Arzu Kök - Şair ve Yazar
Köşe Yazarı
Arzu Kök - Şair ve Yazar
 

ATATÜRK Gücünü Nereden Alıyordu?

Bazı eserler yalnızca tarih anlatmaz; aynı zamanda bir zihniyetin kökenlerini araştırır. Feyzullah Budak'ın “Atatürk Gücünü Nereden Alıyordu?” adlı çalışması da bu yönüyle biyografik bir incelemenin ötesine geçerek liderlik olgusunu tarihsel, kültürel ve düşünsel bağlam içerisinde değerlendirmeye çalışan eserlerden biridir. Kitap, Mustafa Kemal Atatürk'ün askerî ve siyasi başarılarının arkasındaki temel dinamikleri sorgularken, okuru yalnızca bir tarihsel kişilikle değil, aynı zamanda modernleşme, akılcılık, ulus inşası ve bireysel irade kavramlarıyla da yüzleştirir. Bu nedenle eser, yalnızca tarih meraklılarına değil; siyaset bilimi, sosyoloji, psikoloji ve felsefe alanlarıyla ilgilenen okuyuculara da hitap eden çok katmanlı bir okuma sunmaktadır. Kitabın temel sorusu olan "Atatürk gücünü nereden alıyordu?" ilk bakışta bireysel bir liderlik çözümlemesi gibi görünmektedir. Ancak derinlemesine incelendiğinde bu sorunun aslında modern Türkiye'nin kuruluş felsefesine uzanan daha geniş bir tartışmayı içerdiği anlaşılır. Budak, Atatürk'ün gücünü yalnızca askerî dehasına veya karizmatik kişiliğine bağlamaz. Onun zihinsel donanımı, okuma alışkanlığı, eleştirel düşünme yeteneği, bilimsel bakış açısı ve çağının uluslararası gelişmelerini takip eden entelektüel kimliği, kitabın temel argümanını oluşturan unsurlar arasında yer almaktadır. Eserin merkezinde akıl kavramı bulunmaktadır. Atatürk'ün düşünce sisteminin temelinde dogmalardan uzak, deneyime ve gözleme dayalı bir dünya görüşü yer almaktadır. Bu yaklaşım, Aydınlanma düşüncesinin temel ilkeleriyle büyük ölçüde örtüşmektedir. Özellikle aklın rehberliği, bilimin toplumsal ilerlemenin temel aracı olarak görülmesi ve bireyin özgür düşünme kapasitesinin geliştirilmesi gibi ilkeler, Atatürk'ün siyasi uygulamalarında açık biçimde gözlenmektedir. Budak'ın anlatımında bu durum, kişisel bir tercih olmaktan ziyade tarihsel zorunluluk olarak sunulmaktadır. Çünkü çökmekte olan bir imparatorluğun yerine çağdaş bir ulus devlet kurulabilmesi, ancak geleneksel düşünce kalıplarının sorgulanmasıyla mümkün olabilirdi. Burada dikkat çeken önemli noktalardan biri, Atatürk'ün pozitivist düşünceden etkilenmiş olmasına rağmen katı bir determinizme saplanmamış olmasıdır. Kitapta dolaylı olarak hissedilen bu yaklaşım, onun olayları yalnızca teorik çerçevede değerlendirmediğini, pratik gerçekliği esas aldığını göstermektedir. Nitekim "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir." anlayışı, yalnızca bilimsel gelişmeyi teşvik eden bir slogan değil; aynı zamanda yönetim anlayışının epistemolojik temelidir. Bu yönüyle Budak'ın eseri, Atatürk'ün düşünce dünyasını felsefi pragmatizm ile rasyonalist gelenek arasında konumlandırmaktadır. Kitabın en güçlü yönlerinden biri, liderlik psikolojisini tarihsel koşullardan bağımsız değerlendirmemesidir. Büyük liderlerin doğuştan mı geldikleri yoksa tarihsel süreç içerisinde mi şekillendikleri sorusu sosyal psikolojinin uzun yıllardır tartıştığı