Suriye, onlarca yıl boyunca ve özellikle son 14 yılda modern tarihin en vahşi insani trajedilerinden birine tanıklık etti. Suriye halkı; varil bombaları, rastgele atılan füzeler ve kimyasal gazları kendi şehirlerine ve çocuklarına karşı kullanmaktan çekinmeyen acımasız bir askeri mekanizmayla karşı karşıya kaldı. Tüm bunlar yaşanırken, uluslararası toplum ve küresel örgütler derin bir sessizliğe bürünerek "üç maymunu" (görmedim, duymadım, bilmiyorum) oynamayı tercih etti. Bugün Esed çetesi ve onun suç ortaklarının devrilmesiyle, Suriye halkının kaynaklarını çalan, petrolü uluslararası pazarlarda satıp paraları hırsızların bankalarına kaçıran bu rejimin geride bıraktığı yıkım ve yolsuzluğun boyutu tüm çıplaklığıyla gözler önüne serilmektedir. Hama, Halep ve Cisr eş-Şuğur'da baba Esed döneminden başlayan haksız idam ve tutuklama geleneği, aynı suç zincirini sürdüren oğul Esed ile devam etmiştir.
Rejim Kalıntıları ve Mezhepçi Milislerin Kınanması
Katliamları meşrulaştıran ve bu suçlara sessiz kalan tüm rejim kalıntılarını ve destekçilerini en sert şekilde kınıyoruz. Bu barbar çete, Hz. Ali’nin insani öğretileri ve mezhebiyle hiçbir bağı olmayan başta İran rejimi ve Hizbullah olmak üzere mezhepçi milisleri ülkeye davet etti. Bu yapılar, "Zeyneb bir daha esir alınmayacak" gibi asılsız dini sloganların arkasına sığınarak toplu katliamlar yaptı, çocuk yaşlı demeden kan döktü ve Suriye şehirlerini harabeye çevirdi.
Uluslararası Tecrit Karşısında İnsani Dayanışma ve Türkiye’nin Rolü
Sözde "medeni dünyanın" sadece seyretmekle yetindiği bu zulüm ve yalnızlaştırma karşısında; Uygurlar, Özbekler, Türkmenler ve Çeçenler gibi toplulukların Suriye halkının özgürlük mücadelesine verdiği insani destek, insan haklarını savunduğunu iddia eden büyük güçlerin sergileyemediği bir dayanışma örneği olmuştur.
Bu süreçte Türkiye Cumhuriyeti, Suriye halkının en büyük sığınağı ve hamisi olmuştur. Türkiye; milyonlarca Suriyeli muhacıra kapılarını açarak onlara güvenli bir liman sağlamış, eğitimden sağlığa her alanda destek olmuştur. Sadece insani yardımlarla yetinmeyen Türkiye, güvenli bölgeler oluşturarak buralarda altyapıyı yeniden kurmuş, okullar ve hastaneler inşa ederek Suriye'nin kuzeyinde hayatın yeniden canlanmasını sağlamıştır. Bugün ve gelecekte de Türkiye'nin bu kurumsal, lojistik ve stratejik tecrübesi, Suriye'nin modern bir şekilde yeniden imar edilmesinde en önemli kılavuz ve ortak olacaktır.
Modern Devletin Öncelikleri: Planlı Kentleşme ve İmar
İstibdat sayfasının kapanmasıyla birlikte yeni Suriye devletinin inşası için acil öncelikler ortaya çıkmaktadır. Bir devletin borcunun olmaması değil, halkının yıkım içinde yaşaması bir utançtır; asıl gurur halka refah ve itibar sunabilmektir. Suriye; petrol, gaz, fosfat gibi yeraltı kaynakları, genç nüfusu, tarım arazileri ve turizm potansiyeliyle zengin bir ülkedir.
Bu bağlamda mevcut Suriye yönetiminin atması gereken adımlar şunlardır:
• Stratejik Borçlanma: Ekonomik çarkların dönmesi ve yeniden imar için uluslararası kuruluşlardan ve donör ülkelerden uzun vadeli ve düşük faizli krediler temin edilmelidir.
• Planlı Kentleşme: Rejimin 55 yıl boyunca göz yumduğu tek tipleşmiş gecekondu ve kaçak yapılaşma trajedisine son verilmelidir. Yıkılan şehirler; okulu, hastanesi, camisi ve tüm sosyal donatılarıyla planlı bir şekilde inşa edilmelidir. Tıpkı Türkiye’nin deprem felaketi sonrası sergilediği üstün başarı gibi; kısa sürede yüz binlerce modern konutu altyapısıyla tamamlayan Türk modeli, Suriye için somut bir örnek teşkil etmelidir.
