlikte var olabilmesidir. Birlik, benzerlikten doğmaz. Birlik, farklılıkların tanınmasından doğar.
Eğer bir toplum kendisini tek bir kimlik, tek bir irade, tek bir anlatı altında tanımlamaya başlarsa, siyaset yavaş yavaş yerini itaate bırakır. İtaat ise özgürlüğün düşmanıdır.
Gerçek güç, insanların birlikte hareket etmesinden doğar. Güç, rızaya dayanır. Şiddet ise araçtır; gücün zayıfladığını gösterir.
Eğer bir yönetim sürekli tehdit dili kullanıyorsa, sürekli olağanüstü bir durum hissi yaratıyorsa, bu güçlülüğün değil kırılganlığın işaretidir. Çünkü güçlü olan, meşruiyetinden emindir; korku üretmeye ihtiyaç duymaz.
Korku, yurttaşı pasifleştirir. Pasif yurttaş, cumhuriyetin sonudur. Bir cumhuriyet, yalnızca seçim sandığıyla değil; aktif yurttaşlıkla yaşar.
Bugün insanlar hiç olmadığı kadar bağlı, fakat hiç olmadığı kadar yalnız. Dijital alan görünürlük sunar; ama görünürlük ile kamusallık aynı şey değildir. Gerçek kamusal alan, insanların risk alarak söz söyledikleri, bedenleriyle ve sesleriyle var oldukları alandır.
Yalnızlık, modern çağın en büyük siyasal tehlikesidir. Yalnız insan, dünyayla bağını kaybetmiş insandır. Bağlarını kaybeden insan ya içe kapanır ya da kendisini güçlü bir anlatının içinde eritmek ister.
Totaliter eğilimler, yalnız insanlardan beslenir. Eğer mahalleler, üniversiteler, sendikalar, sivil toplum alanları zayıflarsa; eğer insanlar yalnızca ekran başında öfke üretir ama birlikte hareket etmezse; güç çözülür. Ve güç çözülünce, yerini zor alır.
Her doğum bir başlangıçtır. Bu yalnızca biyolojik bir gerçek değil; siyasal bir mucizedir. İnsan, eylem kapasitesi sayesinde yeni bir şey başlatabilir.
Bugün gençlerin umutsuzluğu, ekonomik kaygılardan daha derin bir meseledir. Umutsuzluk, eylem kapasitesinin kaybıdır. İnsan geleceğini başka bir yerde arıyorsa, bu yalnızca daha iyi bir maaş arayışı değildir; ortak dünyaya duyulan güvenin sarsılmasıdır.
Bir toplum gençlerini kaybediyorsa, yalnızca nüfusunu değil, başlangıç yeteneğini kaybeder. Fakat unutmayın: Hiçbir kriz kalıcı değildir. Çünkü insanlar başlatabilir.
Yeni bir kamusal alan başlatabilirsiniz. Yeni bir dil başlatabilirsiniz. Yeni bir siyaset başlatabilirsiniz.
Başlangıç her zaman mümkündür.
Kötülük her zaman nefretle gelmez. Çoğu zaman sıradanlıkla gelir. İnsanlar yalnızca “görevlerini” yaptıklarını düşünür. Düşünmemek, en büyük tehlikedir.
Düşünmek, bilgi biriktirmek değildir. Düşünmek, insanın kendi kendisiyle kurduğu diyalogdur. Eğer insan, “Ben bunu yaparken kendimle yaşamaya devam edebilir miyim?” sorusunu sormuyorsa, vicdanını askıya almıştır.
Sorumluluk devredilemez.
Hiçbir sistem, bireyin ahlaki yükünü ortadan kaldırmaz. Cumhuriyet, yalnızca kurumlara değil; düşünen bireylere dayanır.
İnsan fanidir. İktidarlar geçicidir. Fakat dünya kalıcı olmalıdır. Kurumlar, insanların geçiciliğine karşı dünyanın kalıcılığını temsil eder. Eğer kurumlar zayıflarsa, siyaset kişilere indirgenir. Kişiler gider; geriye kırılgan bir yapı kalır.
Bir ülkenin gerçek gücü, güçlü liderlerinden değil; güçlü kurumlarından gelir. Kurumlara güven kaybolduğunda, yurttaş geleceğini kişisel sadakatlere bağlar. Sadakat siyasetin yerini aldığında, özgürlük daralır.
Özgürlük korkusuzluk değildir. Özgürlük, korkuya rağmen konuşabilmektir.
Cesaret, büyük kahramanlıklar değildir yalnızca. Bir toplantıda söz almak, adaletsizliğe itiraz etmek, yanlış bilgiyi düzeltmek, farklı olanı savunmak… Bunların her biri siyasal eylemdir.
Siyaset, yalnızca parlamentoda değil; gündelik hayatta başlar.
Cumhuriyet bir miras değildir; bir görevdir. Onu korumak, geçmişe övgüyle değil; bugünde eylemle mümkündür. Her kuşak cumhuriyeti yeniden kurmak zorundadır.
Bu yeniden kuruluş: Hakikati savunmakla, çoğulluğu kabul etmekle, kurumları güçlendirmekle, gençlere alan açmakla ve en önemlisi düşünmeyi sürdürmekle mümkündür.
Demokrasi yalnızca çoğunluğun yönetimi değildir. Demokrasi, azınlığın da konuşabildiği düzendir. Eğer azınlık korkuyorsa, çoğunluk da özgür değildir.
Sevgili yurttaşlar,
Sizin önünüzde iki yol var. Ya yalnızlaşacak, kendi yankı odalarınızda yaşamayı sürdürecek ve ortak dünyayı yavaş yavaş kaybedeceksiniz. Ya da birbirinizi yeniden yurttaş olarak tanıyacaksınız.
Unutmayın:
Dünya aranızdadır. Onu korumazsanız dağılır. Onu konuşmazsanız sessizleşir. Onu savunmazsanız başkaları tanımlar. Fakat eğer düşünür, konuşur, dinler ve birlikte eylemeye cesaret ederseniz, başlangıç mümkündür.
İnsan, eyleyebildiği sürece özgürdür. Ve özgürlük, yalnızca birlikte mümkündür. Başlangıç her zaman şimdi başlar.