temel problemlerden biridir. Budak'ın yaklaşımı ise iki görüşü sentezleyen bir çizgide ilerlemektedir. Atatürk'ün yüksek özgüveni, kriz anlarında karar verebilme becerisi, duygularını kontrol edebilmesi ve geleceği öngörebilen stratejik zekâsı kişisel özellikler olarak ele alınırken; bu özelliklerin gelişmesinde yaşadığı savaşların, eğitim hayatının ve Osmanlı Devleti'nin çözülme sürecinin belirleyici rol oynadığı vurgulanmaktadır. Modern psikolojide "psikolojik dayanıklılık" olarak tanımlanan kavram, Atatürk'ün yaşam öyküsünde açık biçimde gözlenmektedir. Çocuk yaşta babasını kaybetmesi, sürekli cephelerde bulunması, siyasi yalnızlıklar yaşaması ve büyük sorumluluklar üstlenmesine rağmen hedeflerinden vazgeçmemesi, yüksek düzeyde direnç geliştirmiş bir kişilik yapısını işaret etmektedir. Budak'ın değerlendirmelerinde bu direnç yalnızca bireysel karakter meselesi değildir; aynı zamanda güçlü bir amaç duygusunun ürünüdür. Çünkü psikoloji literatürü, anlamlı hedeflere sahip bireylerin zorluklarla daha etkili mücadele edebildiğini göstermektedir. Kitapta dolaylı biçimde hissedilen bir diğer psikolojik unsur ise öz yeterlilik kavramıdır. Atatürk, yalnızca kendisine güvenen bir lider değildir; aynı zamanda çevresindekilere de başarabileceklerine dair güçlü bir inanç aşılamaktadır. Kurtuluş Savaşı'nın en zor dönemlerinde bile umudu koruyabilmesi, toplumsal moralin yeniden inşa edilmesini sağlamıştır. Liderlik psikolojisinde karizma çoğu zaman doğuştan gelen özellik olarak değerlendirilse de Budak'ın anlatısında karizma, bilgiyle beslenen güvenin doğal sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Eser, birey ile toplum arasındaki karşılıklı etkileşimi başarılı biçimde yansıtmaktadır. Atatürk, toplumun dışında duran olağanüstü bir kahraman olarak değil; toplumun dönüşüm ihtiyacını okuyabilen tarihsel bir aktör olarak ele alınmaktadır. Bu yaklaşım, klasik "büyük adam" tarih anlayışından ayrılarak toplumsal koşulların belirleyiciliğini de göz önünde bulundurmaktadır. Ulus inşası süreci kitabın sosyolojik analizlerinde önemli yer tutmaktadır. Osmanlı Devleti çok uluslu ve çok dinli bir imparatorluktu. Buna karşılık Cumhuriyet, ortak vatandaşlık temelinde yeni bir siyasal kimlik oluşturmayı hedeflemiştir. Budak'ın değerlendirmeleri, bu dönüşümün yalnızca hukuki düzenlemelerle değil; eğitim, kültür, dil ve tarih politikalarıyla desteklendiğini göstermektedir. Burada sosyolojinin temel kavramlarından biri olan kolektif bilinç devreye girmektedir. Yeni devlet, ortak değerler ve ortak gelecek tasavvuru oluşturarak toplumsal bütünleşmeyi sağlamaya çalışmıştır. Eğitim reformlarının kitapta geniş yer bulması da sosyolojik açıdan anlamlıdır. Çünkü eğitim, yalnızca bilgi aktaran bir kurum değil; aynı zamanda toplumsal değerlerin yeniden üretildiği temel mekanizmadır. Harf Devrimi, Millet Mektepleri, üniversite reformları ve bilimsel eğitimin teşvik edilmesi, yeni kuşakların farklı bir zihniyetle yetişmesini amaçlayan uzun vadeli dönüşüm projeleri olarak değerlendirilmektedir. Budak'ın kitabında dikkat çeken