Düşünmeyi bıraktık…
Butlan kararı ve sonrasında gelişenlerin net bir şekilde ortaya koyduğu önemli şeylerden biri de toplum olarak düşünmeyi bıraktığımız gerçeği bence.
“Totaliter iktidarların amacı insanları inandırmak değil, hiçbir şeye inanmayana dek kuşkuya düşürmeye çalışmaktır.”
Hannah Arendt'in Totalitarizmin Kökenleri (1951) adlı eserinde vurguladığı bir tespittir…
Arendt aynı adlı eserinde tespitlerine şöyle devam eder.
“Totalitarizm, insanların belirli bir yalanı yutmasını sağlamaktan ziyade, yalan ile gerçeğin, doğru ile yanlışın ayrımını yok etmeyi amaçlar.”
İşte asıl tehlike burada başlamaya başlar diyerek ekler ve Arendt’ in analizlerinde; totaliter iktidarlar ve şüphe kavramlarını ayrı ayrı unsurlarla başlıklara ayırdığı da görülür.
Bunlardan en çok dikkat çeken bazıları şöyle: Öncelikle, inançsızlık yaratmak.
“Sürekli değişen yalanlar ve propaganda, halkta o kadar yoğun bir hakikat kaybıyaratır ki, insanlar sonunda artık hiçbir şeye, hiçbir kaynağa inanmaz hale gelirler.”
Daha sonra
Gerçeklik ile kurgu arasındaki ayrımın yok edilmesi, der ve şöyle açıklar:
“Totaliter yönetimlerin ideal konusu; gerçek ile kurgu veya doğru ile yanlış arasındaki farkın artık kalmadığı insanlardır.”
Yani, gerçeklik algısının yıkılmasıdır der Arendt.
Öyle ki;
“İnsanlar gerçek ile yalanı, doğru ile yanlışı ayırt edemez hale gelir. Bu, insanların dünyayı yönlendirme yeteneği olan hakikat hissini yok eder.”
Arendt, ideal öznenin niteliğinde, Kinizm (Sinizm) ve Teslimiyeti de şöyle açıklar.
Totaliter iktidarların ideal öznesinin ikna olmuş bir Nazi veya Komünist değil, "hakikat ile yalan arasındaki ayrımı artık yapamayan insanlar olduğunu belirtir ve ekler;
“Hakikatin olmadığına inanan kitleler, yöneticilerin yalan söylediğini bilseler bile, "herkes yalan söylüyor" düşüncesiyle kinik bir tutum takınır ve yönetime boyun eğer.” Der.
Totaliter iktidarların sürekliliği ile ilgili ise şu açıklamayı yayar.
“Bu durum, halkı sürekli bir şüphe ve nihilizm içinde bırakarak, iktidarların yalanları her gün yeniden inşa etmesine olanak tanır.” Der.
Yani, toplumsal ahlaki çöküş dediğimiz noktayı şöyle anlatır;
“Doğru ve yanlış arasındaki çizginin belirsizleşmesi, insanların ahlaki muhakeme yeteneğini de elinden alır.” Der.
Ve Arendt eserinde hakikat sonrası oluşan kaosu da şöyle açıklar.
“Bu durum, bireylerin kendi gözleriyle gördüklerine bile şüpheyle yaklaşmalarına neden olan, toplumu edilgen hale getiren bir post-truth (hakikat sonrası) kaostur.”
Tüm bu analizleri okuduğumuzda görüyoruz ki, toplumlar; artık neyin gerçek olduğunu bilmediği için, düşünmeyi bırakıyorlar…
Bu durumda zedelenen şeylerden biriside, gerçeğin olasılığına olan güven oluyor.
Zira; gerçekler yadsındıkça, gücü zayıflar. Hatta, öyle bir noktaya gelenir ki, gerçek gücünü tamamen yitirir.
Adalet, ahlak, onur dediğimiz değerler, çöküş içinde dediğimiz noktaya da bu şekilde varır…
Arendt eserlerinde bu durumu, Nazilerin yalanı sadece bir bilgi çarpıtması değil, gerçekliği yok etmek ve insanları bitkin düşürerek düşünmeyi bırakmalarını sağlamak amacıyla bir silaha dönüştürdüğünü vurgulamaya çalışılarak anlatmış.
İnsanlar, sürekli değişen ve çelişen yalanlar karşısında yorulur, gerçeği aramaktan.
Kolay olan kabullenişi seçer.
Tüm bu analizler, şu gün; her bir vatandaşın içinde bulunduğu sosyo-ekonomik durumdan tutun, siyasi arenadan, adalete, hukuka varıncaya kadar yüzlerce yorgunluğun altında yaşayan bir topluma dönüştürülmesinin nedenlerini açıklıyor…
Arendt onlarca yıl öncesinde bunları gelecek nesillerde ki toplumları suçlamak için değil, bir farkındalık için yazmış…
Çünkü totaliter rejimler dünya tarihinde hep var olmuştur.
Düşünmeyi bırakan toplumlar için daima da var olacağını ön görmüştür...
Eskiden belki de şiddetle gelen totaliterlik, elbette günümüzde şiddete ihtiyaç duymayan kavramlarla şekil değiştiren mesela, bilginin manipüle edilmesiyle, algılarla yapılabilmektedir…
Ki, çağımızın en büyük silahı yoksullaştırma ve sonuncunda doğan çaresizliğin getirdiği yorgunluk…
Tek bir kurtuluşu var der Arendt, düşünmek.
Bağımsız düşünmek.
Soru sormak, sorgulamak.
Aldığınız cevaplar sizi ne kadar çelişkiye düşürürse düşürsün, düşünmekten ve gerçeği merak edip aramaktan pes etmemek.
İhtiyaç duyduğumuz şey, ne bir parti ne de illa ki bir kurtarıcıdır.
Günlerdir Butlan kararı ile ilgili konuşulmadık şey kalmadı.
Ama ana gündem de başka konuda kalmadı.
Oysa, büyük çoğunluğumuz ekonomik çöküntü altında adeta nefes alamaz durumdayız…
Kimse konuşmuyor bu derin yoksulluğu…
Not: alıntılar yazarın eserlerine dayanmaktadır.