• Golan Tepeleri ve Göçmenlerin Dönüşü: Sayıları 1.5 milyonu aşan Golan göçmenleri, rejim tarafından Şam’ın varoşlarında ve sefalet içinde kaderlerine terk edildi. Gerçek çözüm; İsrail'in Golan'dan çekilmesini sağlayacak bir barış anlaşmasının yapılması ve uluslararası destekle Golan halkının yıkılan köylerine geri dönmesidir. Bu adım Şam üzerindeki nüfus baskısını azaltacak ve diğer mağdurların yerleşimi için alan açacaktır.
Ekonomi ve Demokrasi: Geri Dönüşün Anahtarı
Avrupa’da ve diğer sığınma ülkelerinde yaşayan Suriyelilerin, maaşların 100 doların altında olduğu (dünyanın en düşük seviyesi) ve bir babanın ailesinin en temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamadığı harap olmuş şehirlere dönmesi beklenemez. Onurlu bir geri dönüşü teşvik etmek için:
1. Ekonomik Şartların İyileştirilmesi: Maaşlar yükseltilmeli ve insani yaşam standartlarında konutlar sağlanmalıdır.
2. Demokrasi ve Şeffaflık: Radikal gruplar veya askeri vesayet yerine, şeffaflık, halk katılımı ve sivil demokratik kurumlar desteklenmelidir.
Uluslararası Topluma ve Avrupa’ya Çağrı
Uluslararası topluma ve özellikle Avrupa devletlerine sesleniyoruz: Avrupa'da aşırı sağın yükselmesi ve mülteci meselesinin bir siyasi şantaj aracına dönüşmesi, sisteminizin yaşadığı krizin bir göstergesidir. Mülteci krizini çözmenin ve "ortak insani refahı" sağlamanın yolu sınırları kapatmak değil; Suriyelilerin kendi ülkelerini inşa etmelerine, ekonomilerini düzeltmelerine ve demokratik bir ortam yaratmalarına destek olmaktır. Ancak o zaman Suriyeliler gönüllü olarak topraklarına dönecek, bölgeye ve dünyaya istikrar gelecektir. Uluslararası kuruluşlar bürokrasiyi bir kenara bırakıp ahlaki sorumlulukla hareket etmelidir; zira dünya, Suriye halkına geçen kayıp yılların borcunu ödemekle yükümlüdür.
Anasayfa
Yazarlar
Abdülkerim Ağa/ Araştırmacı, Yazar
Yazı Detayı
Bu yazı 199 kez okundu.
Yıkımdan İnşaya: Suriye’nin Adalet ve Şeffaflığa Doğru Yolculuğu
Suriye, onlarca yıl boyunca ve özellikle son 14 yılda modern tarihin en vahşi insani trajedilerinden birine tanıklık etti. Suriye halkı; varil bombaları, rastgele atılan füzeler ve kimyasal gazları kendi şehirlerine ve çocuklarına karşı kullanmaktan çekinmeyen acımasız bir askeri mekanizmayla karşı karşıya kaldı. Tüm bunlar yaşanırken, uluslararası toplum ve küresel örgütler derin bir sessizliğe bürünerek "üç maymunu" (görmedim, duymadım, bilmiyorum) oynamayı tercih etti. Bugün Esed çetesi ve onun suç ortaklarının devrilmesiyle, Suriye halkının kaynaklarını çalan, petrolü uluslararası pazarlarda satıp paraları hırsızların bankalarına kaçıran bu rejimin geride bıraktığı yıkım ve yolsuzluğun boyutu tüm çıplaklığıyla gözler önüne serilmektedir. Hama, Halep ve Cisr eş-Şuğur'da baba Esed döneminden başlayan haksız idam ve tutuklama geleneği, aynı suç zincirini sürdüren oğul Esed ile devam etmiştir.
Rejim Kalıntıları ve Mezhepçi Milislerin Kınanması
Katliamları meşrulaştıran ve bu suçlara sessiz kalan tüm rejim kalıntılarını ve destekçilerini en sert şekilde kınıyoruz. Bu barbar çete, Hz. Ali’nin insani öğretileri ve mezhebiyle hiçbir bağı olmayan başta İran rejimi ve Hizbullah olmak üzere mezhepçi milisleri ülkeye davet etti. Bu yapılar, "Zeyneb bir daha esir alınmayacak" gibi asılsız dini sloganların arkasına sığınarak toplu katliamlar yaptı, çocuk yaşlı demeden kan döktü ve Suriye şehirlerini harabeye çevirdi.
Uluslararası Tecrit Karşısında İnsani Dayanışma ve Türkiye’nin Rolü
Sözde "medeni dünyanın" sadece seyretmekle yetindiği bu zulüm ve yalnızlaştırma karşısında; Uygurlar, Özbekler, Türkmenler ve Çeçenler gibi toplulukların Suriye halkının özgürlük mücadelesine verdiği insani destek, insan haklarını savunduğunu iddia eden büyük güçlerin sergileyemediği bir dayanışma örneği olmuştur.