önemli noktalardan biri de kültürel dönüşümün ekonomik ve siyasi reformlarla birlikte ele alınmasıdır. Toplumsal değişim yalnızca yasa değişiklikleriyle gerçekleşmez. İnsanların dünyayı algılama biçimlerinin değişmesi gerekir. Bu nedenle Cumhuriyet'in kültür politikaları, modernleşmenin tamamlayıcı unsuru olarak yorumlanmaktadır. Birinci Dünya Savaşı sonrasında yalnızca Osmanlı Devleti değil; Avusturya-Macaristan ve Çarlık Rusyası gibi büyük imparatorluklar da dağılmıştır. Dolayısıyla yeni ulus devletlerin ortaya çıkışı yalnızca Türkiye'ye özgü bir gelişme değildir. Ancak Türkiye'nin farklılığı, bağımsızlık savaşını dış müdahaleye rağmen başarıyla tamamlayabilmiş olmasında yatmaktadır. Kitap, bu başarının temelinde yalnızca askerî stratejilerin değil; diplomatik öngörünün de bulunduğunu göstermektedir. Atatürk'ün uluslararası dengeleri doğru okuyabilmesi, Sovyetler Birliği ile kurduğu ilişkiler, Batı dünyasını dikkatle izlemesi ve barışçı dış politika anlayışı, tarihsel analizlerin önemli başlıkları arasında yer almaktadır. "Yurtta sulh, cihanda sulh" ilkesi, savaşın yıkıcılığını yaşamış bir liderin ulaştığı tarihsel bilgelik olarak yorumlanabilir. Eserde dolaylı biçimde tartışılan önemli konulardan biri de modernleşmenin niteliğidir. Modernleşme, yalnızca Batı'nın kurumlarını kopyalamak anlamına gelmez. Budak'ın yaklaşımı, Atatürk'ün seçici bir modernleşme anlayışını benimsediğini düşündürmektedir. Bilim, hukuk, eğitim ve yönetim alanlarında evrensel ilkeler benimsenirken, ulusal bağımsızlık ve egemenlik temel değerler olarak korunmuştur. Bu yönüyle kitap, modernleşmeyi kültürel teslimiyet değil; ulusal güçlenme projesi olarak değerlendirmektedir. Kitabın en güçlü yönü, Atatürk'ü tek boyutlu bir asker veya siyasetçi olarak sunmamasıdır. Onun düşünce dünyasını şekillendiren okuma kültürü, yabancı dil bilgisi, dünya tarihine ilgisi ve sürekli öğrenme arzusu, liderliğin bilgi temelli yönünü ön plana çıkarmaktadır. Günümüzde liderlik çalışmalarında sıkça vurgulanan "öğrenen lider" modeliyle bu yaklaşım arasında dikkat çekici benzerlikler bulunmaktadır. Bugünün dünyasında dijital bilgi çağının hızla değişen koşulları düşünüldüğünde, Budak'ın ortaya koyduğu temel mesaj güncelliğini korumaktadır. Kalıcı güç, yalnızca siyasi otoriteden veya askerî başarıdan değil; bilgi üretme kapasitesinden, eleştirel düşünceden ve toplumu ortak hedefler etrafında birleştirebilme becerisinden doğmaktadır. Bu bağlamda eser, yalnızca geçmişi anlamaya değil, geleceğin liderlik anlayışını tartışmaya da katkı sunmaktadır. Sonuç olarak “Atatürk Gücünü Nereden Alıyordu?”, tarihsel bir kişiliğin başarı hikâyesini anlatmanın ötesine geçerek liderlik, akılcılık, toplumsal dönüşüm ve modernleşme üzerine düşündüren disiplinlerarası bir inceleme niteliği taşımaktadır. Bu yönüyle eser, yalnızca geçmişi anlamak isteyenlere değil; liderlik, toplum ve devlet ilişkileri üzerine düşünen herkes için tartışmaya değer zengin bir perspektif sunmaktadır. Feyzullah Budak'ı bu güzel eserinden ötürü kutluyoruz.  
Ekleme Tarihi: 01 Temmuz 2026 -Çarşamba