Bu süreçte Türkiye Cumhuriyeti, Suriye halkının en büyük sığınağı ve hamisi olmuştur. Türkiye; milyonlarca Suriyeli muhacıra kapılarını açarak onlara güvenli bir liman sağlamış, eğitimden sağlığa her alanda destek olmuştur. Sadece insani yardımlarla yetinmeyen Türkiye, güvenli bölgeler oluşturarak buralarda altyapıyı yeniden kurmuş, okullar ve hastaneler inşa ederek Suriye'nin kuzeyinde hayatın yeniden canlanmasını sağlamıştır. Bugün ve gelecekte de Türkiye'nin bu kurumsal, lojistik ve stratejik tecrübesi, Suriye'nin modern bir şekilde yeniden imar edilmesinde en önemli kılavuz ve ortak olacaktır.
Modern Devletin Öncelikleri: Planlı Kentleşme ve İmar
İstibdat sayfasının kapanmasıyla birlikte yeni Suriye devletinin inşası için acil öncelikler ortaya çıkmaktadır. Bir devletin borcunun olmaması değil, halkının yıkım içinde yaşaması bir utançtır; asıl gurur halka refah ve itibar sunabilmektir. Suriye; petrol, gaz, fosfat gibi yeraltı kaynakları, genç nüfusu, tarım arazileri ve turizm potansiyeliyle zengin bir ülkedir.
Bu bağlamda mevcut Suriye yönetiminin atması gereken adımlar şunlardır:
• Stratejik Borçlanma: Ekonomik çarkların dönmesi ve yeniden imar için uluslararası kuruluşlardan ve donör ülkelerden uzun vadeli ve düşük faizli krediler temin edilmelidir.
• Planlı Kentleşme: Rejimin 55 yıl boyunca göz yumduğu tek tipleşmiş gecekondu ve kaçak yapılaşma trajedisine son verilmelidir. Yıkılan şehirler; okulu, hastanesi, camisi ve tüm sosyal donatılarıyla planlı bir şekilde inşa edilmelidir. Tıpkı Türkiye’nin deprem felaketi sonrası sergilediği üstün başarı gibi; kısa sürede yüz binlerce modern konutu altyapısıyla tamamlayan Türk modeli, Suriye için somut bir örnek teşkil etmelidir.
• Golan Tepeleri ve Göçmenlerin Dönüşü: Sayıları 1.5 milyonu aşan Golan göçmenleri, rejim tarafından Şam’ın varoşlarında ve sefalet içinde kaderlerine terk edildi. Gerçek çözüm; İsrail'in Golan'dan çekilmesini sağlayacak bir barış anlaşmasının yapılması ve uluslararası destekle Golan halkının yıkılan köylerine geri dönmesidir. Bu adım Şam üzerindeki nüfus baskısını azaltacak ve diğer mağdurların yerleşimi için alan açacaktır.
Ekonomi ve Demokrasi: Geri Dönüşün Anahtarı
Avrupa’da ve diğer sığınma ülkelerinde yaşayan Suriyelilerin, maaşların 100 doların altında olduğu (dünyanın en düşük seviyesi) ve bir babanın ailesinin en temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamadığı harap olmuş şehirlere dönmesi beklenemez. Onurlu bir geri dönüşü teşvik etmek için:
1. Ekonomik Şartların İyileştirilmesi: Maaşlar yükseltilmeli ve insani yaşam standartlarında konutlar sağlanmalıdır.
2. Demokrasi ve Şeffaflık: Radikal gruplar veya askeri vesayet yerine, şeffaflık, halk katılımı ve sivil demokratik kurumlar desteklenmelidir.
Uluslararası Topluma ve Avrupa’ya Çağrı
Uluslararası topluma ve özellikle Avrupa devletlerine sesleniyoruz: Avrupa'da aşırı sağın yükselmesi ve mülteci meselesinin bir siyasi şantaj aracına dönüşmesi, sisteminizin yaşadığı krizin bir göstergesidir. Mülteci krizini çözmenin ve "ortak insani refahı" sağlamanın yolu sınırları kapatmak değil; Suriyelilerin kendi ülkelerini inşa etmelerine, ekonomilerini düzeltmelerine ve demokratik bir ortam yaratmalarına destek olmaktır. Ancak o zaman Suriyeliler gönüllü olarak topraklarına dönecek, bölgeye ve dünyaya istikrar gelecektir. Uluslararası kuruluşlar bürokrasiyi bir kenara bırakıp ahlaki sorumlulukla hareket etmelidir; zira dünya, Suriye halkına geçen kayıp yılların borcunu ödemekle yükümlüdür.
Ekleme
Tarihi: 02 Haziran 2026 -Salı
Yıkımdan İnşaya: Suriye’nin Adalet ve Şeffaflığa Doğru Yolculuğu
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