ATATÜRK Gücünü Nereden Alıyordu?

Bazı eserler yalnızca tarih anlatmaz; aynı zamanda bir zihniyetin kökenlerini araştırır. Feyzullah Budak'ın “Atatürk Gücünü Nereden Alıyordu?” adlı çalışması da bu yönüyle biyografik bir incelemenin ötesine geçerek liderlik olgusunu tarihsel, kültürel ve düşünsel bağlam içerisinde değerlendirmeye çalışan eserlerden biridir. Kitap, Mustafa Kemal Atatürk'ün askerî ve siyasi başarılarının arkasındaki temel dinamikleri sorgularken, okuru yalnızca bir tarihsel kişilikle değil, aynı zamanda modernleşme, akılcılık, ulus inşası ve bireysel irade kavramlarıyla da yüzleştirir. Bu nedenle eser, yalnızca tarih meraklılarına değil; siyaset bilimi, sosyoloji, psikoloji ve felsefe alanlarıyla ilgilenen okuyuculara da hitap eden çok katmanlı bir okuma sunmaktadır.

Kitabın temel sorusu olan "Atatürk gücünü nereden alıyordu?" ilk bakışta bireysel bir liderlik çözümlemesi gibi görünmektedir. Ancak derinlemesine incelendiğinde bu sorunun aslında modern Türkiye'nin kuruluş felsefesine uzanan daha geniş bir tartışmayı içerdiği anlaşılır. Budak, Atatürk'ün gücünü yalnızca askerî dehasına veya karizmatik kişiliğine bağlamaz. Onun zihinsel donanımı, okuma alışkanlığı, eleştirel düşünme yeteneği, bilimsel bakış açısı ve çağının uluslararası gelişmelerini takip eden entelektüel kimliği, kitabın temel argümanını oluşturan unsurlar arasında yer almaktadır.

Eserin merkezinde akıl kavramı bulunmaktadır. Atatürk'ün düşünce sisteminin temelinde dogmalardan uzak, deneyime ve gözleme dayalı bir dünya görüşü yer almaktadır. Bu yaklaşım, Aydınlanma düşüncesinin temel ilkeleriyle büyük ölçüde örtüşmektedir. Özellikle aklın rehberliği, bilimin toplumsal ilerlemenin temel aracı olarak görülmesi ve bireyin özgür düşünme kapasitesinin geliştirilmesi gibi ilkeler, Atatürk'ün siyasi uygulamalarında açık biçimde gözlenmektedir. Budak'ın anlatımında bu durum, kişisel bir tercih olmaktan ziyade tarihsel zorunluluk olarak sunulmaktadır. Çünkü çökmekte olan bir imparatorluğun yerine çağdaş bir ulus devlet kurulabilmesi, ancak geleneksel düşünce kalıplarının sorgulanmasıyla mümkün olabilirdi.

Burada dikkat çeken önemli noktalardan biri, Atatürk'ün pozitivist düşünceden etkilenmiş olmasına rağmen katı bir determinizme saplanmamış olmasıdır. Kitapta dolaylı olarak hissedilen bu yaklaşım, onun olayları yalnızca teorik çerçevede değerlendirmediğini, pratik gerçekliği esas aldığını göstermektedir. Nitekim "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir." anlayışı, yalnızca bilimsel gelişmeyi teşvik eden bir slogan değil; aynı zamanda yönetim anlayışının epistemolojik temelidir. Bu yönüyle Budak'ın eseri, Atatürk'ün düşünce dünyasını felsefi pragmatizm ile rasyonalist gelenek arasında konumlandırmaktadır.

Kitabın en güçlü yönlerinden biri, liderlik psikolojisini tarihsel koşullardan bağımsız değerlendirmemesidir. Büyük liderlerin doğuştan mı geldikleri yoksa tarihsel süreç içerisinde mi şekillendikleri sorusu sosyal psikolojinin uzun yıllardır tartıştığı temel problemlerden biridir. Budak'ın yaklaşımı ise iki görüşü sentezleyen bir çizgide ilerlemektedir. Atatürk'ün yüksek özgüveni, kriz anlarında karar verebilme becerisi, duygularını kontrol edebilmesi ve geleceği öngörebilen stratejik zekâsı kişisel özellikler olarak ele alınırken; bu özelliklerin gelişmesinde yaşadığı savaşların, eğitim hayatının ve Osmanlı Devleti'nin çözülme sürecinin belirleyici rol oynadığı vurgulanmaktadır.

Modern psikolojide "psikolojik dayanıklılık" olarak tanımlanan kavram, Atatürk'ün yaşam öyküsünde açık biçimde gözlenmektedir. Çocuk yaşta babasını kaybetmesi, sürekli cephelerde bulunması, siyasi yalnızlıklar yaşaması ve büyük sorumluluklar üstlenmesine rağmen hedeflerinden vazgeçmemesi, yüksek düzeyde direnç geliştirmiş bir kişilik yapısını işaret etmektedir. Budak'ın değerlendirmelerinde bu direnç yalnızca bireysel karakter meselesi değildir; aynı zamanda güçlü bir amaç duygusunun ürünüdür. Çünkü psikoloji literatürü, anlamlı hedeflere sahip bireylerin zorluklarla daha etkili mücadele edebildiğini göstermektedir.

Kitapta dolaylı biçimde hissedilen bir diğer psikolojik unsur ise öz yeterlilik kavramıdır. Atatürk, yalnızca kendisine güvenen bir lider değildir; aynı zamanda çevresindekilere de başarabileceklerine dair güçlü bir inanç aşılamaktadır. Kurtuluş Savaşı'nın en zor dönemlerinde bile umudu koruyabilmesi, toplumsal moralin yeniden inşa edilmesini sağlamıştır. Liderlik psikolojisinde karizma çoğu zaman doğuştan gelen özellik olarak değerlendirilse de Budak'ın anlatısında karizma, bilgiyle beslenen güvenin doğal sonucu olarak ortaya çıkmaktadır.

Eser, birey ile toplum arasındaki karşılıklı etkileşimi başarılı biçimde yansıtmaktadır. Atatürk, toplumun dışında duran olağanüstü bir kahraman olarak değil; toplumun dönüşüm ihtiyacını okuyabilen tarihsel bir aktör olarak ele alınmaktadır. Bu yaklaşım, klasik "büyük adam" tarih anlayışından ayrılarak toplumsal koşulların belirleyiciliğini de göz önünde bulundurmaktadır.

Ulus inşası süreci kitabın sosyolojik analizlerinde önemli yer tutmaktadır. Osmanlı Devleti çok uluslu ve çok dinli bir imparatorluktu. Buna karşılık Cumhuriyet, ortak vatandaşlık temelinde yeni bir siyasal kimlik oluşturmayı hedeflemiştir. Budak'ın değerlendirmeleri, bu dönüşümün yalnızca hukuki düzenlemelerle değil; eğitim, kültür, dil ve tarih politikalarıyla desteklendiğini göstermektedir. Burada sosyolojinin temel kavramlarından biri olan kolektif bilinç devreye girmektedir. Yeni devlet, ortak değerler ve ortak gelecek tasavvuru oluşturarak toplumsal bütünleşmeyi sağlamaya çalışmıştır.

Eğitim reformlarının kitapta geniş yer bulması da sosyolojik açıdan anlamlıdır. Çünkü eğitim, yalnızca bilgi aktaran bir kurum değil; aynı zamanda toplumsal değerlerin yeniden üretildiği temel mekanizmadır. Harf Devrimi, Millet Mektepleri, üniversite reformları ve bilimsel eğitimin teşvik edilmesi, yeni kuşakların farklı bir zihniyetle yetişmesini amaçlayan uzun vadeli dönüşüm projeleri olarak değerlendirilmektedir.

Budak'ın kitabında dikkat çeken önemli noktalardan biri de kültürel dönüşümün ekonomik ve siyasi reformlarla birlikte ele alınmasıdır. Toplumsal değişim yalnızca yasa değişiklikleriyle gerçekleşmez. İnsanların dünyayı algılama biçimlerinin değişmesi gerekir. Bu nedenle Cumhuriyet'in kültür politikaları, modernleşmenin tamamlayıcı unsuru olarak yorumlanmaktadır.

Birinci Dünya Savaşı sonrasında yalnızca Osmanlı Devleti değil; Avusturya-Macaristan ve Çarlık Rusyası gibi büyük imparatorluklar da dağılmıştır. Dolayısıyla yeni ulus devletlerin ortaya çıkışı yalnızca Türkiye'ye özgü bir gelişme değildir. Ancak Türkiye'nin farklılığı, bağımsızlık savaşını dış müdahaleye rağmen başarıyla tamamlayabilmiş olmasında yatmaktadır. Kitap, bu başarının temelinde yalnızca askerî stratejilerin değil; diplomatik öngörünün de bulunduğunu göstermektedir. Atatürk'ün uluslararası dengeleri doğru okuyabilmesi, Sovyetler Birliği ile kurduğu ilişkiler, Batı dünyasını dikkatle izlemesi ve barışçı dış politika anlayışı, tarihsel analizlerin önemli başlıkları arasında yer almaktadır. "Yurtta sulh, cihanda sulh" ilkesi, savaşın yıkıcılığını yaşamış bir liderin ulaştığı tarihsel bilgelik olarak yorumlanabilir.

Eserde dolaylı biçimde tartışılan önemli konulardan biri de modernleşmenin niteliğidir. Modernleşme, yalnızca Batı'nın kurumlarını kopyalamak anlamına gelmez. Budak'ın yaklaşımı, Atatürk'ün seçici bir modernleşme anlayışını benimsediğini düşündürmektedir. Bilim, hukuk, eğitim ve yönetim alanlarında evrensel ilkeler benimsenirken, ulusal bağımsızlık ve egemenlik temel değerler olarak korunmuştur. Bu yönüyle kitap, modernleşmeyi kültürel teslimiyet değil; ulusal güçlenme projesi olarak değerlendirmektedir.

Kitabın en güçlü yönü, Atatürk'ü tek boyutlu bir asker veya siyasetçi olarak sunmamasıdır. Onun düşünce dünyasını şekillendiren okuma kültürü, yabancı dil bilgisi, dünya tarihine ilgisi ve sürekli öğrenme arzusu, liderliğin bilgi temelli yönünü ön plana çıkarmaktadır. Günümüzde liderlik çalışmalarında sıkça vurgulanan "öğrenen lider" modeliyle bu yaklaşım arasında dikkat çekici benzerlikler bulunmaktadır.

Bugünün dünyasında dijital bilgi çağının hızla değişen koşulları düşünüldüğünde, Budak'ın ortaya koyduğu temel mesaj güncelliğini korumaktadır. Kalıcı güç, yalnızca siyasi otoriteden veya askerî başarıdan değil; bilgi üretme kapasitesinden, eleştirel düşünceden ve toplumu ortak hedefler etrafında birleştirebilme becerisinden doğmaktadır. Bu bağlamda eser, yalnızca geçmişi anlamaya değil, geleceğin liderlik anlayışını tartışmaya da katkı sunmaktadır.

Sonuç olarak “Atatürk Gücünü Nereden Alıyordu?”, tarihsel bir kişiliğin başarı hikâyesini anlatmanın ötesine geçerek liderlik, akılcılık, toplumsal dönüşüm ve modernleşme üzerine düşündüren disiplinlerarası bir inceleme niteliği taşımaktadır. Bu yönüyle eser, yalnızca geçmişi anlamak isteyenlere değil; liderlik, toplum ve devlet ilişkileri üzerine düşünen herkes için tartışmaya değer zengin bir perspektif sunmaktadır. Feyzullah Budak'ı bu güzel eserinden ötürü kutluyoruz.

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (2)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Feyzullah BUDAK
(01.07.2026 11:49 - #5924)
Çok teşekkürler Arzu Hanımefendi. Çok değerli bir yazı. Dikkatiniz, emeğiniz, bilinciniz ve irfanınız daim olsun.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Necla Arslanyıkar
(01.07.2026 12:55 - #5925)
Arzu Hanım,çok detaylı bir inceleme yazısı olmuş.Söylenmesi gereken her ayrıntıya değinmişsiniz.Sayın F.Budak kadar sizi de kutlamak gerekir.Bravo!..
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.